Tefsir Kulliyati - 13. Sayfa - 100Adiyat
|
Surenin İsmi: |
|
Önceki Sureyle İlişkisi: |
|
Surenin Muhtevası: |
|
Nimetlerin İnkarı, Hayır Yolunda Cimrilik Ve Ahirete Hazırlığı İhmal: |
|
Belagat: |
|
Kelime ve İbareler: |
|
Nüzul Sebebi: |
|
Açıklaması: |
|
Ayetlerden Çıkan Hüküm Ve Hikmetler: |
ÂDİYAT SURESİ
Surenin İsmi:
Bu sure "âdiyaf'a yeminle başladığı için Adiyat suresi olarak adlandırılmıştır. Âdiyat, mücahitlerin düşmanla buluşmaya koşan atlarıdır.[1]
Önceki Sureyle İlişkisi:
İki sure arasındaki ilişki iki noktada belirmektedir:
1- Allah Tealâ'nın Zilzal süresindeki "Yer ağırlıklarını çıkardığı..." lafzı ile bu suredeki "Kabirlerin içindekiler çıkarıldığı zaman..." sözü arasında açık bir bağlantı vardır.
2- Önceki surede hayır ve şerrin karşılığının verileceği açıklandıktan sonra, Allah Tealâ insanı Rabbinin nimetlerini inkâra, dünya hayatını ahirete tercih etmeye, ahiretteki hesaba hazırlanmayı ihmal etmeye karşı uyarmış, bu durumda olanları kınamıştır. [2]
Surenin Muhtevası:
Mekke döneminde inen bu sure üç hususa işaret etmektedir:
1- İnsanın, Rabbinin kendisine verdiği nimetlerini çok inkâr eden, görmezden gelen bir varlık, aynı zamanda bunu ikrar eden bir şahit olduğuna dair mücahitlerin atları üzerine yemin edilmesi: "Andolsun o harıl harıl koşanlara..." (1-7. ayetler).
2- İnsanın servet ve mal sevgisine olan temayülü: "Gerçek o, mal sevgisinden dolayı pek katıdır." (8. ayet).
3- Yaratılmışların hesap ve ceza için Allah'a döndüğü zaman insana fayda verecek hayır işi ve salih amel yapmayı teşvik ve kıyamet günü şiddetli ceza ile tehdit: "Hâlâ o, bilmeyecek mi? Kabirlerin içindekiler çıkarıldığı zaman." (9-11. ayetler). [3]
Nimetlerin İnkarı, Hayır Yolunda Cimrilik Ve Ahirete Hazırlığı İhmal:
1- Andolsun o nefes nefese koşanlara,
2- O çakarak ateş çıkaranlara,
3- Sabahleyin baskın yapanlara,
4- Derken orada toz koparanlara,
5- Bununla bir topluluğun ta ortası- na dalanlara ki,
6- Muhakkak insan Rabbine karşı çoknankördür.
7-Hiç şüphesiz o buna hakkıyla şa- hittir.
8-Gerçek o, mal sevgisinden dolayı pek katıdır.
9- Hâlâ o, bilmeyecek mi? Kabirle- rın içindekiler çıkarıldığı zaman.
10- Göğüslerde ne varsa onlar da derlenip toparlandığı (zaman)
11- Hakikat, o gün Rableri onlardan elbette tamamiyle haberdardır.
Belagat:
"Muhakkak insan rabbine karşı çok nankördür", "Gerçek o, mal sevgisinden dolayı pek katıdır", "Hakikat, o gün Rableri onlardan elbette tamamiyle haberdardır." ayetlerindeki "inne" ve "lam" ile (mealde; "muhakkak", "hakikat", "gerçek" kelimeleri ile) yapılan tekid, durumun daha iyi kavranması içindir.
"Hâlâ o, bilmeyecek mi? Kabirlerin içindekiler çıkarıldığı zaman." tehdit ve uyarı maksadıyla sorulmuş sorudur.
"Hakikat, o gün Rableri onlardan elbette tamamiyle haberdardır." tazmin ifadesidir. "Haberdardır" sözü karşılık verme, mükâfatlandırma manası ihtiva etmektedir. Yani, amellerinin karşılığım verecektir. [4]
Kelime ve İbareler:
"Andolsun o nefes nefese koşanlara" Mücahitlerin koşan ve sesli sesli soluyan atlarına yemin etti. Ebu Hayyan: Zahir olan adiyat cinsine yemin edilmiş olmasıdır, dedi. Âdiyat, düşmana karşı ileriye atılan attır. Ayetteki "Zabh" ise koşup yürürken atın nefesindeki sestir. "O çakarak ateş çıkaranlara" Ateş çıkaran atlar. Atlar gece vakti taşlık bir yerde koştuğu veya yürüdüğünde nallarından kıvılcım çıkar. "Sabahleyin baskın yapanlara" Sabah vaktinde, sahiplerinin baskın yapması ile hücum yapan atlara.
"Derken orada toz koparanlara" Koşma yerinde veya o sabah vaktinde toz koparanlar. "Bununla bir topluluğun ta ortasına dalanlara" O vakitte veya düşmanda ya da tozda kalabalığın ortasında oldular.
Allah'ın üzerindeki nimetlerini inkârı ile "Muhakkak insan rabbine karşı çok nankördür." Kastedilen insan cinsidir; kâfirin kastedildiği de söylenmiştir. "Hiç şüphesiz o buna hakkıyla şahittir." O, nankörlüğüne şahittir de.
"Kabirlerin içindekiler çıkarıldığı" Ölüler diriltüdiği zaman. "Göğüslerde" iman, küfür, şer, hayır, amaçlar ve niyetler "ne varsa onlar da derlenip toparlandığı" ortaya çıkarıldığı "zaman." Kalp asıl olduğu için hususi olarak zikredilmiştir. [5]
Nüzul Sebebi:
"Andolsun o nefes nefese koşanlara" ayetinin (1. ayet) nuzül sebebiyle ilgili olarak Bezzar, İbni Ebi Hatim ve Hakim İbni Abbas'tan şöyle rivayet ettiler: Rasulullah (s.a.) atlıları gönderip bir ay geçtiği halde onlardan bir haber gelmeyince Adiyat suresi inmiştir. [6]
Açıklaması:
"Andolsun o nefes nefese koşanlara, O çakarak ateş çıkaranlara, Sabahleyin baskın yapanlara." Allah yolundaki mücahit süvarilerin düşman üzerine hücum eden atlarına yemin olsun. Hızlı koşmasından dolayı da o esnada şiddetli soluma ve nefes sesleri duyulmaktadır. Nallan kayaya veya taşa sürtündüğü için de koşarken ayaklarından kıvılcımlar çıkmaktadır. Sabah vaktinde düşman üzerine hücumdadırlar.
"Derken orada toz koparanlara, Bununla bir topluluğun ta ortasına dalanlara ki." Sabahı veya atların savaştığı yeri havayı dolduran bir toza boğmuşlardır. Düşmanın ortasına dalmışlardır. Allah Tealâ'nın atlara yemin etmesinin nedeni, düşmana saldırmada diğer hayvanlarda bulunmayan özellikleri olmasındandır. Atın alnında kıyamete kadar hayır vardır.[7] Ayrıca o dönemin en önemli savaş aracıdır. Burada amaç atın müminler nezdinde değerli olduğunu dolayısıyla terbiyesi ile ilgilenmeleri, Allah yolunda cihat için onunla eğitim yapmaları, üstün gayretlere, ciddi görünüme ve işe alışmaları için teşvik etmektir.
Yeminin cevabı ise şudur:
"Muhakkak insan Rabbine karşı çok nankördür." Muhakkak insan tabiatı gereği nimeti çokça inkâr eden, bile bile küfreden ve o nimeti veren yaratıcıya şükretmeyip, dinine, boyun eğmeyi kabul etmeyendir. Ancak nefsini zorlayıp, dünya ve ahiretini düşünerek taat ve fazilete yönelen, ma-siyet ve rezillikten kaçınan bundan müstesnadır.
Zahir olan, insan ile muradın insan cinsi arasında belli bir kesim olduğudur. Ekseri alimlere göre buradaki insanın daha sonraki "bilmeyecek mi?" sözüne binaen kâfir olduğu söylenmiştir. Şunu da söylemişlerdir: İnsan cinsinin bu yapıda olmuş olması da muhtemeldir. Lütfü ve tevfiki ile Allah'ın koruduğu hariç. "Bilmeyecek mi?" sözünün ilmi ile amel etmediği için kınama olması da caizdir.
"Hiç şüphesiz o buna hakkıyla şahittir." İnsanın nankör ve inadına inkarcı olmasına kendisi de şahittir. Lisan-ı hali, sözlerinde ve fiillerinde Rabbine isyanı ile inkâr ve nankörlüğünde kendi aleyhine şahitlik eder. Allah Tealâ buyurdu ki: "Allah'a eş koşanların, kendi küfürlerine bizzat kendileri şahit iken, Allah'ın mescitlerini imar etmeleri onların işi değildir." (Tevbe, 9/17) Katade ve Sevri ise: "Allah buna şahittir." dediler.
"Gerçek o, mal sevgisinden dolayı pek katıdır." İnsan mala sevgisinden ötürü cimridir. Veya mala sevgisi kuvvetlidir. Bu durumda iki görüş vardır: Birincisi mala sevgide pek şiddetlidir, ikincisi de mala sevgisi sebebi ile hırslıdır, cimridir. İbni Kesir ikisi de doğrudur, dedi.
Sonra da insanı, bu yapıda olmayı sürdürmesi halinde tehdit edip uyarmaktadır:
"Hâlâ o, bilmeyecek mi? Kabirlerin içindekiler çıkarıldığı zaman. Göğüslerde ne varsa onlar da derlenip toparlandığı (zaman). Hakikat, o gün Rableri onlardan elbette tamamiyle haberdardır." İnadından inkâr eden ka-birlerdeki ölülerin çıkarılıp insanların kendilerinde gizledikleri niyetlerin, hayır ve şerrin açılıp ortaya konduğu anı bilmiyor mu? O diriltilenlerin Rabbi onları iyi bilmektedir. Bütün durumlarına muttalidir. Ne o gün ne de başka bir zaman, onların hiçbir şeyi O'ndan gizli kalır. O günde bütün amellerine karşılık onları değerlendirecek ve zerre miktarı zulmetmeye-cektir. Eğer bunu bilip anladi'arsa mal sevgisi onları Rablerine şükürden, ibadetten ve ahirete yönelik amelden alıkoymasın.
Özellikle kalp amellerini zikretmesi, diğer organların amellerinin kalbin amellerine bağlı olmasından dolayıdır. Kalplerdeki istek ve etkiler olmasa organların eylemleri oluşmazdı. "Rableri" şeklinde zamiri çokluk olarak kullanmıştır. Çünkü insan çoğul manasınadır. "Muhakkak insan ziyandadır." ayetinin ardından "İman edenler müstesna." buyurmuştur. (Asr, 103/2).
Allah Tealâ insanların durumunu bütün zamanlarda bildiği halde, karşılık verme gününü bildiğini tekid için "o gün" demiştir.
Karşılık vermeyi onları ve amellerini bilme ve kavrama ile ifade etti. Çünkü maksat tehdittir. "Dedikleriniyazacağız." (Ali İmran, 3/181) sözü de bunun gibidir. Onların sözleri ve fiilleri filen yazılmış olduğu halde yazacağız demiştir. Onları, söylediklerine karşılık münasip bir ceza ile cezalandıracağız demektedir. Bu durumda "haberdardır" sözü -ki, O her zaman haberdardır- o gün cezalarını vereceğim manasını içermektedir.[8]
Bu ayet Allah Tealâ'nın zamana ait cüziyyatı da bildiğine delildir. Zira Allah Tealâ o gündeki durumlarının keyfiyetini bildiğini haber vermiştir. Bunu inkâr eden kâfir olur. [9]
Ayetlerden Çıkan Hüküm Ve Hikmetler:
Ayetlerden şunlar anlaşılmaktadır:
1- Allah Tealâ, adeten Arapların zihnini meşgul eden atlara yemin ederek; insanın şükür ve sabır konusundaki eksikliğine, onu hakiki kemâli elde etmekten alıkoyacak olan mala düşkünlüğüne dikkat çekmiştir.
İnsan, küfran-ı nimet, mal sevgisi ve cimriliğe müsait yaratılmıştır. O kendisini kurtuluş ve mutluluğunun bulunduğu şekle sokmalıdır.
2- Sonra Allah Tealâ insanın başlangıcı ve dönüşüne ait durumlarını tam, ezeli, ebedî ve kapsamlı ilmi ile kuşatmıştır. Kınama veya tehdit, akıllıları kesin sonu düşünmeye, ahiret için takva ve fazilet azığı ile hazırlanmaya, isyan, aykırılık ve rezillikten uzak kalmaya sevkeder.
Ameller, sözler ve davranışlarla ilgili karşılığın verileceği vaktin bilgisi, Allah Tealâ'nın onu ezeli bilgisinden farklı değildir. "O gün" demesi, ilminin geçmiş, mevcut ve geleceği kuşattığını tekid içindir. Ceza geçmiş amelle bağlantılı olduğuna göre hususileştirilmesi hatırlama ve unutmamaya, dengeli bir tutum, bilginin yeterliliği ve cezanın vaktine delâlet eder. [10]
[1] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/602.
[2] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/602.
[3] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/602.
[4] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/603.
[5] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/603-604.
[6] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/604.
[7] Peygamber (s.a.): "Atın alnına kıyamete kadar hayır yazılmıştır." buyurdu. (Ahmed, Buhari, Müslim, Nesai, İbni Mace Ebu Hureyre'den rivayet etti.)
[8] Bahru'l-Muhit,VLlV505.
[9] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/604-606.
[10] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/606.
İslami Okul Okulların En Önemlisi