Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Kârîa Süresi - Kuran - 101Karia - 1. Sayfa

KÂRÎA SÜRESİ 2

Meal 2

Dirayet Ve Rivayet Tefsiri 2


KÂRÎA SÜRESİ

 

Meal

 

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

1- Kana   (yürekleri parçalayacak  olan o büyük felaket)

2- Nedir Karia?

3- (Ey Rasûlüm!)   Karia'yi sana ne bildirdi?

4- O gün insanlar  (ateşin etrafında dolaşan perişan)  ve yere serilmiş pervane gibidir.

5- Dağlar atılmış ve renkli yüne benzerler.

6- Kimin tartılan ağır gelirse,

7- O memnun edici bir hayat içindedir.

8- Kimin tartılan hafif gelirse,

9- Onun anası   (varacağı yer) Haviye'dir.

10- (Ey Rasûlüm!)  Sana ne anlattı ki o itedir?

11- O kavurucu bir ateştir. [1]

 

Dirayet Ve Rivayet Tefsiri

 

(1-11)   «Karia,.,b Bu Ayetlerin Tefsiri Mekke Dönemi'nde nazil ©Imuştur. 11 ayettir.

Bu sure ihtilafsız Mekkî'dir. Ayetleri Küfe sayımına göre 11, Hicaz'a göre on, Basra ve Şam sayımına göre sekizdir.

«El-Karia» cumhura göre Kıyamet demektir. Başlangıcı sura birinci üfürülüş, sonu da bütün mahlûkat arasında hüküm icra edildiği zamana kadardır.

Bazıları «El-Karia, birinci üfüriilüşün sesidir» der. Dahhafc «O, öfkeli ve feryadlı ateştir» demişse de Dahhak'ın bu tefsiri makbul değildir.

«Karia» ister kıyamet, ister ateş veya sura üfürülüşün sesi ol­sun şiddetle vurmak demek olan «Kar» kökünden gelir.

Dördüncü ayetin başındaki «yevme» kelimesi mukadder bir fiilin zarfıdır. Yani hatırlat o günü ki insanlar...

Zemahşeri «Bu kelime karia cinsinden takdir edilen bir fiilin zarfıdır» der. Yani Kıyamet insanların feraş gibi olduğu günde kopar! «Feraş», Cevheri'nin ifade ettiğine göre Peraşet'in çoğulu­dur. Yani kelebekler (çekirgeler) uçar ve kendilerini ateşe atar-lar! Bu görüş Katade'den gelmiştir. Bazıları «Feraş ince bir kuş* tur, durmadan ateşe yönelir, ta ki çerağtn içine girdikten (yan' diktan) sonra durur» der.

Ebu Hureyre, «Mebsus» dağılmışlardır demektir, diyor. Yani mahşerdeki insanların ilk durumları kelebekler gibidir. Şaşkın şaşkın durup bakarlar. Sonra kelebekler gibi olurlar. Çünkü kele­beğin gittiği bir yön vardır. «Mebsus» dağılmış, yayılmış demek­tir.

îbn Abbas ve Perra derler ki: «İnsanlar haşre gönderildikle­rinde bir kısmı diğerinin arasına girer, şaşkınca ve dehşetle kele­bekler (çekirgeler) gibi birbirlerini çiğnerler. Dağlar elle didik di­dik edilen yün gibi olur. Yani kasırga İmline dönerler, giderler ve yokolurlar.» Nitekim Cenab-ı Hak Vakıa Suresi'nin altıncı ayetin­de «Yayılan toz gibi olur» demiştir.

Dilciler, «El-İhn» boyalı yün demektir, derler. Tafsilatı Mearic Suresi'nde geçti. Yani bütün dağlar atılmış, didilmiş yün gibi olur­lar. Parçalan birbirinden ayrılır, havada bir toz haline gelip yayı­lacaktır.

«Kimin tartıları ağır gelirsen ayeti insanların mahşerde iki grup oluşturacağını icmalen açıklamaktadır. Ayrıca o iki grubun herbirinin özel olan hallerinin keyfiyetine dikkati çekmektedir. Ay­nı zamanda bu cümle amellerin tartılacağına işaret eder. Amelle­rin tartılacağına gerçekten inanmak imandandır. Fakat onu inkâr eden kâfir olmaz. Kenz'ul-Esrar'm sahibi «Ameller iki kefesi ve di­li olan bir terazi ile tartılacaktır. O kefeler göklerin ve yerlerin ta­bakaları kadardır. Allah onun mâhiyetini herkesten daha iyi bilir» diyor.

Bu tartının yeri cennet ile cehennem arasındadır. Bu husus Nevadir*ul-Usurde yer almaktadır. En meşhur ve en sıhhatli gö­rüşe göre mizan bir tanedir. Nitekim daha Önce de zikrettiğimiz gibi bu tartı, bütün ümmetlerin bütün amelleri için kâfi gelecek­tir. Ayetteki «Mevaziyn» kelimesi mizan'm çoğuludur. Çoğul geti­rilmesi tazim içindir. Tıpkı «Ad, Rasûlleri yalanladı» ayetinde ol­duğu gibi. Yani kendilerine   gelen . peygamberi yalanladılar.   Bu

sanki bütün peygamberleri yalanlamak gibidir. Veya «Mevaziyn» parçalar itibarıyla çoğul getirilmiştir. Bazıları, «Cenab-t Hak o ameller sayısınca cisimleri yaratacaktır. Onların kalbi olmayacak­tır ve onlar tartılacaktır» diyorlar Bunu söyleyenler bü hususta bir rivayet olduğunu da iddia ediyorlar. Zahire bakılırsa ağırlık ve hafiflik dünyadaki ağırlık ve hafiflik gibidir. Ağır olan alta evvel gider, sonra İlliyyin'e kadar yükselir. Hafif olan evvel yükseğe gi­der, sonra esfeli safiline kadar iner.

Bazı muteahhirin alimleri, «Bu mizan dünyadakinin tam ter­sinedir. Müminin ameli ağır basarsa yükselir ve günahlarına ağır­lık olur. Kâfire gelince, onun bir kefesi ağır basar, çünkü diğer kefede hasenat yoktur» demişlerdir. Bunu söyleyen zat sonra bu ayeti okudu: «Salih amel onu yükseltir.»

Bazılarına göre, tartının sıfatı şudur: Bütün kulların amelle­ri bir defada mizana sokulur. Hasenat nur kefesinde Arşın sağın-da, cennet tarafmdadır. Veya cennet kefesinde cehennem tarafın-dadır. Allah her insan için amelinin hafifliğini ve ağırlığım idrak edecek zaruri bir ilim yaratır. Amellerin tartılması herkes için de­ğildir. Zira sahih bir hadiste: «Ya Muhammedi Cennete ümmetin­den üzerlerinde hesap olmayanları sağ kapıdan götür» denilmek. tedir. Peygamberler için tartı bahis konusu değildir. Ancak Allah kimin amelinin tartılmasını isterse o tartılır. Kadı Munzir bin Said el-Beruti der ki: «Sabr ehlinin amelleri tartılmaz. Cenab-t Hak on­lara oluk halinde sevap verir» .

Zahire göre münafıklar kafirlere dahildirler. Hakikatte onla-nn amelleri mutlaka tartılır. Çünkü ayet ve hadislerin zahiri bunu iktiza ediyor. Sıhhatli görüşe göre mümin cinlerin de kâfir cin­lerin de insanlar gibi amelleri tartılır.

Mutezile, gerçek mânada tartıyı kabul etmiyor. Mücahid, Dah-hak ve A'meş gibi Ehli Sünnet'ten bir cemaat da bu hususta onla­ra katılmıştır. Ve derler ki: «Ameller arazlardır. Baki kalmaları mümkün olmadığı için tartıları da mümkün değildir». Binaenaleyh tartı adil ve eşit hüküm vermekten kinayedir.

Bazıları «Mizanlardan maksat hüccetler ve delillerdir» demişe Zerdir. (Abdulaziz bin Yahya).

«Onun annesi haviyedir; yani cehennemdir», Cehenneme «ana» denilmesi insanın annesinin yanına sığındığı gibi cehenneme sığın-masından dolayıdır. (îbn Zeyd). Ateşe haviye denilmiştir. Çünkü ateş çok derin olduğundan dolayı insan uzun zaman içine düşer de onun sonuna varamaz.

Bir rivayete göre «haviye» ateşin en alt tabakasıdır.

«Hamiye»nin mânâsı şiddetli hararet demektir. Sahihi Müs­lim'de Ebu Hureyre Rasûl-Ü Ekrem'den şöyle rivayet ediyor: «Sû zin Ademoğlu tarafından yakılan şu ateşiniz cehennem hararetinin yetmiş parçasından bir parçasıdır».

Sahabiler: «Eğer sadece bu dünya ateşi olsa da kâfi gelir ya Rasûlullah!» deyince Hz. Peygamber: «O altmış dokuz defa bundan daha hararetlidir ve her parçanın harareti tek başına dünya ateşi, nin harareti gibidir» buyurdu.

Hz. Ebubekir Siddık, «Mizanı ağır olanın mizanı ağır olur, çünkü orada hak vardır. îçinde hak olan bir mizanın daha da ağır olmast'gibidir. Mizam hafif olanın mizam hafif olur. Çünkü orada bâtıl vardır. İçinde bâtıl olan bir mizanın hafif olması gereklidir» buyurmuştur.

Ebu Hüreyre'den bir hadis nakledilmektedir: «Ölüler kendi, lerine gelen bir kişiden (ölüp gelen bir kişiden) daha Önce Öleyı bir kişinin hâlini sorarlar. O da «O daha önce Öldü» der ve onlara «Sizin yanınua gelmedi mi?» diye sorar. Onlar, «yemin ederiz, ha-yır, daha gelmedi» derler. Yani gelen ölü, «Biz Allah içiniz ve O'nun yanına dönücüleriz» der. O annesi haviyeye götürülmüşdü. Ne kö­tü anadır Haviye! Ne kötü terbiyecidir Haviye! [2]

 

KARÎA SURESÎ'NÎN SONU

 



[1] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 16/148.

[2] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 16/149-152.