Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Karîa Suresi - Kuran - 101Karia - 2. Sayfa

KARÎA SURESİ

 

101

 

İndiği Yer :

 

Mekke

 

İniş Sırası :

 

30

 

Âyet sayısı :

 

11

 

Nüzulü

 

Mushaftaki sıralamada yüz birinci, iniş sırasına göre otuzuncu sûredir. Ku-reyş sûresinden sonra, Kıyâme sûresinden önce Mekke'de inmiştir.[1]

 

Adı

 

Sûre, ilk âyeti oluşturan ve "kapı çalan" anlamına gelen "Karia" kelimesiyle isimlendirilmiştir.[2]

 

Konusu

 

Sûrede bazı kıyamet tasvirlerine yer verilmekte, âhiret sorumluluğu bilinci aşılayan uyanlarda bulunulmaktadır.[3]

 

Meali

 

Rahman ve rahîm olan Allah'ın adıyla... 1. Kulakları patlatan o ses! 2.0 ne dehşetli ses! 3.0 korku salan sesin ne olduğunu bilir misin? 4.0 gün insanlar dağılmış kelebekler gibi olur. 5. Dağlar da atılmış renkli yüne dönü­şür. 6. Kimin tartılan amelleri ağır gelirse, 7. İşte o mutlu bir hayat içinde olur. 8. Amelleri yeğni olana gelince, 9. Onun varacağı yer Hâviye'dir. 10. Ne­dir o Hâviye bilir misin? 11. Yakıp kavuran bir ateş![4]

 

Tefsiri

 

1-3. "Kulakları patlatan o ses" diye çevirdiğimiz "kari'a" kelimesi sözlükte "şiddetle vurmak, çarpmak" anlamına gelen "kar"' kökünden türemiş bir isim olup kıyameti ifade eder. Arapça'da büyük felâket ve belaya da "kari'a" denir.[5] Kıyamet dehşet verici halleriyle kalplere korku saldığı ve o günde suçlu­lar cezaya çarptırıldığı için kıyamete "kari'a" denmiştir. Bu âyetler, gerek üslûp gerekse anlam bakımından kıyamet olayının büyüklüğünü ve şiddetini ifade ettiği gibi kıyametin ne zaman meydana geleceğinin bilinemeyeceğini de göstermekte­dir.[6]

 

4. Kıyamet gününde insanların kabirlerinden kalkarak mahşer yerine gidişle­ri tasvir edilmektedir. İnsanlar o anda korku ve dehşet içerisinde dağınık bir halde bulunacaklarından Yüce Allah onları dağılmış kelebeklere benzetmiştir. Kabirle­rinden kalkan insanlar büyük kalabalıklar oluşturacakları için de başka bir âyet-I kerimede.[7] dağılmış çekirgelere benzetilmektedirler. O gün insanlar birbirlerini çiğnercesine hareket edip mahşerde toplanacaklardır.[8]

 

5. Kıyamet gününde dağların yok olma safhalarından biri dile getirilmekte­dir. Başka âyetlerde anlatıldığına göre o gün dağlar parça parça olacak [9] akıp giden kum yığını haline gelecek[10]  atılmış renkli yüne dönüşecektir. Sonrada serap olacaktır.[11]Bütün bu tasvirler, kıyamet gününde yerkürede meydana gelecek olan sarsıntının ne derecede şiddet­li olacağım gösterir.[12]

 

6-11. "Tartılan ameller" diye çevirdiğimiz "mevâzîn" kelimesi ya "tartılan şey" anlamına gelen ve amelleri ifade eden "mevzun" kelimesinin veya "terazi" anlamına gelen "mîzan"ın çoğuludur. Mealde birinci anlam tercih edilmiştir. İkin­ci anlama göre de kelime kinaye olarak yine tartılan amelleri ifade eder. Zira tera­zilerin ağır gelmesi, "onlarda tartılan eşyanın ağır gelmesi" demektir. "Tartılan amellerin ağır gelmesi" hayır ve iyiliklerin fazla olmasını anlatmakta ve Allah'ın azasının bu sayede kazanılacağını göstermektedir. 6-7. âyetler iyilikleri kötülük­lerinden çok olan kimselerin nimetlerle donatılmış cennetlerde ebedî olarak mut­lu ve müreffeh bir hayat süreceklerini ifade eder. Amellerin yeğni olması ise ku­lun dünyada yaptığı iyiliklerin azlığı veya bulunmaması demektir. Bu âyet, dolay­lı olarak "günahları ağır basarsa" anlamını da içermektedir. Âhiret olayları gayb âleminden olduğu için amellerin nasıl tartılacağı veya ölçüleceği hakkında söz söylemek yahut fikir yürütmek mümkün değildir.

9. âyette "varacağı yer" diye çevirdiğimiz "ümm" kelimesi sözlükte "anne" anlamına gelir. Burada mecaz olarak "barınak" mânasında kullanılmıştır. Âyette, annenin çocuğuna kucak açıp onu bağrına basmaya can attığı gibi cehennemin de suçlulara kucak açarak onları içine almak için iştiyakla beklediğini İfade eden ki­nayeli bir anlatım söz konusudur.[13] 8-9. âyetler, böyle iyi işleri az, kötülükleri çok olan kimselerin gidecek­leri yerin cehennem olduğunu göstermektedir. Tefsirlerde "hâviye" kelimesinin cehennemin isimlerinden biri olduğu belirtilmiş, son âyet de buna kanıt gösteril­miştir.[14]



[1] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/627.

[2] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/627.

[3] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/627.

[4] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/627.

[5] bk. Ra'd 13/31

[6] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/628.

[7] Kamer 54/7

[8] krs. Kehf 18/99

Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/628.

 

[9] Fecr 89/21

[10] Müzzemmil 73/14

[11] bk. Nebe' 78/20

[12] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/628.

[13] Bu ve başka yorumlar için bk. İbn Aşûr, XXX, 514-515

[14] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/628-629.