Karia Suresi - Kuran - 101Karia - 3. Sayfa
KARİA SURESİ
Rahman ve Rahim Allah'ın Adı ile
Mekke'de indiği hususunda görüş birliği vardır. Onbir âyet-i kerimedir. [1]
1. Şiddetlice çalanl
2. Nedir o şiddetlice çalan?
3. O şiddetlice çalanın ne olduğunu sana ne bildirdi?
"Şiddetlice çalan! Nedir o şiddetlice çalan?" Kıyamet ve kıyametin kopması (Saat) demektir. Genel olarak müfessirler böyle demişlerdir. Çünkü kıyamet dehşetli ve korkulu halleriyle yaratılmışlar için bir Kariadıi. Dilciler diyor ki: Araplar bir topluluğun başına korkunç bir iş gelip, çattığı zaman: " Kâria geitp onları buldu ve fâkira onların bellerini kırdı" derler, tbn Ahmer şöyle demiştir:
"Ve günlerden dolayı gelen bir kari a, ki olmasaydı eğer Onların yollan bir süre senden uzakta dururdu."
Bir başka şair de şöyle demiştir:
"Ne zaman çakmak taşınıza vurulursa, biz de size hoşunuza
gitmeyecek bir şey yaparız, Ve tencereCnin altın)de bizim için ateş yakılmaz olur,"
Yüce Allah da şöyle buyurmaktadır: "O kâfirlerin başına işledikleri yüzünden ya ansızın büyük bir musibet (karia) gelip çatacak..."(er-Rad, 13/31)
Karia, zamanın zorlu ve sıkınCilı musibetlerinden herbirisîne verilen isimdir.
Yüce Allah'ın: "Nedir o şiddetlice çalan" buyruğu bir soru (istifham)dır. Yani karianm mahiyeti nasıl bir şeydir? Aynı şekilde; "O şiddetlice çalanın ne olduğunu sana ne bildirdi" buyruğu da onun halinin azametini ve önemini anlatmak üzere soru mahiyetindedir. Yüce Allah'ın -daha önceden - "Gerçekleşmesi muhakkak olan (el-Hakka). Nedir o gerçekleşmesi muhakkak olan? Ve gerçekleşmesi muhakkak olanın ne olduğunu sana ne bildirdi?" {el-Hakka, 69/1-3) buyruklarında geçtiği üzere. [2]
4. O gün, İnsanlar darmadağın pervaneler gibi olacak.
" O gün" lafzı zarf olarak mansubtur. İfadenin takdiri şöyledir: O şiddetlice çalan (Karia) insanların etrafa dağılmış pervaneler gibi olacağı günde gerçekleşecektir.
Katade dedi ki: Pervaneler (el-ferâş) areşe ve kandillerin üzerine düşen, uçan canlı mahluklardır. Tekili "ferâşe" diye gelir. Ebu Ubeyde de böyle açıklamıştır.
el-Ferrâ dedi ki: Bu, sivrisinek ve buna benzer küçük uçan varlıklardır, çekirgeler de bu türdendir. Deyim olarak "O, bir feraşeden (pervaneden) bile daha akılsızdır" denilir. Şair şöyle demiştir:
"Çok kıt akıllı, akılsız bir topluluktandır,
O uçan bir pervaneden bile daha kıt akıllıdır.'
Bir başkası da şöyle demiştir:
"Birtakım kimseler vardı ki, kalblerini sen geri çevirdin onlara Oysa cahillikten ötürü tıpkı pervane gibi idiler."
Müslim'in Sahih'inde Cabir'den şöyle dediği rivayet edilmektedir: Rasû-lullah (sav) buyurdu ki: "Benim durumum ile sizin durumunuz, bir ateş yakıp da çekirgelerin, kelebeklerin (feraş) gelip içine düştüğü, kendisi de onları düşmesin diye Önlemeye çalıştığı bir kimsenin durumuna benzer. Ben sizlerin ateşe düşmemeniz için bellerinizden yakalayıp (çekmeye ve ateşe) düşmenizi önlemeye çalışıyorum, siz ise benim elimden kurtulup kaçıyorsunuz, "[3]Bu hususta Ebu Hureyre'den de gelmiş bir rivayet de vardır.[4]
" Darmadağın" demektir. Bir başka yerde de yüce Allah: "Darmadağın çekirgeler gibi" (el-Kamer, 54/7) diye buyurmakladır. İlk halleri pervaneler (rastgele uçuşan) kelebekler gibi olacaklardır. Belli bîr istikametleri yoktur, Rastgele her tarafa şaşkınca giderler. Sonra çekirgeler gibi olacaklardır. Çünkü çekirgelerin özel olarak gözettikleri bir yönleri olur.
"Darmadağın" etrafa dağılmış ve yayılmış olan demektir. Bu lafzın mü-zekker olarak gelmesi (pervaneler anlamındaki "el-feraş") lafzının müzekker oluşundan ötürüdür. Yüce Allah'ın: " Kökünden kopmuş kurma kütükleri" (el-Kamer, 54/20) buyruğunda olduğu gibi. Eğer yüce Allah bu lafzı diye zikretmiş olsaydı (müennes olarak zikretmiş olduğu bu lafız bu yönüyle) yüce Allah'ın: " İçleri boşalmış hurma kütükleri" (el-Hakka, 69/7) buyruğuna benzemiş olacaktı.
İbn Abbas ve el-Ferrâ dedi ki: "Darmadağın pervaneler gibi" buyruğu,biri diğerinin üstüne çıkmış çekirgelerin, karman çorman hali gibi demektir. İşte insanlar da ölümden sonra diriltilecekleri vakit, birbirlerine böylece gireceklerdir. [5]
5. Dağlar da atılmış renkli yün gibi olacak.
Elle açılmış yün gibi demektir. Yani dağlar bir toz gibi olacak ve yerlerinden kaybolacaklardır. Nitekim yüce Allah bir başka yerde: "Dağılmış toz haline gelecekler" (el-Vakıa, 56/6) diye buyurmaktadır.
Dilciler diyor ki: " Boyanmış yün" demektir. Buna dair açıklamalar daha önceden "isteyen biri... istedi" (d-Meâric, 70/1) Sûresi'nde (70/9. âyetin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır. [6]
6. İşte kimin tartıları ağır gelirse,
7. Artık o hoşnut (kalacağı) bir yaşayıştadır.
8. Fakat kimin de tartıları hafif gelirse,
9- Artık onun anası (varacağı yer) Haviye'dîr.
10. Onun ne olduğunu sana ne bildirdi?
11. (O), çok sıcak bir ateştir.
Mizana dair açıklamalar daha önceden el-Araf (7/8-9. âyetlerin tefsirinde), el-Kdıf (18/100-110. âyetler, 2. başlıkta) ve el-Enbiyâ (22/47. âyetin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır. Onun kefelerinin ve dinin bulunduğu, hasenat ve seyyiatın yazılı olduğu sahifelerin o mizanda tartılacağı orada açıklanmıştır. Şöyle de denilmiştir: Bu tek bir terazidir, Cebrailin eünde olacaktır, Ademoğullannın amellerini tartacaktır. Ancak ondan çoğul lafzı ile sözedil-miştir. Bunların pek çok terazi olduğu da söylenmiştir. Şairin:
"Herbir olayın kendine has bir terazisi vardır."
Dediği gibi, Biz bunu daha önceden (el-Enbiyâ, 21/47. âyetin tefsirinde) zikretmiş bulunuyoruz. Yine bunu "et-Tezk ire "adlı eserimizde de zikretmiştik. Bir diğer görüşe göre teraziler (mevazin) belgeler ve delillerdir. Bu açıklamayı Abdıı'1-Aziz b. Yahya yapmış olup, şairin şu beyitini de tanık olarak göstermiştir.
"Ben sizinle karşılaşmadan önce güçlü, kuvvetli birisi idim
Bende herbir hasma karşı getireceğim mizanı (delil ve belgesi) vardı."
"Hoşnut bir yaşayış" kendisinden hoşnut kalınan, sahibinin hoşnut olacağı yaşayış demektir. "Hoşnut bir yaşayış" tabirinin, hoşnutluğu gerçekleştiren yaşayış anlamında olduğu da söylenmiştir ki, bu da yaşayışın sahiplerine yumuşak (rahat ve kolay) olması ve onlara itaat etmesi demektir. O halde fiil yaşayışın kendisine aittir. Çünkü hoşnutluğu kendisinden veren odur (yaşayıştır). Bu da yaşayışın yumuşaklığı ve itaatkar! iğidir. O halde "yaşayış" cennetteki nimetleri toplayan bir sözdür.
Rıza (hoşnutluk) işini gerçekleştiren odur. "Tıpkı yükseltilmiş döşekler' tabiri gibi. Bu döşeklerin yüksekliği yüz yıllık bir süre kadardır. Allah'ın dostu bunlara yaklaştı mı onlar üzerlerinde kurutabilsin diye azalacaklardır. Sonra eski hallerine yükseleceklerdir. Ağacın dais da ağaç gibidir. Aynı şekilde onlar da böyle yüksektirler. Allah'ın dostunun tanı o ağacın meyvesini çekecek olursa, ağacın dalı ona sarkar ve Allah dostu ister oturarak, ister ayakta olsun, onu eliyle alıncaya kadar alçalır. İşte yüce Allah'ın: "Devşirüecek meyveleri ya-Âmdsr"(el-Hakka, 69/23) buyruğu bunu anlatmaktadır. Allah dostu nerede yü-rüse yahut bir yerden bir yere geçse, dilediği şekilde yukarıda ya da aşağıda onunla bir ırmak akar. Yüce Allah'ın: "Ve diledikleri gibi akıttıkları bir pınardır" (el-İnsan, 76/6) buyruğu bunu anlatmaktadır. Haberde rivayet edildiğine göre; "O elindeki çubukla işaret edecek ve yatağı olmaksızın köşklerinden ya-hul oturduğu meclislerden dilediği yerde o ırmak akacaktır."
İşte bütün bunlar, kendilerine kendi hallerinden yana hoşnutluk verip kazandırmış bir yaşayıştır. Bunlar hoşnutluğu gerçekleştireceklerdir. Bu yaşayış karşılıksız bir bağış ve bir müsamahakarlık olmak üzere (sahihlerine) boyun eğdirümiş ve itaatkâr hale getirilmiş olacaktır.
"Artık onun anası Havİye'dir" buyruğu cehennemi kastetmektedir. Ona "ana" adını vermesi kişinin annesine sığınması gibi ona sığınacağından dolayıdır. Bu açıklamayı İbn Zeyd yapmıştır. Ümeyye b. Ebi's-Salt'ın şu beyi-tinde de bu anlamdadır:
"Yer bizim barındığımız yerdir, o bizim anamızdır Kabirlerimiz ondadır ve biz orada doğarız."
Ateşe "Haviye" denilmesinin sebebi ise, alabildiğine derin olan dibine doğru yukarıdan aşağıya düşmesinden ötürüdür. Rivayet edildiğine göre "Haviye" cehennem ateşinin en alt kapısının adıdır.
Katade dedi ki: "Artık onun anası Hâviyedir." Yani varacağı yer cehennem ateşidir. İkrime dedi ki: Ona bu ismin veriliş sebebi (cehennemliklerin) oraya tepesi üzerine yuvarlanıp düşmesidir.
el-Ahfeş dedi ki: "Onun anası" onun karar kılacağı yer, demektir. Manalar birbirine yakındır. Şair de şöyle demiştir:
"Ey Amr! Eğer mızraklarımız sana ulaşacak olsaydı, Sen el-Hâviye'ye yuvarlanan kimse gibi olurdun."
"Hâviye"; "Yuvarlanılan yer" demektir.”Anası onu kaybetti" denilir. Bu durumda olana da; adı verilir. "(Yavrusunu) kaybetmiş ana" demektir. Ka'b b. Sa'd el-Ganevî dedi ki:
"Anası kaybetti onu; sabah erkenden neyi gönderecektir? Ve gece geri döneceği vakit neyi edâ edecektir?"
" İki dağın arasındaki (vadi)" ve buna benzer anlamlan vardır. " O kimseler uçuruma biri diğerinin ardınca düş-tü1' anlamındadır.
"Onun ne olduğunu sana ne bildirdi?" buyruğ undaki "Onun ne olduğu" lafzının aslı; şeklindedir. Sonuna "he" sekt (susuş) için gelmiştir. Hafnza, el-Kİsai, Yakub ve İbn Muhaysın vasi halinde "he" getirmeksizin: "Onun ne olduğunu... ateştir" diye okumuşlar, fakat vakf yaptıklarında onunla (he-i sekt ile) vakıf yapmışlardır. Buna dair açıklamalar daha önce el-Hâkka Sûresi'nde (69/19-34. âyetlerin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır.
"(O), çok sıcak bir ateştir." Sıcaklığı çok ileri derecededir, Müslim'in Sa-hih'inâe Ebu Hureyre'den rivayet edildiğine göre, Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: "Sizin şu Âdemoğlunun yaktığı ateş, cehennem sıcağının yetmişte biridir." Allah'a andolsun ki bu kadarı dahi yeterli idi ey Allah'ın Rasûlü, dediler. Peygamber şöyle buyurdu: "O (cehennem ateşi) buna altmışdokuz kat daha üstündür. Herbir katıCnın harareti) bunun gibidir."[7]
Ebu Bekr (r.a)'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: Terazisi ağır gelecek olanların terazilerinin ağır basmasının sebebi, o terazilerine hakkı koymuş olmalarıdır. Kendisinde hakkın bulunduğu bir terazinin ağır gelmesi de gerçeğin bir gereğidir. Terazileri hafif gelenlerin hafif geliş sebebi ise, terazilerine batılı koymuş olmalarıdır. Kendisinde batılın konulmuş olduğu bir terazinin hafif geJmesi de gerçeğin bir gereğidir.
Haberde Ebu Hureyre'den nakledildiğine göre o, Peygamber (sav)'ın şöyle buyurduğunu belirtmiştir: "Ölüler kendilerine gelen bir ölüye ondan önce ölmüş birisini sorarlar. O; O şahıs benden önce ölmüştü, size uğramadı mı, der. Oniar, Allah'a yemin olsun ki hayır, derler. Bu sefer: İnna lillah ve inna ileyhi râciûn. O anası Hâviye'ye götürüldü. O ne kötü bir anadır, ne kölü bir mürebbiyedir, der."[8] Biz bu hadisi bütünüyle "et-Tezkire" adlı eserimizde zikretmiş bulunuyoruz.
Hamd Allah'a mahsustur. (Kâriâ Sûresi burada sona ermektedir). [9]
[1] İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 19/299.
[2] İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 19/229-300.
[3] Müslim, IV, 1790; Müsned, III, 361, 392; Taya I im, Müsned, I, 246.
[4] Müslim. IV. 1789; Tirmızi, V, 154; Taheranî, Evsat, 111, 318.
[5] İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 19/300-302.
[6] İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 19/302.
[7] Buhârî, İM, 1191, IV, 21H4; Tirmizî, IV, 709; Muvatta, II, 994; Müsrmd, II, 467, 478
[8] Hakim, Müstedrek, 11, 581 -salıabi adı vermeden: "d-lla.seıı<len dedi ki: Rasııhıllah (sav) duyurdu ki. .r deyip hadisi zikrettikten sonra, senedi sahih miirsel bir rivayet olduğunu belirtmektedir-; Taherani, Kebir, IV, 129, 130 -Ebu EyyulVdan ve ilaha uzunca-; Hey-semi, Mecma', II, 327 -Taiıerani tarafından Ev&at ve. Kebirde rivayet edildiğini belirterek ravilennden Mesieme h. Alinin zayıf olduğunu kayd etmektedir.-
[9] İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 19/305.
İslami Okul Okulların En Önemlisi