Kariâ Sûresi - Kuran - 101Karia - 5. Sayfa
Sûrenin Kapsadığı Başlıca Konular:
Görüntü Ve Özelliğine Göre Kıyamet, Birtakım İsimlerle Anılmıştır
Kötülükleri Ağır Basanların Yeri «Hâviye»dir
Günahlardan Tamamıyla Kurtulmak Mümkün Mü?
Kariâ Sûresi İle Tekâsür Sûresi Arasında Münasebet:
KARİÂ SÛRESİ
Müfessirlerin hemen hepsine göre, sûre Mekke'de inmiştir. Nitekim İbn Merduye (veya Merdeveyh)in İbn Abbas (R.A.)dan yaptığı rivayete göre de Mekke'de indiği belirtilmiştir.[1]
Birinci âyetiyle kıyamet olayının tüyler ürpertici bir, iki safhası konu edilmekte ve buna delâlet eden «Kariâ» sûreye isim olmaktadır.
Allâme Zemahşerî'ye göre: Bu sûre, Kureyş Sûresi'nden sonra inmiştir.[2]
Ayet sayısı: 11
Kelime sayısı: 30
Harf sayısı: 52.[3]
Sûrenin Kapsadığı Başlıca Konular:
1- Kıyametin iki müthiş ve korkunç safhası konu ediliyor.
2- Âhiret gününde iyilik ve sevapları ağır gelenlerin mutlu bir hayat süreceği; hafif gelenlerin ise yerlerinin Hâviye, yani iyice kızdırılmış ateş olacağı bildiriliyor[4]
.
Meali:
1- El-Kariâ : Kalplere korku salan o müthiş gürültü!.
2- Kariâ nedir?
3- Kariâ'nın ne olduğunu bilir misin?
4- O gün insanlar (ateşin çevresinde) dağılıp dökülen pervane gibi alacak,
5- Dağlar da atılmış renk renk yüne benzeyecek.
6- Artık kimin tartıları ağır basarsa,
7- O, memnun olacağı bir hayattadır.
8- Kimin de tartıları hafif gelirse,
9- Onun yeri Hâviye'dir.
10- Hâviye'nin ne olduğunu bilir misin?
11- İyice kızışmış bir ateştir.
İlgili Hadîsler
Ebu Hüreyre (R.A.)den yapılan rivayete göre, Resûlüllah (A.S.) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
«Ademoğlunun yakıp tutuşturduğu ateş, Cehennem ateşinin yetmiş cüz'ünden bir cüz'dür, (ısı derecesi ondan yetmiş derece azdır).» [5]
«Şüphesiz sizin bu ateşiniz Cehennem ateşinin yetmiş cüz'ünden bir cüz'dür ki, (sizin ateşiniz) iki defa denize vurulup sokulmuştur. Eğer böyle olmasaydı Allah ondan hiç kimseye hiçbir menfaat meydana getirmemiş olurdu.» [6]
«Sizin bu ateşinizin, Cehennem ateşine nisbetle misali nedir bilir misiniz? Cehennem ateşi sizin ateşinizin dumanından yetmiş kat daha siyahtır.» [7]
«Cehennem ateşi bin yıl yakıldı da kırmızı oldu. Sonra bin yıl daha yakıldı beyazlaştı ve sonra bin yıl daha yakıldı simsiyah oldu.» [8]
Görüntü Ve Özelliğine Göre Kıyamet, Birtakım İsimlerle Anılmıştır
«El-Kariâ : Kalplere korku salan o müthiş gürültü!. Kariâ nedir? Kariâ'nın ne olduğunu bilir misin?..»
Kur'ân-ı Kerîm'de kıyamet olayı, sergileyeceği görüntülere ve taşıyacağı özelliklerine göre isimlendirilmiştir: Hakka, Tamme, Sahha, Ğâşiye, Kariâ bu cümledendir.
Burada kıyametin korkunç ve tüyler ürpertici bir şiddetle ses çıkartıp tepeden yıldırım hızından, gök gürlemesinden çok farklı bir gürültüyle ineceği tasvir edilirken «kariâ» kelimesi kullanılmıştır. İki veya daha fazla sert cismin şiddetle çarpışması sonucu çıkan korkunç ses ve gürültü anlamına delâlet eder. Aynı zamanda bir kavmin veya ülkenin başına inen şiddetli felâket de konu edilirken bu isme yer verilir. Nitekim Araplar bir kavmin başına çok korkunç, çok şiddetti bir felâket, bir musibet gelince : «Karaathümü'l-kariâ ve fekarathümü'l-fakıre» derler. [9]
Bu manâyla kıyamete isim olan bu kelimenin delâletinden, kıyamet olayının bazı safhalarını şöyle anlamaktayız:
a) Mevcut gezegen ve yıldızlar yörüngelerinden çıkıp şiddetle çarpışacak.
b) Yürekleri yerinden hoplatacak kadar korkunç bir gürültü kopacak.
c) İnsanların başına çarparcasına tarifi mümkün olmayacak kadar korkunç bir felâket inmiş olacak.
d) Yerküre üzerindeki dağlar birbirine çarpılıp tuz-buz olacak ve birkaç dakika veya saniye içinde her şey bitmiş olacak; canlı adına bir şey kalmayacak.
Cenâb-ı Hak bu müthiş olaya dikkatleri çekmek, gaflet içinde insanî hüviyetini kaybedenleri uyarmak; imân edenlerin her an bu olaya hazırlıklı olmalarını ilham etmek için ilâhî üslûbu gereği, önce onu «kariâ» ismiyle anmakta, arkasından «kariâ»nın ne olduğunu sormakta ve sonra da bu olayın muhatabı tarafından bilinemiyeceğine atıfta bulunarak müstesna bir anlatım tarzıyla kalp ve kafaları kıyamete çekmekte ve hemen arkasından gereken açıklamayı yapmaktadır.[10]
.
Kıyametin İki Korkunç Safhası
«O gün insamar (ateşin çevresinde) dağılıp dökülen pervane gibi olacak. Dağlar da atılmış renk renk yüne benzeyecek.»
Işığa ve ateşe doğru uçuşup dönen pervanelerin, o ışık veya ateşin bir anda sönüvermesi veya patlamasıyla dağılarak etrafa yayılması, düzensiz şekilde kaçışması misal verilerek, kıyamet olayıyla birlikte insanların şuursuzca sağa-sola dağılacakları ve düzensiz hareket edecekleri haber verilmektedir.
Bununla kıyametin beklenmedik bir anda kopmasıyla diğer canlıların büyük bir korku ve dehşete kapılacağı gibi, insanların da neye uğradıklarını henüz anlayamadan büyük bir şaşkınlık göstererek etrafa kaçışa-
cakları tasvîr ediliyor ve olayın ne zaman meydana geleceği bilinmediğine göre, herkesin ona göre sağlam ve tahkîk derecesinde bir imân atmosferi içinde sâlih amellerle günlerini değerlendirmeleri isteniliyor.
Zira Cenâb-ı Hakk'a göre, bir olayın meydana geleceği takdîr edilmişse, artık o meydana gelmiş gibi kabul ve tasvîr edilerek inananların ona göre ilâhî nizam düzeyinde bir hayat sürüp gaflet etmemeleri, nefislerine mağlûp olmamaları iş'âr ediliyor ve esasen konumuzu oluşturan sûrede bu iş'arın ana teması işleniyor.
Dağların kendi renk ve özelliklerine göre kıyamet olayından müteessir olarak atılmış renk renk yün misali toz-duman olacağı ve korkunç, fakat dikkat çekici bir manzara arzedeceği ve arkasından belirsiz hale geleceği en anlamlı bir anlatımla haber veriliyor. Böylece kıyamet olayının ilk safhasının apayrı bir manzara oluşturacağına işarette bulunuluyor.
Şüphesiz bu safhada yerkürenin alacağı durum söz konusudur ki bu, az farklı anlatımlarla Kur'ân'ın onüç yerinde anılmakta ve özellikle bu âyeti açıklar anlamda dağların değişik renklerde yaratıldığı şöyle bildirilmektedir:
«Dağlardan da kimi beyaz, kimi kırmızı, muhtelif renklerde ve siyahımsı görünümde çeşitli yollar meydana getirdik..» [11]
Sonra da dağların kum yığıntıları haline geleceği, yerlebir olup özelliğini kaybedeceği tasvîr edilirken ayrıntılı bilgiler verilmektedir.[12]
Kıyametin Bir Diğer Safhası
«Artık kimin tartıları ağır basarsa, o, memnun olacağı bir hayattadır..»
Âhiret gününde terazi veya tartının ağır gelmesi, birkaç yorumu gerektirecek kadar esneklik arzetmektedir :
a) İmân temeli üzerinde işlenilen salih amellerin, yani Hak rızasına yönelik yapılan iyilik ve ibâdetlerin çokluk arzedip ağır gelmesi,
b) Dünya'da işlenilen iyilik ve kötülüklerin tartılacağı terazide, yani bizce mahiyeti bilinmeyen manevî bir değerlendirmede iyiliklerin ağır gelmesi,
c) Dünya'da iken Hakk'a inanıp O'nun son dinine bağlı kalan mü'-minlerden yana âhiret gününde terazide hakkın ağır gelmesi, bâtılın ise hafif kalması..
Bu üçünden birinci ve ikinci yorumun daha sıhhatli olduğu söylenebilir. Zira âyetin acık delâletinden, âhiret gününde iyilik ve kötülükleri tartılıp değerlendirilecek olanların sadece mü'minler olduğu anlaşılıyor. İyiliği kötülüğüne ağır gelenlerin mutlu ve huzurlu bir hayata kavuşacakları; kötülükleri ağır gelenlerin ise, günahları nisbetinde azap görecekleri açıklanıyor.
Kâfirlere gelince, bu sıfatı hangi inanç ve davranışlarından dolayı almış olurlarsa olsunlar, İslâm'a göre «Küfür tek millettir» kuralınca hepsi aynı kefeye konulmakta ve Cenâb-ı Hak onların âhiret gününde amellerin tartıldığı dönemde durumlarını şöyle beyân buyurmaktadır:
«Onlar kî, dünya hayatında inkârlarından dolayı işleri boşa gitmiştir. Oysa onlar güzel, yararlı iş yaptıklarını sanırlar. Onlar ki, Rablerînin âyetlerini ve O'na kavuşmayı inkâr etmişlerdir. O sebeple amelleri boşa gitmiştir. Kıyamet gününde onlar için bir tartı tutmayacağız.» [13]
Böylece küfür üzere ölenler için âhiret gününde iyilik ve kötülüklerin tartılması diye bir fasıl olmayacaktır. Zira onların kendi anlayış ve iddiaları doğrultusunda işledikleri iyilikler bütünüyle boşa gitmiştir. Öyle ki, onlar bunun karşılığını dünyada elde etmişlerdir. Âhirete yönelik bir niyet taşımadıkları ve Hakk'ın hoşnutluğunu amaç seçmedikleri için âhiret gününde onların bu iyilikleri karşılıksız kalacaktır. Geriye yalnız inkâr, tuğyan haklara tecavüz ve benzeri kötülükler kalmaktadır ki, tartılmaya değer bir anlam ve hüküm söz konusu değildir.
O halde konumuzu oluşturan âyetin kapsamına sadece mü'minler ve onların iyi ve kötü amelleri girmektedir. Gerçek bu olunca, imân nîmet ve devletine erişenler ölmeden önce kötülüklerini asgariye düşürmeli ve salıh amellerine ağırlık kazandırmak suretiyle ikinci hayata huzur ve güven içinde göc etmelidirler. Cenâb-ı Hakk'ın muradı da bu doğrultudadır.[14]
Kötülükleri Ağır Basanların Yeri «Hâviye»dir
«Kimin de tartıları hafif gelirse, onun yeri Hâviye'dir..»
Cennet, nasıl sâlih amelleri ağır gelenlerin ana yurdu ve ana kucağı ise, Cehennem de kötülükleri ağır gelenlerin ana kucağı mesabesindedir. Nitekim Arap edebiyatında, üzerinde donup ölündüğü için toprağa «ana» denilmiştir. İbn Cerîr Taberî'nin İbn Abdila'lâ tarikiyle el-Eş'âs'den yaptığı rivayete göre, adı gecen şöyle demiştir:
«Mü'min ölünce onun ruhu alınıp mü'minlerin ruhlarının yanına götürülür ve onlar şöyle derler: «Kardeşinizi rahat ve huzura kavuşturun. Çünkü o, dünyadan kaynaklanan gam ve üzüntü içinde bulunuyor.» Sonra da ondan: «Falan adam ne yaptı?» diye sorarlar. O da : «O öldü, size gelmedi mi?» der. Onlar: «Hayır, onu alıp anası sayılan Hâviye'ye götürdüler» diye haber verirler.» [15]
Amelleri ağır gelenlerle hafif gelenler hakkında (men) kelimesi kullanılmıştır. Bu, genellikle akıl sahiplerine yönelik bir anlam taşır. Böylece Cenâb-ı Hak, âhiret günündeki tartı safhasını konu edinirken akıl sahiplerine seslenmekte ve ölmeden önce akıllarını iyice kullanmalarını dolaylı şekilde istemektedir[16]
.
Günahlardan Tamamıyla Kurtulmak Mümkün Mü?
Kariâ Sûresi'nin son 6-11. âyetlerin delaletiyle cok önemli bir konuya ışık tutulmaktadır. Şöyle ki: Âhiret gününde ameller ve niyetler ortaya dökülünce, peygamberler dışında hic kimsenin bütünüyle günahsız olduğu söylenemez. İmân eden her kişinin az-çok birtakım günahlarının bulunacağı anlaşılıyor. Gerçek bu olunca, ilâhî takdîr ve hüküm eksere göre tecelli eder: Kimin imân doğrultusunda sâüh amelleri ağır gelirse, o, mutlu ve hoşnut olacağı bir hayata lâyık görülür. Kimin de sâlih amelleri hafif gelir de kötülük ve günahları ağır basarsa, o da azaba lâyık görülür.
O halde dünya hayatında günah ve kötülük işlemekten tamamıyla uzak kalıp melek misali bir ömür geçirmek, hilkatimizin özelliği gereği hemen hemen mümkün değildir. Bu durumda aklı imânla birleştirip iyilik|er yani sâijn amellere ağırlık kazandırmak ve imkânların, ortam ve şartların elverdiği kadar günahlardan kaçınmak ve azaltmaya çalışmak her mü'min için azmedilmeğe değer şerefli bir hayat düzeni ve devamlı izlenecek emîn bir yoldur.
Zira Cenâb-ı Hak, hikmeti gereği ancak peygamberlere «ismet sıfa-tı»nı verip onları günahlardan korumuş; diğer insanlara bu sıfatı vermemiş, ancak korunmaları için kitap indirmiş ve peygamber göndermiştir.
Bunun içindir ki, konumuzu oluşturan sûrede «Kimin tartıları ağır basarsa..» buyurulmuş; «Kimin amel ve niyeti bütünüyle iyilik ve hayır olursa» denilmemiştir.
Şüphesiz bu bizim âyetten anlayabildiğimiz bir yorumdur. Daha doğrusunu ve iyisini Allah bilir.[17]
Açıklama :
Âyette tartısı hafif gelenlerden söz edilirken önce «hâviye» kelimesi kullanılmış ve arkasından bunun ne demek olduğu «nârün hamiye» ile açıklanmış; böylece önoe icmal, sonra tafsîl kuralı uygulanmıştır. Şüphesiz bu da, uslûb-i ilâhî düzeyinde, önce mânası hemen bilinmeyen bir kelime ve isme dikkatleri toplamaya ve sonra da ona açıklık getirip hafızalarda iz bırakmaya yönelik bir anlatım tarzıdır ki son derece faydalıdır.[18]
Kariâ Sûresi İle Tekâsür Sûresi Arasında Münasebet:
Kariâ Sûresine, kıyametin o çarpıcı, şaşkına çevirici, korku ve dehşet uyandırıcı safhası konu edilerek başlandı ve âhiret gününde iyi-kötü amellerin çokluğuna ve azlığına göre ilâhî hüküm ve adaletin tecelli edeceği açıklanarak sûre noktalandı.
Tekâsür Sûresinde, âhiret gününde Cehennem'in ayan-beyân görüleceği ve her kişiden dünyada kendisine verilen her nimetten mutlaka sorulacağı bildirilerek tamamlayıcı ve açıklayıcı bilgiler veriliyor.
Hamd, âlemlerin Rabbı Allah'a mahsustur. Selât-ü selâm, âlemlere rahmet olarak gönderilen Resûlüllah (A.S.) Efendimiz'e olsun.[19]
[1] Şevkani, Fethu’l-kadir: 5/485; Tefsir-i Kurtubi: 20/164.
[2] Tefsiru’l-Keşşaf: 4/789.
[3] Lübabu’t-te’vil: 4/402.
Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Anadolu Yayınları: 13/6963.
[4] Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Anadolu Yayınları: 13/6963.
[5] Taberânî/cehennem : 1- Müsned-i Ahmed : 2/476
[6] Buharî/bed'i-halk: 10- Tirmlzî/cehennem : 7- tbn Mâce/zühd : 38- Dâ-reml/rikak: 120 Taberânî/cehennem : 1, 2
[7] Taberânî/cehennem : 2, 3
[8] İbn Mace, Zühd: 38; Tirmizi, Cehennem: 8.
Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Anadolu Yayınları: 13/6965.
[9] Bilgi için bak : Tefsîr-l Kurtubî: 20/164
[10] Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Anadolu Yayınları: 13/6965-6966.
[11] Fâtır Sûresi: 27
[12] Bilgi için bak: Kehf: 18/47, Taha: 20/105, Tur: 52/10. Vakıa: 56/5, Hakka: 69/14, Mearic: 70/9, Müzzemmil: 73/14, Mürselat: 77/10, Nebe’: 78/20, Tekvir: 81/3. ayetlerin tefsiri.
Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Anadolu Yayınları: 13/6966-6967.
[13] Kehf Sûresi: 105
[14] Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Anadolu Yayınları: 13/6967-6968.
[15] Câmi'u'l -beyân Fl-Tefs!ri'l-Kur'ân : 30/182 (Hadisin mevkuf veya mün-kati' olduğu anlaşılıyor).
[16] Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Anadolu Yayınları: 13/6969.
[17] Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Anadolu Yayınları: 13/6969-6970.
[18] Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Anadolu Yayınları: 13/6970.
[19] Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Anadolu Yayınları: 13/6970.
İslami Okul Okulların En Önemlisi