Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Kâri'a Suresi - Kuran - 101Karia - 13. Sayfa

KÂRİ'A SURESİ 2

Surenin İsmi: 2

Önceki Sureyle İlişkisi: 2

Surenin Muhtevası: 2

Kıyametin Korkuları, Alametleri Ve Oradaki Hesap Mizanı: 2

Belagat: 2

Kelime ve İbareler: 3

Açıklaması: 3

Ayetlerden Çıkan Hüküm Ve Hikmetler: 3


KÂRİ'A SURESİ

 

Surenin İsmi:

 

Bu sure ismini, dehşeti ile kalpleri vuracak olan anlamındaki "Kâri'a" kelimesi ile başladığı için Kâri'a suresi olarak adlandırılmıştır. Kâri'a da Hakka, Tâmme, Sâhhâ, Gaşiye ve diğerleri gibi kıyametin isimlerindendir. [1]

 

Önceki Sureyle İlişkisi:

 

Önceki sure kıyamet günündeki durum anlatılarak bitmişti: "Halâ o, bilmeyecek mi? Kabirlerin içindekiler çıkarıldığı zaman. Göğüslerde ne var­sa onlar da derlenip toparlandığı (zaman). Hakikat, o gün Rableri onlar­dan elbette tamamiyle haberdardır." Bu surede kıyametten ve korkutucu durumlarından söz ederek onu takip etti. [2]

 

Surenin Muhtevası:

 

Mekke döneminde inen bu surenin muhtevası kıyamet korkuları ile ürkütme olup tamamı aynı konu etrafında dönmektedir.

Kıyametin korkuları ve şiddetlerinden, insanların orada kabirlerinden uçuşan kelebekler gibi yayılacaklarından söz ederek başlıyor: "Felâket ka­pısını çalacak olan..." (1-4. ayetler).

Sonra da kıyametin bazı alâmetlerine işaret etmektedir: İnsanların kalbinde oluşturacağı büyük tesir, endişe ve korku ile dağların imha edilip atılmış yün gibi olmaları "Dağlar atılmış renkli yünler gibi olacak." (5. ayet).

Sonunda da insanların amellerinin tartılacağı hesap terazisinin kuru­lacağını haber veriyor: Mizanı iyiliklerle ağır basan cennete, mizanı kötü­lüklerle hafif kalan da cehenneme gidecektir "İşte kimin tartıları ağır gelir­se..." (6-11. ayetler). [3]

 

Kıyametin Korkuları, Alametleri Ve Oradaki Hesap Mizanı:

 

1- Felâket kapısını çalacak olan (kı­yamet),

2- Nedir o felâket kapısını çalacak?

3-  O felâket kapısını çalacak şeyi sana bildiren nedir?

4- O gün insanlar  uçuşan pervane­ler gibi olacak.

5- Dağlar atılmış renkli yünler gibi olacak.

6- İşte kimin tartıları ağır gelirse,

7- Artık o hoşnut bir yaşayıştadır.

8- Ama kimin de tartıları hafif gelirse,

9-  Artık onun anası Haviye(uçu-rum)dur.

10-  Onun mahiyetini sana bildiren nedir?

11- O harareti çetin bir ateştir.

 

Belagat:

 

"Nedir o felâket kapısını çalacak?" Soru, karşılaşılacak hadisenin bü­yüklüğünü gösterme ve ürkütme içindir. "Onun mahiyetini sana bildiren nedir?" ifadesinde de aynısı vardır.

"Felâket kapısını çalacak olan (kıyamet), Nedir o felâket kapısını çala­cak?" Korkutma, ürkütme için ikinci defa "o" yani zamir yerine açık isim kullanılmıştır. Aslında "Felâket kapısını çalacak olan. Nedir o?" şeklindedir.

"O gün insanlar, uçuşan pervaneler gibi olacak." Mürsel mücmel teş­bihtir. Vechüşşebehi (benzerlik yönü) de hazfedilmiştir. Bu çokluk ve yayıl­ma, zaaf ve basitliktir. "Atılmış renkli yün" ifadesi de bunun gibidir. Yani uçuşmasında ve yayılmadaki hafifliğinde.

"İşte kimin tartıları ağır gelirse, Artık o hoşnut bir yaşayıştadır." ile "Ama kimin de tartıları hafif gelirse, Artık onun anası Haviye(uçu-rum)dur." arasında mukabele vardır.

"Ağır gelirse," ve "hafif gelirse" de intibak vardır. İntibak, benzerlerin birinden diğerinde bulunanı hazfetmektir. Birinciden "anası cennettir."

hazfedilmiş, "o hoşnut bir yaşayıştadır." denilmiştir. İkinciden de "o kötü bir yaşayıştadır, hazfedilmiş, "anası haviyedir" denilmiştir.

"Kâri'a", "Râziye", "Hâviye" "Mahiye" kelimelerinin sonları ses bakı­mından birbirleriyle uyumlu olup seci vardır. [4]

 

Kelime ve İbareler:

 

"Kâri'a" Kıyametin isimlerinden olup kalpleri ve kulakları korkuları ve şiddetli endişeleri ile (kalpleri) vurduğu için böyle adlandırılmıştır. "O gün insanlar uçuşan pervaneler gibi" Çokluk ve yayılmada, zillet ve ızdı-rapta uçuşan kelebekler gibidirler. Hesaba çağırılıncaya kadar şaşkınlık­tan birbirlerine girerler.

"Dağlar atılmış renkli yünler gibi olacak" Hafifliği ve uçuşmasında atılmış yün gibidirler. İyilikleri kötülüklerini bastırarak "kimin tartıları ağır gelirse, o hoşnut bir yaşayıştadır." O mutludur veya cennet sahibinden memnun olmuştur. Kötülükleri iyiliklerini bastırarak "kimin tartıları hafif gelirse, onun anası Haviyedir." Meskeni veya varacağı yeri cehennem ateşi­dir. Haviye, cehennemin isimlerindendir. [5]

 

Açıklaması:

 

"Felâket kapısını çalacak olan (kıyamet), Nedir o felâket kapısını çala­cak? O felâket kapısını çalacak şeyi sana bildiren nedir?" Kâri'a kıyametin isimlerindendir. Çünkü kalpleri korku ile çalmaktadır. O nedir? Kâri'a'nın mahiyetini sana bildiren nedir. "Nedir o?" şeklindeki soru, onun durumuna gereken önemin ve dikkatin verilmesi içindir. "Sana bildiren nedir?" soru­su da endişeyi büyütmek içindir.

Ardından onu tefsir edip, zamanını ve alâmetlerini açıkladı:

1- "O gün insanlar uçuşan pervaneler gibi olacak." İnsanlar kabirler­den çıktıkları gün hedefsiz, şaşkın bir şekilde her yöne koşturacaklardır. O zamanki durumları, bilinen şaşkın vaziyette uçuşan kelebekler gibidir. Ve­ya sinek çekirge gibi bütün uçan haşereler gibidirler. Yayılmaları, etrafta uçuşmaları, gidip gelmeleri içinde bulundukları durumun dehşetindendir. Dağınık yani yayılmış ayrı ayrı kelebekler gibidirler. Allah Tealâ: "Yayılan çekirgeler gibidirler." (Kamer, 54/7) buyurmuştur. Zemahşeri şöyle diyor: Çokluk, yayılma, zaaf, zillet ve her yönden çağırana uçuşmada insanlar ke­lebeklere benzetilmiştir. Kelebeğin ateşe uçuştuğu gibi "uçuşurlar."

2- "Dağlar atılmış renkli yünler gibi olacak" Dağlar çok renkli, tok­makla atılmış yünler gibi olacak. Çünkü parçalanıp uçuşacak. Allah Tealâ: "Dağlar yürütüldüğü zaman" (Tekvir, 81/3), "Dağlar akıp dağılan bir kum yığınına döner." (Müzzemmil, 73/14) buyurmaktadır.

Bu iki alâmetin zikredilmesinde insanlar için bir korkutma ve kuvvet­li bir uyarı vardır.

Bundan sonra amellerin karşılıklarını, insanların durumlarını ve ge­nel olarak iki gruba bölünmelerini zikrediyor:

"İşte kimin tartıları ağır gelirse, artık o hoşnut bir yaşayıştadır." İyilik­leri veya salih amellerinin kötülüklerine ağır basması suretiyle kimin tar­tıları ağır gelirse o, cennette razı olacağı, razı olunacak bir yaşayıştadır. Buradaki "yaşayış" kelimesi cennetteki nimetleri toplayan bir kelimedir.

"Ama kimin de tartıları hafif gelirse, Artık onun anası Haviyefuçu-rumjdur. Onun mahiyetini sana bildiren nedir? Harareti çetin bir ateştir." Kötülükleri iyiliklerine ağır gelen veya sayılabilecek bir iyiliği olmayana gelince onun meskeni veya varacağı yer cehennemdir. Cehennem onun anası olarak adlandırmıştır. Çünkü çocuğun anasına sığındığı gibi o da ce­henneme varacaktır. Cehennemin Haviye (uçurum) olarak anılması da de­rinliğinin sonsuzluğuyla beraber ona yuvarlanıyor olmasındandır.

Biz, tartma keyfiyetini ve takdirini de bilmeden, Kur"an'da varid oldu­ğu şekli ile mizana inanırız.

Onun mahiyetini sana bildiren nedir? Bu sorunun amacı, onun biline­nin dışında, mahiyeti tam manasıyla anlaşılamıyacak tarzda olduğunu açıklayarak ürkütme ve korkutmadır. O çetin bir ateştir. Hararette ve şid­dette doruğa varmıştır. O aşın bir şekilde sıcak, alevi ve lavları güçlüdür. Bu da onun bütün ateşlerin üstünde olan kuvvetine delildir.

Malik, Buhari ve Müslim, Ebu Hureyre'den Peygamber (s.a.)'in şöyle buyurduğunu rivayet ettiler: "Yaktığınız ademoğlunun ateşi cehennem ate­şinin yetmiş cüzünden biridir." Ya Rasulallah! O bile olsa yeterdi." dediler. Buyurdu ki: "Ondan altmış dokuz kat daha fazladır."

Ahmed, Ebu Hureyre'den o da Peygamber (s.a.)'den rivayet etti. Bu­yurdu ki: "Şu ateş cehennemin yüzde biridir."

Yine Ahmed, Ebu Hureyre'den Peygamber (s.a.)'in şöyle buyurduğunu rivayet etti: "Cehennem ehlinin en azabı hafif olanı, iki nalini olup da on­lardan dolayı beyni kaynayandır."

Buhari ve Müslim'de rivayet edildiğine göre: "Havanın sıcaklığı şiddet­lenince namazı geciktirin. Şiddetli sıcaklık cehennemin hararetindendir." [6]

 

Ayetlerden Çıkan Hüküm Ve Hikmetler:

 

Ayetlerden şu hükümler çıkmaktadır:

1- Kıyametin, kimsenin gerçek mahiyetini bilemediği, kalpleri titreten şiddetleri ve zorlukları vardır. Zira o, şiddette kimsenin aklının tasavvur edemiyeceği bir şekildedir. Adeta Allah Tealâ şöyle buyurmuştur: Dünya­nın felâketleri o felâketin yanında bir hiçtir. Dünyanın ateşi de ahiret ate­şinin yanında bir hiçtir.

Burada bir uyarı ve korkutma vardır. Mukatil dedi ki: O, Allah'ın düş­manlarını azapla vuracaktır. Dostları ise, onlar korkudan emindirler.

2- Allah Tealâ burada kıyamet gününde olacakların , ikisinden bahset­miştir:

Birincisi: İnsanların o günde dağınık, yayılmış, uçuşan kelebekler gibi olmaları.

İkincisi: Dağların atılmış, birbirinden kopuk renkli yünler gibi olması. Burada Allah Tealâ'nın dağların durumundaki değişikliği dört yönden vasfettiğine dikkat edilmelidir:

Birincisi: Parçalara bölünmesi: "Yerle dağlar yerlerinden kaldırılıp da yekdiğerine çarpışarak hepsi toz haline geldiği (zaman)." (Hâkkâ, 69/14).

İkincisi: Akıp giden bir kum yığınına dönüşmesi: "Sen dağları görür, onları yerinde durur sanırsın. Halbuki onlar bulut geçer gibi geçer gider." (Nemi, 27/88).

Üçüncüsü: Sonra da atılmış yün gibi olması. O da, pencereden giren zerrecikler gibi parçalardır.

Dördüncüsü: Seraba dönüşür: "Dağlar yürütülmüş bir serap haline gelmiştir." (Nebe' ,78/20)[7]

3- Kıyamet günü insanlar, amel tartılarının ağırlığı veya hafifliğine göre iki kısma ayrılırlar. İyilikleri kötülüklerine ağır basanlar cennette hoşnutluk veren bir hava içinde; kötülükleri iyiliklerine ağır basanlar ise, harareti çetin   ateştedir. "Harareti çetin bir ateş" sözü, ahiret ateşine nis­petle diğer ateşlerin çetin olmadığına işarettir. Bu kadarı onun sıcaklığının kuvvetini anlatmak için yeterlidir.

Ayette geçen "Mevâzin" mîzân kelimesinin çoğuludur. Muti olanın iyi­likleri en güzel şekilde getirilir. Mizan da ağır basarsa ona cennet vardır. Kâfirin kötülükleri de en çirkin şekilde getirilir. İyilik tarafının ağırlığı ha­fif kalır ve cehenneme girer. Kelâmcılar dediler ki: İyilik ve kötülüklerin bizzat kendisinin tartılması doğru olmaz. Burada anlatılmak istenen iyilik ve kötülüklerin yazılı olduğu sahifelerin tartılmasıdır. Veya nur iyiliklerin alâmeti, karanlık da kötülüklerin alâmeti yapılır.

Ebu Bekir (r.a.) dedi ki: Sadece hakkın konduğu mizanın ağır gelmesi haktır. Batılın konduğu bir mizanın da hafif gelmesi haktır.

Mukatil şöyle dedi: Böyle olmasının nedeni: Hak ağırdır, batıl da hafif­tir.[8]

 



[1] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/607.

[2] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/607.

[3] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/607.

[4] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/608-609.

[5] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/609.

[6] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/609-610.

[7] Razi XXXII/72.

[8] Razi, XXXII/73.

Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/610-611.