Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Hümeze Sûresi - Kuran - 104Humeze - 5. Sayfa

HÜMEZE SÛRESİ 2

Sûrenin Kapsadığı Başlıca Konular: 2

Meali: 2

İniş Sebebi 2

İlgili Hadîs. 2

İslâm'ın İlk Yıllarındaki Genel Durum.. 2

İslâm Cemaatini Rahatsız Eden Maddeciler. 3

Hümeze-Lümeze. 3

Dünyalığa Dalıp Ölümü Ve Ötesini Unutmak Büyük Gaflettir. 4

Dinsiz Maddecilik İki Hayatta Da Ateştir. 4

İki Sûre Arasındaki Münasebet: 5


HÜMEZE SÛRESİ

 

Tamamı Mekke'de inmiştir. Bu hususta müfessirlerin icmaı vardır. Ni­tekim İbn Merduye'nin yaptığı rivayete göre, İbn Abbas (R.A.) şöyle demiş­tir : «Hümeze Sûresi Mekke'de inmiştir.» [1]

Birinci âyetinde, insanı arkadan çekiştirip çamur atanlar «veyl» ile tehdît edilmekte ve bu mânaya delâlet eden «hümeze» süreye isim ol­maktadır.

Allâme Zemahşerî'ye göre, bu sûre Kıyamet Sûresi'nden sonra in­miştir. [2]

Âyet   sayısı      :     9

Kelime    »         :    30

Harf         »         :  130[3]

 

Sûrenin Kapsadığı Başlıca Konular:

 

1- Başkasını arkasından çekiştirip kaş-göz işaretiyle alay eden ve ekonomik imkânı tek amaç ve dayanak seçen inkarcı nankörler, dönek münafıklar konu ediliyor..

2- Bunların ölmeden önee dönüş yapmadıkları, Hakk'a yönelmedik­leri takdirde elîm bir azaba uğratılacakları tehdît yoluyla haber veriliyor.

3- Böylece mü'minlerin gerek aile, gerekse toplum arasında çok ter­biyeli, vakur, diline hâkim, haklara saygılı, başkasına dil uzatmaktan nefret eder bir tavır ve tutum içinde olmalarına işaret ediliyor.[4]

 

Meali:

 

1-Vay hâline arkadan çekiştirip çamur atana, yüzüne karşı kaş-göz işaretiyle alay edene!

2-O ki, mal toplayıp durmadan sayar,

3-Malının kendisini (dünyada) ebedî yaşatacağını sanır.

4-Hayır, hayır; and olsun ki o, (zelil ve hakîr  olarak)  Hutame'ye atılacaktır.

5-Hutame'nin ne olduğunu bilir misin?

6-7-Allah'ın, yürekler üstüne yükselip çıkan tutuşturulmuş ateşidir. 8-9— Şüphesiz ki, o ateş onları uzun, uzun sütunlara (bağlı olduk­ları halde) her taraftan kuşatacaktır.

 

İniş Sebebi

 

İbn Ebî Hâtim'in yaptığı rivayete göre, Osman b. Ömer şöyle haber vermiştir:

«Biz Hümeze Sûresi'nin hep Ubey b. Halef adındaki azılı İslâm düş­manı hakkında indiğini duyup öğrenmiş bulunuyoruz.»

Suddî'nin tahrîcine göre, bu sûre Ahnes b. Şerîk hakkında inmiştir. İbn Münzir ile İbn İshak'ın tahrîcine göre, Umeyye b. Halef hakkında in­miştir. Çünkü bu Mekkeli azgın müşrik, Resûlüllah'ı (A.S.) görünce Ona dil uzatır ve yanındakilere kaş, göz işaretinde bulunarak Hz. Peygamber'i (A.S.) alaya alırdı. [5]

Âyetin iniş sebebi özellik arzetmekle beraber, mana ve maksat, hüküm ve muhteva bakımından genellik arzettiğinde şüphe yoktur. O bakımdan kaypak, dönek her maddeciyi, ikiyüzlü münafığı, arkadan çamur atıp mü'-minleri küçük düşürmek isteyenleri ve dolayısıyla inkarcı her nankörü kap­samına almakta ve hepsi hakkında indiği sonuç olarak ortaya çıkmaktadır.[6]

 

İlgili Hadîs

 

«Ümmetimin şerirleri, insanlar arasında söz götürüp getiren (dediko­du yapıp fitne çıkaranlardır.»[7]

 

İslâm'ın İlk Yıllarındaki Genel Durum

 

Gerek Asr Sûresinde, gerekse konumuzu oluşturan Hümeze Sûresinde, İslâm'ın çok zor şartların, aşılması âdeta gayr-i mümkün görünen ahlâkî çöküntülerin, zorbalıkların, haklara tecavüzlerin, mal ve mülkün, evlât ve aşiretin çokluğuyla böbürlenmelerin birbirini izlediği bir çağ ve ortamda ortaya çıktığı kalın çizgileriyle yansıtılmakta ve ilk fedakâr ve cefakâr mü'minlerin çok sıkıntı çektiklerine işaret edilmektedir.

Böylece ilk müslümanların, kaba kuvvet ve ekonomik güçten başka bir kuvvet tanımayan ve her vesileyle rezîleti fazilete tercîh eden; insan hak­larını çiğnemekten, kadınları esir pazarlarında âdi bir mal gibi alıp sat­maktan zevk duyan kavim ve kabilelerle uzun yıllar mücadele ettiği do­laylı şekilde anlatılmakta ve İslâm mücahitlerinin her şeye rağmen dört şeye sıkı bağlı kaldıkları misal verilerek her çağda müslümanların o dört hususu nazarlarından uzak bulundurmamaları tenbîh edilmektedir.

Şüphesiz dünkü müslümanlara dört şey ile tavsiyenin lüzumu bugün­kü ve yarınki müslümanlar için de geçerlidir. Çünkü Kur'ân'ın emir ve tav­siyeleri, hüküm ve prensipleri bir çağ veya bir kavim ve milletle sınırlı değildir; kıyamete kadar ilâhî sistemi yansıtma kudretini kendinde taşı­makta ve her çağda yaşayan insanlara seslenmektedir.

Nitekim bu gerçeği çok iyi anlayan Müslümanlar Endülüs'te İslâm medeniyetinin temelini atarken bilhassa Kur'ân'da belirtilen dört umdeye bağlı kalmışlar ve kurdukları İslâm Üniversitesinin giriş kısmına şu ibareyi altın harflerle nakşetmişlerdir:

«Dünya ve yaşayan milletler şu beş umde ile ayakta durabilirler:

1- Âlimlerin ilmi,

2- Hükümdarların adaleti,

3- Kahraman mücahidlerin şecaati,

4- Zenginlerin cömertliği,

5- Kendini Hakk'a vermiş asfiya (azizler ve ermişler)nın duası..»

Şüphesiz bu beş şeyin mayasını imân ve onun en tabii tezahürü olan sâlih amel; hakkı ve sabrı tavsiye oluşturmuştur. Zira bu dört umdeden uzak kalan prensiplerin temelinde sadece dünyevî amaçlar, kişisel çıkar­lar kalır ki, bu da milletleri uzun süre ayakta tutmaya hiçbir zaman kâfi değildir.[8]

 

İslâm Cemaatini Rahatsız Eden Maddeciler

 

Müslümanları hemen her çağda en çok rahatsız eden gruplardan biri de, hümeze, lümeze olup mal toplayan ve topladığını saymakla meşgul olan maddeci kaypaklardır. Cenâb-ı Hak, duygu ve düşüncesi bu istikamet­te çalışan ve müsait ortamı bulunca fitne ve fesat tohumlarını serpenleri tehdit ederken gerçek mü'minlerin bu fitnecilere karşı çok uyanık ve dik­katli bulunmalarını istemektedir. Şüphesiz 104. sûrenin bu konuya ayrıl­ması çok anlamlıdır. Zira İslâm Devleti kuruldu kurulalı dış düşmanlardan ziyade içlerinde kümelenen bu bozguncu maddecilerden çekmiş ve rahat­sız olmuştur. Asm Saadet'te de başta Resûlüllah (A.S.) Efendimiz olmak üzere mü'minleri devamlı şekilde meşgul ve rahatsız eden bu ikiyüzlü dö­nek, içi küfürle dolu fitneci münafıklar olmuştur.

O bakımdan Kitap ve Sünnet'te münafıklar konusuna ağırlık verilmiş ve mü'minlerin devamlı surette bunlara karşı uyanık bulunmaları öngörül­müştür.[9]

 

Hümeze-Lümeze

 

Bu iki sıfat üzerinde farklı manâ ve yorumlarda bulunulmuştur:

a) İbn Abbas'a (R.A.) göre : Söz götürüp getirenler ve dostlar arasım açıp bozanlar; aynı zamanda suç ve günahtan beri kişilere iftira ile te­cavüzde bulunanlar hakkında kullanılan iki sıfattır.

Bu yorumun şu hadîsten mülhem olduğunu söyleyebiliriz: «Şanı yüce Allah'ın şerir kulları, söz götürüp getirenler, dostlar arasında bozguncu­luk yapanlar ve beri, suçsuz kişilere kusur ve suç bulup tecavüzde bulu­nanlardır.» [10]

Ayrıca İbn Abbas (R.A.) birinci yorumuna yakın anlamda «hümeze»yi «kattat» ve «lümezesyi «ayyab» ile tefsîr etmiştir ki, birincisi, söz götü­rüp getiren yalancı; ikincisi ise, durmadan kusur arayıp suçlamada bu­lunan iftiracı demektir.

b) Ebû Âliye, el-Hasan, Atâ' ve Ebû Rebbah'a göre: Hümeze, gıybet edip adamı yüzüne karşı yererek hakaret edendir. Lümeze ise, kişiyi ar­kasından çekiştirip dedikodu yapandır.

c) Mukatil'e  göre: Hümeze,   kişinin  gıyabında   konuşandır.   Lümeze ise, kişiye yüzüne karşı hakaret edip suçlamada bulunandır.

d) Katade'ye ve Mücahid'e göre: Hümeze, insanlara hakaret mak­sadıyla dil uzatan kimsedir. Lümeze, insanların soy-sopuna dil uzatıp haka­ret edendir.

e) İbn Zeyd'e göre: Hümeze, insanlara eliyle dokunup hakaret eden ve onları davranışlarıyla incitendir. Lümeze, insanlara sözlü hakaret edip onları haksız yere ayıplayan ve kusur yakıştırandır.

f)  Süfyan es-Sevrî'ye göre : Hümeze, diliyle; lümeze göz ve kaşıyla taşlamada bulunandır.

Şüphesiz bu yorumların hepsi şu noktada birleşmektedir: Toplumu eliyle, diliyle, göz ve kaş işaretiyle, mal ve servetiyle rahatsız edip fitne ve fesat çıkaran herkes hümeze ve lümeze'nin kapsamına girer.

Gerçek şu ki, insan, bu gibi aile ve toplumu rahatsız edici, birlik ve dirliği bozucu fitneden ve fesattan yana yaratılmamıştır. Bu gibi basit ve küçültücü söz ve davranışların insanın yüceliğiyle, azizliğiyle bağdaşması mümkün değildir. Zira insan çok yüce hikmet ve amaçlar için yaratılmıştır; Allah katında çok değerli ve azizdir. O bakımdan Cenâb-ı Hak, kul­larının toplumu rahatsız ve tedirgin eden bir düzeyde bulunmasını asla arzu etmemekte ve onun hilkat mayasındaki yüceliğine eşdeğerde ona bir hayat statüsü hazırlayarak daha huzurlu ve kalıcı bir hayata onu çağır­maktadır.

Nitekim Tın Sûresi'nde insanın «ahsen-i takvîm» üzere yaratıldığı ko­nu edilirken bu hususlara işaret edilmiş ve gereken temel bilgi verilmiştir.

O halde insanla kötülükler arasında engel anlamda bir sed oluştur­mak için mutlak surette imân ve sâlih amele ihtiyaç vardır. Zira hakikî imân bütün fazîletlerin ve iyiliklerin kaynağı; insan-ı kâmil olmanın maya ve cevheridir. Sâlih amel ise, böyle bir imânın süsü ve solmayan rengidir.[11]

 

Dünyalığa Dalıp Ölümü Ve Ötesini Unutmak Büyük Gaflettir

 

«O ki, mal toplayıp durmadan sayar. Ma­lının kendisini (dünyada) ebedî yaşatacağını sanır.»

Para, altın ve gümüş biriktirmeyi, mal ve mülk edinmeyi tek amaç ve hedef seçip ölümü, Allah'a dönüleceği günü ve âhiretteki hesabı unutan nice kimseler vardır. Şüphesiz onları böylesine haris ve açgözlü yapan birtakım sebepler söz konusudur. Onlardan en önde geleni şunlardır;

a) Ailenin kötü temayülü ve sağlam bir eğitimden yoksunluğu,

b) İmân ve ibâdetten uzak maddeci bir çevreyle içice olma talihsizliği,

c) Şeref ve itibarın, büyüklük ve azizliğin köklü imânla, güzel ahlâkla, faydalı  ilimle,  sağlam  karakterle,  fazîlet  duygusuyla  vücut  bulacağını kalp ve kafaya enjekte edecek eğitim ve öğretim sisteminden uzak bı­rakılma bedbahtlığı bu cümledendir.

İşte sözünü ettiğimiz havayı teneffüsten mahrum yetiştirilenler ister-istemez parayı, mal ve mülk edinmeyi tek amaç ve hedef seçerler ve buna ulaşabilmek için engel teşkil eden her türlü kutsal değerleri, maddî ve manevî müeyyideleri çiğnemekte bir sakınca görmezler. Cahiliyet devrinde Mekkeli putperest zenginler böyle bir ortam ve çevrede yetişip şekillendik­leri için onların meşru olmayan kazançlarına, nefsânî arzularını tatmine engel olan İslâmiyete karşı savaş ilân ettiler ve onu tesirsiz kılıp yayıl­masını önlemek için her türlü şirretliğe, zorbalığa ve kurnazlığa baş vur­dular. Sonra da putlarına daha sıkı bağlanmayı kurtuluş yolu olarak seçtiler. Çünkü bu sahte ilâhları onların önüne hiçbir engel koyacak değildi.

Günümüzün sosyalist geçinen inançsızlarıyla materyalistlerin tavır ve tutumu temelde o müşriklerinkiyle birleşirse de yüzeyde farklılık arzeder. Onlar İslâm'a karşı kaba kuvvet kullanır; işkence ve saldırı düzenlerlerdi. Bunlar ise, materyalizm, sosyalizm, kapitalizm maskesiyle kutsal değerleri bir bir yıkmaya, nesilleri madde kalıbında şekillendirmeye yönelirler.[12]

 

Dinsiz Maddecilik İki Hayatta Da Ateştir

 

«Hayır, hayır; and olsun ki o, (zelîl ve hakîr ola­rak) Hutame'ye atılacaktır..»

Dinden, Allah'a imândan uzak kalıp madde potasında şekillenen kişi­lerin ruh ve vicdanları son derece siliktir. İçlerinde kutsal havadan eser yoktur. Maddeyle, mideyle ve şehvetle hayatı renklendirmek onların tek uğraşısıdır. Gerçek bu olunca, madde esareti onları çepeçevre kuşatır ve yaşları ilerledikçe derin bir ümitsizlik kalplerini doldurur. Ölümün son olduğuna inanmaları ise, önlerindeki bütün ışıkları söndürür. Böylece öl­meden önce hem kendilerini manevî bir ateşle yakarlar, hem de çocukla­rını ve yakın dostlarını bu ateşe iterler. Bunun tabii neticesi olarak da bağlı bulundukları toplum bünyesinde güven ve huzur verecek hiçbir ma­nevî bağ kalmaz. İnsanlarla dostluk, arkadaşlık, yakınlık gibi ilişkilerinin temelinde maddî çıkar yer alır. Bu da o toplumu yakıp kavuran ayrı bir ateştir ki, âhiret gününde gerçek ateşe dönüşür,

Bunun için Cenâb-ı Hak, dünyalığı tek hedef ve gaye seçen mater­yalist nankörleri geniş rahmetinin gereği olarak uyarmakta ve bu manevî ateş kalıcı maddî ateşe dönüşmeden onları Cehennem'in iki safhasıyla tehdit etmektedir:

1- Yürekler üstüne yükselip çıkan tutuşturulmuş bir ateş,

2- Uzun sütunlara bağlı oldukları halde onları çepeçevre kuşatan azap..

Şüphe yok ki, ceıa amelin cinsindendir. Onların dünyada kalplerini, yüreklerini her türlü kutsal ve manevî havadan boş tutup madde ve ma­kam, servet ve şehveî utkusuyla doldurduklarına karşı, Cehennem ateşi­nin uğultu ve dehşeti yüreklerini yerinden oynatacak bir çılgınlıkla yük­selir ve bu; manzara onların dünyadaki çılgınlıklarının nasıl elîm bir so­nuç doğurduğunu çok net biçimde gösterir.Onlar, dünyada iken bütün güven ve ümitlerini madde ve makama da­yadıklarına karşılık da âhirette Cehennem'deki ateşten sütunlara bağlana­caklar ve ateş her taraflarından onları kuşatacaktır. Artık ne bir dost ve yardımcı, ne yandaş ve arkadaş var. Kişinin tek arkadaşı, dünyadan alıp beraberinde taşıdığı inanç, niyet ve ameli olacak..[13]

 

İki Sûre Arasındaki Münasebet:

 

Hümeze süresiyle, maddeyi tek kurtuluş ve mutluluk kaynağı sayan, ömrünü bu uğurda harcayan inkarcı sapıkların, ölmeden önce dönüş yap­madıkları takdirde sonlarının hüsran olacağı, dostlarının da kendilerinden ayrılmayan yakıcı ateş bulunacağı haber verilerek gereken uyarı yapıldı.

Fil Süresiyle, madde çukurunda insanlığını unutan Ebrehe ve ordusu­nun kutsal Kabe'yi yakıp yıkmak üzere Yemen'den çıkıp Mekke sınırına gelmeleri konu ediliyor. Sonra da inkâr tuğyanla, zulüm ve tecavüzle birleşip ahlâksızlıkla renklenince ilâhî hükmün inmesinin mukadder olaca­ğına değinilerek Fil sahiplerinin hazîn akıbeti misal veriliyor.

Bu sürenin de tefsirini bize müyesser kılan Cenâb-ı Hakk'a sonsuz hamd-u senalar; kutsal Kabe'yi, Emîn Belde'yi, küfürden nifaktan ve put­tan temizliyerek Tevhîd Inancı'nın sönmeyecek olan meşalesini yakan Re-sûlüllah (A.S.) Efendİmiz'e salât-u selâmlar olsun.[14]

 



[1] Şevkanî/Fethülkadîr : 5/492

[2] Tefsîrü'l-Keşşaf : 4/794

[3] Lübabu't-te'vîl: 4/406

Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Anadolu Yayınları: 13/6890.

[4] Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Anadolu Yayınları: 13/6890.

[5] Süyûtî/Esbabu Nüzûli'l-Kur'ân : 122

[6] Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Anadolu Yayınları: 13/6891-6892.

[7] Müsned-i Ahmed: 6/459.

Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Anadolu Yayınları: 13/6892.

[8] Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Anadolu Yayınları: 13/6892-6893.

[9] Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Anadolu Yayınları: 13/6893.

[10] Müsned-i Ahmed :  6/459

[11] Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Anadolu Yayınları: 13/6894-6895.

[12] Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Anadolu Yayınları: 13/6895-6896.

[13] Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Anadolu Yayınları: 13/6896-6897.

[14] Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Anadolu Yayınları: 13/6897.