Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Kureyş Süresi - Kuran - 106Kureys - 1. Sayfa

KUREYŞ SÜRESİ 2

Meal 2

Giriş. 2

Dirayet Ve Rivayet Tefsiri 2

Kureyşliler Kimlerdir?. 3

Bu Süreden Çıkarılan Bir Hüküm.. 5


KUREYŞ SÜRESİ

 

Meal

 

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

1- Kureyş'in îlafi   (meydana getirmiş  olduğu ün siye t ve alışkanlıkları) için.

2- Kış ve yaz yolculuğunda olan îlaflan için.

3- Şu Kabe'nin Babbine kulluk etsinler.

4- O Rab ki onları doyurarak açlıktan kurtarmış ve kor­kudan  (çıkararak)  güven ve emniyete kavuşturmuştur. [1]

 

Giriş

 

Mekke Dönemi'nde nazil olmuştur. 4 ayettir.

Bu sureye aynı zamanda «Liiylafi Kureyş Suresi» de denir. Cumhur'un kavline göre Mekkî, Dahhak ve Ebu Said'in kavline göre medenidir. Ayetlerinin sayısı Hicaz sayımına göre beş, başka sayımlara göre dörttür. Kelime adeti 17, harfleri 73'tür. Daha Ön­ceki sureyle münasebeti apaçıktır. Hatta bir grup «ikisi bir sure. dir» demiştir.

Bu kimseler, Amr bin Meymun Ezdi'nin hadisiyle istidlal et­mişlerdir: «Akşam namazım Hz. Ömer'in arkasında kıldım. Birind rekâtta «Tin» Suresi'ni, ikinci rekatta «Fil ile Kureyş» surelerini okudu. Aralarına besmele getirip fasl yapmadı».

Buna cevap olarak deniliyor ki: Bir grup Ubeyyln mushafın-da faslı ispat etmişlerdir. İspat edici yokediciden daha öncedir.

Bu surenin müstakil bir sure olduğuna delâlet eden deliller­den biri, Buhari'nin tarihinde, Tabarani, Hakim, İbn Merduveyh ve Beyhaki'nin Ümmühani'den naklettikleri şu rivayettir: Allah'ın Rasûl-ü buyurdu: Allah Kureyş'i yedi hasletle herkesten üstün tut­muştur.

1- Ben onların içindeyim,    (bir lâfıza göre, peygamberlik onlardadır).

2- Halifelik onlardadır.

3- Kâbenin perdedarlığı onlardadır.

4- Zemzemin idaresi onlardadır.

5- Fil ordusuna karşı galip geldiler.

6- Yedi sene, (Bir lâfızda on sene) Allah'a kulluk yaptılar. Onlardan başka kimse Allah'a kulluk yapmadı.

7- Onlar hakkında Kur'an'da bir sure nazil oldu. Bu surede onlardan başka kimsenin ismi geçmemiştir. O da Kureyş Suresi' dir.

Bunun müstakil bir sure olduğunu ayetlerinin fil ayetleri tar­zında olmaması ispat eder. Malumdur ki faslın tevatürü sabit olduktan sonra artık başka bir delile ihtiyaç yoktur. [2]

 

Dirayet Ve Rivayet Tefsiri

 

(1-4)    «Kureyş'in zlafı...» Bu Ayetlerin Tefsiri

«îlaf» kelimesi Haffacî'nin dediğine göre «elleftu şey'e, allef-tuhu» fiilinin maştandır. Bu, Ragıb'm dediği gibi, uyumla beraber bir araya gelmek demektir. Herevî, «İlaf, Kureyş ile diğer krallar arasındaki anlaşmalardır» der. Haşim Şam kralıyla, Muttalib Kis-ra ile, Abduşems ve Nevfel de Mısır ve Habeşistan krallarıyla an­laşmışlardır. Herevi der ki: «Yualifu'nun mânâsı va'dlaştılar, an­laşma yaptılar, sulh ettiler demektir».

«Bu sure Fil Suresi'ne bitişiktir» diyenlere göre Fil sahipleri (ordu), Kureyş'in birleşmesi için helak oldu veya Kureyş ittifak etsin veya Kureyş emin olup, kış ve yaz dönemlerindeki seferleri­ni, ticaretlerini kolaylıkla yapsınlar diye Allah onları helak etti.

Perra, «Bu sure Fil Suresi'ne bitişiktir. Çünkü Cenab-ı Hak Filt Suresi'nde Kureyş'e, Habeşlüer hakkında icra ettiği felaketi on­lara büyük bir nimet olarak saymaktadır. Yani Kureyş'in İylafi için biz o orduyu helak ettik; Kureyş'e bizden bir nimet olsun di­ye. Çünkü Kureyşliler ticaret için Mekke dışına çıktıklarında ca-hiliyet döneminde hiç kimse onlara hücum etmez ve yaklaşmazdı. Halk «onlar Allah'ın beytinin komşularıdır» derdi. Fil sahibi gele­rek Kabe'yi yıkmak ve taşlarım götürmek teşebbüsüne kadar du­rum buydu. O taşları götürüp Yemen'de büyük bir kilise inşa ede­ceklerdi. Güya halk Kabe yerine kiliseye gidecekti. Allah onları he­lak etti ve Kureyş'e de Fil Suresi'nde bu nimeti hatırlattı. Cenab-ı Hak bunu Kureyş'in seferlerine kolaylık olsun diye yaptı. Kimse onlara hücum etmesin diye yaptı!

Said bin Cübeyr, İbn Abbas'tan, birinci ayet hakkında şunu rivayet ediyor: «Benim Kureyş üzerindeki nimetim onların kışın ve yazın sefere çıkmalarıdır». Onlar kışı Mekke'de geçirirler, ya­zın da Taif'te kalırlardı.

«Bu iki sure bir değildir» diyenler ise «Liiylafi» kelimesinin başındaki Lam harfini daha sonra gelen «Felya' budu» fiiline bağ­lıyorlar. Yani Kureyşliler şu Kabe'nin Rabbine yaz ve kış ticaret­lerini yapmalarından ötürü ibadet etsinler! Halil de böyle demiş, tir. Halil der ki: «Sanki Allah Kureyş ile ülfiyet kurdu. Öyleyse Kureyşliler bu beytin Rabbine ibadet etsinler».

Burada «Fe» harfinden sonra gelen fiil, Fe'den önce gelen bîr kelimede amel etmektedir. Çünkü «Fe» harfi atıf harfi değildir, zaiddir.

Bazıları da «Liiylafi kelimesindeki lâm taaecub lamıdır. Ey insanlar! Kureyş'in iylafından hayret edin demektir» demişlerdir. (Kisaî, Ahfeş)

Bazıları «Lam burada ilan manasınadır» demiştir. İkrime, bu lâfzı emir olarak okumuştur. İbn Mesud'un Mushafında da böyle imiş. Emir lamının fetha ile okunması Mücahid'den gelen bir gö­rüştür. «Liiylafi» şeklinde okuyanları İkrime kınıyordu. Bazı Mek-keliler «İylafi Kureyşin» şeklinde okumuşlardır. Delil olarak Ebu Talib'in kardeşi Ebu Leheb'e peygamberimizi vasiyet ettiği şiirini gösterdiler: «Sakın diri oldukça onu bırakma, herhangi bir büyük emre karşı onu bırakma. Yardım sahibi ve haysiyet sahibi bir ki­şi ol. Haşim grubundan düşmanları uzaklaştır. Onların insanlar arasındaki ülfiyetleri en hayırlı ülfiyettir». İşte Ebu Talib burada elaf kelimesini kullanmıştır. [3]

 

Kureyşliler Kimlerdir?

 

Kureyş'e gelince, onlar Nadr bin Kinane bin Huzeyme bin Müdrike bin îyas bin Mudar'dırlar. Nadr'ın çocuklarından olan herkes Kureyş'tir. Beni Kinane ve onların üstündekiler Kureyş sayılmaz.

Bazılan «Kureyş Beni Fihr bin Malik bin. Nadr'dır» demişler­dir. Fihr'den olmayan Kureyş değildir, derler. Fakat birinci görüş daha sıhhatli ve daha sabittir. Zira Peygamber'den şu hadis riva­yet edilmektedir: «Biz Kinane oğlu Nadr'ın çocuklarıyız. Biz em­niyeti suistimal etmeyiz».

Vasıl bin Eska, Allah Rasûlü'nün şöyle söylediğini rivayet edi­yor: «Allah İsmail'in çocuklarından Kinane'yi seçti. Kinane'den Kureyşi, Kureyş'ten Haşim'i seçH ve Beni Haşim'den de beni seç­ti». Hadis sabittir. Buhari, Müslim ve diğer muhaddisler tarafın-dan rivayet edilmiştir. Bu kabileye Kureyş denmesinin birçok ne­deni vardır:

1- Onlar ayrıldıktan sonra birleştiler. Zaten takarruş da bir araya gelmek ve birbirlerine kenetlenmek demektir.

2- Onlar tüccar idiler. Ellerinin kazancından yerlerdi. Ta­karruş kelimesi de kesb, kazanç demektir. Yani bu kelimenin kö­keni kazandı, topladı demektir. Kureyş'e bu ismin verilmesi onla­rın da aynı şeyi yapmalanndandır.

3- Onlar ihtiyaç sahibi hacıların halini sorar» ihtiyaçlarını giderirlerdi.

4- Rivayete göre, Muaviye, bunu İbn Abbas'tan sordu. İbn Abbas da şöyle cevap verdi: «Denizde bir hayvan vardır. Deniz hayvanlarının en kuvvetlisidir. Ona «Kirş» denilir. O başka hay­vanları yer, fakat başka hayvanlar onu yemezler. O galib gelir, fa-kat kimse ona galib gelemez». Bunu söyledikten sonra İbn Abbas bunu takviye edecek Tubba'nın bir şiirini okudu.  [4]

 Zübeyr bin Bukeyr'e göre, Neseb alimleri ister Kureyş'ten is­ter başka Araplardan olsun, ittifakla Kureyş'in Fihr'den ayrıldığı­nı söyler. Fihr'in ismi de birçok tarihçilere göre Kureyş'tir. Yani onun lakabıdır. Ona Ebu'l-Galib künyesi verilmişti

Bazıları Muhalled bin Nadr'ın çocukları olduğunu söylemişse de bu zayıftır. Siyer kitaplarının bir kısmında «Nadr bin Kinane'nin çocukları kalmamış, ancak malt kalmıştır» denilmektedir. Bu da-ha zayıf bir görüştür. Hatta bu bir rafizînin görüşüdür. Böyle de­mekle Hz. Ebubekir ile Hz. Ömer'in hüafetini yoketmeyi hedef­lemektedir. Yani, bunların ikisi Kusay bin Hakim'in çocuklann-dandırlar, dolayısıyla Kureyş'ten değildirler ki halife olsunlar de­mek istiyor.

Bazılarına göre, Kureyş Urve'den dağılmıştır. Urve'nin meş-hur bir lakabı vardı: «Kilab» (köpekler). Çok av avladığından ve­ya harpte düşmanlara karşı direndiği için ona böyle denmiştir.

Kusay, Kureyş'i Harem'de birleştirmiştir. Onlar da orayı mesken edinmişler, daha önce ise sağa-sola dağılmışlardı.

Şair; «Bizim babamız Kusay cemedicidir deniliyordu. Çünkü onunla Cenab-ı Hak Fihr'den gelen kabileleri cemetmiş, bir araya getirmiştir» diyor.

Bu şiirde o rafizînin iddiasını ispat edecek bir şey yoktur. Kureyş kelimesi esasen kırş'ın tasgiridir. Bu da İbn Abbas'm dediği­ne göre denizde kuvvetli bir hayvandır. Yenilmez, galib olur, mağ­lûp olmaz.

Kureyş Iâfzmdaki tasgir tazim içindir. Bu kabileye yapılan nisbet Karesi veya Kureşi şeklinde yapılmıştır.

.- ikinci ayetin başındaki «İylafi» kelimesi daha Önceki «İylaf» in bedelidir. «Rihlete» kelimesi onun mef'ulü bihi olur. Tabii eğer bu kelime sevgi, ülfiyet mânâsına gelen kökten alınmış ise durum budur. Eğer, sözleşme yaptılar, mânâsına «mualefet»ten gelirse, o zaman rıhlet kelimesi üzerine harfi cer takdir edilir. Yani onla­rın kış ve yaz konaklarının üzerine yapılan muahede veya onun için yapılan muahede!

Cenab-ı Hak birinci ayette «îylaf» kelimesini mutlak olarak zikretti. Sonra kayıtlı olan ikinci «İylaf» kelimesini ona bedel kıl­dı. Bu da tazim içindir. Ahfeş'ten gelen rivayete göre birinci aye­tin başındaki «îylaf» kelimesinin başındaki «lam» harfi cerri, mu­kadder bir fiile bağlıdır. Yani Kureyş'in iylafi için Ashabı FiTin helakini istedik!

Kisai ve Ferra, «Kureyş'in yaz ve kış yolculuğu için kendileri­ni aziz kılan, nzklarım veren ve emin kılan Allah'ın ibadetini ter. kettikle'ri için hayret et, Ya Muhammedi. Onlar bunun için Allah'a ibadet etmekle emrolundular. Çünkü onlara Allah nzikla emni­yetle nimette bulunmuştur» diye yorum getirmişlerdir.

Ahfeş, «Birinci ayetin başındaki harfi cer, «onları asf gibi kü-dn manâsını ifade eden «ceale» fiiline bağlıdır» diyor. Yani Fil Suresi'ndeki bu fiile bağlıyor. Çünkü Kur'an'ın hepsi tek sure gi­bidir. Aralarındaki besmele zarar vermez. Bir grup ise «zarar ve­rir» demiştir." Vermediği kabul edildiği takdirde ise mânâ şöyle olur: Cenab-ı Hak Habeşlilerden onlara kötülüğü kasteden kimse­yi helak etti ve Habeşlileri onlara musallat kılmadı ki onlar yaz ve

kış seferlerini devam ettirsinler. Veya onların aleyhinde bulunmak üzere onlara gelen kimseleri helak etti ki insanlar ibret alsın, hiç kimse onlara hücum etmeye cesaret göstermesin, böylece seferle­rinde emniyetleri sağlansın!

Bazıları «Lam akıbet mânâsım ifade edem diyor. Kureyş'in iki yolculuğu vardı. Yazın Yemen'e, kışın Şam'daki Busra Şehri'ne gidiyorlardı. İbn Abbas'tan da bu şekilde rivayet edilmiştir. On­lar iki yolculuğu da emniyet içinde yaparlardı. Çünkü Allah'ın Ha-remi'nin ehli ve Beyti'nin idarecileri idiler. Kimse onlara hücum etmezdi. Halbuki o dönemde insanlar yolculuğa çıkamazlardı. Çık­tıkları zaman da mutlaka ya başkası tarafından esir edilirler veya malları alınırdı. Veya Öldürülürlerdi.

Yine İbn Abbas'tan gelen bir rivayete göre Kureyşliler yazın su, gölgelik için Taife, kışın da ticaret için Mekke'ye sefer ederler-di. Burada iki sefer olmasına rağmen Cenab-ı Hak, «Rahle» keli­mesini tekil (rıhle) kullanıyor. Çünkü bu seferler birbirlerine ka­rışamazlar, açıktır!

Dahhak, «Kureyş'in dört seferi vardı» diyor. İbn Atiyye «Bu büyük bir sözdüm diye ona hücum etmiştir. El-Bahr'da «Hemen bu sözün reddedilmesi uygun değildir. Çünkü bu seferlere çıkan­lar dört kişiydi, dört kardeşti: Abdimenaf'ın oğulları Haşim. Bu zat Şam kralıyla anlaşma yapmıştı. Şam kralı ondan bir at almış ve onu ticaretinde serbest bırakmıştı. Abduşems Habeş kralıyla, Muttalib de Yemen kralıyla, Nevfel ise Fars kralıyla anlaşmıştı. İşte bunlara tüccarlar veriliyordu. Kureyş'in tüccarları bu dört kardeşe göre değişik oluyorlardı. Onlara hiç kimse hücum et­mezdi», denilmektedir.

El-Ezheri, «îylaf kelimesi ücret mukabilinde yol gösterici, iz-ci kullanmak demektim der. Eğer bu görüş doğru ise, bu mekânlar itibarıyla Kureyş'in dört rahlesi vardı demektir. O zaman rahle

kelimesi ismi cins olur. Tek sefere de birçok seferlere de elverişli olur.                                                                                       

Alusi, bu görüşü, daha önceki görüşlere ters düştüğü için red­detmektedir.

«Onlar şu beytin, yani Kabe'nin, Ashabı fil'den korunmuş Ka­be'nin rabbine ibadet etsinler», Hz. Ömer Kabe'nin yanında halka imam oldu. Onlar «Bu beytin Rabbine ibadet etsinler» ayetini okuduğu zaman parmağıyla Beyt'e işaret etti. Halbuki Allah'ın hu­zurunda ve namaz içinde bulunuyorlardı. Eğer Beyt'ten maksat o olmasaydı Hz. Ömer, bu durumda iftira (haşa) eder miydi? O Rab ki beytin komşusu olduklarından dolayı onlara iki ticari se­ferde imkân vermiş ve bu sebeple de onlara yedirmiştir. Onları şiddetli açlıktan kurtarmıştır. Bu seferlerden önce onlar çok şid­detli açlık içindeydiler.

Urve, «Şiddetli açlık ile Kureyş'in leş ve kemik kemirdikleri kıtlık senesi kastedilmektedir» demiştir. Allah, onları ancak Allah tarafından korkunçluk derecesi takdir edilebilir bir korkudan emin kıldı. Bu korku, Ashabı fil'den veya ticarete çıktıklarında başkaları tarafından talan edilmekten veya cüzzam korkusundan meydana geliyordu.

îbn Cerir, îbn Abbas'tan şöyle rivayet ediyor: «Allah'ın bir fa-zileti olarak Kureyş'e memleketlerinde taun gibi korkunç hastalık­lar isabet etmez».

Yine îbn Abbas.tan naklediliyor: «Hz. İbrahim'in duası bere-ketiyle onlara açlıktan yemek yedirdi». Çünkü Hz. İbrahim; «On­lara meyvelerden nzık ver. Onları korkudan emin kıl» diye Al­lah'a yakardı. Ve yine Hz. İbrahim. «Ey Rabbim! Bu beldeyi emin kıl» dedi.

Ebu'l-Hüseyin Ahmed bin Faris bin Zekeriyya, tefsirinde, İbn  Abbas'tan şöyle rivayet ediyor: «Onlar bu Beyt'in sahibine yaz ve  kış ticari seferlerinden dolayı ibadet etsin» cümlesi şuna delâlet || eder: Kureyşliler birisine açlık isabet ederse çoluk çocuğunu alır, & belli bir yere gider, orada bir çadır kurarlar, hepsi çadırda ölür- j| lerdi. Hatta Amr bin Abdı Menaf, zamanında Kureyş'in önderiy­di. Esed isimli bir oğlu, onun da Beni Mahzun'dan bir arkadaşı vardı. Onu sever, beraber oynarlardı. Yaşıtı bir gün ona: «Biz ya- j| rin o çadırı kurmaya gideceğiz» dedi .Bunun üzerine Esed, anne­sinin yanına giderek ağladı ve yaşıtının sözlerini nakletti. Annesi, onlara biraz kuyruk yağı biraz da un gönderdi. Onunla birkaç gün K. yaşadılar. Sonra yine yaşıtı Esed'e geldi. «Biz yarın çadıra gidiyo­ruz» dedi. Esed yine annesinin yanına gelerek ağladı. Hadiseyi an­lattı. Bu, Amr bin Abdimenaf'a ağır geldi. Ve hemen Kureyş'i bir araya getirip bir hutbe irad etti. Kureyş onun emrini dinledi. O û dedi ki: «Siz bir kaide icad ettiniz. O kaidenin sayesinde azalırsı­nız, Araplarsa çoğalır. Siz zelil olursunuz, Araplar aziz. Halbuki siz Allah'ın hareminin ehlisiniz. Ademoğullan'mn da en şereflisi-siniz. Halk da size tâbidir. Bu çadıra gitmek meselesi nerede ise fe sizi yok edecektir». Kureyş, Amr'a: «Biz sana tâbiyiz. Ne istersen i emrini dinleriz» dediler. Amr: «Öyleyse bu kişiden başlıyalım, ça- 1^ dıra gidip onu ölümden kurtaralım» dedi. Bunlar yapıldıktan son- !§ ra Amr, develeri, koçları ve koyunları kesti. Sonra tirit denilen ye- || mek yaparak halka yedirdi. O günden itibaren Amr'a «haşim» de- İ nildi. Sonra her babanın evlatları ticaret için kışın Yemen'e, ya- |s zm da Şam'a iki sefer yapmakta ittifak ettiler. Kâr. ettiklerim ara- b lannda taksim ederler, fakirlere verirlerdi. Fakirler de zenginler gibi oldu. îslam geldiğinde onlar bu durumdaydılar. Araplar ara­sında hiçbir babanın evlatları mal bakımından Kureyş'ten daha | zengin ve aziz değildi. Kureyşli şair ne güzel söylüyor:

«Onlar, fakirleri zenginlere karışmış, fakirin zengin olduğu bir gruptur.»  [5]                                                                                    

 

Bu Süreden Çıkarılan Bir Hüküm

 

Cenab-ı Hak bu surede kış ve yaz seferlerini Kureyş'e verdi­ğinden dolayı onlara minnet etmektedir. Bundan anlaşılıyor ki in­san kışlık ve yazlık iki mesken edinebilir. Ayrıca soğuk ve sıcak tertibatı yaptırabilirler. Allah hakikati daha iyi bilir. [6]

KURKYŞ SURESİ'NİN SONU

 



[1] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 16/192.

[2] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 16/192-193.

[3] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 16/194-195.

[4] Kurtubi, Ahkam'ul-Kur'ari, cilt: 20, sh: 203, vd

[5] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 16/196-201. 

[6] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 16/202.