Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Leheb Süresi - Kuran - 111Leheb - 1. Sayfa

LEHEB SÜRESİ 2

Meal 2

Giriş. 2

Dirayet Ve Rivayet Tefsiri 2

Kovucüluk. 3


LEHEB SÜRESİ

 

Meal

 

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

1- Ebu Leheb'in iki eli kurusun ve zaten kurudu!

2- Onu malı ve kazancı zengin kılmadı   (kurtaramadı)

3- O alevli bir ateşe girecektir.

4- Odun taşıyıcısı olarak karısı da.

5 - Boynunda liften bir ip olduğu halde (oraya girecektir) [1]

 

Giriş

 

Mekke Dönemi'nde nazil olmuştur. 5 ayettir.

Bu sureye aynı zamanda «Mesed Suresi» de deniliyor. Bu su­re ittifakla Mekkî'dir. Ayetleri de ittifakla beştir. Kelime adedi 20, harfleri 77'dir.

Daha önceki sure ile münasebeti şu noktalardadır:

Cenab-ı Hak daha önceki surede: «îmanlar İslam dinine grup grup gireceklerdir» dedi. Bu surede ise İslâm'a girmeyen bazı kimselerin helak ve hüsranını açıkladı.

Bazıları «Bu sure ile daha önceki sure arasındaki münasebet vaidin ftehdid), va'de bitişmesi kabilindendîr. Her ikisinde de Ra-sûlullah'ın sevinci bahis konusudur» demişlerdir.

Fahreddin Razi der ki: «Sizin dininiz sizin, benim dinim de benimdir» ayeti inince sanki Rasûl-ü Ekrem, «Yarabbî! Benim mü­kâfatım ne olacaktır?» diye sorar. Cenab-ı Hak da, «Senin mükâfa­tın yardım ve feth olacaktır.» buyurur. Rasûl-ü Ekrem; «Beni putlara tapmaya davet eden amcamın mükâfatı ne olacaktır? diye sorar. Cenab-ı Hak «Onun iki eli zarar etti», yani helak oldu» bu­yurur. Öyleyse Cenab-ı Hak va'dı vaid'den önce zikretmiştir. La­kin nasr (yardım) «Benim dinim içindir» ayetine bitişiktir. Mu-hib de «Sizin dininiz sizindir» ayetine döner. Bu sureler arasında­ki uygunluğu düşün! Halbuki Nasr Suresi Medine'de en son inen suredir. Tebbet Suresi ise Mekke'de ilk inen surelerdendir. Ara­larındaki münasebeti düşünürsen bunların Allah'tan geldiklerini, onun emriyle olduklarını derhal sezersin.

Bunların arasında başka bir münasebet daha vardır: Cenab-ı Hak «Sizin dininiz size, benim dinim de banadır» dediği zaman sanki şöyle soruldu: «Yarab, itaat eden bir kimsenin mükâfatı ne­dir?» Cevap: «Allah ona yardım edecektir ve fethi ona müyesser edecektir» diye verildi.

Sonra soruldu: «Asinin cezası ne olacaktır?» Bu sefer cevap: «Dünyada zarar, ahirette şiddetli azap» şeklinde oldu. [2]

 

Dirayet Ve Rivayet Tefsiri

 

(1-5)   «Ebu Leheb'in iki eli...» Bu Ayetlerin Tefsiri

«Tebbet» füli helak oldu demektir. Müslim ve Buhari îbn Ab-bas'tan şöyle rivayet .ederler:

«En yakın akrabalarım, en yakın aşiretini uyar» (Şuarâ: 214) ayeti indiğinde Rasûl-ü Ekrem, Safa tepesine çıktı ve «Ya Sebaha», diye bağırdı. Onlar «Bu bağıran kimdir? diye sordular. Dediler ki «Muhammedi'dir». Onlar Rasûlullah'ın yanında toplandılar. Ve Ra­sûl-ü Ekrem onlara hitaben «Ey filan oğulları! Ey filan oğullan! Ey filan oğulları! Ey Abdi Menaf oğullan! Ey Abdulmuttalib oğul-lan!» diye seslendi. Onlar da durmadan Rasûlullah'm yanına koş­tular. Rasûlullah şöyle buyurdu: «Bana haber verin, eğer size de­sem ki, bu dağın öbür yüzünden bir ordu geliyor, beni tasdik eder misiniz?»

Onlar: «Biz senden yalan görmedik» dediler. Bunun üzerine Rasûl-ü Ekrem: «Ben sisin için gönderilmiş bir uyarıcıyım (pey­gamberim) önünüzde şiddetli bir azap vardır» buyurdu. Bu sö­zü duyan Ebu Leheb, Rasûlullah'a: «Helak senin için olsun, sen bizi ancak bu iş için mi topladın buraya?» dedi ve sonra kalkıp gitti. Hatta bazı rivayetlerde «Eline bir taş aldı ki Rasûlullah'a at­sın. Fakat atamadı. İşte o zaman Cenab-ı Hak bu sureyi indirdi» denilmektedir.

Humeydi, Ebu Leheb'in hanımı, kendisiyle kocası hakkında Kur'an indiğini işitince, o anda Kabe'nin yanında mes-cidde oturmakta olan Rasûl-ü Ekrem'in yanına geldi. Ra­sûlullah'm yanında Hz. Ebubekir vardı. Ebu Leheb'in hanımının elinde de top gibi bir taş bulunuyordu. Rasûlullah'ın yanında dur­duğunda onun gözünü Cenab-ı Hak görmez hâle getirdi ve orada sadece Ebubekir'i gördü; «Ey Ebubekir!» dedi, «senin arkadaşın, benim kulağıma geldiğine göre bana küfür ve hakaret etmiş, Al­lah'a yemin ederim eğer onu görseydim bu taşla onun yüzüne ve ağzına vuracaktım Allah'a yemin ederim, ben şiir söyleyen bir ka­dınım». Sonra şu şiirini okudu:

«Zemmedilmiş (yerilmiş) ve bize isyan etmiş. Biz onun dinine girmedik. Onun dininden buğzettik».Sonra gitti. Hz. Ebubekir: «Ey Allah'ın Rasûlü! Baksana ka­dın seni görmedi» dedi. Rasûl-ü Ekrem: «O beni görmedi. Allah onun gözünü benden kapattı. Beni görmekten nzenetti» dedi.

Bazılarına göre bu surenin sebebi nüzulü Abdurrahman bin Zeyd'in hikâye ettiğidir:

Ebu Leheb, Rasûlullah'a geldi: «Eğer sana iman edersem ey Muhammed, bana ne verilecektir?» dedi. Rasûl-ü Ekrem «Müslü-mana ne verilirse sana da o verilecektir» dedi. Bunun üzerine Ebu Leheb: «Benim onlar üzerinde bir üstünlüğüm yok mudur?» dedi. Rasûl-ü Ekrem: «Sen ne istiyorsun?» deyince Ebu Leheb: «Helak buna olsun! Nasıl bir dindir ki, şu kölelerle ben orada eşit olaca­ğız?» dedi. Bunun üzerine Cenab-ı Hak bu sureyi indirdi.

Bu konuda Abdurrahman bin Keysan'ın naklettiği üçüncü bir görüş daha vardır.

Rasûlullah'a dışarıdan bir heyet geldiğinde Ebu Leheb onla­rın yanına giderdi. Onlar Peygamberi Ebu Leheb'ten sorarlar ve «Sen bizden daha iyi bilirsin onu!» derlerdi. Ebu Leheb: «O çok yalancıdır, sihirbazdır» diyordu. Onlar da Peygamberle görüşme­den kalkıp gidiyorlardı. Bir grup gelmişti, onlara da aynı şekilde davrandı. Onlar ise: «Onu görmeden gidemeyiz» dediler. «Onun ko­nuşmasını dinleyeceğiz.» diye ısrar ettiler.

Ebu Leheb, «Biz hâlâ onu tedavi etmekteyiz. Helak onun ol­sun, zarar onun olsun» dedi. Bu mesele Allah Rasûlü'ne nakledilin­ce çok üzüldü. Bunun üzerine Cenab-ı Hak, Tebbet Suresi'ni in­dirdi.

Bazıları, «Ebru Leheb, Hz. Peygamber'e taş atmak istedi. Fa­kat Allah onu bu hususta menetti ve hakkında bu ayet indi» de­miştir.

«Tebbet»in mânâsı zarar etti elemektir. (Katade) Mahrum oldu. (tbn Abbas). Dalalete gitti (Ata). Cenab-ı Hak özellikle «Onun iki eli helak oldu» demiştir. Çünkü çoğunlukla onlarla ça­lışılır. Yani elleri de zarar etti; kendisi de zarar etti.

Bazı müfessirlere göre eller'den maksat nefsidir. Bazan ne­fis yerine el kullanılır. Nitekim Cenab-ı Hak, Hac Suresi'nin 10. ayetinde «Senin iki elinin takdim ettiğinden ötürü» tabirini kul­lanmıştır.

Perra, «Birinci Tebbet, bedduadır. îkinci Tebbet ise haberdir. Nitekim «Allah onu helak etsin. Kesinlikle o helak oldu» denildiği gibi.

Ebu Leheb'in esas ismi Abduluzza'dır. Abdulmuttalib'in oğlu­dur ve Rasûl'ün özbeöz amcasıdır. Onun hanımı El-Avra'dır. Kün­yesi Ümmü Cemil'dir. Ebu Süfyan bin Harb'in kızkardeşidir. îki-si de peygamber için şiddetli düşmanlık güderlerdi.

Tank bin Abdullah el-Muharibi der ki: «Ben Zulmecaz pana­yırında bulunuyordum. Baktım ki genç bir insan: «Ey nas! Lalla-heillallah deyin, felaha kavuşun» diye bağırıyordu. Arkasında bir kişi vardı, ona taş atıyordu. Ve onun iki baldırım ve topuklarını kan içinde bırakmıştı. O da: «Ey nas! Bu çokça yalan söylüyor. Onu tasdik etmeyin» diyordu. Ben merak ettim. Bunun Tam oldu­ğunu sordum. Dediler ki: «Bu zat Muhammed'dir. peygamber ol­duğunu iddia ediyor. Bu da onun amcası Ebu Leheb'tir. Yalancı olduğunu söylüyor.»

îbn Abbas'tan şöyle riyayet ediyorlar: Ebu Leheb: «Muham-med size sihir yaptı. Bizden birimiz bir kuzuyu yeriz ve büyük bir bardak süt içeriz, yine de doymayız. Muhammed ise sizi bir ko-yunun ön ayağı ile doyurdu. Sizi bir yudum süt Ue kanattı» dedi.

Bu kâfire Ebu Leheb künyesi niçin verilmiştir? Bazıları «Çok güzeldi. Yüzü pırıl pırıl parlıyordu. Onun için alev mânâsına ge­len «Leheb'in Babası» denildi kendisine» demişlerdir.

«Onun malı ve kazandığı ondan Allah'ın azabını uzaklaştır-maz».

Mücahid, «Onun çocuğu ondan Allah'ın azabını uzaklaştırma-di. Çünkü çocuk da insanın kazancındandır» demiştir. İbn Me-sud'dan da böyle rivayet edilmiştir.

Ebu Tiifeyl, «Ebu Leheb'in müslüman olan çocukları, bir me­seleden dolayı amcazadeleri olan İbn Abbas'ın yanına geldiler. Orada dövüştüler. İbn Abbas onları ayırmak için ayağa kalktı. On­lardan biri İbn Abbas'ı iteledi. İbn Abbas yatağın üzerine düştü. Öfkelendi ve: «Benim yanımdan bu pis kazancı çıkarınız» dedi. Bu ifadesiyle çocuğun, babanın kazancı olduğunu kastedi­yordu.

Hz. Aişe, Rasûl-ü Ekrem'in şöyle buyurduğunu rivayet ediyor: «Kişinin yedikleri arasında en helali, en güzeli kesbinden olandır, Benim çocuğum da benim kesbimdendir» (Ebu Davud)

İbn Abbas der ki: «Rasûl-ü Ekrem aşiretini, akrabalarını ateş­le uyardığı zaman Ebu Leheb: «Eğer yeğenimin dediği haksa ben nefsimi, malımı ve çocuklarımı vermek suretiyle kurtarırım» de­di. Bunun Üzerine Cenab-ı Hak: «Onun malı da kazancı da ondan hiçbir şey uzaklaştırmadı» buyurdu.

«O alev sahibi bir ateşi boylayacaktır». Bu ayetin mânâsı Mür-selât Suresi'nde geçmişti. [3]

 

Kovuculuk

 

«Onun hanımı odun taşıyıcısı idi». Künyesi Ümmü Cemil ve ismi de Avra idi. Kendisi geceleyin görmezdi. «Odun taşıyıcısı» ibaresinin mânâsı İbn Abbas, Mücahid, Katade ve Süddi'ye göre insanlar arasında gıybet, nemime ve kovuculuk yaparlardı demek-tir. Nitekim Araplar «Falan adam falanın üzerine yük yükletiyor» derler. Yani onun hakkında kovuculuk yapıyor, demektir.

Eksem bin Seyfi, çocuklarına, «Kovuculuktan kaçının. Çün­kü o yakıcı bir ateştir. Kovucu bir saat içerisinde sihirbazın bir ayda yapmadığını yapar» diyordu. Bunun için Rasûl-ü Ekrem'den şu hadis gelmiştir: «Cennet'e kovucu girmez».

Rasûl-ü Ekrem yine şöyle buyurdu: «İkiyüzlü bir insan Allah'­ın yanında şerefli olmaz». Başka bir hadiste, «İkiyüzlü insan in­sanların en şerlisidir. Bir gruba bir yüzle, öbür gruba da başka bir yüzle gider» buyurulmuştur.

Kâb'ul-Ahbar diyor ki: İsrailoğulları'na kıtlık isabet etti. Hz. Musa üç defa yağmur duasına çıktı, fakat yağmur gelmedi». Hz. Musa: «Yarab, onlar senin kullarındır!» deyince Cenab-i Hak vahy gönderdi: «rjjfe senin ne de seninle beraber olanların duasını kabul etmem. Çünkü içinizde kovucu bir kişi vardır ve o kovuculukta ısrar etmektedir». Hz. Musa: «Yarab, o kimdir söyle, ki, biz onu aramızdan çıkaralım?» dedi. Cenab-i Hak: «Ey Musa! Ben seni ko­vuculuktan menediyorum, bu kendim kovucu olayım diye midir?» dedi. Bunun üzerine Hz. Musa'nın yanında bulunan herkes tevbe etti. Sonra duaya çıktılar ve Cenab-ı Hak yağmur gönderdi.

Kovuculuk kesinlikle büyük günahlardandır. Hatta Pudayl bin İyad diyor Yd,j<Üç şey vardır ki ameli salihi yıkar. Oruçlu bir insanın orucunu götürür, abdesti bozar; Gıybet, nemime ve ya­lan».

Katade diyor ki: «Ebu Leheb'in hanımı RasûUl Ekrem'i ayıp.hyordu Sonra kendisi gani olmasına rağmen sırtında odun taşuyordu. Böylece cimrilikle o da ayıplandı».

îbn Zeyd ve Dahhak, «Ümmü Cemil gider, dikenli nesneler ge­tirir, geceleyin Hz. Peygamber'in ve ashabının yoluna atardı ki ezi­yet görsünler» demiştir.

îbn Abbas da böyle söyledi. Rebi de «RasûUü Ekrem o diken­lere ipekliye basar gibi basıyor, dikenler onun ayağına saplanmı­yorlardı, diyordu. Bir gün Ümmü Cemil yine diken getirmek için gitmişti. Yolda yoruldu, istirahat etmek için bir taşın üzerine otur-du. Melek onu arkaya doğru çekti ve böylece ip onun boynuna ta­kıldı, helak oldu» demiştir.

Said bin Cübeyr, «O hataların ve günahların taşıyıcısıydı» di-yor. Çünkü Cenab-ı Hak, En'am Suresi'nin 31. ayetinde «Onlar günahlarını sırtlarında taşıyorlar» buyurmuştur.

Bazıları da «O yükleri ateşte taşıyacaklardır» diyorlarsa da bu uzak bir yorumdur.

Beşinci ayetin metnindeki «Ciyd» kelimesi boyun demektir. Kadının boynunda mesedden yapılmış ip vardı. Mesed'den maksat liftir. Liften yapılmış bir ip, demektir. Ciyd'in çoğulu «ecyad» Mesed'in çoğulu «emsad»öır. Ebu Ubeyde, «Mesed bir iptir, yün­den yapılmıştır» demiştir. Hasan Basri, «O Yemen'de bitmekte olan ve mesed denilen bir ağacın kabuklarından yapılmış bir ip. tir. Onlar birbirlerine dolanarak sağlamlık kazanırlar» der.

Hasan «Mesed'den olan ip onun boynunda bulunan gerdan­lıktır» diyor. Said bin Müseyyib, «Onun cevherden çok kıymetli bir gerdanlığı vardı. «Lat ve Uzza'ya yemin ederim, bunu Muhammed' in düşmanlığı için infak edeceğim» dedi. Ve infak etti. Ve Kıyamet' te onunla 'boğulacaktır» demiştir.

Bazıları da «Onun boynunda mesedden yapılmış ip vardır, de­mekten maksat, O Allah'ın -merhametinden mahrumdur. îman'dan bağlanmıştı. Yani iman onun kalbine girmez» demişlerdir.

Ebu Leheb ve hanımının ateşte olmaları ölünceye kadar küfür üzerinde ısrar etmelerine bağlıdır. Onlar küfür üzerinde öldükle­rinden onların hakkındaki haber doğrulandı ve burada Rasûl-ü Ekrem'in bir mucizesi tahakkuk etmiş oldu.

Ümmü Cemile'yi kendi ipiyle Cenab-ı Hak boğdu. Ebu Leheb ise Adese denilen korkunç hastalıkla Bedir olayından bir hafta sonra öldü. Tabii bundan önce de Hz. Abbas'ın hanımı Üm-mülfadl onun başını derin bir şekilde kırmıştı.

Allah, Ebu Leheb'e Adese hastalığı verdi. O da öldü. Çocukları uzaktan su atmak suretiyle onu yıkadılar, adese hastalığı geçer di­ye ona yaklaşmadılar. Zira koleradan sakınıldığı gibi bu hastalık­tan da sakımrlardı. Sonra Mekke'nin yukarısında bir duvara gö­türdüler. Üzerini taş doldurdular.

Cenab-ı Hak «Onun karısı» tabirini kullandı. Bu tabir kâ­firler arasındaki nikâhın sıhhatli olduğuna delâlet eder. Allah ha­kikati daha iyi bilir! [4]

TEBBET SURESİ'NİN SONU

 



[1] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 16/234. 

[2] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 16/234-235.

[3] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 16/235-239. 

[4] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 16/240-242.