İhlas Sûresi - Kuran - 112Ihlas - 19. Sayfa
İHLAS SÛRESİ
Mekkîdir. 4 ayettir. Allah'ı birleme ve tenzih etme süresidir. İslâm'ın ilk, aslı ve temel rüknüdür. Rivayete göre okuma sevabı bakımından bu sure Kur'an' ın üçte birine denktir. Çünkü üç genel esas bu surededir;
1- Tevhid,
2- Sınırların ve yaratıkların amellerinin belirlenmesi,
3- Kıyamet gününün hallerinin anlatılması.
Allah'ın lütfü'hussunda kimsenin sual sormaya yetkisi yoktur. Cenab-ı Allah'ın, bu sureyi, manasını düşünerek okuyan kimseye, Kur'an'm üçte birini okuyan kimse kadar sevap vermesinde bir güçlük yoktur.
Rahman ve Rahim olan Allah adıyla.
1- Ey Muhammedi De ki: O Allah bir tektir.
2- Allah her şeyden müstağni ve her şey O'na muhtaçtır.
3- O doğurmamış ve doğmamıştır.
4- Hiç bir şey O'na denk değildir.[1]
Bazı Kelimeler:
Zat, sıfat ve fiilleri bakımından bir olan. İhtiyaçların giderilmesi konusunda sadece kendisine yönelİnen.
Denk, benzer ve eşit.[2]
Açıklama:
Peygamber (S.A.V.) efendimizin getirdiği davetin esası ve temeli İşte budur, O bunları yerleştirmek için paçaları sıvamıştır. İnsanları tevhide ve tek Allah'a ibadet etmeye çağırmıştır. Bu sebeple bu surede insanlara Allah'ın bir ve tek olduğunu söylemesi emredilmiştir.
Ey Muhammedi Onlara de ki: Doğrulukla ve kesin burhanla te'yid edilmiş gerçek haber şudur ki, O Allah birdir. Allah zatında tektir. Başka cüzlerden birleşmiş ve de müteaddit değildir. Sıfatlarında birdir. Başkalarında O'-nunkine denk sıfatlar yoktur. Fiillerinde de tektir. Başkalarında O'nunkine benzer fiiller yoktur. Sözün, zamiri şan ile başlatılması, daha işin başında iken ileride gelecek cümlelerin ve anlatılacak sözlerin önemine işaret etmek içindir. Ayrıca anlatılacak sözlerin son derece önemli ve parlak ifadeler olduğu hususunda dikkatleri çekmek içindir ki insanlar o cümlelerin ifade ettiği manaları araştırıp onlara yönelsinler. Zira zamir, insanı sonra gelecek ifa-deier hususunda dikkatli tutar. Zamirden sonra yapılan.açıklamalar kalbe iyice yerleşir. Belki şöyle bir soruyu sorabilirsiniz, yerine demek daha uygun olmaz mıydı? Buna cevaben deriz ki: Maksat, şanı yüce Allah'ın müteaddit olmayıp zatında tek olduğunu isbat etmektir. Şayet denilseydi, bu ibare şunu İfade ederdi: Onlar Allah'ın birliğine inanıyorlardı, ama Allab'lığın kimde sabit olduğu hususunda şüphe ediyorlardı. Halbuki maksat, birden fazlalığı reddetmektir. Çünkü onlar buna inanıyorlardı. Bu sebeple Cenab-ı Allah şöyle buyurdu: yani Allah'ın fevkinde başka bir tek zat yoktur. O hiçbir teke de muhtaç değildir. Bilakis kendisi tek basınadır, Birdir, eşsizdir. Kendisinden başka herşey O'na muhtaçtır. Sıkıntılı ve buhranlı zamanlarda bütün yaratıklar sadece O'na sığınırlar,- O'-nun nimetleri bol ve bereketli olup sânı da yücedir.
"Doğurmamiştır ve (başkası tarafından) doğu ruima mistir." Bu İfade ile Cenab-ı Allah'ın oğul ve kız sahibi olması, ana veya babalı olması reddedilerek O'nun yüce zâtı bu gibi şeylerden tenzih edilmiştir. Çocuğunun olmayışı, 'Melekler Allah'ın kızlarıdır' diyen müşrikleri reddetmek içindir. Aynı zamanda 'Uzeyr ve Mesih Allah'ın oğullandır' diyen Yahudilerle Hristiyanlan da reddetmek içindir.
Mesih Allah'ın oğludur, deyip sonra O'na babası gibi ibadet eden Hris-tiyanların dedikleri gibi Allah, başkası tarafından da doğurulmamıştır. çünkü çocuk, babasının bir parçası olarak ondan ayrılmayı gerektirir ki bu da şüphesiz teaddüdü, sonradan meydana gelmeyi ve yaratıklara benzer olmayı gerekli kılar ki Cenab-ı Allah, çocuğa hiçte muhtaç değildir. O, kâinatı yaratmıştır. Göklerle yeri yoktan var etmiştir. İnsanların yok olmasından ve ki-' yametin kopmasından sonra da göklerle yere mirasçı olacaktır. O'nun doğurulmamış olması da bedîhî olarak açıkça bilinen gerçeklerdendir. Çünkü çocuk bir Ana ile Babaya, aynı zamanda emziriciye, emziricinin memesine muhtaçtır. Halbuki Cenab-ı Allah, bu gibi şeylere nisbetle çok üstün ve münezzehtir.
"Hiçbir şey O'nun dengi olmamıştır." Evet Cenab-ı Allah müteaddit olmayıp zatında tek ve bir olduğuna, doğuran ve doğurulmayan olduğuna, yaratıklardan hiçbirine benzemediğine, eşsiz, denksiz ve benzersiz aynı zamanda ortaksız olduğuna göre, bütün bu noksanlıklardan ve müşriklerin ortak koştukları şeylerden üstündür, münezzehtir.
Kısa ve veciz olmakla birlikte bu sure-i celîle Arap müşrikleriyle Hristi-yan ve Yahudilere bir reddiyedir. Kâinatta nur ve zulmetten başka bir şey bulunmadığını söyleyen Manâcılar mezhebini, iptal etmiştir. İhtiyaçlar anında Allah'tan başkasına da başvurulabileceğini iddia eden Arap müşriklerini reddetmiştir. Halbuki Cenab-ı Allah bütün bu gibi eksikliklerden yücedir, münezzehtir. Bu sure-i celîleye İhlâs sûresi denmiştir. -Çünkü bu süre Allah'ın birliğini, O'nun ortağı olmadığını, ihtiyaçların giderilmesinde başvurulacak yegane zat olduğunu, doğmadığını ve doğurulmadiğını, eşsiz ve benzersiz olduğunu isbatlamayı içermektedir. Bu da sadece Allah'a ibadet ederek İlılaslı olmayı ve yalnızca O'na yönelmeyi gerekli kılar.[3]
[1] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/629.
[2] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/630.
[3] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/630-631.
İslami Okul Okulların En Önemlisi