Felak Sûresi - Kuran - 113Felak - 2. Sayfa
FELAK SÛRESİ
113
İndiği Yer :
Mekke
İniş Sırası :
20
Âyet Sayısı:
5
Nüzulü
Mushaftaki sıralamada yüz on üçüncü, iniş sırasına göre yirminci sûredir. Fîl sûresinden sonra, Nâs sûresinden Önce Mekke'de inmiştir. Medine'de indiğine dair rivayetler varsa da [1] üslûp ve içeriği bakımından Mekkî sûrelere benzediği görülür.
Adı
Sûre adını ilk âyetinde geçen ve "sabah" anlamına gelen "felak" kelimesinden almıştır. Nâs süresiyle birlikte "Mukaşkışeteyn (şirkten uzaklaştıranlar)" adlarıyla da anılmaktadır. Aynı sûrelere başlarındaki "eûzü" kelimelerinden dolayı "Muavvizeteyn" ismi de verilmiştir.
Konusu
Sûrede bazı kötülüklerden dolayı Allah'a sığınılması öğütlenmektedir.
Fazileti
Hz. Peygamber Sahâbe'den Ukbe b. Âmir'e şöyle buyurmuştur: "Görmedin mi? Bu gece benzeri asla görülmemiş âyetler indirildi: Kul eûzü bi-Rabbi'1-felak ve Kul eûzü bi-Rabbi'n-nâs"[2] ResÛlullah, Felak ve Nâs sûrelerinin en güzel sığınma duaları olduğunu açıklamış ve çok okunmasını tavsiye etmiştir.[3]
Meali
Rahman ve rahim olan Allah'ın adıyla... 1. De ki: "Sabahın rabbine sığınırım; 2, Yarattığı şeylerden gelebilecek kötülüklerden; 3. Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden; 4. Düğümlere üfürenlerin şerrinden; 5. Bir de kıskandığı vakit kıskanç kişinin şerrinden!"
Tefsiri
1. "Sabah" diye çevirdiğimiz "felak" kelimesi "yarmak" anlamındaki "felk" mastarından isimdir. Yarma ve çatlatma neticesinde meydana gelen şeyin sıfatı olarak kullanılmaktadır. Yaygın yoruma göre burada Yüce Allah'ın gece karanlığını yarması neticesinde meydana gelen sabah aydınlığını ifade eder. Ancak, bir sonraki âyetle bağlantısı dikkate alındığında kelimenin, "yokluktan yarılıp çıkan mahlûkat" şeklinde özetleyebileceğimiz daha genel bir anlam içerdiğini kabul etmek gerekir. Buna göre "felak" kelimesi kâinatın yokluk alanından bir patlama ile ilk meydana gelişini ve yaratılışını ifade eder. Bu cümleden olmak üzere arzdan kaynayan pınarlar, bulutlardan boşalan yağmurlar, tohumlardan filiz veren bitkiler, rahimlerden çıkan yavrular gibi Yüce Allah'ın kudretiyle bir asıldan, bir kaynaktan ayrılıp çıkan bütün mahlûkat "felak" kelimesinin kapsamına girer. Ayrıca -Esed'in de belirttiği gibi[4] "felak" kelimesinin "bir belirsizlik (dönemin)den sonrahakikatinortaya çıkışı" şeklindeki tanımı[5] dikkate alındığında "sabahın Rabbi" deyimiyle "Allah'ın, hakikatin her şekildeki idrakinin kaynağı olduğuna ve bir kimsenin ona sığınmasının, 'hakikatin ardından koşmak' ile eşanlamlı olduğuna" işaret edildiği de düşünülebilir. Eski tefsirlerde "felak" kelimesine "cehennemin ismi, cehennemde bir zindanın veya bitkinin ya da kuyunun ismi" gibi -bize göre isabetli olmayan- başka yorumlar da getirilmiştir.[6]
2. Bütün mahlûkatın şerrinden Allah'a sığınmanın gereği vurgulanmıştır. Bu ifade, maddî ve manevî, dünyevî ve uhrevî, dış âlemde veya kişinin nefsinde, tabiî ve ihtiyarî, her türlü şerri kapsamaktadır. Allah'ın yarattıklarının şerri, kötülüğü yaratma bakımından Allah'a ait olmakla beraber her yaratılanın bir hikmeti, bir faydası, ilâhî plana uygun bir fonksiyonu vardır. Bu imtihan planında ve ortamında insana kötüyü isteyip istememe ve onu icra için iradesini harekete yöneltme yetisi verilmiştir. Öte yandan Allah'ın kötü olarak nitelemediklerini kötü sayan veya kötü kılanlar, bu sınava tâbi olan şuurlu varlıklardır yani kötülük onların tavrı, tercihi, kullanma ve uygulama biçimi ve yeri ile ilgilidir.
3, "Gece" diye çevirdiğimiz "gâsık" kelimesine müfessirler "soğuk, Süreyya yıldızı, güneş, ay, yılan ve zarar veren her şey" mânalarını da vermişlerdir.[7] Buna göre bastırdığında soğuğun, battıklarında Süreyya yıldızı veya güneşin, tutulduğunda ayın, soktuğunda yılanın ve zarar veren her şeyin şerrinden Allah'a sığınmak gerekir. Ancak burada da müfes-sirlerin çoğunluğu bizim mealde verdiğimiz "gece" mânasını tercih etmişlerdir. Çoğu zaman ve özellikle bu âyetlerin indiği devirlerin şartlanndakİ insanlar için gece karanlığı korkutucu ve ürperticidir; faydalan yanında bazı sıkıntıları da vardır. Çünkü gece karanlığında İnsanın faaliyetleri zorlaşır, gündüzün yapılan işlerin bir kısmı gece yapılamaz, hatta bazen imkânsız hale gelir; yolcu yolunu şaşırır, düşmana karşı korunmak güçleşir. Râzî şöyle der: "Geceleyin yırtıcı hayvanlar inlerinden, haşereler yerlerinden çıktığı, hırsızlar ve soyguncular hücuma geçtiği, yangınlar olduğu ve yardım imkânı azaldığı için gecenin şerrinden Allah'a sığınılması emredilmiştir.[8]
"Çöken karanlık" mecazî anlamda zulüm ve cehalet karanlığı, karanlık düşünceler ve insanın İçine çöken, onun ruh dünyasını karartan kin, öfke, şehvet ve kıskançlık gibi kötü huylar yahut ölüm, ümitsizlik ve karamsarlık gibi insanı korkutup kaygılandıran haller şeklinde de yorumlanabilir.
4. "Üfürenler" diye çevirdiğimiz "neffâsât" kelimesi hem erkek hem de kadın için kullanılır.[9] Âyet metnindeki "ukad" ise "düğüm" anlamına gelen "ukde" kelimesinin çoğuludur. "Düğümlere üfürenler" diye tercüme ettiğimiz ifade, "kadın sihirbazlar, sihirbaz nefisler, sihirbaz gruplar" anlamlarında da yorumlanmıştır.[10]Zemahşerî, âyette Allah'ı sığınılması emredilen asıl kötülüğün ne olduğu hususunda şu ihtimalleri sıralar:
a) Sihirle uğraşanların yaptıkları İşten ve bunun günahından.
b) Sihirbaz kadınların, yaptıkları sihirle insanları fitneye düşürmelerinden ve bâtıl şeylerle insanları aldatmalarından.
c) Sihirbazlar üfürdükleri zaman onların etkisiyle değil Allah'tan gelen bir musibetten Allah'a sığınmak emredilmiştir.[11] Râzî, "neffâsât" kelimesini, "cinsel câzibeleriyle erkekleri âdeta büyülercesine etkileyip türlü türlü işler yaptıran kadınlar" şeklinde özetleyebileceğimiz mecazî bir anlamda yorumlamanın uygun olacağını belirtmiştir.[12] Bununla birlikte yaygın yoruma göre burada gerçek büyücüler ve üfürükçüler kastedilmiş ve kadınıyla erkeğiyle büyü ile meşgul olan herkesin şerrinden Allah'a sığınılması emredilmiştir. Câhüiye döneminde ipi düğümleyerek ve düğümlere bir şeyler okuyup üfleyerek büyü yapıldığı birçok kaynakta zikredilmiştir. Âyette düğümlü ipe üflenerek yapılan büyünün etkisinden ve şerrinden değil, bunu yapanların kötülüğünden söz edilmiştir. Şu halde bu tür işlerle meşgul olanlar insanları aldatmakta, kafalarını karıştırmakta, onları bilhassa sıkıntılardan kurtulma hususunda gerçeklere yönelmekten ve bilime uygun tedbirlere başvurmaktan alıkoymakta, yanlış yollara ve davranışlara yönlendirmektedirler. Âyet, müminlerin büyücü ve üfürükçülere itibar etmemeleri, onlardan uzak durmaları, onlara değer vermekten sakınmaları gerektiğini de ortaya koymaktadır. Nitekim Taberî'nin naklettiği bir rivayete göre Hasan-ı Basrî, bu âyet söz konusu olduğunda "Sihre bulaşanlardan sakının" demiştir.[13]
Felak ve Nâs sûrelerinin Medine'de indiğini söyleyen müfessirler burada bİr yahudi tarafından Hz. Peygamber'e sihir yapıldığını, bu sebeple onun altı ay veya daha fazla bir süre rahatsızlanıp söylemediği bir sözü söylemiş ve yapmadığı bir şeyi yapmış gibi hayal ettiğini, bunun üzerine Felak ve Nâs sûrelerinin indiğini ve Resûlullah'ın bunları okuyarak şifa bulduğunu bildiren rivayetlere dayanmaktadırlar (bk. Kurtubî, XX, 253). Ancak diğer Mutezile âlimleri gibi Zemahşerî de âyetle ilgili yorumunda, bu tür uygulamaların gerçekliğine ve etkilerine inanmayı kesinlikle reddeder.[14] Son dönem âlim ve müfessirlerinden Muham-med Abduh, böyle bir olayın Peygamber'İn ve vahyin sihir vb. beşerî etkilerden korunmuşluğunu ifade eden âyetlere[15] aykırı olduğunu ileri sürerek ilgili rivayetlerin kabul edilemeyeceğini söylemiştir.[16] Benzer görüş Reşİd Rıza tarafından -mevcut psikolojik bulgulara da dayanılarak- daha ayrıntılı bir şekilde ifade edilmiştir.[17] Bizim kanaatimize göre bilgi ve inanç konularında mütevâtir olmayan rivayetlerin dayanak olamayacağı birçok siinnî âlimin üzerinde birleştiği bir kural olup Peygamber'e büyü yapıldığı iddiasının hem bilgi hem inançla ilgisi bulunduğundan bu konuda mütevâtir olma değeri taşımayan rivayetlere itibar edilmemesi gerekir.[18]
5. "Kıskanç kişi" diye çevirdiğimiz "hâsid" kelimesi "kıskanmak" anlamına gelen hased kökünden sıfat olup kıskançlık ve çekememezlik" duygusunun etkisinde kalan kişiyi İfade eder. Bu duygunun etkisiyle "birinin sahip olduğu nimetin zevalini arzulama" anlamına gelen hased, İslâm ahlâk kaynaklarında başlıca kötülük kaynaklan arasında gösterilmiştir. Bir tür ruh hastalığı kabul edilen hased duygusunun insan tabiatındaki bencillik eğiliminden, dolayısıyla başkalarının kendisinden daha üstün durumda olmasına tahammül edememesinden kaynaklandığı, bu durumun onu bir tür bunalıma soktuğu bildirilmektedir. Bu nedenle âyette, kıskançlığı tutan hasetçinin şerrinden Allah'a sığınmanın önemine dikkat çekilmiştir.[19]
[1] bk. Şevkânî, V, 615
[2] Müslim, "Müsâfirîn", 264
[3] Dârimî, "Fezâilü'l-Kur'ân", 25. Bu iki sûresin faziletiyle ilgili diğer rivayetler için bk. İbn Kesîr, VIII, 550-553
[4] III, 1324
[5] Tâcü'l-arûs, "flk" md
[6] meselâ bk. Taberî, XXX, 349-351; Şevkânî, V, 616-617
[7] bk. Râzî, XXXII, 194-195; Şevkânî, V, 616
[8] bk. XXXII, 195
[9] bk. Abduh, Tefsîru cüz'i Amme, s. 181
[10] bk. Zemahşerî, IV, 301
[11] bk. IV, 301
[12] XXXII, 197
[13] XXX, 353; bu konuda ayrıca bk. Bakara 2/102
[14] bk. IV, 301
[15] bk. Mâide 5/67; Hicr 15/9
[16] Tefsîru cüz'i Amme, s. 181-182
[17] bk. Menâr, I,398 vd
[18] aynca bk. Alaaddin es-Semerkandî, M?z<îhh7-wsû/, s. 434
[19] bu konuda bilgi İçin bk. Bakara 2/109
İslami Okul Okulların En Önemlisi