Felak Suresi - Kuran - 113Felak - 3. Sayfa
1- Bu İki Sûrenin Ve Bunlarla Birlikte İhlas Sûresinin Fazileti:
2- Peygamber Efendimize Büyü Yapılması:
3- Büyünün Mahiyeti ve Etkileri:
4- "Felak":
5- Karanlık Gecenin Şerrinden;
6- Düğümlere Üfleyenler:
7- Büyü ve Okuyarak Şifa Dilemek:
8- "Ve Hased Edenin Hased Ettiği Zaman Şerrinden":
9- Yüce Allah'ın Herşeyin Yaratıcısı Olduğu ve Kıskanmanın Kötülüğü:
FELAK SURESİ
Rahman ve Rahim Allah'ın Adı ile
el-Hasen, İkrime, Ata ve Cabir'in görüşüne göre; Mekke'de inmiştir. İbn Abbas'ın iki görüşünden birisine ve Katade'ye göre Medine'de inmiştir. Beş âyettir.
İleride de geleceği üzere Rasûiullah (sav), yahudiler kendisine büyü yapınca bu sûre, Nas Sûresi ve îhlâs Sûresi ile teavvüz etmiştir (bunları okuyarak Allah'a sığınmıştır.)
Deniidiğine göre Muavizeteyn (Felak ve Nas) sûrelerine "el-rnıtkaşkişe-tani" denilirdi. Yani bunlar münafıklıktan kurtaran, şifaya kavuşturanlar demektir. Bu açıklamalar daha önceden geçmiş bulunmaktadır,
İbn Mesud'un iddiasına göre ise bunlar Peygamberimizin kendileriyle is-tiaze ettiği bir duadır, bunlar Kur'ân'dan sûreler değildir. O böyle!ikle ashab-ı kiramın ve Ehl-i Beytin icmaına muhalefet etmiş olmaktadır.
İbn Kuteybe dedi ki: Abdullah b. Mesud Muavizeteyn sûrelerini musha-fına yazmamıştır. Çünkü o Rasûlullah (sav)'ın Hasan ile Hüseyin'i -Allah her ikisinden de razı olsun- bunları okuyarak Allah'a ısmarladığını duyuyordu. Bu sebebten bu iki sûrenin (Peygamber efendimizin dualarından birisi olan): " Herbir şeytandan ve herbir zehirli haşereden, kötülük veren herbir gözden Allah'ın eksiksiz kelimelerine sizleri sığındırırım"[1] konumunda oldukların) kabul etmiştir.
Ebıı Bekr et-Enbari dedi ki: Ancak İbn Kuteybe'nin bu görüşü merduttur. Çünkü bu iki sûre âlemlerin Rabbinin bütün yaratıkları aciz bırakan mu'ciz kelamındandır. Buna karşılık "...Allah'ın eksiksiz kelimelerine sizleri sığındırırım" ifadelerinin insan sözü olduğu açıkça ortadadır. Peygamberlerin sonuncusu Mulıammed (sav)'ın mucizesi olan, bütün kâfirlere karşı kıyamete kadar kalıcı delili olan yaratıcının sözü ise, lisanı fasih, dili bilen, söz türlerini ve anlatım tekniklerini c.ok iyi tanıyan, Abdullah b. Mesud gibisi nazarında, insanların sözü ile asla karışamaz.
Kimisi şöyle demiştir: Abdullah b. Mesud'un Felak ve Nas sûrelerini yaz-mayışının'sebebi, bunların unutulmayacaklarından emin olmasıdır. O mus-hafında Fatiha'yı yazmadığı gibi, bunları ezbere bildiği halde yazmamıştır. Hem onun Fatiha'yı bellemiş ve onu iyice öğrenmiş olduğunda asla şüphe yoktur. Fakat bu görüş de reddedilmiş ve buna karşı şu delil getirilmiştir: O; "Allah'ın yardımı ve fetih geldiğinde"; "Şüphe yok ki biz sana kevseri verdik." ve "De ki: O Allah'tır, bir tektir" sûrelerini de yazmıştır ve bunlar uzun olmamak, çabuk ezberlenmek, unutulmayacaklarından emin olmak bakımlarından Felak ve Nas sûreleri gibidirler ve hepsi de Fatiha'dan farklıdır. Çünkü Fatiha okunmaksızın namaz tamam olmaz. Herbir rekalte ondan sonra Ku/ân'dan okunacak buyruklardan önce okunması gerekir. Dolayısıyla ezberde kalmasından ve unutulmayacağından emin olarak, Fatiha'nın mushafta yazılmadığı doğrudur. Fakat sûreler arasında onun bu özelliğine sahip ve Fatiha'ya yapılan uygulamanın benzeri uygulamaya mazhar olmuş başka bir sûre yoklur... Bu anlamdaki açıklamalar daha önceden Fatiha Sûresi'n-de (Fatiha Sûresi'nin tefsiri I. bab, 1. başlıkta) geçmiş bulunmaktadır. Yüce Allah'a hamdolsun. [2]
1. De ki: "Sabahın Rabbhıe sığınırım,
2. "Yarattığı şeylerin şerrinden,
3. "Karanlığı çöküp bastığı zaman gecenin şerrinden,
4 ."Düğümlere üfüren kadınların şerrinden,
5. "Ve hased edenin hased ettiği zaman şerrinden."
Bu buyruklara dair açıklamalarımızı dokuz başlık halinde sunacağız:
1- Bu İki Sûrenin Ve Bunlarla Birlikte İhlas Sûresinin Fazileti:
Nesâî, Ukbe b. Amir'den şöyle dediğini rivayet etmektedir: Peygamber (sav)'a -bineği üzerinde iken- gittim. Elimi ayağının üzerine koydum ve: Bana Hud Sûresi'ni öğret, Yusuf Sûresi'ni öğret dedim. Bana şöyle dedi: "Sen Allah nezdinde "De ki: Sabahın Rabbine sığınırım" sûresinden daha beliğ hiçbir şeyasla okuyamazsın."[3]
Yine ondanşöyle dediği rivayet edilmiştir: Cuhfe ile Ebva ara-sıpda Peygamber (sav} ile birlikte yolda yürüyorken, oldukça karanlık ve şiddetli bir rüzgar bizi kuşattı. Rasûlullah (sav) "De ki: Sabahın Rabbİnc sığınırım" sûresi ile "De ki: Sığınırım insanların Rabbine" sûreleri ile istiaze-de bulunmaya koyuldu. Bu arada (bana) şunları da söylüyordu: "Ey Ukbe! Sen bunlarla isciaze et (AllalVa sığın) Çünkü i.stiazede bulunan hiçbir kimse bunlara benzer bir sözle Allah'a sığınmış değildir." dedi ki; Ben Peygamberi namazda bunları okurken duymuşumdur.[4]
Nesâî,'Abdullah (b. Hubeyb)den şöyle dediğini rivayet etmektedir: Az miktarda bir yağmur ve karanlıkta kaidık. Rasûlullah (sav)'ın çıkmasını bekledik. -Sonra şu anlama gelecek bir takım sözler söyledi-: Rasûlullah (sav) bize namaz kıldırmak üzere çıktı, şöyle buyurdu; "De" ben.- Ne diyeyim, dedim. Şöyle buyurdu: "De ki: 0 Allah'tır, bir tektir" (İhlas Sûresi ile) muavvizeteyni (Felak ile Nas'ı) akşamı ettiğinde ve sabahı eîdğinde üç defa oku her şeye karşı bunlar sana yetecektir. "[5]
Ukbe b. Amir el-Cüheni'den dedi ki: Rasûlullah (sav) bana: "De" diye buyurdu. Ben: Ne diyeyim? diye sordum. Şöyle buyurdu: "De ki O Allah'tır, bir tektir."; "De ki: Sabahın Rabbine sığınırım,"; "De ki: Sığınırım insanların Rabbine" sûrelerini oku." Rasûlullah (sav) bu sûreleri okudu, sonra şöyle buyurdu: "İnsanlar bunların benzeri sözlerle asla istiazede bulunmadılar." Ya da: İnsanlar bunların benzeri sözlerle istiazede bulunamazlar" diye buyurdu.[6]
İbn Abbasî'm rivayet ettiği hadiste şöyle denilmektedir: "De ki: Sabahın Rabbine sığınırım" ve "De ki; Sığınırım insanların Rabbine" bu iki sûre ... şeklindedir.[7]
Buhârî ve Müslim'in Safti/ı'lerinde Aişe'den rivayete göre Peygamber (sav) rahatsızlandı mı kendisine Muavvizeteyn sûrelerini okur ve üflerdi. Hastalığı artınca ona ben okur ve bereketini umarak ellerini üzerine sürer-dim.[8]
2- Peygamber Efendimize Büyü Yapılması:
Buhârî ve Müslim'de Âişe (r.anha)'nın rivayet ettiği hadis ile sabit olduğuna göre Zureykoğulları yahudilerinden Lebid b. el-A'sam adında bir yahu-di Peygamber (sav)'a büyü yaptı. Öyle ki, bir isi yapmadığı halde kendisine yapmış gibi geliyordu. Bu halde Allah'ın dilediği kadar bir süre devam etti. -Sahih'in dışında: bir sene denilmektedir.- Sonra şöyle dedi: "Ey Aişe! Yüce Allah'ın benim kendisinden hakkında fetva istediğim işe fetva verdiğinin farkına vardın mı? Bana iki melek geldi. Onlardan birisi başım tarafında, diğeri ayağıgıın ucunda durdu. Baş tarafımda duran ayağımın ucunda durana: Bu adamın hali nicedir? dedi. O büyülenmiştir, dedi. Diğeri: Onu büyüleyen kim? diye sordu. Öbür melek: Lebid b. el-Asam dedi. Peki ona ne ile büyü yaptı dedi. Diğeri: Bir tarak, taranınca tarakta kalan birkaç kıl, erkek bir hurma ağacının özü üzerindeki bir kapçığı ile (büyü yaptı) ve bunları Zu Evran kuyusunda kuyunun ortasındaki tümsekçe taşın akına koydu." Kuyuya geldi ve bunlan oradan çıkardı. SahihCin rivayeti) burada sona ermektedir.[9]
İbn Abbas (rivayetinde) dedi ki: "Yüce Allah'ın bana hastalığımı haber verdiğinin farkına varmadın mı?" (diye sordu.) Sonra Ali, Zübeyr ve Ammar b. Yasir'i gönderdi. Onlar o kuyunun suyunu çektiler. Sanki kına ıslağı gibi idi. Sonra Raûfa diye bilinen kayayı kaldırdılar. Bu isimle anılan kaya, kuyunun dibinde bırakılır ve kovaları dolduran kişi bunun üzerinde durur. İçinde olanları çıkardılar. İnsan başından taranırken düşmüş kıllar ve bir taraktan birkaç diş gördüler. Bir de iğneler batırılmış onbir düğüm bağlanmış bir yay kirişi gördüler. İşte yüce Allah bu iki sûreyi indirdi. Bu iki sûre bu düğümler sayısınca onbir âyet-i kerimedir. Peygambere bunları okuyarak istiazede bulunması emredildi. Bir âyet okudukça bir düğüm çözüldü ve Peygamber (sav) bir parça hafiflik hissetti. Nihayet son düğüm de çözüldü, sanki bir bağdan kurtulmuş gibi idi. (îbn Abbas) dedi ki: Onda bir hastalık yoktu. Cebrail, Rasûlullah (sav)'ı okuyarak tedavi etmeye ve şöyle demeye koyuldu: " Seni rahatsız eden hcrbir şeyden, herbir kıskancın şerrinden ve her kötü gözden ben seni Allah'ın adı ile iyileşmen için okuyup tedavi ediyorum, sana şifa verecek olan Allah'dır."
Ey Allah'ın Rasûlü! O pis herifi öldürmeyelim mi? dediler. Peygamber şöyle buyurdu: "Allah bana şifa vermiş bulunuyor. Ben insanların aleyhine bir kötüiüğü körüklemekten hoşlanmam. "[10]
el-Kuşeyri'nin, Tefsirinde zikrettiğine göre sahih rivayetlerde şu da varid olmuştur: Yahudilerden bir köle Peygamber tsav)'a hizmet ediyordu. Yahudiler gizlice ona yanaştılar, Sürekli onunla ilişkide bulundular ve nihayet o yahudi Peygamber (sav)'ın başından taranırken dökülmüş bir kaç kıl aldı. Yine tarağından birkaç diş aldı. Bunları yahudilere verdi. Onlar da bunlarla ona büyü yaptılar. Büyü yapma işini üstlenen yahudi Lebid b. el-Asam idi... deyip, İbn Abbas'tan nakledilen rivayetin bir benzerini zikretti.[11]
3- Büyünün Mahiyeti ve Etkileri:
Büyünün mahiyeti, gerçeği, onun sebebiyle ortaya çıkan acılar, kötülükler ve büyücünün hükmü i!e ilgili açıklamalar, daha önceden el-Bakara Sûresi'nde (2/102, âyet, 3- başlık ve devamında) geçtiğinden dolayı, bunları burada tekrarlamanın bir anlamı yoktur. [12]
4- "Felak":
"Felak'ın mahiyeti hakkında görüş ayrılığı vardır. Cehennemde bir hapis olduğu söylenmiştir. Bu açıklama İbn Abbas'a aittir. Ubey b. Ka'b dedi ki: Bu cehennemdeki bir evdir. Kapısı açıldığı vakit onun sıcağından cehennemlikler feryad ederler.
el-Hubbuli Ebu Abdurrahman dedi ki: Bu, cehennemin İsimlerinden bir isimdir. el-Kelbi: Cehennemde bir vadidir, demiştir. Abdullah b. Ömer: Ateşteki bir ağaçtır, Said b. Cübeyr: Ateşteki bir kuyudur, demiştir. en-Nehhas dedi ki: Yerin düz olan tarafına "Felak" denilir. Buna göre bu görüş de sahih olur.
Cabir b. Abdullah, el-Hasen ve yine Said b. Cübeyr ile Mücahid, Katade, el-Kurazi ve İbn Zeyd şöyle demişlerdir: Felak, sabah demektir. İbn Abbas da böyle demiştir. Araplar; "sabahın Felakın-dan ve sabahın ferakından daha açık ve seçiktir" derler. Şair de şöyle demiştir:
"Ey felak aydın! anı ne ay a kadar
Dirseğime dayanarak yıldızları gözetleyip, uykusuz geçirdiğim gece!.."
Felakın sular ile yarılıp çatlayan kayalar ve dağlar olduğu da söylenmiştir. Dağlar ve kayalar arasındaki aralıklardır, diye de açîkTanmıştır. Çünkü bunlar yüce Allah'ın korkusundan çatlayıp yarılırlar. Züheyr şöyle demiştir;
"Yük develerinin ön ayakları onlan Eakis'den Alıp indirinceye kadar onları gözetleyip durdum."
Rakis, vadinin iç tarafı demektir. en-Nabiğa'nın şu sözünde de böyledir:
"Önünde Rakia ve arkasından vadinin bükülen kısımları varken yanıma geldi."
Rakis, aynı zamanda sükun bulmuş demektir. Bu da ekinlerin dövüldüğü yerin ortasındaki ve ekin dövülürken diğer öküzlerin etrafında döndüğü öküze denilir.
(Felak); canlı varlık ile rahimin açılmasıdır, diye de açıklanmıştır. Bir diğer açıklamaya göre canlı sabah vakti, tane, çekirdek, bitki ve onun dışındaki herbir şeyin üzerinden yarılıp çatlayan herşeye denilir. Bu açıklamayı el-Hasen ve başkası yapmıştır.
ed-Dahhak dedi ki: Felak bütün yaratılmışlardır. Şair şöyle demiştir:
"İhlas ile Felakın Rabbine sessizce dua etti
Gizlice doğumu yaklaşmış (yabani dişi eş«kler) yiyip içtiler doyasıya."
Derim ki: İştikak da bu görüşün doğruluğuna tanıklık etmektedir. Çünkü " Yarmak" demektir. " Bir şeyi yardım, yarmak" anlamındadır. "Teflîk" de ona benzer. " Ben onu yardım, o da yarıldı" denilir.
Buna güre ister caniı, ister sabah, ister tane, çekirdek ve su gibi üzerinden bir jeyin yarılıp ayrıldığı her şeye "Felak" denilir. Nitekim yüce Allah: "Sabahı yarıp çıkarandır." (el-En'am, 6/96) ile "Şüphesiz Allak taneyi ve çekirdeği çatlatıp yarandır" (el-En'am, 6/95) diye buyurmaktadır, Şair Zü'r-Rim-me, yaban öküzünü anlatırken şöyle demektedir:
"Nihayet onun yüzünden bir felak açılınca onun baştarafları Gecenin son vakitlerinde de dikilmiş idi."
Burada "Felak" ile bizzat sabahı kastetmektedir. "Felak" aynı zamanda iki tümseklik arasında yerin alçakça yerine denilir. Çuğulu: diye gelir. "Eski püskü elbise" anlamındaki lafzın çoğulunun: diye gelmesi gibi.
Araplar bazan: "O kimse şu şu fâlikte idi" derler. Bununla iki tümsek yer arasında bükülen yeri anlatmak isterler.
Felak aynı zamanda hapishane görevlilerinin kullandıkları ve mahkumların ayaklarına geçirilen tahta parçalarına da denilir. "Filk" ise büyük musibet ve hayret verici iş demektir. "Adam çok dahi, şaşırtıcıdır" denilir. "Dahi bir şair" demektir. " O bir musibet getirdi" demektir. Aynı şekilde iki kişi arasında ortadan ayrılan ve kendisinden iki yay yapılan sopaya denilir. Bunlartn herbirisine "filk" adı
verilir. Arapların: ifadeleri -ki "bu musibet geldi" demektir- ise "'umer'' gibi kullanılmaz. Yine bu anlamda olmak üzere: " Ben büyük bir musibet ile geldim (başım-a büyük musibet geldi)" denilir. "Oldukla gücünden ötürü hayret verecek işler yapmaya koyuldu'7 demektir.
"Yarattığı şeylerin şerrinden" İblis'in ve onun soyundan gelenlerin şerrinden diye açıklanmıştır. Maksadın cehennem olduğu söylendiği gibi, ifadenin umumi olduğu da belirtilmiştir. Yani yüce Allah'ın yaratıp kötülük verme özelliği bulunan herbir şeyin şerrinden (O'na yığınının), demektir. [13]
5- Karanlık Gecenin Şerrinden;
"Karanlığı çöküp bastığı zaman gecenin şerrinden" buyruğunun anla mı hakkında Farklı görüşler vardır. Bunun gece olduğu söylenmiştir.
"Ğasak; Gece karanlığının ilk vakitleredir. Bu kabilden olmak üzere; "Gecenin karanlığı bastırdı, bastırır' denilir. Şair İbn Kays er-Rakkıyyat dedi ki:
"Şüphesiz ki bu gecenin karanlığı bastı
Ve ben. keder ve uykusuzluktan rahatsızım;
Bir başka şair de şöyle demiştir:
"Ey Hind'in hayali, sen bana. uyuyamamayı bırakıp da gittin Ansızın gece geldin çünkü gece karanlığı basmıştı."
Bu, İbn Abbas, ed-Dahhak, Katade, es-Süddi ve başkalarının görüşüdür.
" Çöküp bastı* lafzı bu açıklamaya göre yine karanlığını bastırdı, demektir. Bu açıklamayı İbn Abbas yapmıştır. ed-Dahhâk girdiği, Katade gittiği (zaman), diye açıklamışlardır. Yemân b. Riâb ise: Sükuna erdiği zaman
diye açıklamıştır. İndiği zaman diye de açıklanmıştır.
Nitekim: " Kâfirlere uzab indi'' denilir. Şair de şöyle demiştir:
"Azab üzerlerin.» indi onların, sanki onlara
Derinin altına işleyen bir ateş yetişti de kökten biçildiler."
ez-Zeccâc dedi ki: Gece için "ğâsık (çöküp basan)" denilmesi, gündüzden daha soğuk oluşundan dolayıdır. Çünkü "ğâsık" soğuk olan ğasak" da soğuk demektir. Zira geceleyin yırtıcı hayvanlar aralarında bulundukları çalılıklardan, haşereler yerlerinden çıkarlar. Kötü kimseler de etrafta kötülük ve fesad yapmak için ortaya çıkarlar.
Gâsiktn süreyya (Ülker) yıldızı olduğu da söylenmiştir. Çünkü bu yıldız görünmeyecek olursa hastalıklar ve taunlar arlar. Doğduğu vakit ise bunlar kalkar. Bu açıklamayı Abdurrahman h. Zeyd yapmıştır.
Gâsik'ın güneşin batması vakti olduğu da söylenin iştir. Bu açıklamayı İbn Şihab yapmıştır. Ay olduğu da söylenmiştir. el-Kııtebî dedi ki: "Karanlığıçöküp bastığı zaman" ay etrafını çeviren halenin içine girdiği zaman, demektir. Bu ay için bir kılıf gibidir, bu da ayın tutulduğu (ya da görülmediği) zamanlar ofur. Siyah olan herbir şeye "ğasak" denilir. Katade dedi ki: "Karanlığı çöküp bastığı zaman" kaybolduğu zaman demektir. Daha sahih olan da budur. Çünkü Tirmizi'de Aişe'den şöyle dediği rivayet edilmektedir: Peygamber (sav) aya bakıp dedi ki: "Ey Aişe! Sen bunun şerrinden Allah'a sığın." Çünkü "karanlığı çöküp bastığı zaman gecenin şerrinden" diye sözü edilen bu dur." Ebu İsa dedi ki: Bu hasen, sahih bir hadistir.[14]
Ahmed b. Yahya, Sa'Ieb, İbnu'l-A'râbî'den bu âyetin tevili hakkında şunları söylediğini nakletmektedir: Çünkü şüphe içinde olan kimseler, ayın etrafı aydınlatmadığı zamanları kollarlar (demiş ve) şu beyitleri zikretmiştir:
"Hoşlanmadığım şeylerden yana Allah beni rahatlatmıştır
Bunlardan birisi koca karı, birisi köpek ve aydır.
Bu havlıyor, diğeriyle aydınlanılıyor,
Ötekine gelince, kaba ve yaşlı seher boyu hep ayakta duruyor."
"Ğâsik"in sokma halinde yılan elemek olduğu da söylenmiştir. Sanki "ğâsik" onun dişidir. Çünkü zehir oradan akar. "Yılanın dişinin soktuğu kimseye girmesi hali"ni anlatır.
"Ğâsik"in ne olursa olsun hücum edip zarar veren herbir şey demek olduğu da söylenmiştir ki, bu da Arapların irini akan yara hakkında kullandıkları: " Yaranın irini aktı" tabirlerinden alınmıştır.[15]
6- Düğümlere Üfleyenler:
"Düğümlere üfüren kadınların şerrinden." Düğümlere okudukları vakit ipin düğümlerine üfleyen sihirbaz kadınların şerrinden, demektir. Burada onların üflemeleri (Kur'ân ve benzeri dualar ukııyarak) tedavi eden kimsenin yaptığı işe benzetilmiştir. Şair şöyle demekledir:
"Sığınırım Rabbime üfürenlerden
Yalan ve iftira ile büyü yaparak düğümlere (üfleyenlerden)."
Mütemmim b. Nuveyre de şöyle demiştir:
"Sen rukyeye (okuyup üflemeye) benzer şekilde ipe üfledin Cennet ümidi ile kıskananın korkusundan."
Antere de şöyle demiştir:
"İyileşirse eğer ona üflemem
Ve eğer o kay be dil irse, kaybetmekten dolayı kedere boğulmak
onun için değerdir." [16]
7- Büyü ve Okuyarak Şifa Dilemek:
Nesâi'nin rivayetine göre Ebu Hureyre şöyle demiştir: Rasûlullah (sav) buyurdu ki: "Her kim bir düğüm yapar, sonra ona üfürürse büyü yapmış olur. Çim de büyü yaparsa şirk koşmuş olur. Her kim (câhili manasıyla) birtakım şeyler üstüne takarsa o, o şeylerle başbaşa bırakılır."[17]
Dua ve Kur'ân âyetlerini şifa maksadıyla okumak (rukye yapılması halinde) üflemek hususunda görüş ayrılığı vardır. Kimisi bunu kabul etmezken, kimileri de caiz görmüştür.
îkrime dedi ki: Rukye yapan kimsenin liflememesi, elini sürmemesi ve düğüm yaymaması gerekir, İbrahim dedi ki: Rukye yaparken üflemeyi hoş görmezlerdi.
Birisi de şöyle demiştir: Hasta olduğu sırada Dahhâk'in yanına girdim. Ona: Ey Muhammed'in babası sana okuyayım mı? dedim. O: Oku fakat üfleme, dedi. Ben de Felak ve Nas sûrelerini okuyarak ona şifa diledim.
İbn Cüreyc dedi ki: Ataya: Kur'ân okunduğu zaman üflenir ya da üfürü-lür mü dedim. O bunların hiçbirisi yapılmaz, fakat onu şöylece okursun, dedi. Daha sonra da: Arzu edersen üfleyebilirsin, dedi.
Muhammed b. Sîrîn'e rukye yapılıp üflenmesi hakkında sorulmuş o da: Bunun sakıncalı olduğunu bilmiyorum. Eğer bu hususta görüş ayrılığına düşenler olursa aralarında hakem sünnettir, dedi.
Âişe ('r.anha)nin rivayet ettiğine göre Peygamber (sav) rukye yaparken Ciflerdi. Bunu hadis imamları rivayet etmiş ve biz bunu hem sûrenin baş taraflarında, hem de Subhan (İsra) Sûresi'nde (17/82. âyet, 2. başlıkta) zikretmiş bulunuyoruz.
Muhammed b. Hâüb'dan rivayet edildiğine göre eli yanmış, annesi onu Peygamber (sav)'a getirmiş. Peygamber de ona üflemeye ve birtakım sözler söylemeye koyulmuş. (Muhamnıt-d b. Hâtıb) bu sözleri ezberleyemediğini söylemiş.
Muhammed b. el-Eş'as da dedi ki: Gözlerimden rahatsız olduğum bir sırada beni Âişe (r.anha)'ya götürdüler, O bana rukye yaptı ve üfledi.
İkrime'den rivayet edilen: Rukye yapan kimsenin liflememesi gerekir, sözüne gelince, sanki o bu kanaatine yüce Allah düğümlere üflemeyi kendisinden sakınılması gereken şeylerden değerlendirmiş gibi bir kanaate sahih olmuş görünüyor. Dolayısıyla kendi kendisine bir çeşit sığınma izlenimi uyanmamalıdır. Ancak bu durum böyle değildir. Çünkü düğümlere üflemek yerilmiş bir şeyse de, düğümsüz üflemenin yerilen bir şey olmaması gerekir. Ayrıca düğümlere üflemek ile ruhlara zarar veren büyü yapılmak maksadı gü-dülmüştür. Rûkyede üflemek ise bedenleri ıslah eimck içindir. Fayda veren bir şey, zarar veren bir şey ile kıyas edilemez,
İkrime'nin el sürmeyi sünnete aykırı bulmasına gelince, Ali (r.a) dedi ki: Ben rahatsız idim. Peygamber (sav) yanıma girdi. Bu arada şöyle diyordum: Allah'ım eğer ecelim gelmiş ise beni rahatlat ve eğer ecelim gelmemişse bana şifa ve afiyet ver. Şayet bu bir belâ ise bana sabır ihsan el. Bunun üzerine Peygamber (sav): "Nasıl dedin?" diye sordu. Ben de ona söyledim. Eliyle beni sıvazladı, sonra da: "Allah'ım, ona şifa ver" diye buyurdu. Daha sonra böyle bir ağrı duymadım.[18]
Abdullah b. Amr Abdurrahman b. Sabat, İsa b. Ömer ve Ruveys, Yakubdan "Üfüren kadınların şerrinden" anlamındaki lafızları diye "fâ-ilâr vezninde okumuştur. Bu okuyuş Ebu Bekr es-Sıddîk (r.a)'ın mevlası Abdullah b. el-Kasımdan da rivayet edilmiştir.
Rivayet olunduğuna göre birtakım kadınlar. Peygamber (sav)'ı onbir düğüm yaparak büyülemişlerdi. Bunun üzerine yüce Allah muavvizeteyn sûrelerini onbir âyet ularak indirdi.
îtin Zeyd dedi ki: Bu sözü edilen kadınlar yaiıudi idi. Bu kadınların Le-bid b. el-A'sam'ın kızları olduğu da söylenmiştir. [19]
8- "Ve Hased Edenin Hased Ettiği Zaman Şerrinden":
"Ve Hased Edenin Hased Ettiği Zaman Şerrinden" buyruğunda gecen "hased: kıskanmak"in anlamına dair açıklamalar daha önceden en-Nisa Sû-resi'nde (4/54-55. âyetler, 1. başlıkta, ayrıca bk. el-Bakara, 2/109-110. âyetler, 2. başlık) geçmiş bulunmaktadır. Orada hasedin kıskanılan kimsenin sahih olduğu nimetin -hased eden kimseye benzeri verilmese bile- yok olmasını temenni etmek olduğunu belirtmiştik. Miinafese ise o kimsenin sahib olduğu nimet yerinde kalmakla birlikte, benzerini temenni etmektir. O halde hased (kıskançlık) yerilmiş bir kötülüktür. Münafese ise mubahtır, gıbta da budur. Peygamber (sav)'dan rivayet edildiğine göre o şöyle buyurmuştur: "Mü'ınin gıbta eder, münafık hased eder.[20]
Buhârî ile Müslim'in Sahih'lcnnde şöyle denilmiştir: "Hased ancak iki şey-de olur..."[21] Peygamber efendimiz bununla gıblayı kastetmiş bulunmaktadır. Daha önce bu hadis, en-Nisa Sûresi'nde (az önce belirtilen yerde) geçmiş bulunmaktadır. Yüce Allah'a hamdolsun.
Derim ki: İlim adamları dedi ki: Kıskanan kimsenin söz yahut davranış ile kıskanması ortaya çıkmadıkça, zarar vermesi .söz konusu değildir. Bu da kıskançlığının kendisini kıskandığı kimseye kötülük vermeye itmesi ve bunun sonucunda onun kötülüklerini izleyerek, arkasına düşerek yanıldığı yerleri tesbit etmeğe kalkışması ile olur, Peygamber (sav) söyle buyurmuştur: "Kıskandığın vakit... arama (veya: Zulmetme, aşırı gitme!)[22] Bu hadis daha önceden geçmiş bulunmaktadır.
Semada kendisi ile Allah'a karşı gelinen ilk günah hased olduğu gibi, yeryüzünde de kendisi ile Allah'a karşı gelinen ilk günahtır. İblis, Adem'i kıskandı, Kabil de Habil'i kıskandı. Kıskanan kimse Allah'ın gazabına uğramış, buğzedilmiş, kovulmuş ve lanetlenmiş bir kimsedir. Şu beyiti söyleyen ne güzel söylemiş:
"Kıskanç oları kimseye rahat ettiği vakit (ya da nefes aldığında)tenkit olmak üzere: Ey zalim kişi,., de. Halbuki o, mazlum gibi (görür kendisini). [23]
9- Yüce Allah'ın Herşeyin Yaratıcısı Olduğu ve Kıskanmanın Kötülüğü:
Bu süre, yüce Allah'ın her kötülüğün yaratıcısı olduğunun delilidir. Bu sûre ile peygamberine bütün kötülüklerden kendisine sığınmasını emretmekte ve: "Yarattığı şeylerin şerrinden" diye buyurmakladır. Son olarak da kıskançlığı sözkonusu ederek onun büyüklüğüne ve zararlarının çokluğuna dikel)
kat çekmek istemiştir. Hakimlerden birisi şöyle demiştir: Kıskanan bir kimse beş bakımdan Rabbine karşı meydan okur: 1- O, başkasının üzerinde görülen herbir nimete buğzeder. 2- O, Rabbinin paylaştırmasına kızar, gazab eder. Sanki: Niye böyle paylaştırdın? der, gibidir. 3-~O, Allah'ın fiiline karşı çıkar. Yani yüce Allah lütfunu dilediği kimseye verir. O ise, Allah'ın İütfuna karşı cimrilik gösterir. 4- O, Allah'ın dostlarını yardımsız bırakır yahut onia-rı yardımsız bırakıp, üzerlerindeki nimetin zeval bulmasını ister. 5- O, kendi düşmanı olan İblise yardımcı olmuş okır.
Şöyle de denilmiştin Kıskanan kimse oturup kalktığı yerlerde pişman olmaktan başka bir şey elde etmez. Meleklerin nezdinde lanet ve nefretten başkasına nail olmaz. Yalnız başına kaldığı vakit sabırsızlık ve kederden başka bir şey elde etmez. Ahirette ise keder ve ateşte yanmaktan başka bir şey eline geçirmez, Allah'tan ise öfkeden ve uzaklaşmaktan başka bir şey bulmaz.
Rivayet olunduğuna göre Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: "Üç kişinin duası kabul olunmaz: Haram yiyen, çokça gıybet eden ve kalbinde müsiümanlara karşı bir kötülük yahutta bir kıskançlık bulunan bir kimse."[24]Şanı yüce Allah en iyi bilendir. [25]
(Felâk Sûresi burada sona ermektedir. Allah'a hamd olsun).
[1] Buhân, III, 1233; İbn Hibban, Sahih, III, 291, 291; Ebu Davud, IV, 23î; Müsned, 1, 256, 270.
[2] İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 19/467-468.
[3] Nesai, II, 158. VIII, 254; İhn Hibban, Sahih, Ilı, 75.
[4] Ebu Davud, II, 73; Taberânî, Kebir, XVII, 345; Münzirî, Tergib, II, 251
[5] Nesâî, VIII, 250, Müsned, V, 312.
[6] Nesâi, VIII, 251
[7] Nesâl, VIII, 251'deki rivayetin tereemesi şöyledir: "İbn Âbi.s (İbn Abrüts düğü!) el-Cü-heniden rivayete göre, Basulullah (sav) ona dedi ki: ' İstinzedı bulunanların iMiaze kin okudukları duaların en faziletli olanını sana bildireyim mi?" Ben: Bildir ey Allah'ın ra-sulu dedim. O: "Bunlar "De ki: Sabahın Babblnc sığınırım" ile: "De ki: Sığınırım İnsanların Rabbine..." diye (başlayan) bu iki sûredir" diye buyurdu." (Ayrıca: Müsned,
[8] Buhârî, XV, 1916; Ebu Davud, IV, 15; İbn Mace, II, 1166; Muvatta, II, 942; Müsned, VI,114, 242.
İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 19/468-470.
[9] Buhârî, V, 2174, 2175, 2176; Müslim, IV, 1720; İbn Mace, II, 1173; Musned, VI, 57, 63,96.
[10] ibn Kesir, IV, 575'ier "İîstacî müfessir es-Sa'lebi Tefsirinde dedi ki..."-diyerek hadisi ak-tardıtean sonra şu değerlendirmeyi yapmaktadır: "...Hadisi bu şekilde sened zikıermek-sizin kayd etmiştir. Hadisin bazı kısımları oldukça miinker. bazı kısımlarının da (İnce
kîivd edilen rivnvpılprdpn sahiHl^ri varılır "
[11] İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 19/470-471.
[12] İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 19/471.
[13] İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 19/471-474.
[14] Timizi, V, 452; Müsned, VI, 61, 206, 215, 237, 252
[15] İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 19/474-476.
[16] İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 19/4776-477.
[17] Nesâi. VII. ] 12; Taberânî, Evsat, ti, 128, Mimziri, Terğıb, IV. 16
[18] İbn Elıi Şeyhe, Musannef, V, 46, VI, 6i.
[19] İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 19/477-478.
[20] Elnı Nııaym, Hiiye, V1I1, 9i; Ali h. Sultan el-Kaari. el-Mevdû', 1, 156 dn: Acliinî, Keşfu'l-Hafa, II, 3Wcla: "Fııdayl'ın s özüdür" demektedirler.
[21] Bahârİ, 1, 39, II, 510, IV, 1919, VI, 2612. 2Ğ6H, 2737; Müslim, I. 5ÎH, ÎÎ9: Tirmizi, IV. 330; İbn Mace, II, 1407, 140H; Müsned, I. 3H5, <ı32. II, «, 36, HS...
[22] İhn Kııleyhe, Te'vilu. Mu/ıtetifi'l-Hadis, s. 107; Fethıt't-Bâri, X, 213te Mıırsol ve ımıdal bir hadis olmakla birlikte şahidi vardır" diyerek sıhhati hakkında değerlendirilirler yapmaktadır. Aynı:» lık Fethu'l-Bâri, X. 4«2; İbn Ahdi'Mîerr, et-Teınhid, VI, 125
[23] İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 19/478-479.
[24] Hadisin kaynağını tespit edemedik. Merhum müfes.sir ile: "ruviye: rivayet olundu..." ekmekle, hadisin illetli okluğunu işaret etmektedir.
[25] İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 19/479-480.
İslami Okul Okulların En Önemlisi