Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Nas Sûresi - Kuran - 114Nas - 20. Sayfa

NAS SÛRESİ 2

Sûrenin Tanıtımı 2

Cin Meselesi 3


NAS SÛRESİ

 

Kur'an 'daki Sırası       : 114

Nüzul Sırası                 : 21

Ayet Sayısı                  : 6

İndiği Dönem              : Mekke

 

Sûrenin Tanıtımı

 

Sürede, insan olsun, cin olsun, vesvesecilerin vesvesesinden korunma öğretilmiştir. Daha önce geçen Feiak Sûresi'nde olduğu gibi, bu sürenin de Medine'de indiği rivayet edilmişse de sürenin üslubu Medine'de nazil olduğu görüşünü tercih ettirmektedir. Bun­dan başka sürenin Mekke'de indiği hakkında birçok rivayet mevcutur.[1]

 

Rahman ve Rahim Allah'ın Adıyla

1-  De ki: "Sığınırım ben, insanların Rabbİne,

2- İnsanların Melik'i,

3-  İnsanların Tanrısına,

4- O sinsi[2]' vesvesecinin[3]' şerrinden.

5- O ki, insanların göğüslerine fısıldar.

6- Gerek cinlerden[4] gerek insanlardan {olan vesvesecinin şerrinden).

 

Sûrenin ayetlerinde, insan ve cinlerin vesveselerinden, onların yanıltma ve saptırma­larından Allah'a sığınılması hususunda Peygamber (s)'e yönelik ilahi bir emir vardır.

Bu sûre daha önceki sûre gibi, cin ve insanların görünen ve görünmeyen her türlü vesvesesinden Allah'a sığınıp, O'nun dışındaki varlıkları bir yana atmak konusunda müslümanların bilgilendirilmesi amacını taşımaktadır.

Görülen o ki, insanların vesvesesinden kastedilen; kötü ahlâka ve bozguncu sırlara sahip kimselerin, insanları yanıltmak ve saptırmak, kötü ve çirkin işleri haddi aşmayı l'ı-sıldayıp telkin etmek, hayır, salah, hakk ve iyilik yolunda fitne çıkartmak gibi gayrclle-ridir.

Cinlerin vesveselerinden kastedilen ise, insanların içlerinde vesvese uyandıran, on­ları kötülük, fesad, çirkinlikler, haddi aşma, inkar, Allah'tan başkasına kulluk ve O'nun nimetlerine nankörlük (gibi fiilleri işlemeleri suretiyle) aldatan bu gizli varlıkların ves-vesesidir. (Yaptığı kötü işleri insanlara) güzel göstermek, onları imandan, hayır ve iyi­likten alıkoymak da bunların işlerindendir ki, Kur'an bu taifeye, İblis'in ve onun asker­leri, zürriyeti, gurubunun; şeytan ve şeytanların niteliklerini vermiştir. Bu durum, Ör-neklendirmeye gerek duyulanı ayacak kadar Mckki ve Medeni sûrelerde çokça geçmek­tedir. Ayetlerin içeriği Kur'an'ın (ilk) dinleyicilerinin insan ve cinlerden oluşan "'ves-vâs" ve "hannâs"ın yaptığı İşleri bildiklerini göstermektedir.

Sûre çok önemli hedefleri ve eşsiz telkinleri içermektedir. Nefsin derinliklerinden ve gizli şer odaklarından gelmiş veya insanlardan kötülüğün dili ve hizmetçisi olanlardan kaynaklanmış olsa da (vesvese verenlerin) karakteristik özelliği; çeşitli korkuları, şer ve günah engellerini ortaya çıkarması; insanların birbirleriyle ilişkileri hususunda Önemli (olumsuz) neticelere sahip olması onların arasındaki hayır ve İyilik fikrine güven ve da­yanışmayı, iç sükunet huzurunu bozmasıdır.

Bu durumlardan ve bunların müsebbiblerindcn :

-İnsanların sakındınimaları, dikkatlerinin çekilmesi ve işin iç yüzü hakkında haber­dar edilmeleri,

-Vesvcsecilerden uzak durup onları terketmeye çağrılmaları,

- Hayır ve iyilik faktörlerinin baskın hale getirilmesi, insanların kendi aralarındaki ilişkilerini güzel ruh, iyi niyet, hüsn-ü zan ve güven esaslarına göre bina etmelerinin tel­kin edilmesi,

- Vesvcsecüerin körüklediği sû-i zanna teslim olmamak, koğucu ve dedikoducuların söyledikleri her kelimeye, yaydıkları her habere kulak asmamak,

-  Bunların kurdukları tuzaklara ve planlara komplolara düşmemek gibi hususları içermektedir.

Felak sûresinde de olduğu gibi; bu sûrenin Mekke'de ve Medine'de indiği konusun­daki rivayetlerde ihtilaf vardır. Nas sûresinin Medine'de indiğini zikreden rivayetler, o-nun Felak süresiyle birlikte Peygamber (s)'in sinirlenmesi olayı münasebetiyle indiğini belirtmektedir. Bu sûre (Nâs) ile rivayet edilen sihir olayı arasında açık bir bağlantı gö­rülmemektedir. Aksine her iki sûrenin de peşpeşe ve aynı veya yakın bir zaman zarfında indiği rivayeti (bahsi geçen) olayın doğruluk ihtimalini zayıflatmakta ve iki sûreyi bu olaydan uzaklaştırmakladır. Felak sûresinin Mckki olduğunu rivayet eden ve bizim biraz önce zikrettiğimiz sûre sıralama listeleri bu sûrenin Mekke'de nazil olduğunu rivayet et­miştir ki, bunlar sûre sıralama listelerinin çoğunda mevcuttur. Sûrenin üslûp ve ruhu. Özellikle içeriğinin umumi-kapsayici oluşu ve Peygamberin çağrısı karsısında kafirlerin takındığı tavra ait bir sahnenin yer alması bu görüşte karar kılmaya yöneltmekledir.

Şöyle ki, müşriklerin liderleri, gece gündüz Pcygambcr'in çağırışına karşı propagan­da yapıyorlar, bazı dedikodular yayıyorlar, tuzaklar ve komplolar kuruyorlardı. Bu du­rumu birçok Mekki ayet anlatmıştır ki, bunların bazı örneklerini geçmiş daha önceki açıklamalar içerisinde ele almışlık. Bunlara ilave olarak, tercih edilen görüşe göre sûre­de geçen "cinne" kelimesinin tavsif ettiği Şeytan ve îblis'in vesveseleri, kafirleri aldatıp saptırmaları, onlara inkarcı ve inatçı, düşmanca tavırlarını güzel göstermelerini anlatan birçok Mekki ve Medeni ayet vardır:

"(İblis) dedi: "Senin izzet ve şerefine ana olsun ki. onların tümünü azdıracağını. Yalnız on/ardan ihîaslı kulların hariç."[5] (Sad33/82-83-)

"Şeytan, sizin düşmanınızda: Siz de ona düşman olun. O. (Şeytan) taraftar/arını ate­şin halkından olmaya çağırır. " (Fatır 3516)

"Ad ve Semûd'u da (helak ettik) bu oturdukları yerlerden .size belli olmaktadır. Şey­tan onlara yaptıkları iş/eri süsleyip onları yo/dan çıkardı. Oysa bakıp ibret alabilir/er­di," (Ankebui29138)

"Ve de ki: 'Rabbim. şeytanların kötülüklerfnden sana sığınırım' ve onların yanıma uğramalarından sana sığınırım Rahhim." (Mümİnûn 23I97-9H)

"Meleklere: "Adem'e seede edin" demiştik: Secde ettiler, yalnız İblis etmedi. O. cin­lerdendi. Rabbimin buyruğu dışına çıktı. Şimdi siz benden ayrı olarak onu ve onun nes­lini dostlar mı ediniyorsunuz? Oysa onlar sizin diişnıanımzdır. Zalimler için ne kötü bir değiştirmedir bu." (Kelıf JSI50)[6]

 

Cin Meselesi

 

"Cinne" kelimesinin ilk kez geçmesinden Ötürü diyoruz ki, bu kelime ve bunun "cinn" ve "cenin" gibi bazı lafzi benzerleri ve lürcvlcri Arap dilinde kapalılık ve gi/.lilik anlamlarını taşımaktadır. Bu durum "cinn" ve "cinler"c nisbcllc, gizli, kapalı ve görül­meyen (varlık) mefhumunun, İslam'dan önceki Arapların zihninde yerleşmiş bir kavram olduğunu doğrulamaktadır. "Cin" isminin kullanımının, sözlük anlamından iktibas edil­miş olduğunu söylemek doğru olabilir.

Arapların zihninde Allah'ın yarattığı varlıklardan bu gizli bir türün varolduğu anla­yış ve inancı yerleştikten sonra, güzel-iyi varlıklara karşı, kötü ve korkutucu varlıkların varolduğu Arap olmayan bazı toplumların ve Ehl-i Kilab'ın inandığı bir durumdu: bu i-nanç onlara geçii ve onların dilinde "cinler" biçiminde özel bir ad haline geldi.

Kur'an'da ilkin cinler ve onların mahiyetleri hakkında , sonra da bu inancın Araplar arasına sızması hakkında birçok ayet yer almaktadır:

Cinlerin mahiyetine ilişkin bilgilerin özeli şudur: Hicr Sûresi 15/27. ayetin ifade cltiği üzere onlar ateşten yaratılmışlardır. "Cinn'e gelince, onu da daha önce nüfuz eden kavurucu ateşten yarattık." Bunların sözlerin; anlatan Cin sûresi 72/1 1. ayetin belirttiği üzere cinler guruplar ve sınıflar halindedirler. 'Bize gelince, bizden iyiler de var ve biz­den başka türlü olan da var. Biz çeşitli yollara ayrıldık." Biraz önce zikrettiğimiz Sâd ve Kchf sûrelerindeki ayetlerin ifade ettiği üzere onlardan bazıları insanlara vesvese ve­ren ve onlara şer ve günahı, Allah'a karşı isyanı güzel gösteren İblis ve zürriyelinin gru­budur. Şuara 26/221-223 ayetlerinin ifade etliği üzere bazıları insanlara gelirler ve onla­ra birtakım söz, haber ve düşünceler ilkâ ederler. "Şeytanların kime ineceğim' size bildi­reyim mi? Onlar her günahkar yalancıya inerler, onlar kulak verirler, çokları da yalan söylerler1' (Cin süresi 7218-9) ayetlerinin belirttiği üzere bazıları göklere tırmanır ve gizlice (bazı haberleri) dinlemeye çalışiriar: "Ve biz onun dinlemeye mahsus oturma yerlerinde otururduk. Artık şimdi kim dinlemek istese, kendisini gözetleyen bir ışın bu­lur. Bilmiyorum, bununla yeryüzündekİlere kötülük mü yapılmak İstendi yoksa Rahleri onları doğruya mı İletmek diledi."

İster mahiyetleri ve yaptıkları işleri hakkında olsun isterse de Arapların onlar hak­kındaki inançlarına ilişkin olsun, Kur'an'in cinler hakkında ortaya koyduğu tablo, onla­rın, gizli, görülmeyen, normalde maddeleri hissedilmeyen, korku ve ürperti vererek in­sanların düşünce ve hareketlerini zararlı ve bozguncu bir biçimde etkileyerek onlara musallat olan fevkalade güçlü varlıklar olduğu biçimindedir. Onlar'dan Allah'a iman e-den ve CTndan korkanlar bunun dışındadır.

Bu tablo, meleklere ilişkin Kuranı tablonun bazı çizgileriyle birleşmekle ve bazıları ile ayrı düşmektedir. Onlar (melekler ve cinler) gizlilik, maddi olmama, ve üstün kudrel itibariyle aynı durumdadırlar. (Öte yandan) ateşten yaratılmaları, korku ve endişeye se­bep olup şer ve eziyet kaynağı olmaları, serleri ve Allah'a karşı isyanları dolayısıyla on­ların çoğunluğunun Allah'ın gazab ve cezasına uğramaları, kötü niyet, çirkin düşünce ve sapık ahlâk sahipleri ile ilişki ve yardımlaşmaları (gibi) yönlerden ise (cinler melek­lerden) ayrılmakladırlar. Zira Melekler, huzur ve sükunet sebebi, güven, iyilik, yardım ve ümit kaynağıdır: Onlar Allah tarafından seçilmiş ve O'nıın nezdinde ikram edilmiş varlıklardır. Onlar, Allah'a hizmet ederler, O'nun ismini teşbih ederler, O'nun emrine boyun eğerler ve O'na saygı gösterirler. Aynı zamanda Allah katında saygın konumu olan nebi ve Rasuller ile ilişkileri de vardır.

Bazı cinler Hz. Süleyman'ın emri altına verilmişti. Bunlar, O'nun istediği gibi çalı­şıyorlar ve insanların yaptıkları işlerden daha büyük zor işleri yapıyorlardı:

"Süleyman'a da sabah gidişi bir aylık mesafe, akşam dönüşü bir aylık (mesafe) olan rüzgarı boyun eğdirdik ve onun için katran kaynağını da akıttık. Rabbinin ismiyle cinle­rin bir kısmı, onun önünde çalışırlardı. Onlardan kim buyruğumuzdan sapsa. ona alevli azabı tattırıldık. O'na dilediği gibi kaleler, heykeller, havuzlar kadar (geniş) leğen/er, sabit kazanlar yaparlardı." (Sehe 34/12-/3)

"Biz rüzgarı O'na boyun eğdirdik. Onun buyruğuyla, onun istediği yere tattı tatlı akıp giderlerdi. Ve şeytanları her bina ustasını ve dalgıç ve zincirle birbirine bağlanmış başkalarım (boyun eğdirirdı'k.)" (Sac! 38/36-38)

Bazıları ise Peygamber (s)'den Kıır'an dinlemiş ve ona iman etmişler, bunlar kendi kavimlerine tebliğci ve uyarıcı olarak gitmişlerdir.

"De ki: cinlerden bir topluluğun Kıır'an dinleyip şöyle dedikleri bana va/ıvo/ıındu. 'Biz harikulade bir Kur'an dinledik. Doğru yola iletiyor, ona inandık. Artık Rabb/nıize hiçbir kimseyi ortak koşmayacağız. (Cinn 7211-2)

"Bir zamanlar, cinlerden bir topluluğu Kıır'an dinlemek üzere sana yöneltmiştik. O'na geldiklerinde (birbirlerine) "susun" dediler. (Okuma) bitirilince de uyarıcılar olarak kavimlerine döndüler: Ey kavmimiz, dedi/er, biz Musa'dan sonra indirilen ken­dinden öncekini doğrulayan, gerçeğe ve doğru yola götüren bir kitap dinledik." (Ahkaf 46/29-30)

Cinler efe tıpkı ahiret hayalında dünyadaki işlemiş oldukları amellerine uygun olan, cennel-cehenncm, saygınlık rüsvalık gibi, insanların tabi oldukları hallere maruz kala­caklardır:

"Andolsun, cehennem içinde birçok cin ve insan yarattık ki. kalpleri var, fakat on­larla anlamazlar, göz/eri var. fakat onlarla görmezler, kulakları var fakat onlarla işit­mezler, işte onlar hayvanlar gibidir, hatta daha da sapık... Ve işte gafiller onlardır!" {Araf 71179)

"Ey kavmimiz, Allah'ın davetçisine uyun ve O'jici inanın ki, (Allah) günahlarınız­dan bir kısmını bağışlasın ve sizi acı azahclan korusun." (Ahkaf 46131) Bütün bunlarla birlikte oniar, olağan olarak görülmesi mümkün olmayan ve şekli algılanamayan gizli varlıklardır; "Ey Ademoğullan. şeytan, ana babanızı, çirkin yerlerini onlara göster­mek için elbiselerinizi soyarak cennetten çıkardığı gibi, sizi de bir belaya düşürmesin' Çünkü O ve kabilesi sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Biz şeytanları inanmayanların dostları yaptık" (Araf'7/27)[7](İslam öncesindeki) Arapların cinlerle il­gili inançlarına dair Kur'an'daki ayetlerin özeli, onların, cinicr ile Allah arasında ne­sep ve akrabalık olduğuna inanmalarıdır. Bu hususu Sallat 37/1.S8. ayet söyle hcliri-m ektedir:

"Allah ile cinler arasında bir nesep uydurdular. Oysa cinler de kendilerinin getirile­ceklerini bilmişlerdir."

Bu Araplar cinlere yönelerek, bunlara ibadet ve dua ederlerken Allah'a ortak koşu­yorlardı. Sebc sûresinde bu ifade edilmektedir:

''(Melekler) derler ki: "Sen yücesin, bizim velimiz onlar değil, sensin. Hayır, onlar cinlere tapıyorlardı. Çokları onlara inanıyorlardı." (Sebe 34/41)

Cinleri korku ve şer kaynağı olarak kabul ediyorlar ve şerlerinden korunmak için onlara sığınıyorlardı: "Doğrusu insanlardan bazı erkekler, cinlerden bazı erkeklere sı­ğınırlardı da onların şımarıklığı arttırılırdı." (Cin 72/6)

Cahiliye dönemi Arapları'nın inançlarına göre cinler insanların akıllarını karıştırı­yorlardı. Cinlenme (cünûn:delirme) ve cinnet emareleri bu yüzden meydana geliyordu.

"Yoksa "onda bir delilik var" mı diyorlar? Hayır, o kendilerine hakkı getirdi fakat çokları haktan hoşlanmıyorlar". (Müminim 23/70)

(Onların inancına göre) cinler insanlara geliyorlar, onlara bazı şeyler fısıldıyorlar ve İnsanların içlerine vesvese düşürüyorlardt.

"O Kur'an kovulmuş Şeytanın sözü değildir". (Tekvir 81/25) "O'nu şeytanlar (cinler) indirmedi". (Şuara26/210)

"Çünkü onlar, şeytanları Allah'tan başka dostlar tuttular ve kendilerini de doğru yolda olduklarını sanıyorlar". (Araf 7/30)

Melekler hakkında söylediklerimiz cinler hakkında da geçerlidir. İnsanların akıllan onların boyutunu idrak edemese de, cinlerin varlığı Allah'ın kudret çerçevesi içerisinde­dir. Bunu tasdik/kabul, İmani, ve gaybî bir zorunluluktur. Çünkü bu konudaki Kur'an nasları kesindir.

Mahiyet, akaid ve tablolar, cinlerin anlatılması ilahi vahye nisbel edilen yahudi ve hristiyan kitaplarında yer almamıştır. Nitekim aynı durum melekler için de geçerlidir. Bu yüzden bu üslûp da yine sadece Kur'an'ın özclliklerindcndir.

Arapların cinler hakkındaki inançları ve bunlara ilişkin zihinlerinde oluşan tablolar belki de (Kur'an'ın) bu özelliğinin hikmetinden kaynaklanmaktadır. Nitekim melekler açısından da aynı durum söz konusudur. Her halükarda şurası da dikkat çekmeğe değfcr bir durumdur ki, Kur'an, anlatıldığı gibi cinleri anlatmakta, bahsedildiği gibi onlardan bahsetmekte, Arapların inandıkları ve varlığını kabul etlikleri mahlukat ve varlıkları an­cak o konuda nakledilenlere yakın bir biçimde bildirmektedir. Bu husus, cinlere ilişkin aktarılanların tamamı hakkında önemli bir tespittir. Çünkü bilinen ve tanınan hirşey hakkında konuşmak açıkça görüldüğü gibi etki ve nüfuz yönünden daha kuvvetlidir.

Öyle anlaşılıyor ki, cinler, şeytanlar ve İblis hakkında varid olan menfur Kur'an luh-lolan ve sözün akışı içerisinde kafirlere yöneltilen hücumlar Arapların zihinlerinde bu­lunan anlayışla bağlantılıdır. Bu işlerin haktan sapmak, kibir taslamak, günah ve çirkin­likler İçerisine batmak, Allah'ın davetinden yüz çevirmek olduğunu (bu eylemlerin de) kendilerine yönelik sapma belirtilerinden birisi olarak onların telkin ve vesveselerinden kaynaklandığını ortaya koymak ve bu işte rezillik ve rüsvalık; bulunduğundan ötürü onlardan etkilenmekten sakındırmak tarzındadır. Bu yüzden kelam (ayetler) kuvvetli, bağ­layıcı ve ezici bir biçimde gelmekledir. Bu durum; Kur'an bedellerini ve İslami davetin esaslarını kökleştirme vesilelerinden biridir.

Cinlerin Kur'an dinlediklerini Peygamber (s)"e haber veren Cin ve Ahkaf sûrelerin-deki ayetler Kur'an'ı dinleyen cinlerin Allah'ın varolduğuna inananlardan olduklarını ifade etmekledir.

"De ki: Cinlerden bir topluluğun Kur'an dı'nley'p şöyle dedikleri bana vahynlundtı; "Biz harikulade bir Kur'an dinledik. Doğru yola •,eliyor, ona inandık. Artık Rabbimize hiç kimseyi ortak koşmayacağız. Doğrusu Rabbimizin şanı yücedir. O. eş ye çocuk edin-memistir. Meğer bizim beyinsiz (iblis veya kafir cin), Allah hakkında saçma şeyler söy­lüyormuş." (Cin 72/1-4) ayetlerinde bu görülmektedir. Ahkaf süresindeki ayetler ise da­ha önce zikrettiğimiz üzere, Kur'an dinleyenlerinin Musa dinine bağlı olanlardan olduk­larını ifade etmektedir. (Cin süresindeki) birinci tablo bir açıdan müşrik Arapların inançları ile bir başka açıdan da hristiyanların akidesi ile ilişkilidir.

Görülen o ki, Arapların zihinlerinde korkunç biçimleri olan musevi, hristiyan ve müşrik cinlerin. Peygamber (s)'i Kur'an okurken dinlediklerinde, O'nun risaleline iman ettiklerini haber vermek suretiyle, Hz. Muhammed (s)'in risaletinin desteklenmesi amaçlanmıştır.

Sözü uzun tutan bazı müfessirler cinlerin mahiyetleri hakkında fazlaca teferruata daldılar ve onlara ilişkin bu şekilde çeşitli sözler söylediler-'[8] ki bunların çoğu sağlam ol­mayan sözlerdir. Kur'an cinlerden sadece kötü yönlerini kınama, uyarma, öğüt, rîsalcti destekleme ve örnek verme amacı ile bahsettikten ve onların imani-gaybî varlıklar oldu­ğu belirttikten sonra, bu hususta ancak Kur'an ve sahih-sabit nebevi .sünnetteki veriler çerçevesinde konuşmak doğru olacaktır. Çünkü, cinler hakkında sözü uzatmaya herhan­gi bir lüzum olmaması bir tarafa, gerekli olan, bir yönden sözkonusu hedefi gözetmek bir yönden de Kur'an'ın durduğu sınırda durmaktır. Bu konuda sözü uzatmak (bahsedi­len) çerçeveden çıkartır.[9]

 



[1] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/215.

[2] el-Hannâs Gelen, (insanın arkasında) dönen, gizlenen ve gö­zetleyen anlamındadır.

[3] El-vcsvese Vahyetmck (fısıldamak), bildirmek, yanıltmak, sa­pıtmak, fısıldayarak düşük sesle konuşmak demektir.

[4] el-cinne cinn kelimesinin eş anlamlısıdır. Asıl anlamı, gizli, örtü­lü, görünmeyen demektir.

[5] Bü iki ayet Adem ve İblis kıssasının anlatıldığı ayetlerdendir.

[6] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/216-218.

[7] Ahkâf ve Cin sûrelerindeki, daha önce belirttiğimiz cinlerden bir gurubun Peygamber (s)'den Kur'an din-fediğıni belirten ayetler. Peygamber onları görmeksizin, cinlerin Peygamberi görüp dinlediklerini ifade et­mektedir..

[8] Konu ile ilgili Örnekler için bkz. el-Kur'anül Mecid Kitabımız, s.242 vd. 222

[9] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/218-222.