Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Tefsir Kulliyati - 5. Sayfa - Kuranahkami

ORUÇ.. 1

Çıkarılan Hükümler: 3

ORUÇ VE HASTALIK.. 3

Çıkarılan Hükümler: 4

ORUÇ GÜNLERİNİN GECESİNDE. 4

Çıkarılan Hükümler: 6

 

ORUÇ

 

«Ey îmân edenleri Oruç, sizden önceki (ümmet) lere farz kılındığı gibi, Allah'a karşı gelmekten sakınasınız diye size de sayılı günlerde farz kılındı. İçinizden hasta olan veya yolculuk­ta bulunan tutamadığı günlerin sayısınca diğer günlerde tu­tar. Oruca gücü yetmiyenler üzerine de bir düşkünü doyuracak kadar fidye (gerekir). Kim gönülden iyilik yaparsa o iyilik ken-disinedlr. Oruç tutmanız eğer bilirseniz sizin için (yeme­nizden ve fidye vermenizden) daha hayırlıdır.» (El-Bakare sû­resi, âyet: 184)

Hayatımızın ilâhî dü/ene uyabilmesi ve sermedi hedefine doğru emin adımlarla gidebilmesi için madde ile mânâ, beden ile rûh arasında dengeyi sağlamamız zarurîdir. Aksi halde iç ve-dış âlemimizde infilâk edecek korkunç sademcnin tc'şirin­den kendimizi kurtaramayız. O halde maddî hayatımıza uygun ve ona denk ruhî bir hayat yaşamamı/ gerekir.

İşte oruç iç âlemimizde olduğu gibi dış âlemimizde de bu dengeyi sağlayan faktörlerden biridir. Her mevsimde ruhanî bir disipline büyük İhtiyacımız olduğunu kim inkâr edebilir.' -Kamerî aylara güre oruç tutmamızın ilâhî hikmeti budur.

Nitekim îslâm büyüklerinden biri diyor ki: «Sufiler hayvanî galeyanın (coşmanın) insan ruhunun kemâle ermesine mâ­ni' olduğuna dikkat etmişlerdir. Bedeni ruha tnbi kılmak içi a bedenin kuvvetini kırmak ve rûhunkini çoğaltmak zaruridir öyle anlaşılıyor ki bu hususla hiç bir şey açlık, susuzluk, hay­vanı arzulardan vazgeçmek, dilin ve kalbin (aklın) ve diğer uzuvların kontrolü kadar te'sirli değildir. Ferdî tekâmülün (şahsen kemâle ermenin) görünüşlerinden biri hayvanı tabiatın akla ve ruha inkıyadıdır.

İnsan tabiatı bazen isyan eder, diğer zamanlardaki tutu­mu bir inkiyad hâlidir, bu itibarla bir kimsenin hayvani arzu­larına gem vurmak için şartlarına riâyet ederek oruç tutmak gibi bir ibâdete de ihtiyacı vardır. Bir kimse günah işlerse oruç tutarak keffaret ve riyazetle teselli vesilesi bulur ve ruhu tasfiye eder. Şu da kayde değer ki yememek, içmemek meleklerin sarım­dandır. Bu resmi (orucu) kendi kendine yüklemekle insan git tikçe kendini meleklere benzetir (ve bu sayede rûh ile madde arasında denge kurmuş olur) ve bunu da Allaha itaat kasdiyle yaptığından ona yaklaşır ve onun rızasını elde eder ki bu bir insanın en son gayesidir.»

işte bizi hissiz âletin esaretinden kurtarıp rûhan yükselten ve bu yükseklik feyzi için bilhassa iç varlığımızda tam bir den­ge kurulmasını gerçekleştiren oruç, önceki ümmetlere farz kı­lındığı gibi bize de sayılı günlerde larz kılındı.

Yukarıdaki âyetin tahliline gelince:

Ramazan ayında oruç tutmayı Allah-u Teâlâ bu ümmete farz kılmıştır. Kamerî aylara göre ayarlanması bu ümmetin ha-sisindendir.

Âyette geçen «sıyâm» kelimesi, lügatle imsak (kendini bir şey'den çekip tutmak) ve bir haldc-n diğer bir hale geçişi ter-ketmektir. Dînî terim olarak, i'ecr-i sâdıktan tâ güneş batıncaya kadar orucu bozan şeylerden sakınmaya niyet etmektir.

Diğer ibâdetler gibi oruç da ergenlik çapma girmiş müslü-manlara farz kılınmıştır.

Hasta olan :

a) Oruç tutmaya güç getiremiyecek kadar halsizsc,

b) veya güc getirebiliyor amma hastalığın artma veya uza­ma tehlikesi biliniyorsa, oruç tutmayabilir. Cumhura göre de böyledir.

iftarı mubah kılan yolculuk hakkında görüş ayrılıkları ol­muşsa da  hangi vasıtayla kat'edilirse edilsin  18 saat (90 km.) değişmez ölçü olarak kabul edilmiştir.

Bu mesafede olan hangi sefer (yolculuk) iftarı mubah kı­lar?

a) Taat ifâde eden seferler.

Bu hususta icma' vâki olmuştur.

b) Görüş farkları olmakla beraber, sahîh olan kavle göre: Mubah sayılan bütün yolculuklar (90 km. uzaklık kaydi ba­kidir).

c) Ma'siyet (günâh ve isyan) ifâde eden seferlerde ihtilâf vardır:

Hanefîlere göre: Seferi namaz ve iftar için yolculuğun meş­ru olup olmaması arasında bir fark yoktur. Belirtilen mesafe­ye sefer eden müslümana iftar etmek mubahtır.

Diğer üç imâma (Şafiî, Mâliki, ve Hanbelî'ye) göre: Sefe­ri ruhsattan istifade edilebilmesi için seferin mubah olması şarttır.

«Tutamadığı günlerin sayısınca diğer günlerde tutar» mealindeki âyette, kazaya kalmış oruçların kesin­tisiz (aralıksız) tutulmasına delâlet bulunmadığı için kaza oruç­ları aralıklı da tutulabilir.

«Oruca  Sücü  yetmivenler  üzerine  de bir düşkünü doyuracak kadar fidye (gerektir).» Bu âyetin muh­kem veya mensûh olduğunda görüş farkları vardır:

a) Oruç ilk farz kılındığı zaman çok sıcak bir aya tesadüf ettiği için meşakkati kolaylaştırmak üzere oruç tutmaya gücü yettiği halde bir fidye vermek suretiyle iftar edilebilirdi. Sonra bu ayet  «Sizden kim ramazan ayına yetişirse oruç tutsun» âyetiyle nesh edildi. Bu, cum­hurun kavlidir.

b) Diğer bâzı ilim adamlarına göre: Bu âyet nesh olma­mıştır; sadece yaşlı ve âciz olanlara ruhsat mahiyetindedir. Bu takdirde «Yütîkûne» ya if'al babındandır; «elif» selb içindir. Veya tef'il babındandır ki tekellüf mânâsım ifâde eder. Bu kav­lin daha sıhhatli olduğu söylenir.

Fidye miktarında görüş farkları vardır:

a) Her gün yarım sa' (520 dirhem-i şer'î = 1.488 kg.) buğ­day veya bir sa' (1040 dirhem-i şer'î = 2.916 kg.) buğdaydan başka (meselâ arpa, üzüm).

b) Yalnız bir müd (sa'ın dörtte biri).

Her gün bir sa' arpa veya üzüm ve hurma verilmesi îmam-ı Â'zam'a göredir. Diğer imamlara göre hepsinden birer sa' ve­rilir.

«Kim gönülden İyilik yaparsa o iyilik ve hayır kendisinedir,» mealindeki âyette de görüş farkları ol­muştur:

a) Oruç tutmakla beraber fakire fidye veren.

b) Mücâhid'e göre fidye miktarından fazla veren.

c) Bir fakirle beraber diğer bir fakire de yediren.seniz sizin  için (yemenizden ve fidye vermenizden) ha­yırlıdır.»

a) Oruç sizin için iftar ve fidyeden hayırlıdır.

b) Seferde ve hastalık halinde  güç gelmiyorsa oruç tutmanız daha hayırlıdır.[1]

 

Çıkarılan Hükümler:

 

1  - Ramazan ayında erginlik çağma girmiş her erkek ve kadına oruç tutmak farzdır.

2 - Hasta olan veya sefere çıkan kimsenin iftar etmesi mubahtır. Ancak tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde oruç tutması farzdır.

3  -İftarı mubah kılan sefer 18 saat (90 km.)lik mesafe­dir; hangi vasıtayla kat'edilirse edilsin hüküm değişmez.

4'-Hanefîlere göre: Sefer ister sevap olsun, ister ma'si-yet., iftarı mubah kılar.

5 - Kazaya kalan oruçları aralıklı tutmak mubahtır. Üs-tüste de tutulabilir.

6  -Oruç tutamıyacak kadar yaşlı veya geçmesi mümkün olmayan bir hastalığa yakalanmış kimseler Utar ederler ve malî durumları müsaitse her akşam bir fidye verirler; değilse istiğ­farla yetinirler. Hanefîlere göre böyledir.

7 - Ruhsat olmakla beraber   güc gelmiyorsa  sefer­de oruç tutmak daha hayırlıdır.[2]

 

ORUÇ VE HASTALIK

 

«Sîzden bu ay'a yetişen (seferi olmadığı halde bu ay'ı id­râk eden), onda oruç tutsun; hasta ve yolculukta olan, tutama­dığı günlerin sayısınca diğer günlerde tutsun. Allah size kolayIık ister, zorluk istemez. Sayıyı tamamlamanızı, size yol gös­termesi karşılığı O'nu ululamanızı ister, gerek ki şükredesiniz.»

(El-Bakare sûresi, âyet: 185)

Bu âyetle istidlal eden ilim adamlarına göre:

a) Mukim olduğu halde ramazan ayını idrâk edene  bun­dan sonra sefere çıksın çıkmasın  oruç tutmak farzdır.

b) Cumhure göre: Ramazanın başından sonuna kadar bü­tün günlerine hazır olana (idrâk edene), bütün bir ramazanı oruçlu geçirmek gerektir. Yoksa bir kısmına hazır olup, bir kıs­mında sefere çıkan kimse hakkında böyle değildir. Çünkü bu durumda olan kimseye hazır (mukim) olduğu günlerin orucu­nu tutmak farzdır. Seferi bulunduğu günlerde isler tutar, is­terse iftar edip sonra tutamadığı günlerin sayısınca başka gün­lerde kaza eder.

Sünnetten alman delillerin hepsi bu mânâ ve hükme delâ­let etmektedir.

«Allah size ko­laylık ister, zorluk istemez.»

Bu ilâhî her hususta arzulanan muratlardan biridir. Nite­kim diğer bir âyette;  «Din (İşlerin­de) üzerinize hiçbir güçlük de yüklemedi,» buyuruluyor (El-Hac sûresi, âyet: 78)

Bize kadar gelen rivayetlere göre: Resûlüllah (S.A.V.) in­sanları daima kolaylığa irşad eder, zorluktan men ederlerdi. Bu-harî'nin rivayet ettiği bir hadîs-i şerîfde buyuruluyor ki:

«Kolay­laştırın güçleştirmeyin, müjdeleyin bıkkınlık (ve nefret) vermeyin!».[3]

«Size yol göstermesi karşılı­ğında O'nu ululamanızı (Allah-ü Ekber, demenizi) ister.» Ayette geçen «Tekhîr^den murad dır.

Cumhura göre: Ramazanın sonunda tekbîr getirmeye tah-rîk ve tevfîktir. Yalnız bu tekbîri getirmenin vaktinde görüş farkları vardır:

a) Selef-i sâlihîn'den bir kısmına göre, bayram gecesi tek­bîr getirmek.

b) Bâzısına göre, Şevval ayının hilâli görüldüğünden bay­ram hutbesi bitinceye kadar.

c) Diğer bâzısına göre,  Şevval'ın  hilâli  görüldüğünden imam minbere çıkıncaya kadar.

d) Bayram gününde.

e) Evinden mescide çıktıktan imam minbere çıkıncaya ka­dar, îmam-ı Şâfi ve îmam Mâlik'e göre de böyledir.

f) Ebû Hanîfe'ye göre: Kurban bayramında tekbir getiri­lir; ramazan bayramında değil. İbnü Cerîr'in tahrîc ettiği bir rivayette ise, İbnü Abbas'a (R.A.) göre  «Sizden bu ay'a hazır olan (seferi olmadığı halde bu ay'ı idrâk eden), onda oruç tutsun!» dan murad, evinde iken hilâli gören kimse de­mektir. «Allah size kolaylık ister» den murad, seferde iftar et­mektir. «güclük»den maksad, seferde oruç tutmaktır.

Resûlüllah (S.A.V.)dan sahih rivayetle gelen bir hadîste buyuruluyor ki:

«Hilâli görünce oruç tutun, onu görünce İftar edin. Hava bulutlu olursa, sayılı günleri otuza çıkarıp tamamlayın.» [4]

 

Çıkarılan Hükümler:

 

1- Mukim olarak ramazandan kaç gün idrâk edilirse o kadar gün oruç tutmak farzdır. Sefere çıkılan günler iftar edi­lirse, iftar edilen günler sayısınca diğer günlerde kaza edilir.

2- Hasta veya seferi olan kimse, muhayyerdir; dilerse oruç tutar, dilersç iftar eder. Oruç tutması (güç getirebiliyor-sa) daha hayırlıdır.

3- Kurban bayramı günlerinde tekbir getirilir, rama­zan bayramında değil...

îmam-ı Â'zam'a göre: Bayram tekbiri, arafe gününün sa­bahından ertesi günün (bayramın birinci gününün) ikindisine kadar olan sekiz vakit namazı müteakip alınır.

Imameyne (Ebû Yûsuf ile Muhammed'e) göre: Yirmi üç vakit tekbir alınır. Şöyle ki: Arafe gününün sabah namazından bayramın dördüncü gününün ikindi namazına kadar devanı eder. Ve tekbir bu vakitlerde birer def'â getirilir. Fetva, ima-meynin kavline göredir.

Fukahamn çoğuna göre, teşrik tekbirleri vâcibtir. Sünnet diyenler de vardır. Ebû Yûsuf ile Muhammed'e göre, bu tek­birler, farz namaz kılan her mükellefe vâcibtir. îmam, cemaat, münferid, mukim, seferi, köylü, şehirli, kadın erkek hepsi bu hususta müsavidir. İmam-ı Â'zam'a göre: Teşrik tekbirleri, mu­kim, hür erkek olan ve farz namazı müstehap bir cemaatle kılan kimseye vâcibtir. Bu bakımdan yolculara, kölelere, kadınlara ve yalnız başına namaz kılanlara vâcib değildir. Cuma ve bayram namazı kümmıyan köylerde yaşıyanlara da bu tek­birler vâcib değildir.

Yine Hanefîlere göre: Bir yılın teşrik günlerinden birinde terk edüen aynı yılın teşrik günlerinden birinde kaza edilecek olunursa, akabinde tekbir getirmek gerekir. Başka zaman ka­za edilirse buna lüzum yoktur.

4- Hilâh görüp oruç tutmak, yine hilâli görüp iftar et­mek. Hava muhalefetinden hilâh görmek mümkün olmadığında otuz günü tamamlamak» emr-i Resuldür.[5]

 

ORUÇ GÜNLERİNİN GECESİNDE

 

«Oruç tuttuğunuz günlerin gecesi kadınlarınıza yaklaşma­nız size helâl kılındı. Onlar sizin Örtünüz, siz de onların Örtüle­risiniz. Allah, nefsinize güvenemiyeceğinizi biliyordu, bu sebep­le tevbenizi kabul buyurup sizi afvetti. Artık onlara (kadınları­nıza) yaklaşabilirsiniz. Allah'ın sizin İçin takdir ettiğini İste­yin (ona uyun). Fecr-i (saadıktan sayılan tan yerinde) beyaz iplik siyah iplikten sizce ayırdedilinceye kadar, yiyin, için, son­ra orucu geceye kadar tamamlayın. Mescidlerde îtikâfa çekil­diğinizde kadınlarınıza (geceleri de) yaklaşmayın; bunlar Al­lah'ın yasalarıdır, onları aşmayın. Allah böylece İnsanlara ya­saklardan sakınsınlar diye âyetlerini apaçık bildirir.» (Bakare sûresi, âyet: 187).

«Size helâl kılındı» cümlesinden, helâl kthnan şey'in daha önceki ümmetlere haram olduğu anlaşılıyor. Âyetin ini^ seBe-bi de bunu ifâde etmektedir. Çünki oruç da namaz gibi ve o de­recede bütün insanlığı ilgilendiren dinî bir müessesedir. Hıris­tiyanlar da oruç tutmakla emrolımmuştu. Metta ve Luka incil-leri bundan kısa da olsa bahseder. Ancak İslâmiyetteki oruç, keyfiyetiyle, gayesiyle diğerlerinden tamamen ayrılır. İslâmiyet bu müesseseye de cihanşümul bir mânâ ve şekil vermiştir. Âyet-i Kerîme kısmen bu hususa işaret etmektedir.

«Refes» kelimesi, cima (cinsî münasebet) manasına­dır, tmam Zeccac'a göre: Erkeğin karısından arzuladığı her hu­susu cami' bir kelimedir.

Kadınların erkekleri için, erkeklerin de kadınları için bi­rer Örtü (elbise) kılındığı, birinin diğeriyle huzur bulduğu ve cinsî münâsebet esnasında birbiriyle  elbiseyle bedenin imti­zaç ettiği gibi  imtizaca yüz tuttukları aralarında cazip bir kaynaşmanın husule geldiği anlamına işarettir.

«Allah, nefsinize güvenemiyeceğinizi biliyordu» cümlesi, Allahın kullarına, olan geniş rahmetini bir kerre daha ayrı bir üslûpla beyândır. Evet, Cenâb-ı Allah bizim nefislerimize karşı hiyânet (za'f ve güvensizlik) göstereceğü/üzi bildiği için bu ruhsatı lütfetmiştir. Karı-kocanın birbirine olan cinsî konuda­ki za'fma, «hiyânet» tâbiri verilmiştir. Çünki bunun zararı iki­sine râci'dir. «Fetâbe aleyküm», ruhsat ve ibâheyi ifâde eder.

«Beyaz iplik »den murad, ufukta enine yayılan fecr-i saadık'tır. «Siyah iplik»den murad, gecenin karanlığıdır.

«Sonra orucu geceye kadar tamamlayın» cümlesi farziyet ifâde eden bir emirdir ve bütün oruçlara şâmildir. Şâfiîlere gö­re, bu yalnız farz oruca hastır. Bu mânâyla, nafile orucu boz­manın mubah olduğu çıkar. Nitekim Müslim'in Hz. Âişe Vâli-demiz'den rivayet ettiği hadîs bunu beyân eder:

«Bize hays (hurma yağ ve un karışımından yapılan bir nev'i yemek) hediye edildi. Cenâb-ı Peygamber (S.A.V.), getir göreyim, ben oruçlu olarak sabahladım,» buyurdu ve ondan yedi,

Orucun geceye kadar olduğu tasrîh ediliyor. Şöyle kir do­ğu cihetinden gecenin başlaması, batı cihetinden gündüzün çe­kilmesi vaktinde iftar etmek helâl olur.

Oruç tutulan ramazan günlerinde dünyanın her yerinde ge-ce-gündüz aynı değildir. Sıcak kuşak 23,27 derecede gece ile gündüz hemen hemen birdir. Orta kuşakta da 45. dereceye ka­dar az farklarla gece gündüz devam eder. Ondan uzjfck olan böl­gelerde belirgin farklar başlar, o kadar ki 66 dereceden geçen kuzey paralel dairesinde 21 haziranda gece olmaz, 21 aralıkta da gündüz olmaz.

Bu duruma göre: 45 dereceden uzak olan bölgeler umu­miyetle gece ile gündüzlerini 45. derecedeki günlere göre ayar-lıyarak normal ibâdetlerini yaparlar.

Âyette geçen «bâşiruhünne» emri, ramazan gecelerinde ka­dınlarımıza yaklaşmaya ruhsatı ifâde eder. Mübaşeretten murad, cima'dır. Bâzılarına göre şehvetle öpmek ve dokunmaya da şâmildir. Ama şehvetsiz olursa, Şafiî'ye göre caizdir.

«İ'tikâf», bir yere kapanıp kalmak demektir. Şer'î mânâ­sı ise, hususî şartlara göre özel mahiyette bir mescidte kapa­narak ibâdet etmek demektir. Burada Ramazanda yapılan i'ti-kâftan bahsolunduğu için bu sırada zevcelere yaklaşmak men'-ediliyor. Âyette «Mescidlerde îtikâfa çekildiğinizde kadınları­nıza (geceleri de) yaklaşmayın» emri bunu ifâde ediyor. «Oruç-suz îtikâf olmaz.» hadîsi îtikâf müddetinin bir günden az ol-mıyacağmı gösteriyor. Hazret-i Peygamber (S.A.V.) Ramaza­nın son on gününde îtikâfa girmek itiyadında idi.

Ramazanda îtikâfa girmek sünnettir. Bundan başka vâcib ve müstehab olan îtikâflar da vardır. Bu ikisi için belli bir zaman yoktur, adadığı gün sayısınca bir camie kapanır. Müs-tehap olan is'e niyet ederek bir müddet bile olsa camie kapana­bilir. Fakat sünnet olan îtikâf ancak Ramazana mahsustur; son on gününün hepsinde veya bir kısmında yapılır.

îtikâfın birtakım şartlan vardır, bunlar: Niyet, cemaatle namaz kılınan mescid, oruç, aybaşı âdetinden ve lohusalıktan temizliktir.

Fazla bilgi için fıkıh kitaplarına müracaat edilmesi..[6]

 

Çıkarılan Hükümler:

 

1- Ramazanda iftardan sonra fecr-i saadık atıncaya ka­dar geçen zaman içinde cinsî münâsebette bulunmak mubahtır.

2- Bütün (farz, vâcib ve nafile) oruçlarda fecr-i saadık attıktan tâ güneş guruba gidinceye kadar yemek, içmek ve cin­sî münâsebette bulunmak, orucu bozar.

3- Nafile orucu bozmak meşru bir sebeple de olsa   kazayı gerektirir.

4- îtikâf, kifâye yollu müekked bir sünnettir. Ramazan haricinde nezredilmemişse müstehaptır.

îtikâfın müddeti: Ebû Yûsuf'a göre bir gün, Muhammed'e göre bir saattir. Mâlik'e göre, bir gündüz kadar olan müddet­tir. Şafiî'ye göre, «Subhânellah ve'1-hamdu lillâh» diyecek ka­dar bir zamandır.[7]



[1] Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 1/72-76.

[2] Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 1/76.

[3] Bııharî

[4] et-Tergîb ve't-Terhîb.

Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 1/76-79.

[5] Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 1/79-80.

[6] Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 1/80-83.

[7] Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 1/83.