Kıble - Kuran - Kuranahkami - 6. Sayfa
BÜTÜN İNSANLAR İÇİN MÜŞTEREK MÂBED
KIBLE
«Doğu da Allah'ındır, batı da. Bunun için nereye döner, yüzünüzü çevirirseniz Allah'ın vechi (kıblesi) oradadır. Doğrusu Allah vâsi'dir ve her şey'İ gereği gibi bilendir.» (El-Bakara sûresi, âyet: 115).
İbâdetlerde gelişi güzel bir istikamete teveccüh edilmez. Bütün semavî dinlerde bu böyledir. Hattâ Sâmî kavimler arasında bile rastgele cihetlere yönelinerek ibâdet yapılmadığını güvenilir kaynaklardan öğreniyoruz. Tevrat Kırallar faslı 8/44 de deniliyor ki: «Eğer kavmin, onları göndereceğin bir yoldan düşmanına karşı cenge çıkarsa ve Rabbe, seçtiğin şehre ve ismin için yaptığın eve doğru duâ ederlerse, o zaman dualarını ve yalvarışlarım gökte işit ve onların dâvasını gör.»
Bundan başka Hazret-i Danyal'ın günde üç defa Kudüs istikametine yönelip duâ ettiğine dair kayıtlar vardır.
Hicretten Önce Beytü'l-Makdis'e yönelip ibâdet eden Müslümanlar, hicretten 16 veya 17 ay sonra ilâhî emir gereğince Kabe'ye yönelerek ibâdet etmişlerdir.
Âyet-i Kerîme'nin tefsir ve tahlîline gelince:
Maşrık, güneşin doğduğu, mağrıp güneşin battığı taraf demektir. Zikr-i cüz', irâde-yi küll kabilindendir. Bu mânâyla iki taraf arasındaki yerlerle diğer taraflar bu hükme dahildir.
«Hangi cihete yönelirseniz Allah'in vechi (yönelmeniz için size hoş gördüğü kıble) oradadır.» Âyetin geniş mânâsından kıble cihetinde şüpheye düşüldü günde zann-ı gaalibe göre amel edilmesi istidlal edilmiştir. Yoksa her hangi bir cihete bile bile yönelip namaz kılmak caiz değildir. Çünki Cenâb-ı Hakk: «Evet, Habibim, hangi yerden (sefere) çıkarsan (namazda) yüzünü Mescid-i Haram'a doğru çevir. (Siz de ey mü'minler), nerede olursanız (olun) yüzlerinizi o yana döndürün.» (EI-Baka- re sûresi, âyet: 144) buyuruyor.
Zemahşerî (Mahmûd)a göre; mânâ şöyledir: «Mescid-i Haram'da veya Beytü'I-Makdis'de namaz kılmaktan men'edildiği-niz zaman (üzülmeyin), yeryüzünün her yanı size mcscid kılınmıştır; istediğiniz bölgede namaz kilin; kıbleye yüz çevirmek her yerde sizin için mümkündür; bâzı mescidlere has değildir.
îbnü Münzir, İbnü Ebî îlâtem'in rivayet ettiği, Hâkim'in sahîh gördüğü ve Beyhakî'nin kendi süneninde tahrîc ettiği rivayette, îbnü Abbas (R.A.) dedi ki: «Kur'ân'dan ilk neshedilen âyet, kıbleyle ilgili âyetidir. Resûlullah (S. A.V.) bu âyet uyarınca Beytü'l-Atîk'i terkederek Beytü'1-Mak-dis'e doğru namaz kıldı. Sonra Cenâb-ı Allah onun yüzünü Bey-tü'1-Haram'a doğru çevirmeyi irâde etti ve: «Hangi yerden çıkarsan (çık, namazda) yüzünü Mescid-i Haram'a doğru çevir,» âyetiyle yukarıdaki âyeti neshetti.»
îbnü Münzir buna yakın bir haberi îbnü Mes'ud (R.A.)den rivayet etmiştir.
Müslim, Tirmizî ve Neseî, İbnü Ömer (R.A.) nın şöyle dediğini rivayet etmişlerdir.
«Cenâb-ı Peygamber (S.A.V.) bineğinin üzerinde —bineği ne yana yüz çevirirse çevirsin— nafile namaz kılarlardı.» Sonra îbnü Ömer (R.A.) şu mealdeki âyeti okudu: «Hangi cihete yönelirseniz Allah'ın vechi (yönelmeniz için size hoş gördüğü kıble) oradadır.» îbnü Ömer (R.A.) devamla: «İşte bu âyet bunun hakkında inmiştir,» dedi.
Demek ki îbnü Ömer'e göre âyeti, âyetiyle nesh edilmemiştir. Birincisi nafile namazla ilgilidir. Buna benzer bir rivayeti îbnü Cerîr, Dâre Kutnî ve Hâkim sahîh bir senetle çıkarmışlardır.
Sahîh-i Buhârî'de Câbir bin Abdullah (R.A.) den yapılan rivayette de;
«Cenâb-ı Peygamber (S.A.V.) nafile namazları binitinin çüzerinde doğu v.b. cihetlere doğru kılarlardı. Farz namaz kılmak İstediğinde iner, kıbleye dönerek kılarlardı.»
îbnü Mâce, îbnü Cerîr ve diğerlerinin Amr bin Rebî'a'dan yaptıkları rivayette ise, Amr diyor ki: «Zifirî karanlık bir gecede Peygafcıber (S.A.V.) ile beraber bulunuyorduk, bir yere indik. Herkes namaz kılmak için taş toplayıp birer mescid yapmaya çalıştı. Sabahladığımızda, kıbleden başka bir tarafa yönelerek namaz kıldığımızı gördük. Bunun üzerine Peygamber'e (S.A.V.) müracaat edildi:
— Ey Allah'ın Resulü! Bu gece kıbleden başka bir tarafa yüz çevirip namaz kılmışız!..
Bunun üzerine «Doğu da Allah'ındır, batı da. Bunun için nereye döner yüzünüzü çevirirseniz Allah'ın vechi (kıblesi) oradadır.» mealindeki âyet indi ve Resûlüllah (S.A.V.) bizlere:
— «Namazınız gelip geçti (oldu bitti, endişe edilecek bir şey yok)» buyurdular.
Dâre Kutnî, îbnü Merdveyh ve Beyhakî de, Câbir bin Abdullah (R.A.) den buna benzer bir rivayet yapmışlardır.
«Allah'ın kıblesi oradadır».
îbnü Mâce'nin Ebû Hüreyre (R.A.) den yaptığı rivayette Peygamber (S.A.V.) buyurdular ki:-
«Doğuyla batı arası kıbîedlr.»
Îbnü Ebî Şeybe, Dâre-Kutnî ve Beyhakî de buna yakın bir rivayet çıkarmışlardır.
Şimdi bütün bu rivayetlerden çıkarılan hükümler:
1- Sâhib Keşşaf Zemahşerî'ye göre: Âyet, namaz kılarken kıbleye yönelmenin yalnız mescidlere has olmadığım, her yerin Müslümanlara mescid sayıldığını beyân ettiğinden, nerede namaz kılmıyorsa oradan kıbleye yüz çevirmenin gerektiğine delâlet vardır.
2- İbnü Abbas (R.A.)ya göre: Cenâb-ı Peygamber {S.A.V.) önceleri Beytü'l-Makdis'e yönelir namaz kılarlardı.
«Hangi yerden çıkarsan (çık namazda) yüzünü Mescidi Haram'a doğru çevir» âyeti inince Peygamber (S.A.V.) artık Beytü'l-Haram'a yüz çevirip namaz kılmaya başladı ve «Doğu da Allah'ındır, batıda....» âyeti böylece hükümsüz kaldı.
3- Buharı, Müslim, Tirmizî ve Neseî'nin, İbnü Ömer (R-A.)dan çıkardıkları rivayette: âyeti nafile namazlarla ilgilidir; seferde hayvan üzerinde yol alırken nafile namaz kılanın kıbleye yönelmesi şart değildir. Fukahâ-nın da görüşü böyledir; fetva buna göre verilmiştir.
4- îbnü Mâce ile îbnü Cerîr'in Amr bin Rabi'a'dan yaptıkları rivayete göre: Âyet-i Kerîme, herhangi bir sebepten dolayı bilinmeden kıbleden başka bir tarafa namaz kılınır, sorv ra farkına varılırsa, namazın tamam olduğuna, iadesi lâzım gelmediğine delâlet eder. Çünkü iniş sebebi bunu ifâde ediyorir
«Biz, yüzünü (Vahye intizaar ve iştiyaakindan) çok kerre göğe doğru evirip çevirdiğini muhakkak görüyoruz. Şimdi seni herhalde hoşnud olacağın bir kıbleye döndürüyoruz. (Namazda) yüzünü artık Mescid-i haram tarafına (Kâ'be semtine) çevir. (Ey mü'minler,) siz de nerede bulunursanız (namazda) yüzlerinizi o yana döndürün. Şüphe yok ki kendilerine kitap verilenler bunun Rablerinden gelen bir gerçek olduğunu pek iyi Bilirler v° Allah onların yapacaklarından gaafil değildir.» (El-Bakare sûresi, âyet: 144).
Bu âyet bütün müslümanlarm tek bir ümmet olduklarını ifâde ediyor. Onun için bütün müslümanlarm aynı kıbleye dönerek hedefi bir, maksadı bir, müttehit bir ümmet olarak görünmeleri tavsiye ediliyor. Kıble birliği, hedef ve maksat birliğinin remzidir. Müslümanlar her nerede bulunurlarsa bulunsunlar, kıbleye dönmekle hep bir araya gelmiş olurlar. Müslümanlar kıbleye döndükçe ayni ruhanî maksadı gözeten tek bir ümmet teşkil ettiklerini gösterdikten başka îslâm kardeşliğini de bütün vakariyle tecelli ettirirler. Resûl-i Ekrem, ehli kıblenin tekfir olunmamalarım bunun için emretmiştir. Bu suretle Kabe, Allah birliğinin kutsî sembolü olduktan başka insanlık birliğinin de ulvî timsalidir.
Âyetin tahliline gelince:
«Şatr»dan maksad, taraf ve cihettir. Ayrıca bu kelime «ya- n» mânâsına da gelir, de oldu§u &hi-
«Bâzı» mânâsına da kullanıldığı yerler olmuştur. Fakat âyetteki «şatr» Kabe semtini ifâde eder.
îmam-ı Kurtubî'ye göre: Görebilme mevkiinde olanlar için Kabe'nin kendisine yüz çevirmek farzdır. Görebilme mevkiinde olmıyanlar ise o semte yüz çevirirler. îbnü Cerîr'in îbnü Abbas (R.A.)dan çıkardığı bir hadîste:
«Beytü'llah'ın hepsi kıbledir. Beytü'llah'ın kıblesi ise kapısıdır.»
Beyhakî'nin kendi süneninde merfuan çıkardığı bir hadîste de:
«Beytüllah Mescid ehline kıbledir. Mescidü'l-Haram, haram ehline kıbledir. Haramın kendisi de şarkından garbına kadar yeryüzünde bulunan ümmetime kıbledir.»[1]
Çıkarılan Hükümler:
1- Kıble ehli tekfir olunmaz.
2 -Görebilme mevkiinde olanlar için Kabe binasının kendisi kıbledir. Görebilme mevkiinde olmayanlar için o se-met kıbledir.
3- Beytü'llah Mescid ehline: Mescidü'l-Haram, harem ehline: harem de doğudan batıya bütün ümmetin kıblesidir.
Kıble tâyini hakkında yazılmış birtakım eserler vardır. Bilhassa el-Battanî (929). îbnü Yûnus (1009), Ebû'1-Vefâ (998), Hasan el-Hüseyn bin Haysem (ölüm: 1039) ve Birûnî (ölüm: 1048) gibi büyük heyetşinaslar yetişmiştir. Ayrıca onaltıncı asırda kıble istikameti hakkında iki özel eser yazılmıştır. Biri, Mirim Çelebî'nin Risâletün fi tahkîk semti'L-kıble, diğeri Nakibü'l-Halebî'nin «Fi istihraci'l-kıble» adlı kitabıdır.
Bugün için istenilen yönü kesin olarak bulmak için bütün ufuk dairesi 360'a bölünerek bunlara derece adı verilmiştir. Ayrı olarak bununla da yetinilmemiş, dereceler dakikalara, dakikalar da saniyelere bölünmüştür. 60 saniye 1 dakika, 60 dakika da bir derecedir.
îşte bu bölünüş, ufuk dairesindeki herhangi bir noktanın doğrultusunu kesin olarak belirtmeyi sağlar.
Yeryüzündeki bir noktanın yönü, derece cinsinden gösterildiği zaman hemen hemen hiç yanlışlık yapılmaz. Üstelik yolculuklarda arada bir yapılacak hatâ yol boyunca düzeltilebilir.[2]
BÜTÜN İNSANLAR İÇİN MÜŞTEREK MÂBED
«Şüphesiz, İnsanlar içîn (yeryüzüne) ilk konulan mâbed, elbette ki Bekke (= Mekke)de olanıdır; âlemler için mübarektir ve hidâyetin kendisidir.» (Al-î İmran sûresi, âyet: 96)
Yeryüzünde bütün insanları «Lâ ilahe illâ'îlah» kelimesi etrafında toplamak, aradaki dîn, mezhep ve i'tikad farkını kaldırmak ve «Bir» Allah fikrini hâkim kılmak için Allah emriyle ilk yapılan mâbed Mekke'deki Kabe'dir. Bunu —bâzı rivayetlere göre Hazret-i îbrâhîm Peygamber ile oğlu îsmâîl Peygamber yüceltmişlerdir. Kur'ân-ı Kerîm 2. sûre, 137. âyetle bu hususa işaret edilmektedir.
Hazret-i İbrahim, Hakk'a teslimiyet ruhuyla dosdoğru, bâtıldan uzak bir dîn üzere idi. Kur'ân-ı Kerîm 2. sûre, 135. âyet, 3. sûre, 67 ve 95. âyet, 4. sûre, 125. âyet, 6. sûre, 79 ve 161. âyette bu husus mükerrem belirtilmektedir. Ayrıca 16. sûre, 120 ve 123. âyetlerle açık beyân vardır, 30. sûre 30. âyetle de bütün insanların bu fırsat üzere yaratıldığı bildiriliyor ki Beytü'1-ha-ram'in yeryüzüne konulma gayesi daha iyi anlaşılmış oluyor.
Gerçi Yahudiler de İbrahim'in dini ve yolu üzere olduklarım, Hıristiyanlardan da bir kısmı ona yakınlık haddinde bulunduklarını iddia ederler, ama bu iddialan kavli mücerredde kalır. Çünki hiç biri Mekke'ye gidip İbrahim (A.S.)ın yapmış olduğu mabedi tavaf etmez ve hiç biri Hanîf de değildir.
Âyet-i Kerîme'nin sarih beyânından ve tarihin açık şeha-detinden anlaşılan husus: Hazret-i Âdem'den bugüne kadar bir çok m£bedler yapılmıştır, fakat hiç biri bütün insanlar için muşterek ibâdet mahalli olarak konulmamıştır., Ancak Hazret-i İbrahim'in Mekke'de inşa ettiği Kabe müstesna. Öyle ki bu mâbed, âlemler (bütün milletler) için Hakk'a giden doğru yolu sembolize ediyor. Bakare sûresi, 127-130. âyetlerle Kabe'nin bu özelliğine ve niçin inşâ edildiğine işaret ediliyor.
Kabe'nin Hazret-i Âdem tarafından yapıldığını tmam-ı Beyhakî (Kitabülddelâilinnübuvve) adlı eserinde tbnü Lahîa tarikiyle Abdullah b. Ömer (R.A.)dan rivayet etmişse de bunun zayıf olduğu tesbit edilmiştir.
îbnü Ebî Hâtım'ın Hazret-i Ali (R.A.)den yaptığı rivayette ise, Hz, Ali diyor ki: Kabe'den önce birçok mâbedler inşâ edilmiştir, fakat Kabe, Allah'a ibâdet için umum insanlara tahsis edilen ilk mâbeddir.
Âyette geçen «Bekke» kelimesi, Mekke'nin ilk ismidir. [3] Oraya ibâdet için gelenlerin Hakk'a teslimiyet ve tam bir huşu' içinde eğildiklerini ifâde eder. îmam Katade'ye göre Allah o makamda bütün insanları (birçok inanmışları) bir araya getirmek suretiyle «Tevhîd» akidesini müşterek ideal olarak tanıtmak ister ki bu durum bir kaynaşma ve izdiham vücuda getirir, öyle ki zaman zaman kadınlar erkeklerin önünde namaz kılmak zorunda kalır. Bu hal başka hiçbir mâbed ve beldede olmaz, tşte Bekke kelimesi bunu ifâde ediyor.
Îbnü Abbas (R.A.)ya göre: Mekke, Fecc'den Ten'im'e kadar olan yerdir. Bekke ise, Kabe'den Bethâ'ya kadar olan yerdir. Şu'be'nin Muğîre'den, onun da İbrahim'den yaptığı rivayette ise, Bekke, Mâbed'in ve Mescid'in kendisidir. îkrime'ye göre. Mâbed ve çevresi Bekkedir. Bunun ötesi Mekke'dir.[4]
[1] Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 1/84-90.
[2] Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 1/90-91.
[3] Mekke'nin bundan başka, «Beytü'atîk», «Beytü'l-haram», «Beledü'1-emîn», «Me'mûn», «Ummurranm», «Ummu'l-kurâ», «Salah», «Elarş», «Elkaadis», «Mukaddese», «Kabe», «Beled» ve «Kevsâ» gibi birtakım adlan daha vardır
[4] Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 1/91-92.
İslami Okul Okulların En Önemlisi