Hilal ve Vakitleri - Kuranahkami - 8. Sayfa
HİLAL VE VAKİTLER
«Sana hilâl (yeni doğan ay)lan sorarlar. De ki: onlar, insanların fâidesi içüı bir de hacc için vakit ölçüleridir. İyilik ve taat evlere arkalarından gelmeniz değildir. Fakat iyilik (eden, Allah'a muhalefetten) sakınandır. Evlere kapılarından gelin; tâ ki muradınıza kavuşasınız.» (Eİ-Bakare sûresi, âyet: 189)
Ayet-i Kerîme'de geçen «ehille» kelimesi, her ay veyahut gecenin hilâli i'tibar edilerek çoğul getirilmiştir. Müfredi «hi-lâl»dır. Hilâl, Ay'ın ilk günlerde bize göründüğü yay halleridir ki artıp eksikliğinin hikmetini açıklar; şöyle ki: kat'i bir hesapla saniye şaşmadan devrini *amamhyan ay, dünya kuru-lahdan beri insanlara vakitleri tâyinde en şaşmaz "ölçü olmuştur. Yapılan kesin ilmî hesaplara göre, dünyanın çevresindeki dönüşünü 29 gün, 12 saat, 44 dakika, 2,8 saniyede tamamlar. Bu, güneşin durumuna göre olan Ay Ölçüsüdür. Sabit bir yıldıza göre hesaplarsak o zaman bir Ay 27 gün, 7 saat, 43 dakika, 11 saniye tutar. Bu aradaki fark Ay'ın da Dünya ile birlikte yılda bir def'â güneşin çevresini dolaşmasından ileri gelir.
Ay'ın Dünya'dan dâima aynı yüzü görünür. Bunun sebebi kendi çevresindeki dönüşünün ağır olmasıdır. Ay, kendi çevresindeki dönüşünü de, Dünya çevresindeki dönüşünü de 27 gün kadar bir zamanda tamamlar. Bu bakımdan, dâima aynı yüzü dünyaya karşı gelir.
Ay'ın Dünya'dan uzaklığı 384.395 kilometredir. Bu, ortalama uzaklığıdır. Çünki eliptik bir yörünge üzerinde döndüğü için Dünya'dan 405.500 km.ye kadar uzaklaşır, en çok yaklaştığı zamanki uzaklığı ise 363.300 km.dir.
Ay kendisi ışık kaynağı değildir. Güneşin ışığı ile aydınlanır ve bu ışığı Dünya'ya yansıtır. Ölü bir gök cismi olan Ay'm atmosferi yoktur. Bu yüzden Dünya'dan bakınca dâima berrak görünür. Gene atmosfer olmaması Ay'dan, gündüz olduğu zamanlar da, yıldızların görünmesini sağlar.
Mevâkît, «mikat»ın çoğul şeklidir. İlâhî emir için farz kılınan zamanı ifâde eder. Ayrıca ihramsız geçilmesi caiz olmayan yerler mânâsına da gelir. O halde hilâl, vakitlerin belirtisi olarak tefsir edilebilir.
Buharî-yi şerifin kaydettiğine göre: Cahiliyye devrinde ihrama girenler evlerine arkalarından gelirlerdi. Böyle yapmanın iyilik ve taat olmadığını beyânla yukarıdaki âyet indi ve «bundan böyle evlere kapılarından gelin» emri verildi.
Ebû Davud'un yaptığı rivayete göre: Ensar seferden gelince evlerine kapılarından girmezlerdi. Bunun üzerine 189. âyet nazil oldu.[1]
Çıkarılan Hükümler:
1- Zaman tâyininde en doğru ölçü, hilâldir. Dünya yaratılandan beri bu ölçü saniye şaşmamıştır.
2- Ay'da hayat olmadığına, insan ve diğer canlıların orada yaşamadığına işaret edilerek «insanların fâidesl için, bir de hacc için vakit ölçüleri» olduğu belirtiliyor. Çünki Ay'm atmosferi yoktur. Bu bakımdan hayat iki yönden mahzurludur:
a) Dünya'nm atmosferi, sıcaklığı ayarlıyan bir örtü vazifesi görür. Ay'ın atmosferi olmadığı için sıcaklığı Dünya'nmkin-den çok farklıdır. Geceleri sıcaklık 120°ye kadar düşer. Gündüzleri de sıcaklık 100°ye kadar yükselir. Bu durum orada insan ve diğer canlıların yaşamasına asla imkân vermez.
b) Ay'ın kendi çevresinde dönmesinin yavaşlığı yüzünden gece ve gündüzleri de değişiktir. Ay'da Dünya'nın çevresindeki dönmesi sırasında bir def'â gece, bir del'â da gündüz olur Böylece Ay'ın gecesi de, gündüzü de ikişer hafta kadar sürer. Bu da insanın yaşamasına müsait değildir.
3- Ay'ın insanlara bir çok faydaları vardır:
a) Güneşten aldığı ışığı Dünya'ya yansıtır. Mehtaplı gecelerin kendine has bir özelliği ve güzelliği var.
b) Ay Dünya'ya şimdiki mesafede olacağına, meselâ sadece elli bin mil ötede olsaydı, yeryüzündeki medd ü cezir (gelgitler öyle müthiş olurdu ki bütün kıt'alar günde iki def'â su altında kalırdı. Dağlar bile kısa zamanda aşma aşma ortadan silinirdi.
4- Gerçek iyilik birtakım mânâsız âdet ve geleneklere bağlı kalmakta değildir; fakat Allah'a karşı gelmekten sakınmakta mündemiçtir. Bu bakımdan,
5- Cahiliyye devrindeki âdet men'edilerek «evlere kar pılarından gelin» emri veriliyor. [2]
İslâmda Niçin Kamer Takvimi Kullanılır?
İslâm dîni, yalnız bir millete veya bir bölgeye gönderilmiş değildir. O, bütün milletlere ve her bölgeye ışık tutacak, onların maddî ve manevî hayatını tanzim edecek bir kudreti taşıyarak indirilmiştir. O halde oruç ve hac gibi ibâdetlerin, çeşitli iklimlerde tatbikinde gayesine uygun olabilmesi için belli bir mevsime bağlı kalmaması icap eder. Aksi halde bir iklimde en sıcak ve uzun günlerde oruç tutulurken, diğer bir iklim» de devamlı kış mevsiminde ve en kısa günlerde tutulmuş olur. Bu da İslâm'ın cihanşümul özelliğiyle bağdaşmaz.
Prol Hamidullah'ın İslâm'a Giriş adlı eserinde bu konuya temas edilerek deniliyor ki:
«Bilindiği gibi İslâm'da dînî bayramlar ve mukaddeb sayılan günler için kamer takvimi kullanılır, meselâ oruç ayı olan ramazan, hacc ayı olan zilhicce mevsimden mevsime değişir. Câhiliyye devrinde (İslâm'dan Önceki devirde) kamer senesinin sonuna günler eklemekle güneş takvimi kullanılırdı. Haz-ret-i Peygamber (S.A.V.) bir hikmete mebnî olarak bunu ilga etti. Bu vakıa, mevzua vâkıf olmayanların merakını tahrik eder, aşağılık duygusundan muztarip ve başkalarını körü körüne tak-Iid etmek istiyenleri müteessir edebilir. Bu îslâmî reformun birçok faydalarından üçünün üzerinde duralım:
a) Oruç mevzuunda pek pratiktir, çünki yemek içmek hususundaki mahrumiyete her mevsimde alışmak imkânını sağlamış oluyor, ne daimî bir mahrumiyet, ne daimî bir kolaylık..
b) îslâm bütün cihana şâmil bir dîn olduğundan, muhtelif iklimler arasındaki farkların dikkate alınması lâzım gelir. Eğer oruç güneş takvimine göre tesbît edilmiş, muayyen ve sabit bir mevsime hasredilmiş olsaydı, bu, tabiatın mahiyetine uymaz ve maddeten de mümkün olmazdı. Filvaki hatt-i istivanın kuzeyinde bulunan memleketlerin teşkil ettiği kuzey yarım küresinde yaz, hatt-i istivanın güneyinde bulunan memleketlerin teşkiL ettiği güney yarım kreşinde kış mevsimine tesadüf eder. Ekvator bölgelerinde I^tif bir mevsim olarak telâkki edüen kış, kutup bölgelerinde korkunç sayılır. Muhtelif memleketlerin müslümanları arasında meydana gelecek olan bu ayrılık, kamer takvimi kullanmakla giderilmiş olur. Her memlekette ramazan devir devir her mevsime tesadüf ettirilmiş olur.
c) Tasarruf edilmiş para, ticaret v.s. üzerine verilen zekât ziraî rmahsûllerinki hâriç son suretle farkında olmadan arttırılmış olur ki, fakir sınıfların yararına, zenginlerden alınan zekât 36 senede bir def'â fazla alınmış olur.»
Demek ki Kur'ân-ı Kerim'de: «Sana hilâlları sorarlar. De ki: O,,insanların fâidesi için ve bir de hacc için vakit ölçüleridir,» mealindeki âyette,'kamerin takvim olarak kullanılmasının faydalı olacağını beyânla insanların yaşadıkları iklim farklarından doğacak ayrılığı gidermeğe ve oruç ile hac gibi ibâdetleri her mevsime tesadüf ettirmeğe matuftur. [3]
İslami Okul Okulların En Önemlisi