Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Hilal ve Vakitleri - Kuranahkami - 8. Sayfa

 

HİLAL VE VAKİTLER

 

«Sana hilâl (yeni doğan ay)lan sorarlar. De ki: onlar, in­sanların fâidesi içüı bir de hacc için vakit ölçüleridir. İyilik ve taat evlere arkalarından gelmeniz değildir. Fakat iyilik (eden, Allah'a muhalefetten) sakınandır. Evlere kapılarından gelin; tâ ki muradınıza kavuşasınız.» (Eİ-Bakare sûresi, âyet: 189)

Ayet-i Kerîme'de geçen «ehille» kelimesi, her ay veyahut gecenin hilâli i'tibar edilerek çoğul getirilmiştir. Müfredi «hi-lâl»dır. Hilâl, Ay'ın ilk günlerde bize göründüğü yay halleri­dir ki artıp eksikliğinin hikmetini açıklar; şöyle ki: kat'i bir hesapla saniye şaşmadan devrini *amamhyan ay, dünya kuru-lahdan beri insanlara vakitleri tâyinde en şaşmaz "ölçü olmuş­tur. Yapılan kesin ilmî hesaplara göre, dünyanın çevresindeki dönüşünü 29 gün, 12 saat, 44 dakika, 2,8 saniyede tamamlar. Bu, güneşin durumuna göre olan Ay Ölçüsüdür. Sabit bir yıl­dıza göre hesaplarsak o zaman bir Ay 27 gün, 7 saat, 43 daki­ka, 11 saniye tutar. Bu aradaki fark Ay'ın da Dünya ile birlik­te yılda bir def'â güneşin çevresini dolaşmasından ileri gelir.

Ay'ın Dünya'dan dâima aynı yüzü görünür. Bunun sebebi kendi çevresindeki dönüşünün ağır olmasıdır. Ay, kendi çevre­sindeki dönüşünü de, Dünya çevresindeki dönüşünü de 27 gün kadar bir zamanda tamamlar. Bu bakımdan, dâima aynı yüzü dünyaya karşı gelir.

Ay'ın Dünya'dan uzaklığı 384.395 kilometredir. Bu, orta­lama uzaklığıdır. Çünki eliptik bir yörünge üzerinde döndüğü için Dünya'dan 405.500 km.ye kadar uzaklaşır, en çok yaklaş­tığı zamanki uzaklığı ise 363.300 km.dir.

Ay kendisi ışık kaynağı değildir. Güneşin ışığı ile aydın­lanır ve bu ışığı Dünya'ya yansıtır. Ölü bir gök cismi olan Ay'm atmosferi yoktur. Bu yüzden Dünya'dan bakınca dâima ber­rak görünür. Gene atmosfer olmaması Ay'dan, gündüz olduğu zamanlar da, yıldızların görünmesini sağlar.

Mevâkît, «mikat»ın çoğul şeklidir. İlâhî emir için farz kılınan zamanı ifâde eder. Ayrıca ihramsız geçilmesi caiz ol­mayan yerler mânâsına da gelir. O halde hilâl, vakitlerin belir­tisi olarak tefsir edilebilir.

Buharî-yi şerifin kaydettiğine göre: Cahiliyye devrinde ih­rama girenler evlerine arkalarından gelirlerdi. Böyle yapmanın iyilik ve taat olmadığını beyânla yukarıdaki âyet indi ve «bun­dan böyle evlere kapılarından gelin» emri verildi.

Ebû Davud'un yaptığı rivayete göre: Ensar seferden ge­lince evlerine kapılarından girmezlerdi. Bunun üzerine 189. âyet nazil oldu.[1]

 

Çıkarılan Hükümler:

 

 1- Zaman tâyininde en doğru ölçü, hilâldir. Dünya ya­ratılandan beri bu ölçü saniye şaşmamıştır.

2- Ay'da hayat olmadığına, insan ve diğer canlıların ora­da yaşamadığına işaret edilerek «insanların fâidesl için, bir de hacc için vakit ölçüleri» olduğu belirtiliyor. Çünki Ay'm atmos­feri yoktur. Bu bakımdan hayat iki yönden mahzurludur:

a) Dünya'nm atmosferi, sıcaklığı ayarlıyan bir örtü vazi­fesi görür. Ay'ın atmosferi olmadığı için sıcaklığı Dünya'nmkin-den çok farklıdır. Geceleri sıcaklık  120°ye kadar düşer. Gün­düzleri de sıcaklık 100°ye kadar yükselir. Bu durum orada insan ve diğer canlıların yaşamasına asla imkân vermez.

b) Ay'ın kendi çevresinde dönmesinin yavaşlığı yüzün­den gece ve gündüzleri de değişiktir. Ay'da Dünya'nın çevresindeki dönmesi sırasında bir def'â gece, bir del'â da gündüz olur Böylece Ay'ın gecesi de, gündüzü de ikişer hafta kadar sürer. Bu da insanın yaşamasına müsait değildir.

3- Ay'ın insanlara bir çok faydaları vardır:

a) Güneşten aldığı ışığı Dünya'ya yansıtır. Mehtaplı ge­celerin kendine has bir özelliği ve güzelliği var.

b) Ay Dünya'ya şimdiki mesafede olacağına, meselâ sa­dece elli bin mil ötede olsaydı, yeryüzündeki medd ü cezir (gel­gitler öyle müthiş olurdu ki bütün kıt'alar günde iki def'â su altında kalırdı. Dağlar bile kısa zamanda aşma aşma orta­dan silinirdi.

4- Gerçek iyilik birtakım mânâsız âdet ve geleneklere bağlı kalmakta değildir; fakat Allah'a karşı gelmekten sakın­makta mündemiçtir. Bu bakımdan,

5- Cahiliyye devrindeki âdet men'edilerek «evlere kar pılarından gelin» emri veriliyor. [2]

 

İslâmda Niçin Kamer Takvimi Kullanılır?

 

İslâm dîni, yalnız bir millete veya bir bölgeye gönderilmiş değildir. O, bütün milletlere ve her bölgeye ışık tutacak, on­ların maddî ve manevî hayatını tanzim edecek bir kudreti ta­şıyarak indirilmiştir. O halde oruç ve hac gibi ibâdetlerin, çe­şitli iklimlerde tatbikinde gayesine uygun olabilmesi için belli bir mevsime bağlı kalmaması icap eder. Aksi halde bir iklim­de en sıcak ve uzun günlerde oruç tutulurken, diğer bir iklim» de devamlı kış mevsiminde ve en kısa günlerde tutulmuş olur. Bu da İslâm'ın cihanşümul özelliğiyle bağdaşmaz.

Prol Hamidullah'ın İslâm'a Giriş adlı eserinde bu konu­ya temas edilerek deniliyor ki:

«Bilindiği gibi İslâm'da dînî bayramlar ve mukaddeb sa­yılan günler için kamer takvimi kullanılır, meselâ oruç ayı olan ramazan, hacc ayı olan zilhicce mevsimden mevsime değişir. Câhiliyye devrinde (İslâm'dan Önceki devirde) kamer senesi­nin sonuna günler eklemekle güneş takvimi kullanılırdı. Haz-ret-i Peygamber (S.A.V.) bir hikmete mebnî olarak bunu ilga etti. Bu vakıa, mevzua vâkıf olmayanların merakını tahrik eder, aşağılık duygusundan muztarip ve başkalarını körü körüne tak-Iid etmek istiyenleri müteessir edebilir. Bu îslâmî reformun birçok faydalarından üçünün üzerinde duralım:

a) Oruç mevzuunda pek pratiktir, çünki yemek içmek hu­susundaki mahrumiyete her mevsimde alışmak imkânını sağ­lamış oluyor, ne daimî bir mahrumiyet, ne daimî bir kolaylık..

b) îslâm bütün cihana şâmil bir dîn olduğundan, muhte­lif iklimler arasındaki farkların dikkate alınması lâzım gelir. Eğer oruç güneş takvimine göre tesbît edilmiş, muayyen ve sa­bit bir mevsime hasredilmiş olsaydı, bu, tabiatın mahiyetine uymaz ve maddeten de mümkün olmazdı. Filvaki hatt-i istiva­nın kuzeyinde bulunan memleketlerin teşkil ettiği kuzey ya­rım küresinde yaz, hatt-i istivanın güneyinde bulunan memle­ketlerin teşkiL ettiği güney yarım kreşinde kış mevsimine tesa­düf eder. Ekvator bölgelerinde I^tif bir mevsim olarak telâk­ki edüen kış, kutup bölgelerinde korkunç sayılır. Muhtelif mem­leketlerin  müslümanları arasında  meydana   gelecek olan   bu ayrılık, kamer takvimi kullanmakla giderilmiş olur. Her mem­lekette ramazan devir devir her mevsime tesadüf ettirilmiş olur.

c) Tasarruf edilmiş para, ticaret v.s. üzerine verilen ze­kât ziraî rmahsûllerinki hâriç son suretle farkında olmadan arttırılmış olur ki, fakir sınıfların yararına, zenginlerden alı­nan zekât 36 senede bir def'â fazla alınmış olur.»

Demek ki Kur'ân-ı Kerim'de: «Sana hilâlları sorarlar. De ki: O,,insanların fâidesi için ve bir de hacc için vakit ölçüleri­dir,» mealindeki âyette,'kamerin takvim olarak kullanılmasının faydalı olacağını beyânla insanların yaşadıkları iklim farkların­dan doğacak ayrılığı gidermeğe ve oruç ile hac gibi ibâdetleri her mevsime tesadüf ettirmeğe matuftur. [3]


 

[1] Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 1/95-96.

[2] Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 1/96-97.

[3] Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 1/97-98.