Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Allah'ın Nişanelerine .hürmetsizlik Etmemek - Kuranahkami - 9. Sayfa

 

ALLAH'IN NİŞANELERİNE HÜRMETSİZLİK ETMEMEK

 

«Ey îmân edenler!   Allah'ın nişanelerine,   hürmet   edilen ay'a (savaş haram olan recep, zilkaade, zilhicce, muharrem ay­lan), kurbanlık hediyelere, gerdanlık takılan hayvanlara, Rab-lerinden bol nîmet ve rıza talebederek Beyt-i haram'ı kasdedip gelenlere sakın hürmetsizlik etmeyin. İhramdan çıktığınız va-kît avlanabilirsiniz.» (El-Mâide sûresi, âyet: 2)

Allah'ın emri ve nehiylerini içine alan birtakım hudutları ve her hududun da birtakım nişaneleri vardır, Atâ' bin Ebî Re-bah der ki: «Şeâir, Allah'ın bilûmum emir ve nehiyJeridir.» Bunların hiç birine hürmetsizlik etmemek lâzımdır. Çünki şe-âirin bâzısı hayatımızla, bâzısı da mematımızla ilgilidir. Hudut­larını çiğneyerek saygısızlık ettiğimiz zaman ilk tokatı yine o hudutların bağlı bulunduğu kanundan yeriz. Demek ki, nişa­nelere hürmetsizlik, mücerred bir lâubalilikten ziyâde dür yi ve âhiretin hayat nizamını bozan bir tedbirsizlik ve basiret­sizliktir.        

Bunun için el-Hasan der ki: «Şeâir, Allah'ın dininin tümü demektir. Hacc sûresi, âyet 32'de buyuruluyor ki:

«Kim Allah'ın şeâidne saygı gösterip^ büyük tanırsa, artık şüphesiz ki bu, kalble-rin tekvâsındandır.» (EI-Hac sûresi, âyet: 32)

Bunun gibi kurbanlık hediyelere konulan alâmet, boyun­larına takılan gerdanlık ve benzeri nişanelere de «iş'âr» denilir. Devenin hörgücünün bir tarafından biraz kan akıtmak su­retiyle onun kurbanlık hediyye olduğuna nişane göstermek gibi tbnü Abbas (R.A.) ve bir kısım sahabiye göre buradaki şeâirden murad, menâsik-i hacdır. Mücâhid'e göre, safa ile merve'dir.

Fakat yukarıdaki tefsir daha sahîh görülmüştür. îmanvı Kurtubî'ye göre râcih olan da budur.

Kurbanlık hediyeye konulacak nişanenin keyfiyeti hakkın­da görüş farkı vardır:

a)  İmam-ı Şafiî, îmam Ahmed b. Hanbel ve Ebû Sevr'e göre, hayvanın sağ yanına konulur. Nitekim îbnü Ömer (R.A.) dan da böyle rivayet gelmiştir, tbnü Abbas (R.A.)dan da sabit olan: «Cenâb-ı Peygamber (S.A.V.)in kendi kurbanlık devele­rinin hörgüçlerinin sağ tarafını nişânelediğidir.[1]

b)  îmam Mâlik'e göre sol yanına konulur, bununla bera­ber sağ yanına da koymakta bir beis yoktur. Mücâhid'e göre de böyledir.

c)  îmam-ı Â'zam, Ebû Hanîfe'ye göre bunların hiç birini yapmak caiz değildir. Çünki hayvana bu tarz alâmet vurmak, doğrudan doğruya ona ta'zîbdir.

îbnü'larâbî bu hususta Ebû Hanîfe'nîn bilgisini yererek di­yor ki: «Ebû Hanîfe İslâm şeriatında bu şeâiri görmemiş gibî hükmediyor!»

Ebû Yûsuf ile Muhammed'e göre şeîra (kurbanlık hayvan­lara vurulan nişane) ne sünnet, ne de mekruhtur; sadece mu­bahtır. Ebû Hanîfe: «şeîranın önceleri yapıldığının sebebi, Araplar kurbanlık hediyelerde kan nişanesi görürlerse ona do­kunmaz, görmezlerse talan ederlerdi. Sonraları bu mâni' zail olunca artık şeîra'ya lüzum kalmadı,» der.

Hürmet edilen ay'a gelince:

Yukarıda belirttiğimiz gibi receb, zilkaade, zilhicce ve mu­harrem aylandır. Bu ayların hürmeti, savaş yapılmaması, talan ve gasb gibi fiillerde bulunulmaması ve hiç birinin aylar içindeki yerinin değiştirilmemesidir. Bu hürmetin nesholunup olunmadığında görüş farkları vardır. Sırası gelince buna geniş yer verilecektir.

Kurbanlık hediyeyi şevke gelince:

a) îmam Mâlik, îmam-ı Şafiî, tmam Ahmed b, Hanbel, ts-hâk ve cumhur-i ulemâye göre, kurbanlık hediyeyi gönderen fa­kat onu bizzat kendisi sevketmiyen kimse  muhrim  olmaz, yani hac için ihrama girmiş olan kimseye haram olan şeyler ona haram sayılmaz.

Buharî'nin, HazreM Âişe'den yaptığı rivayetten de böyle anlaşılıyor.

b)  îbnü Abbas'a (R.A.) göre, muhrim sayılır. Câbir b. Ab-dullah'dan da bu mealde bir rivayet yapılmıştır.

c)  Kurbanlık hediyenin gerdanlık takıldıktan \cva nişane konulduktan sonra ne satışı, ne de hibesi caiz olur.

(Beytü'l-haram'ı kasdedip gelenlere de sakın hürmetsizlik etmeyin).

Mealindeki âyet, Mekke'nin fetih yılında indi. Resûlullah (S.A.V.) bu esnada Mekke'de bulunuyorlardı. Müşriklerden bir grub hac ve umre yapmak üzere gelmişlerdi. Müslümanlar:

— Ya Resûlullah' Bu gelenler müşriklerdir. Bunlara mâ­ni' olalım ve beraberlerinde getirdiklerini de talan edelim, de­diler.

Bunun üzerine  âyeti indi.

Konumuzu teşkil eden âyetin bir kısmının nesholunduğu üzerine de görüş farkı vardır:

a) tbnü Abbes', Mücâhid, el-Hasan, Katade ve bir çok müfessiılere göre:  9  âyeti, âyetiyle nesholmuştur.

b) Diğer bâzı âlimlere göre ise, yalnız (Kalâid) âyeti nes­holmuştur.

c) Vahidî ile bir cemaate göre, bu sûreden (Mâide sûre­sinden) hiç bir âyet nesholmamıştır ve konumuzu teşkil eden âyetler de muhkemattandır. [2]

Fakat bu hususta sahîh olan cumhurun görüşüdür. Çünki Hazret-i Peygamber (S.A.V.) hicri dokuzuncu yılda Hazret-i Ali'­yi hacce giden Ebûbekir Sıddîk'a göndererek şu hususu ilân etmelerini emretmişti: «Bu seneden sonra hiç bir müşrik Kabe'ye gelip haccedemiyecek ve hiç bir kimse Kabe'yi çıplak ola­rak tavaf edemiyecektlr.» [3]


 

[1] Müslim ve dlğer Sünenler

[2] Hasan <R.A.) de: «Mâide'de menbuh yoktur.» der. Ayrıca Ebû Meyse-rc'nin: «Bu sûrede 18 fariza vardır; mensuh ise hiç yoktur,» dediği rivayet yo­luyla sabit olmuştur. Bir hadîsde: «Mâide sûresi Kur'ânın son İnen kisımla-nndandır. Bu bakımdan ondaki helâli helâl, haramı haram sayınız.» Duyurulur.

[3] Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 1/99-102.