Çocuk Emzirme Müddeti - Kuranahkami - 13. Sayfa
ÇOCUK EMZİRME MÜDDETİ:
«Anneler çocuklarını tam iki sene emzirirler. (Bu hüküm) emmeyi tamamlamak istiyenler içindir. Anaların uygun şekilde yiyeceği ve giyeceği çocuk kendisinin olan babaya aittir. Herkese ancak takatine göre teklif yapılır. Ana çocuğundan, çocuk kendisinin olan (baba) da çocuğundan dolayı zarara sokulmasın. Mirasçıya da düşen (sorumluluk) bunun gibidir.
Ana ve baba aralarında karşılıklı rıza ve danışma suretiyle (çocuğu iki sene tamamlamadan) memeden kesmek isterlerse, İkisine de vebal yoktur.» (EI-Bakare sûresi, âyet: 233).
Hayatın korunması kanununa riâyet etmek ne kadar lüzumlu ise, çocuğun yetişmesi, neslin idâmesi kanununa uymak da o kadar lüzumludur. Dikkat edilecek olunursa, ilâhî kanunun yavruyu annesi kadar belki daha fazla koruduğu görülür. Yetkili bir ilim adamının dediği gibi: Tabiat (ilâhî kanun) anneye yavrusunu tercih eder. Madrit'te açlık baş gösterdiği zaman kadınlar zayıflamaya başladılar. Fakat dünyaya getirdikleri çocuklar normal ağırlıktaydı. Gıda miktarı, hem annenin, hem ceninin beslenmesini mümkün kıhmycak kadar azaldığı zaman, ceninler annelerinin bünyelerinin zararına olarak bü-yüyorlardi. Anne sütünün miktarı ile terkibi de hemen hemen hiç değişmiyordu. Böylece memedeki çocuklar gelişiyor, fakat emzirme müddeti zarfında çocukları emziren kadınların vücut ağırlıkları dörtte bir nisbetinde azalıyordu.
Evet anne ve babalar bilhassa anneler ekseriya çocuklarının saadetlerini kendi saadetlerine tercih ederler. Zira insan yavrusunun sevilmeye ve beslenmeye, annenin de sevmeye ihtiyacı vardır. Bu bakımdan Cenâb-ı Allah, süt çocuğunun beslenme işini bilhassa ana sütüne ve onun sonsuz şefkatine bağlamıştır. Çünki çocuk için en mükemmel gıda ana sütüdür. Ananın sıhhî durumu ve mukavemeti müsait olursa, çocuğu iki yıl emzirmesi, çocuğun bu yolla annesinden bol bol muafiyet cisimleri almasına yardımcı olur. Nitekim bu hususta yetkili ilim adamları diyorlar ki: Süt çocuğunun tabiî ve en mükemmel gıdası ana sütüdür. Hanımların pek büyük bir kısmı müsait bir irâde veya icabında telkin yardımiyle çocuğunu em-zirebilecek durumdadır. Ancak çocuğun menfaatine ananın bulaşıcı bîr hastalık hâlinde emzirmesi imkânsız olabilir. Bu durum karşısında ilk çare olarak ona tıbbî bir mahzur yoksa bir süt nine te'min edilmelidir. Olmadığı takdirde sun'î beslenmeye başvurulur.
îşte yukarıdaki âyet-i kerîme'yle Cenâb-ı Hakkın annelere ledünnî irşadı vardır: Mümkün olduğu takdirde anneler çocuklarını tam iki yıl emzirirler. Karı-koca maslahat görüyorlarsa daah erken de memeden kesebilirler.
Mezhep imamlarının çoğu bu âyete dayanarak emzirme müddetinin iki yıl olduğunu, bu müddet içinde (yâni çocuk iki yaşını bitirmeden) başka bir kadın tarafından emzirilirse redâ' hükmünün câri olacağını; süt yoluyla tahrîm başhyacağı, bu müddet dışında redâ' hükmünün câri olmıyacağını is-tinbat etmişlerdir.
Tirmizî'nin münferiden Ümmü Seleme (R.A.)den yaptığı rivayette, Cenâb-ı Peygamber (S.A.V.) buyurdular ki:
«Redâ' (süt emme)den haram olan, ancak bağırsakları birbirinden açıp (harekete getirmek suretiyle besliyen süttür). Bu da memeden kesilmeden öncedir.» [1]
Kuteybe'nin, Ebû Avâne'den yaptığı rivayet buna yakındır. Âlimler bu hadîste geçen (Bu da memeden kesilmeden Öncedir) cümlesinden süt emme müddetinin ve redâ' hükmünün sübûtunun ancak iki yıl olduğunu istidlal etmişlerdir.
îmam Ahmed bin Hanbel'in Ber' b. Âzıb'den yaptığı rivayet bu mânâyı kuvvetlendiriyor:
«Peygamber (S-A.V.)ın oğlu İbrahim'in vefatında Cenâb-ı Peygamber (S.A.V.) :
— «Oğlum memede iken öldü. Cennette onu emziren biri vardır.» [2] buyurdular. îmam-ı Buharı de, Şu'be hadîsinden bu mealde bir rivayet çıkarmıştır.
Cenâb-ı Peygamberin oğlu îbrâhîm 22 aylık iken öldüğüne göre, «Cennette onu emziren biri vardır» cümlesinde, süt emme müddetinin iki yıl olduğuna ibaret vardır.
Dâre Kutnî'nin .Haysem b. Cemîl tarikiyle îbnü Abbas (R.A.)dan yaptığı rivayet de bu mânâyı te'yid ediyor: Resûlül-lah (SAV.) :«Redâ'dan ancak iki yıl içinde olan haram kılar.» [3] Aynı hadîsi Derâverdî'nin İkrime ve îbnü Abbas'dan rivayet ettiğini ve şu fazlalığı yaptığını görüyoruz:
«İki yıldan sonra olan emme bir hüküm taşımaz.» Bu rivayetin daha sahîh olduğu kabul edilir.
Ebû Dâvüd el-Teyâlisî'nin Câbir b. Abdullah (RA.)den yaptığı rivayette ise Resûlüllah (S.A.V.) buyurdular ki:
Memeden ayrıldıktan (iki yıl) sonra artık redâ' (süt emme hükmü) yoktur.»
Bu mes'elenin geniş izahı (Lukman sûresi, âyet: 14) vekâf sûresi, âyet:15) âyetlerinin taşıdığı hükümler tahlilinde gelecektir
Redâ'nın iki yıldan sonra tahrîm hükmü taşımryacağun soyliyenler, Hz. Ali, İbnü Abbas, îbnü Mes'ud, Câbir b. Abdullah, Ebü Hüreyre, îbnü Ömer, Ümmü Seleme, Sa'd b. Müsey-yeb, Ata' ve cumhurdan yapılan rivayete dayanırlar. îmam-ı Şafiî, îmam Ahmed b. Hanbel, îshâk, Sevrî, Ebû Yûsuf ve Mu-hammed'in mezhep ve görüşleri de böyledir. îmam Mâlik'in de aynı görüşe sahip olduğu rivayet edilir.
Diğer bir rivayette ise, iki yıl ve iki aydır. Başka bir rivayette de iki yıl ve üç ay olduğu söylenir.
îmam-ı Â'zam, Ebû Hanîfe'ye göre: İki yıl ve altı aydır, îmam Züfer'e göre: Üç yıl kadar devam eder. İmam Evzâî'den de buna yakın bir rivayet vardır. İmam Mâlik'den yapılan diğer bir rivayette ise: Çocuk iki yıldan önce memeden kesilir ve bu müddet bitmeden başka bir kadın onu emzirirse, bu emzirme redâ' hükmü taşımaz* Çüriki artık memeden kesildikten sonra emdiği süt ayrı bir gıda olarak kabul edilir. Buna benzer bir rivayet de Evzâî'den yapılmıştır. Nitekim Hz. Ömer ile Hz. Ali'den yapılan rivayette: «Memeden kesildikten sonra artık redâ' yoktur.» Fakat o iki zatın bundan iki seneden sonra bir mânâ kasdettikleri de ihtimal dahilindedir.
Buharı ve Müslim'in, Hazret-i Âişe (R.A.)dan yaptıkları rivayette, Hz. Âişe, büyük çocuğun yabancı kadından emdiği sütün tahrîme te'sir ettiğini (yani rezâ' hükmünün sabit olacağını) söylemiştir. Hz. Âişe'nin bu husustaki delili, Ebû Hu-zeyfe'nin azâdh kölesi Sâlim'in kıssasıdır. Cenâb-ı Peygamber (S.A.V.), Ebû Huzeyfe'nin karısına Sâlim'i emzirmesini emretmişti. Halbuki o zaman Salim süt çocuğu bulunma devresini çoktan geçmişti. Buna sebep de Sâlim'in bulunduğu evin dahilinde o evin Öz evlâdı gibi hareket etmesi ve aile mahremiyeti içinde bir günâh terettüp etmemesi idi. Tek çare de kadının Sâlim'e süt ana olması idi.
Yine bize kadar gelen rivayetlerden öğreniyoruz ki, Ebû Huzeyfe'nin karısı süt anne olduktan sonra Sâlim'i alıp Resû-lüllah'ın hanımlarını ziyarete gitmiş, fakat ezvac-ı tahirat buna rıza göstermemişler, Sâlim'in içeri girmesinin uygun olmı-yacağım nezaketle ihtar etmişlerdi.
Bundan da anlaşılıyor ki Ebû Huzeyfe'nin karısı, Sâlim'i emzirdiğinde, Salim artık süt emme devresini çoktan geçmiş bulunuyordu.
Konuyla ilgili geniş izahatı âyet-i kerime'nin tahlilinde vereceğiz.
«Anaların uygun şekilde yiyeceği ve giyeceği, çocuk kendisinin olan babaya attir.» (El-Bakare sûresi, âyet: 233)
Aile reisi bulunan baba kendi mâlî takatine göre, beldenin meşru, âdetini de gözönüne alarak karısını emsaline uygun şekilde yedirip giydirmekle yükümlüdür. Ancak bu hususta ikisi de israf ve cimrilikten kaçınmalıdırlar. Çünki birinci şekil aile bütçesinin sarsılmasına, ikinci şekil aile yuvasının bozulmasına yol açar. Bu ikisi arasında bir yol tutmak, dengeyi sağlar..
Cenâb-ı Hak bunu Talâk sûresinde umumî ölçüde beyân ederek buyuruyor ki:
«Hali-vakti geniş olan, nafakayı genişliğine göre versin. Rızkı kendisine daraltılmış fakır de nafakayı Allah'ın ona verdiğinden versin. Allah hiç bir nefse, ona verdiğinden başkasını yüklemez. Allah güçlüğün arkasından kolaylık ihsan eder.» EI-Talâk sûresi, âyet; 7).
«Anaların nafakası ve giyim eşyası, çocuk kendisinin olan babaya aittir» mealindeki âyetin tefsirinde Dahhak diyor ki: «Adam, karısını boşar, ondan olan çocuğu kadın emzirirse, kadının nafakası ve giyim eşyası en uygun şekilde ona aittir.»
Ayrıca âyet-i kerîmenin açık delâletinden çocuğun babaya ait olduğu ve ona nisbet edilmesinin gerektiği anlaşılıyor. O halde çocuk süt emme müddetinden sonra babaya teslim edilir. Boşanmış bulunan ana da çocuğunu emzirdiği müddet içinde kocasından nafaka alır. Çocuğu teslim ettiği ândan i'tiba-ren nafaka hakkı bitmiş olur. Çünki gebe olarak boşanan kadınm ıddeti (şer'î müddeti) doğumu yapıncaya kadardır. Ondan sonar çocuğu emzirmekten başka kocasiyle aralarında bir münâsebet kalmamıştır. Dilerse başka bir kocaya varabilir.
Az ileride de beyân edeceğimiz gibi, kadına, nikâhlı bulunduğu müddetçe nafakası ve giyim eşyası kocası tarafından verilir. Yâni koca bunu vermekle mükelleftir.
Rızıktan maksad, halk arasında bilinen kâfi miktar yiyecektir
Bu, talâk-i bâin ile boşanan ve bu vaziyette erkeğin çocuğunu emziren kadınlar hakkındadır. Böyle olmıyan, nikâh altında bulunan kadınların, kocasının çocuğunu emzirsin emzirmesin, nafakaları vesâir ihtiyaçları kocalarına vâcibdir.
«Ana çocuğundan, çocuk kendisinin olan baab da çocuğundan dolayı zarara sokulmasın.»
İslâm'da taraflardan birini zararlandırmak yoktur. Her şey'de adalet ölçülerini elden bırakmamak lâznndır. O halde baba hayatta ise, boşadıktan sonra çocuğunu emziren kadına nafaka ve elbise vermekle yükümlüdür. Vefat ettiği takdirde mirasçıya düşen sorumluluk da bjunun gibidir.
Bahsi geçen mirasçı (vâris) ya babanın vârisi veya çocuğun vârisidir. Vefat eden babadan o çocuğa yeteri kadar mal kalmışsa, nafaka o maldan verilir Hiç mal birakmamişsa, başka cihetten de malı yoksa, o takdirde çocuğun en yakın akrabasına vâcib olur, yâni onlar ödemek zorunda kalırlar.
«Ana ile baba aralarında karşılıklı rıza ve danışma suretiyle (çocuğu iki yılı tamamlamadan) memeden kesmek isterlerse, ikisine de vebal yoktur.»
Ana ve baba çocuğu, iki yılı doldurmadan memeden kesmekte bir maslahat görürlerse, meselâ çocuğun menfaatine ananın açık tüberkülozunda, mikrop intanlarında, sar'ada ve psikozda emzirme hem imkânsız, hem de çok tehlikeli olacağından çocuğu memeden ayırmaya karar verirler.
Âyet-i Kerîme'de çocuğun beslenmesi hakkında tek taraflı kararın ekseri faydalı olmıyacağı belirtiliyor. Çünki İslâm nazarında çocuk besleme ve terbiye etmenin önemi çok büyüktür. Bu bakımdan ana-babanm müşterek kararları çocuğun menfaatine olur.
«Çocuklarııhtı (başkalarına) emzirmek İsterseniz meşru' surette verdiğiniz (emzirme ücretin)i teslim etmek (ödemek) şartiyle yine size vebal yoktur. Allahtan korkun ve bilin ki Allah ne yaparsanız hakkiyle bilir.»
Çocuk için ana sütü kadar besleyici bir gıda olmadığı gibi, onu annesinden daha çok bağrına basan biri de yoktur. Anne çocuğunun beden ve fikir terbiyecisidir. Çocuk ilk terbiyeyi ve hayatın neşvesini ana kucağında alır. Fakat kaderin seyriyle anne boşanmış, başka kocaya varmışsa veya kocasiyle aralarındaki geçimsizliğe bir karşılık ve intikam olsun, diye çocuğu emzirmekten kaçmıyorsa veyahut bulaşıcı bir hastalığa yakalanmışsa, sun'î gıdaya baş vurmadan önce dindar müslü-man ve sıhhatli bir süt annesi bulmak daha çok faydalı olur. Az yukarıda da belirttiğimiz gibi çocuk anne sütü ile annesinden veya süt annesinden bâzı muafiyet cisimleri de alır.
îşte Kur'ân-ı Kerîm'de buna işaret edilerek sun'î gıdadan önce bir süt annesine verilmesinde — normal ücreti ödenmek üzere bir vebal olmadığı bildiriliyor. Ancak ücret halk arasında mâkul olan Ölçüyü aşmamalıdır. Çünki aile bütçesinin sarsılmaması esestır. O tal-dirde sun'î gıdaya -raruîur. Çocuğu besk-medo ve ailenin iktisadî durumunu korumada, süt annesinin, hakkım, ödemekte ifrat ve tefritten kaçınıp Allahtan. korkmamız icap eder.
«Küçük ihmaller bijyük emellere mezar olur» sözü çok yerinde ve mâkul bir düşüncenin eseridir. Çocuk terbiyesi apayrı bir iştir. O, baştan sonuna kadar ihtimam ve dikkat ister. Küçük ihmaller onun bozulmasına, hastalanmasına ve hattâ hayatma mal olabilir. Bu bakımdan Cenâb-ı Hak aile yuvasının düzenine gerekli ışığı tutarken çocuk bakımına ve terbiyesine de geniş yer vermiştir. Ana-baba sorumluluklarının nisbetini bilmeli ve ona göre hareket etmelidirler.
«Küçük cıvata ve büyük önemi» darb-ı mesel haline gelmiştir. «Bir uçak 50 yolcuyla denize düştü, niçbır yardım yapılamadı, bütün yolcular boğuldu. Yalnız pilot kurtuldu, o ivi bir yüzücüydü. Kaza yerinden geçen bir şilep tarafından kur-tanlmcaya kadar suyun üstünde kaldı. Pilot suyun yüzünde duran uçak parçalarını inceliyerek kazanın sebebini1 de buldu. Havalanmadan önce son revizyonu yapan adam dikkat etmemiş, motördeki çok belli bir arızayı görmeden geçmişti. Büyük bir felâketin küçük bir ihmâle bağlı olması, sorumluluk denen şey'in ahlâkî sırrını, büyük bir makinanm veya koskoca bir teşekkülün küçük bir yerinde ufak bir ihmal sonunda beklenilmedik şey'Ier olacağım belirten bir örnektir.»-
Bu en küçük cıvataya kadar dikkate çağırış, yalnız uçakların değil, havagazı musluklarını kullanan aşçı kadıridan tutun da çocuk besleyen anneye kadar sorumluluk mevkiinde bulunan herkes içindir. [4]
Çıkarılan Hükümler:
1- Çocuk için en mükemmel gıda ana sütüdür. .
2- Çocuğa mümkün olduğu takdirde iki yıl süt vermek faydalıdır
3- Çocuk iki yaşının bitimine kadar başka bir kadından süt emerse, o kadın onun sütannesi olur, redâ' hükmü başlar, îki yaşından sonra emecek olursa, redâ' hükmü câri değildir
Bu, İmam-ı Şafiî, tmam Ahmed b. Hanbel ve Sevrî'nin mezhebidir, İmam Ebû Yûsuf ile îmam Muhammed de aynı görüştedirler, Ebû Hanîfe'ye göre süt emme müddeti otuz aydır, îmam Züfer'e göre üç senedir. îmam Mâlik'e göre de iki yıldır; ancak iki yıldan önce çocuk memeden kesilir ve sonra ba$ka bir kadından emerse, redâ' hükmü sabit olmaz.
4- Anaların uygun şekilde yiyeceği ve giyeceği çocuk kendisinin olan babaya aittir. Bu talâk-i bâin halindedir. Nikâhlı bulunan kadının, çocuk emzirsin emzirmesin, nafaka ve giyeceği kocasına vâcibdir.
5- Çocuğu emzirme ve besleme hususunda kan-koca birbirine zarar vermiyecek şekilde hareket etmelidirler.
6- Ana ve baba anlaşmaya varır ve maslahat görürlerse çocuğu iki yıldan önce de memeden ayırabilirler.
7- Ana sütü kâfi gelmediği veya sıhhatinin bozulduğu zamanlarda veyahud başka bir sebepten emzirme işi aksadığında çocuğa — uygun olan şartlar dâhilinde — sıhhatli bir müslüman süt ana tutmakta bir vebal yoktur.
8- Süt anaya verilecek ücret, normal haddini açmamalı ve aile bütçesini sarsar mahiyette olmamalıdır. Ayrıca takdir edilen Ücreti zamanında süt anneye Ödemek lâzımdır. [5]
SÜTTEN AYRILMA:
"Sütten ayrılması İki yılda (tamamîanır).» (Lokman sûresi, âyet: 14).
Çocuğun normal olarak süt emme müddeti iki yıldır. Yukarıda Bakare sûresinde süt emmeyi tamamlamak istiyenler için bu müddet gösterilmişti. Bu âyetle de aynı husus aynca tasrih edilmiş oluyor.
Ahkâf sûresi 15. âyette de: «Çocuğun ana rahminde taşınması İle sütden kesilmesi otuz aydır,» buyuruluyor.
Ibnü Abbas (R.A.) ve diğer fıkıh imamları bu âyete dayanarak gebeliğin ,en az müddetinin yedi ay olduğunu söylemişlerdir. Hazret-i Ali (R.A.) de bu ve Lokman sûresi, âyet 14'le gebelik müddetinin asgarî yedi ay olduğunu istidlal etmiştir. Hazret-i Ali'ye bu hususta Hz. Osman ile eshabtan bir cemaat muvafakat etmişlerdir.
Muhammed b.îshâk'm Ma'mer b. Abdullah el-Cüheynî'-den yaptıği rivayet de bu istidlali kuvvetlendirmektedir. Ma'mer diyor ki: «Bizden bir adam Cüheyne kabilesine mensup bir kadınla evlendi. Kadın altıncı (veya yedinci) ayda doğurdu. Kocası bu müddeti şüpheyle karşılıyarak Hz. Osman'a başvurdu. Hz. Osman (R.A.) gebelik müddetinin dolmadığını dikkate alarak bu çocuğun zinadan olduğuna kanaat getirdi ve kadını çağırttı. Kadın bu davet üzerine elbisesini giyinirken kız-kardeşi ağlıyordu. O, kardeşine: «Niçin ağlıyorsun? Allah'a yemin ederim ki kocamdan başka kimse bana dokunmamıştir. Allah benim hakkımda dilediğini hükmeder. Üzülecek bir şey yoktur» dedi.
Kadın bu tevekkül içinde Halîfe Osman'a geldiğinde, rec-medilmesi emredildi. Durumun kritik bir safhaya itildiğini görenler Hz. Ali'ye haber ulaştırdılar. IJz. Ali geldi ve Hz. Gs-man'a:
— Ne yapıyorsun ya Osman?!
— Altı ay nihayetinde tamam doğum yapmış, bu olur şey midir?
— Ya Osman! Siz Kur'ân okumaz mısınız?
— Okurum...
— O halde Allah'ın şu buyruğunu duymadın mı?: rahminde taşınması ile sütten ayrılması otuz aydır.» (Ahkâf sûresi, âyet: 15) Lukmân sûresinde de: «Çocuğun sütten ayrhması iki yılda (tamamlanır).»
îki yılı veya ondokuz ayı otuzdan çıkaracak olursak, geriye altı veya yedi ay kalmaz mı? Bu, gebeliğin asgarî müddetidir.
Bu ikaz üzerine Hz. Osman:
— Bunu düşünememiştim, dedi. Ve kadın serbest bırakıldı. Çocuğun babası koştu ve «hiç şüphe yoktur bu benim öz oğlumdur» demekten kendini alamadı.
Bu konuda yetkili ilim adamlarının görüş ve tecrübeleri de Hz. Ali'nin istidlalini desteklemektedir. [6]
[1] Tirnıizi: ümmü Selem (B.A.)dan.
[2] Ahmed bin Hambel: Berâ bin Azib (R.A.)den.
[3] Dire Kutni: Haysem bin Cemil'den
[4] Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 1/153-161.
[5] Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 1/161-162.
[6] Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 1/162-164.
İslami Okul Okulların En Önemlisi