Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Çocuk Emzirme Müddeti - Kuranahkami - 13. Sayfa

 

ÇOCUK EMZİRME MÜDDETİ:

 

«Anneler çocuklarını tam iki sene emzirirler. (Bu hüküm) emmeyi tamamlamak istiyenler içindir. Anaların uygun şe­kilde yiyeceği ve giyeceği çocuk kendisinin olan babaya aittir. Herkese ancak takatine göre teklif yapılır. Ana çocuğundan, çocuk kendisinin olan (baba) da çocuğundan dolayı zarara so­kulmasın. Mirasçıya da düşen (sorumluluk) bunun gibidir.

Ana ve baba aralarında karşılıklı rıza ve danışma suretiyle (çocuğu iki sene tamamlamadan) memeden kesmek isterlerse, İkisine de vebal yoktur.» (EI-Bakare sûresi, âyet: 233).

Hayatın korunması kanununa riâyet etmek ne kadar lü­zumlu ise, çocuğun yetişmesi, neslin idâmesi kanununa uymak da o kadar lüzumludur. Dikkat edilecek olunursa, ilâhî kanu­nun yavruyu annesi kadar belki daha fazla koruduğu görülür. Yetkili bir ilim adamının dediği gibi: Tabiat (ilâhî kanun) anneye yavrusunu tercih eder. Madrit'te açlık baş gösterdiği za­man kadınlar zayıflamaya başladılar. Fakat dünyaya getirdik­leri çocuklar normal ağırlıktaydı. Gıda miktarı, hem annenin, hem ceninin beslenmesini mümkün kıhmycak kadar azaldığı zaman, ceninler annelerinin bünyelerinin zararına olarak bü-yüyorlardi. Anne sütünün miktarı ile terkibi de hemen hemen hiç değişmiyordu. Böylece memedeki çocuklar gelişiyor, fakat emzirme müddeti zarfında çocukları emziren kadınların vü­cut ağırlıkları dörtte bir nisbetinde azalıyordu.

Evet anne ve babalar bilhassa anneler ekseriya ço­cuklarının saadetlerini kendi saadetlerine tercih ederler. Zira insan yavrusunun sevilmeye ve beslenmeye, annenin de sevme­ye ihtiyacı vardır. Bu bakımdan Cenâb-ı Allah, süt çocuğunun beslenme işini bilhassa ana sütüne ve onun sonsuz şefkatine bağlamıştır. Çünki çocuk için en mükemmel gıda ana sütüdür. Ananın sıhhî durumu ve mukavemeti müsait olursa, çocuğu iki yıl emzirmesi, çocuğun bu yolla annesinden bol bol muafi­yet cisimleri almasına yardımcı olur. Nitekim bu hususta yet­kili ilim adamları diyorlar ki: Süt çocuğunun tabiî ve en mü­kemmel gıdası ana sütüdür. Hanımların pek büyük bir kısmı müsait bir irâde veya icabında telkin yardımiyle çocuğunu em-zirebilecek durumdadır. Ancak çocuğun menfaatine ananın bu­laşıcı bîr hastalık hâlinde emzirmesi imkânsız olabilir. Bu du­rum karşısında ilk çare olarak ona tıbbî bir mahzur yok­sa bir süt nine te'min edilmelidir. Olmadığı takdirde sun'î beslenmeye başvurulur.

îşte yukarıdaki âyet-i kerîme'yle Cenâb-ı Hakkın annele­re ledünnî irşadı vardır: Mümkün olduğu takdirde anneler ço­cuklarını tam iki yıl emzirirler. Karı-koca maslahat görüyorlar­sa daah erken de memeden kesebilirler.

Mezhep imamlarının çoğu bu âyete dayanarak emzirme müddetinin iki yıl olduğunu, bu müddet içinde (yâni çocuk iki yaşını bitirmeden) başka bir kadın tarafından emzirilirse redâ' hükmünün câri olacağını; süt yoluyla tahrîm başhyacağı, bu müddet dışında redâ' hükmünün câri olmıyacağını is-tinbat etmişlerdir.

Tirmizî'nin münferiden Ümmü Seleme (R.A.)den yaptı­ğı rivayette, Cenâb-ı Peygamber (S.A.V.) buyurdular ki:

«Redâ' (süt emme)den haram olan, ancak bağırsakları birbirinden açıp (harekete getirmek suretiyle besliyen süttür). Bu da memeden kesilmeden öncedir.» [1]

Kuteybe'nin, Ebû Avâne'den yaptığı rivayet buna yakın­dır. Âlimler bu hadîste geçen (Bu da memeden kesilmeden Öncedir) cümlesinden süt emme müddetinin ve redâ' hükmü­nün sübûtunun ancak iki yıl olduğunu istidlal etmişlerdir.

îmam Ahmed bin Hanbel'in Ber' b. Âzıb'den yaptığı ri­vayet bu mânâyı kuvvetlendiriyor:

«Peygamber (S-A.V.)ın oğlu İbrahim'in vefatında Cenâb-ı Peygamber (S.A.V.) :

— «Oğlum memede iken öldü. Cennette onu emziren biri vardır.» [2] buyurdular. îmam-ı Buharı de, Şu'be hadîsinden bu mealde bir rivayet çıkarmıştır.

Cenâb-ı Peygamberin oğlu îbrâhîm 22 aylık iken öldüğü­ne göre, «Cennette onu emziren biri vardır» cümlesinde, süt emme müddetinin iki yıl olduğuna ibaret vardır.

Dâre Kutnî'nin .Haysem b. Cemîl tarikiyle îbnü Abbas (R.A.)dan yaptığı rivayet de bu mânâyı te'yid ediyor: Resûlül-lah (SAV.) :«Redâ'dan ancak iki yıl içinde olan haram kılar.»  [3] Ay­nı hadîsi Derâverdî'nin İkrime ve îbnü Abbas'dan rivayet et­tiğini ve şu fazlalığı yaptığını görüyoruz:

«İki yıldan sonra olan emme bir hüküm taşımaz.» Bu rivayetin daha sahîh olduğu kabul edilir.

Ebû Dâvüd el-Teyâlisî'nin Câbir b. Abdullah (RA.)den yaptığı rivayette ise Resûlüllah (S.A.V.) buyurdular ki:

Memeden ayrıldıktan (iki yıl) sonra artık redâ' (süt emme hükmü) yoktur.»

Bu mes'elenin geniş izahı  (Lukman sûresi, âyet: 14) vekâf sûresi,  âyet:15) âyetlerinin taşıdığı hükümler tahlilinde gelecektir

Redâ'nın iki yıldan sonra tahrîm hükmü taşımryacağun soyliyenler, Hz. Ali, İbnü Abbas, îbnü Mes'ud, Câbir b. Abdul­lah, Ebü Hüreyre, îbnü Ömer, Ümmü Seleme, Sa'd b. Müsey-yeb, Ata' ve cumhurdan yapılan rivayete dayanırlar. îmam-ı Şafiî, îmam Ahmed b. Hanbel, îshâk, Sevrî, Ebû Yûsuf ve Mu-hammed'in mezhep ve görüşleri de böyledir. îmam Mâlik'in de aynı görüşe sahip olduğu rivayet edilir.

Diğer bir rivayette ise, iki yıl ve iki aydır. Başka bir riva­yette de iki yıl ve üç ay olduğu söylenir.

îmam-ı Â'zam, Ebû Hanîfe'ye göre: İki yıl ve altı aydır, îmam Züfer'e göre: Üç yıl kadar devam eder. İmam Evzâî'den de buna yakın bir rivayet vardır. İmam Mâlik'den yapılan di­ğer bir rivayette ise: Çocuk iki yıldan önce memeden kesilir ve bu müddet bitmeden başka bir kadın onu emzirirse, bu em­zirme redâ' hükmü taşımaz* Çüriki artık memeden kesildikten sonra emdiği süt ayrı bir gıda olarak kabul edilir. Buna ben­zer bir rivayet de Evzâî'den yapılmıştır. Nitekim Hz. Ömer ile Hz. Ali'den yapılan rivayette: «Memeden kesildikten sonra ar­tık redâ' yoktur.» Fakat o iki zatın bundan iki seneden sonra bir mânâ kasdettikleri de ihtimal dahilindedir.

Buharı ve Müslim'in, Hazret-i Âişe (R.A.)dan yaptıkları rivayette, Hz. Âişe, büyük çocuğun yabancı kadından emdiği sütün tahrîme te'sir ettiğini (yani rezâ' hükmünün sabit ola­cağını) söylemiştir. Hz. Âişe'nin bu husustaki delili, Ebû Hu-zeyfe'nin azâdh kölesi Sâlim'in kıssasıdır. Cenâb-ı Peygamber (S.A.V.), Ebû Huzeyfe'nin karısına Sâlim'i emzirmesini emret­mişti. Halbuki o zaman Salim süt çocuğu bulunma devresini çoktan geçmişti. Buna sebep de Sâlim'in bulunduğu evin da­hilinde o evin Öz evlâdı gibi hareket etmesi ve aile mahremi­yeti içinde bir günâh terettüp etmemesi idi. Tek çare de kadı­nın Sâlim'e süt ana olması idi.

Yine bize kadar gelen rivayetlerden öğreniyoruz ki, Ebû Huzeyfe'nin karısı süt anne olduktan sonra Sâlim'i alıp Resû-lüllah'ın hanımlarını ziyarete gitmiş, fakat ezvac-ı tahirat bu­na rıza göstermemişler, Sâlim'in içeri girmesinin uygun olmı-yacağım nezaketle ihtar etmişlerdi.

Bundan da anlaşılıyor ki Ebû Huzeyfe'nin karısı, Sâlim'i emzirdiğinde, Salim artık süt emme devresini çoktan geçmiş bulunuyordu.

Konuyla ilgili geniş izahatı âyet-i kerime'nin tahlilinde vereceğiz.

«Anaların uygun şekilde yiyeceği ve giyeceği, çocuk kendisinin olan babaya attir.» (El-Bakare sûresi, âyet: 233)

Aile reisi bulunan baba kendi mâlî takatine göre, beldenin meşru, âdetini de gözönüne alarak karısını emsaline uygun şe­kilde yedirip giydirmekle yükümlüdür. Ancak bu hususta iki­si de israf ve cimrilikten kaçınmalıdırlar. Çünki birinci şekil aile bütçesinin sarsılmasına, ikinci şekil aile yuvasının bozul­masına yol açar. Bu ikisi arasında bir yol tutmak, dengeyi sağlar..

Cenâb-ı Hak bunu Talâk sûresinde umumî ölçüde beyân ederek buyuruyor ki:

«Hali-vakti geniş olan, nafakayı genişliğine göre versin. Rızkı kendisine daraltılmış fakır de nafakayı Allah'ın ona ver­diğinden versin. Allah hiç bir nefse, ona verdiğinden başkası­nı yüklemez. Allah güçlüğün arkasından kolaylık ihsan eder.» EI-Talâk sûresi, âyet; 7).

«Anaların nafakası ve giyim eşyası, çocuk kendisinin olan babaya aittir» mealindeki âyetin tefsirinde Dahhak diyor ki: «Adam, karısını boşar, ondan olan çocuğu kadın emzirirse, ka­dının nafakası ve giyim eşyası en uygun şekilde ona aittir.»

Ayrıca âyet-i kerîmenin açık delâletinden çocuğun baba­ya ait olduğu ve ona nisbet edilmesinin gerektiği anlaşılıyor. O halde çocuk süt emme müddetinden sonra babaya teslim edi­lir. Boşanmış bulunan ana da çocuğunu emzirdiği müddet için­de kocasından nafaka alır. Çocuğu teslim ettiği ândan i'tiba-ren nafaka hakkı bitmiş olur. Çünki gebe olarak boşanan kadınm ıddeti (şer'î müddeti) doğumu yapıncaya kadardır. On­dan sonar  çocuğu emzirmekten başka  kocasiyle arala­rında bir münâsebet kalmamıştır. Dilerse başka bir kocaya varabilir.

Az ileride de beyân edeceğimiz gibi, kadına, nikâhlı bulun­duğu müddetçe nafakası ve giyim eşyası kocası tarafından ve­rilir. Yâni koca bunu vermekle mükelleftir.

Rızıktan maksad, halk arasında bilinen kâfi miktar yiye­cektir

Bu, talâk-i bâin ile boşanan ve bu vaziyette erkeğin ço­cuğunu emziren kadınlar hakkındadır. Böyle olmıyan, nikâh altında bulunan kadınların, kocasının çocuğunu emzirsin em­zirmesin, nafakaları vesâir ihtiyaçları kocalarına vâcibdir.

 «Ana çocuğundan,  çocuk  kendisi­nin olan baab da çocuğundan dolayı zarara sokulmasın.»

İslâm'da taraflardan birini zararlandırmak yoktur. Her şey'de adalet ölçülerini elden bırakmamak lâznndır. O halde baba hayatta ise, boşadıktan sonra çocuğunu emziren kadına nafaka ve elbise vermekle yükümlüdür. Vefat ettiği takdirde mirasçıya düşen sorumluluk da bjunun gibidir.

Bahsi geçen mirasçı (vâris) ya babanın vârisi veya çocu­ğun vârisidir. Vefat eden babadan o çocuğa yeteri kadar mal kalmışsa, nafaka o maldan verilir Hiç mal birakmamişsa, baş­ka cihetten de malı yoksa, o takdirde çocuğun en yakın ak­rabasına vâcib olur, yâni onlar ödemek zorunda kalırlar.

«Ana ile baba aralarında karşılıklı rıza ve danışma sure­tiyle (çocuğu iki yılı tamamlamadan) memeden kesmek ister­lerse, ikisine de vebal yoktur.»

Ana ve baba çocuğu, iki yılı doldurmadan memeden kes­mekte bir   maslahat görürlerse,   meselâ çocuğun   menfaatine ananın açık tüberkülozunda, mikrop intanlarında, sar'ada ve psikozda emzirme hem imkânsız, hem de çok tehlikeli olaca­ğından çocuğu memeden ayırmaya karar verirler.

Âyet-i Kerîme'de çocuğun beslenmesi hakkında tek taraf­lı kararın ekseri faydalı olmıyacağı belirtiliyor. Çünki İslâm nazarında çocuk besleme ve terbiye etmenin önemi çok büyük­tür. Bu bakımdan ana-babanm müşterek kararları çocuğun menfaatine olur.

«Çocuklarııhtı (başkalarına) emzirmek İsterseniz meşru' surette verdiğiniz (emzirme ücretin)i teslim etmek (ödemek) şartiyle yine size vebal yoktur. Allahtan korkun ve bilin ki Al­lah ne yaparsanız hakkiyle bilir.»

Çocuk için ana sütü kadar besleyici bir gıda olmadığı gi­bi, onu annesinden daha çok bağrına basan biri de yoktur. Anne çocuğunun beden ve fikir terbiyecisidir. Çocuk ilk terbi­yeyi ve hayatın neşvesini ana kucağında alır. Fakat kaderin seyriyle anne boşanmış, başka kocaya varmışsa veya kocasiyle aralarındaki geçimsizliğe bir karşılık ve intikam olsun, diye ço­cuğu emzirmekten kaçmıyorsa veyahut bulaşıcı bir hastalığa yakalanmışsa, sun'î gıdaya baş vurmadan önce dindar müslü-man ve sıhhatli bir süt annesi bulmak daha çok faydalı olur. Az yukarıda da belirttiğimiz gibi çocuk anne sütü ile annesin­den veya süt annesinden bâzı muafiyet cisimleri de alır.

îşte Kur'ân-ı Kerîm'de buna işaret edilerek sun'î gıdadan önce bir süt annesine verilmesinde — normal ücreti ödenmek üzere bir vebal olmadığı bildiriliyor. Ancak ücret halk ara­sında mâkul olan Ölçüyü aşmamalıdır. Çünki aile bütçesinin sarsılmaması esestır. O tal-dirde sun'î gıdaya -raruîur. Ço­cuğu besk-medo ve ailenin iktisadî durumunu korumada, süt annesinin, hakkım, ödemekte ifrat ve tefritten kaçınıp Allahtan. korkmamız icap eder.

«Küçük ihmaller bijyük emellere mezar olur» sözü çok yerinde ve mâkul bir düşüncenin eseridir. Çocuk terbiyesi apayrı bir iştir. O, baştan sonuna kadar ihtimam ve dikkat ister. Küçük ihmaller onun bozulmasına, hastalanmasına ve hattâ hayatma mal olabilir. Bu bakımdan Cenâb-ı Hak aile yuvasının düzenine gerekli ışığı tutarken çocuk bakımına ve terbiyesine de geniş yer vermiştir. Ana-baba sorumluluklarının nisbetini bilmeli ve ona göre hareket etmelidirler.

«Küçük cıvata ve büyük önemi» darb-ı mesel haline gel­miştir. «Bir uçak 50 yolcuyla denize düştü, niçbır yardım ya­pılamadı, bütün yolcular boğuldu. Yalnız pilot kurtuldu, o ivi bir yüzücüydü. Kaza yerinden geçen bir şilep tarafından kur-tanlmcaya kadar suyun üstünde kaldı. Pilot suyun yüzünde duran uçak parçalarını inceliyerek kazanın sebebini1 de buldu. Havalanmadan önce son revizyonu yapan adam dikkat etme­miş, motördeki çok belli bir arızayı görmeden geçmişti. Bü­yük bir felâketin küçük bir ihmâle bağlı olması, sorumluluk denen şey'in ahlâkî sırrını, büyük bir makinanm veya kosko­ca bir teşekkülün küçük bir yerinde ufak bir ihmal sonunda beklenilmedik şey'Ier olacağım belirten bir örnektir.»-

Bu en küçük cıvataya kadar dikkate çağırış, yalnız uçak­ların değil, havagazı musluklarını kullanan aşçı kadıridan tu­tun da çocuk besleyen anneye kadar sorumluluk mevkiinde bulunan herkes içindir. [4]

 

Çıkarılan Hükümler:

 

1- Çocuk için en mükemmel gıda ana sütüdür. .

2- Çocuğa  mümkün olduğu takdirde iki yıl süt vermek faydalıdır

3-  Çocuk iki yaşının bitimine kadar başka bir kadından süt emerse, o kadın onun sütannesi olur, redâ' hükmü başlar, îki yaşından sonra emecek olursa, redâ' hükmü câri değildir

Bu, İmam-ı Şafiî, tmam Ahmed b. Hanbel ve Sevrî'nin mezhebidir, İmam Ebû Yûsuf ile îmam Muhammed de aynı görüştedirler, Ebû Hanîfe'ye göre süt emme müddeti otuz ay­dır, îmam Züfer'e göre üç senedir. îmam Mâlik'e göre de iki yıldır; ancak iki yıldan önce çocuk memeden kesilir ve sonra ba$ka bir kadından emerse, redâ' hükmü sabit olmaz.

4- Anaların uygun şekilde yiyeceği ve giyeceği çocuk kendisinin olan babaya aittir. Bu talâk-i bâin halindedir. Ni­kâhlı bulunan kadının, çocuk emzirsin emzirmesin, nafaka ve giyeceği kocasına vâcibdir.

5-  Çocuğu emzirme ve besleme hususunda kan-koca birbirine zarar vermiyecek şekilde hareket etmelidirler.

6- Ana ve baba anlaşmaya varır ve maslahat görürler­se çocuğu iki yıldan önce de memeden ayırabilirler.

7- Ana sütü kâfi gelmediği veya sıhhatinin bozulduğu zamanlarda veyahud başka bir sebepten emzirme işi aksadı­ğında çocuğa — uygun olan şartlar dâhilinde — sıhhatli bir müslüman süt ana tutmakta bir vebal yoktur.

8- Süt anaya verilecek ücret, normal haddini açmama­lı ve aile bütçesini sarsar mahiyette olmamalıdır. Ayrıca tak­dir edilen Ücreti zamanında süt anneye Ödemek lâzımdır. [5]

 

SÜTTEN AYRILMA:

 

"Sütten ayrılması İki yılda (tamamîanır).» (Lokman sûresi, âyet: 14).

Çocuğun normal olarak süt emme müddeti iki yıldır. Yu­karıda Bakare sûresinde süt emmeyi tamamlamak istiyenler için bu müddet gösterilmişti. Bu âyetle de aynı husus aynca tasrih edilmiş oluyor.

Ahkâf sûresi 15. âyette de: «Çocuğun ana rahminde taşın­ması İle sütden kesilmesi otuz aydır,» buyuruluyor.

Ibnü Abbas (R.A.) ve diğer fıkıh imamları bu âyete da­yanarak gebeliğin ,en az müddetinin yedi ay olduğunu söylemiş­lerdir. Hazret-i Ali (R.A.) de bu ve Lokman sûresi, âyet 14'le gebelik müddetinin asgarî yedi ay olduğunu istidlal etmiştir. Hazret-i Ali'ye bu hususta Hz. Osman ile eshabtan bir cemaat muvafakat etmişlerdir.

Muhammed b.îshâk'm Ma'mer b. Abdullah el-Cüheynî'-den yaptıği rivayet de bu istidlali kuvvetlendirmektedir. Ma'­mer diyor ki: «Bizden bir adam Cüheyne kabilesine mensup bir kadınla evlendi. Kadın altıncı (veya yedinci) ayda doğurdu. Ko­cası bu müddeti şüpheyle karşılıyarak Hz. Osman'a başvurdu. Hz. Osman (R.A.) gebelik müddetinin dolmadığını dikkate alarak bu çocuğun zinadan olduğuna kanaat getirdi ve kadı­nı çağırttı. Kadın bu davet üzerine elbisesini giyinirken kız-kardeşi ağlıyordu. O, kardeşine: «Niçin ağlıyorsun? Allah'a ye­min ederim ki kocamdan başka kimse bana dokunmamıştir. Allah benim hakkımda dilediğini hükmeder. Üzülecek bir şey yoktur» dedi.

Kadın bu tevekkül içinde Halîfe Osman'a geldiğinde, rec-medilmesi emredildi. Durumun kritik bir safhaya itildiğini gö­renler Hz. Ali'ye haber ulaştırdılar. IJz. Ali geldi ve Hz. Gs-man'a:

—  Ne yapıyorsun ya Osman?!

—  Altı ay nihayetinde tamam doğum yapmış, bu olur şey midir?

—  Ya Osman! Siz Kur'ân okumaz mısınız?

—  Okurum...

—  O halde Allah'ın şu buyruğunu duymadın mı?: rahminde taşınması ile sütten ayrılması otuz aydır.» (Ahkâf sûresi, âyet: 15) Lukmân sûresinde de:  «Çocuğun sütten ayrhması iki yılda (tamamlanır).»

îki yılı veya ondokuz ayı otuzdan çıkaracak olursak, geri­ye altı veya yedi ay kalmaz mı? Bu, gebeliğin asgarî müdde­tidir.

Bu ikaz üzerine Hz. Osman:

— Bunu düşünememiştim, dedi. Ve kadın serbest bırakıl­dı. Çocuğun babası koştu ve «hiç şüphe yoktur bu benim öz oğlumdur» demekten kendini alamadı.

Bu konuda yetkili ilim adamlarının görüş ve tecrübeleri de Hz. Ali'nin istidlalini desteklemektedir. [6]


 

[1] Tirnıizi:   ümmü Selem   (B.A.)dan.

[2] Ahmed bin Hambel: Berâ bin Azib  (R.A.)den.

[3] Dire Kutni: Haysem bin Cemil'den

[4] Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 1/153-161.

[5] Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 1/161-162.

[6] Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 1/162-164.