Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Avcı Hayvanların Tuttukları ve Deniz Avı - Kuranahkami - 22. Sayfa

AVCI HAYVANLARIN TUTTUKLARI 1

Çıkarılan Hükümler : 2

DENİZ AVI VE ONU YEMEK SİZE DE YOLCULARA DA, GEÇİMLİK OLARAK HELÂL KILINMIŞTIR   3

Çıkarılan Hükümler: 5

 

AVCI HAYVANLARIN TUTTUKLARI

 

«Sana, kendilerine neyin helâl kılındığını soruyorlar, de ki: «Size iyi ve temiz şey'ler helâl kılındı. Allah'ın size Öğrettiği üzere alıştırıp yetiştirdiğiniz avcı hayvanların size tuttukların­dan yeyin ve üzerine Allah'ın adını anın (besmele çekin). Al-Iah'dan korkun; çünki Allah hesabı pek çabuk görür.» (El-Mâide sûresi, âyet: 4).

Az yukarıda da kaydedildiği gibi, eşyada asıl olan ibâha-dır. Bakare sûresi 29. âyette: «Yerde ne varsa hepsini sizin (ya­rarlanmanız için) yaradan O'dur,» buyuruluyor. Bu, eşyada aslolan taharet ve ibâhadir, kaaidesine işarettir. Ancak «habâis» bu genel kaaidenin dışında bırakılmıştır. A'râf sûresi 157. âyette bu husus beyân edilerek buyuruluyor ki:«Peygamber, onlara iyi ve temiz şey'leri helâl, murdar şey'leri (habâis) haram kılar.»

O halde Allah ve Resûlüllah neyi helâl kılmışlarsa, o iyi ve temizdir. Neyi de haram kılmşılarsa, o murdardır. Birtakım evhamlara kapılarak bu sınırın dışına çıkmak asla doğru de­ğildir. Öyle ki başkasının bunun hilâfına hüküm vermesi (he­lâl sey'i haram, haram şey'i de helâl sayması) caiz olmaz. Yine A'râf sûresi 32. âyette buna temasla buyuruîuyor ki:

«De ki Allah'ın kullan için çıkardığı zînetî, temiz ve hoş nzıkları kim haram kılmış? De ki: Onlar, dünya hayatında îmân edenler içindir. (Kâfirlerde faydalanır.) Kıyamet günü ise yal­nız ve yalnız mü'minlere mahsustur.» [1]

Konumuzu teşkil eden âyet-i kerîmenin iniş sebebi olarak muhtelif rivayetler vardır. Kurtubî'nin beyânına göre: Adiy bin Hatim ile Zeyd bin Mühelhil (R.A.), Hazret-i Peygamber'e sor­dular:

— «Ya Resûlüllah! Bizler köpek ve doğanlarla avcılık yapan bir kavmiz. Köpekler yabanî sığır, eşek ve geyikleri vaka-hyor. bunlardan bir kısmını boğazlamaya elimiz yetiyor, bir kısmını (elimiz yetmeden) köpekler Öldürüyor, boğazlıyamıvo-rıız Allah ise. ölü hayvanı haram kılmıştır.. Bu vaziyette bize neler helâldir?..» dediler.

Bunun üzerine Mâide sûresi 4. âyet inmiştir.

Âvette geçen tayyibât 'dan murad, yenmesi lezzetli olan ve tab-i selîm sahiplerince hoş, nefis ve iyi sayılan şey'-lerdir ki Allah'ın helâl kıldığı nesneler bu ölçüdedir. Bâzısına göre tayyibât sadece helâl olan şeylerdir; yalnız yiyecek madde­leri değildir. Diğer bâzısına göre ise, şer'î şekilde boğazlanan veya avlanan hayvanlardır. Ayetin siyak ve sibakına daha uy­gun olan da budur.

Avcılık konusunda cevârih tâbiri kullanılmıştır. Bu, câriha'nın çoğul şeklidir; te'sîr ve kesb mânâsına gelir. Bu mâ­nâyla avını yakalayan talimli hayvanlara kevâsib denildi­ği gibi cevârih de denilmiştir. O halde bu tâbir, el, ayak, ağız, gaga ve tırnak gibi yaralayıcı azasiyle avını yakalayıp ya­ralayan hayvanlara şâmildir. Nitekim cumhur-i sahabe ve ta­biîne göre de cevârih; köpek, kaplan, doğan ve benzeri hay­vanlardır.

îbnü Abbas'a (R.A.) göre, talimli köpekler, doğanlar ve avcılık için hazırlanan kuşlardır. Eimme-i arbaaya (mezhep sa­hibi dört imama) göre, kuşlarla avcılık yapmak, köpeklerle avcılık yapmak gibidir. İbnü Cerîr de bu görüşü ihtiyar etmiş­tir. Bu hususla ilgili yapılan rivayette, Adiy bin Hatim (R.A.) diyor ki: Hazret-i Peygamber'den (S.A.V.) doğanla yapılan av­cılıktan sordum, buyurdular ki: «Senin için tuttuğunu ye!.»

îrnma Ahmed bin Hanbel, av köpeklerinden siyah olan kö­peği ayırmıştır. Çünki ona göre siyah köpeği öldürmek vâcib-dir, bu bakımdan onun yakaladığı av helâl olmaz [2]

O halde av köpeği talimli olur ve yakaladığını sahibi için tutar, sahibi de onu besmele ile salıverirse, yakaladığı av   öl­dürse bile bil-icmâ' helâldir.

Buharı ve Müslim'in tahrîclerine göre Adiy bin Hatim (R.A.) diyor ki Hazret-i Peygamber'e (S.A.V.) sordum:

— Ya Resûlüllah, dedim, ben talimli köpekleri, Allah'ın ismini anarak av üzerine salıveriyorum., ne buyurursunuz?

.— «Talimli köpeğini salıverdiğinde Allah'ın ismini anar­sın, artık senin için yakaladığını ye!» diye cevap verdiler.

— Yakaladığını Öldürecek olursa?..

«Onlara avı yakalamada başka bir köpek iştirak etmediği tak­dirde, öldürseler bile ye!. Çünki sen yalnız kendi köpeğin için Allah'ın ismini anmış t in, başkası için değil..»

—  Ben uzunca ok atıp ava isabet ettirdiğim oluyor?..

—  Uzunca ok attığında sivri ucu dokunursa ye, enine do­kunur (ve bu vaziyette boğazlamadan ölürse) artık o, darbe­nin ağırlık sademesiyle (Ölmüştür) yeme!.

îmam-ı Şafiî'ye göre, talimli köpek yakaladığı avdan yerf se, artık o avın eti haram olur, yenilmez. Çünki köpek onu ken­disi için yakalamış sayılır. Buharî ve Müslim'in yaptıkları di­ğer bir rivayette:

«Köpek yakaladığı avdan yerse, sen yeme! Zira korkarım ki onu ken­disi için tutmuş olsun..»

İşte îmam-ı Şafiî bu rivayeti delil olarak almıştır. İbnü Cerîr'in   yaptığı   rivayette ise,   Selmân-i Farisî   de­miş ki:

«Üçte ikisini yese bile ye!».

Buna benzer yirmiye yakın rivayet vardır. Kitabımızın hac­mi büyümesin diye hepsini almadık. Geniş bilgi edinmek iste­yenlere îbnü Kesîr, Kurtubî, îbnü Cerîr ve Ebûbekr Râzi'nin tefsirleri tavsiye olunur.[3]

 

Çıkarılan Hükümler :

 

1. Eşyada aslolan ibâhadir.

2. Allah ve Resûlüllah neyi helâl kılmışsa o helâldir, neyi de haram kılmışsa o, haramdır. Başkası buna yetkili değildir.

3. Av ve avcılık mubahtır; (ancak üreme mevsimine dik­kat etmek, hayvan neslini tüketmemek lâzımdır).

4. Talimli köpek, kuş ve benzerleriyle avcılık yapmak ca­izdir. Yalnız İmam Ahmed bin Hanbel'e göre siyah köpekle av­cılık yapmak caiz değildir.

5. Talimli köpek veya kuş yakaladığı avı sahibi yetişme­den öldürecek olursa yine helâldir, eti yenilir. Çünki onların varalaması şer'i boğazlama yerine geçer.

6.  Talimli köpek veya kuş tarafından yakalanan ava diri ulaşihrsa, herhalde onu şer'i şekilde boğazlamak lâzımdır. Ak­si halde haram olur, yenilmez.

7.  Talimli köpek yakaladığı avdan yerse:

a)   îmam Mâlik ve îmam Evzâî'ye göre o avın da eti yenilir.

b)  Hanefîlere göre, avdan yiyen talimli köpekse, artık o avı yemek haram olur. Kuş ise, haram olmaz. Yani yakaladığı avından yiyen talimli kuş ise, av haram olmaz.

c) İmam-ı Şafiî'ye göre, bu şekilde hiç birinin yakaladığı yenilmez. Çünki yakaladığı avdan yiyen talimli köpek veya kus,, yakaladığını kendisi için tutmuştur.[4]

 

DENİZ AVI VE ONU YEMEK SİZE DE YOLCULARA DA, GEÇİMLİK OLARAK HELÂL KILINMIŞTIR

 

«Deniz avı ve onu yemek size de yolcularada, geçimlik ola­rak helâl kılınmıştır. İhramlı bulunduğunuz müddetçe kara avı size haram kılınmıştır. Huzuruna varıp toplanacağınız Allah'-<lan korkun.» (El-Mâide sûresi, âyet: 96).

Deniz avının her çeşidinin ve bunlardan yenmesinin helâl olduğu âyet-i kerimenin zahirî delâletinden anlaşılıyor. îbni Ab-bas (R.A.) «taam»dan murad, denizin attığı şeylerdir diyor. Ebû Hüreyre (R.A.)den de buna benzer bir rivayet yapılmıştır. Sahabe ve tabiînden bir çoğu da aynı görüştedir. «Denizin at­tığı şey» tâbirinden, denizde ölen herhangi bir hayvan olduğu anlaşılıyor.

îmam-ı A'zam, Ebû Hanîfe'ye göre su içinde, haricî bir sebep yokken ölüp su üstüne çıkan balık yenilmez. Bundan başka suda yaşıyan bütün balıklar yenilir. Balıktan başka su­da yaşıyan hayvanlar ise habâisten sayılacağı için yenilmez, îmanı Sevrî'nin de kavli budur.

Hazret-i Ali (RA.)den yapılan bir rivayette ise, kendili­ğinden ölüp su üstüne çıkan balığı yemenin mekruh olduğu be­lirtilmiştir. el-Hasan'a göre de böyledir.

Ebû Hanîfe ile Sevri  âyetinin umum ifâde eder mahiyetteki mânâsı ve bir de Ebû Dâvud ile Dâre Kutnî'-nin Hazret-i Câbir bin Abdullah (R.A.)den rivayet ettikleri şu hadîs-i şerifle ilticac etmişlerdir:

«Denizin tutup taşıdığı ve dışarı attığı şey'leri yeyinîz. Ölü veya ölüp su üstüne çıkmış olanım yemeyiniz.» [5]

îmam Mâlik, îmam-ı Şafiî, İbni Ebî Leylâ ve Evzâî'ye gö­re denizde yaşıyan bütün hayvanların avlananı da, ölüsü de yenilir. Çünki Hazret-i Peygamber (S.A.V.)den sahîh bir riva­yetle gelen hadîs-i şerifte:                                          «Deni­zin suyu temizdir; ölüsü de helaldir.» buyurmuşlardır. [6]

Bütün bu rivayetlerle beraber bu konuda isnâd cihetiyle en sahîh olan, Hazret-i Câbir bin Abdullah'ın hadîsidir. Aynı za­manda bu rivayeti kuvvetlendirir mânâda ikinci bir rivayet da­ha vardır: Sahabe-i kiramdan birkaç zat deniz kenarında ölü olarak rastladıkları «anber» diye adlandırılan büyük bir balıktan günlerce yedikten sonra Medine-i Münevvere'ye dön­düklerinde durumu Hazret-i Peygamber'e arzetmişler. Efendi­miz buyurmuşlar ki:

= «O, Al­lah'ın size çıkardığı bir rızıktır. Yanınızda etinden mevcud bir şey   varsa bize de yedirin!.» [7]

Dâre Kutnî'nin diğer bir rivayetinde, Hazret-i İbni Abbas (R.A.)mn şöyle dediği bildiriliyor: «Ben, Hazret-i Ebûbekr'in, Ölüp de su üstüne çıkan balıktan yediğini gördüm.» Kurtubî'nin, Ebû Eyyûb'e isnâd edilen rivayeti delil ola­rak getirmesi, îbni Abbas'ın bu rivayetini kuvvenledirmekte dir. Kurtubî'nin beyânına göre, Ebû Eyyûb birkaç arkadaşiyle birlikte bir deniz yolculuğu yapıyormuş. Bir ara su üstüne çık­mış bir ölü balığa rastlamışlar. Arkadaşları bunun yenilip ye-nilmiyeceğini sorduklarında, «Bozulup bozulmadığına bakın, bozulmamışsa, temizdir, alınız yeyiniz ve benîm hissemi de ayı­rınız!» demiş.

Hazret-i Ömer (R.A.)den yamlan bir rivayette de: «Balı­ğın da çekirgenin de hepsi (bilâ istisna) boğazlanmış sayı­lır.» [8]

İmam Mâlik denizde yaşıyan hayvanların yenileceğine dair delillerini topladıktan sonra, «yalnız taşıdığı isminden dolayı deniz domuzunu yemek mekruhtur» diyor. İmâm-ı Şafiî ise bu­nun yenmesinde bir beis görmemiştir.

Hem karada, hem denizde, yani bazen karada, bazen de denizde yaşıyan hayvanların, ihrâmlı bulunan kimse tarafın­dan avlanması hakkında da görüş farkı vardır:

a)  İmâm Mâlik, Ebû Miclez, Atâ' ve Saîd bin Cübeyr'e gö­re karada yaşıyan bütün hayvanlar «kara avı» grubuna girer, îhrâmlı bulunan kimse böyle bir hayvanı Öldürecek olursa, karşılığında ceza vermesi gerekir. Ayrıca Ebû Miclez'e göre kur­bağa, kaplumbağa ve yengenç de bir grupta dahildir.

İmâm Ebû Hanîfe ile tmâm-ı Şafiî, bütün cinsleriyle kur­bağanın necis olduğunda müttefiktirler.

b)  İmâm Mâlik'e göre kurbağa deniz avı grubuna girer.

c) Atâ' bin Ebî Rebâh'a göre, hayvan ekseri nerede bu­lunuyorsa, o gruba dâhildir. Bilhassa nerede yavru çıkarıyorsa oraya itibar edilir. Bir rivayete nazaran Ebû Hanîfe de bu gö­rüştedir.

d) İbni Arabiyye'e göre hem kara, hem de denizde yaşı­yan hayvanı, ihrâmlı kimsenin avlaması, ihtiyaten doğru de­ğildir. cümlesindeki «tahrîm» a'yânın sı­fatı olmayıp ef'âle teallûk eder. Yani avlanmak haram kılın­mıştır. Veyahut (sayd) kelimesi (masîd) manasınadır ki daha açık olan mânâ da budur. Çünki ihrâmlı bulunan kimsenin kendisine hediye edilen avı kabul etmesinin veya avlanan bir hayvanı satın almasının veya bizzat avlanmasının caiz olmadı­ğı üzerinde icmâ vardır. Yalnız, ihrâmlı kimsenin kara avın­dan yemesi hakkında ihtilâf zuhur etmiştir:

a) imâm Mâlik'e ve îmâm-ı Şafiî ile îmâm Ahmed'e gö­re, kendisi için avlanmamışsa ondan yemesinde bir beis yok­tur. Çünki Hazret-i Peygamber (S.A.V.)den yapılan rivayette buyuruluyor ki:

«Kara avı, onu avlamadığınız veya sizin için avlanmadığı müd­detçe size helâldir.» [9] O halde kendisi için avlanan hay­vandan yiyecek olursa karşılığında ceza Öder. el-Hasan ve Ev-zâî de aynı görüştedirler.

b) îmâm Ebû Hanîfe'ye göre ki arkadaşları da aynı görüştedir ihrâmlı olmayan kimsenin avladığı hayvandan, onun için avlamamışsa, ihrâmlı kimsenin yemesi caizdir. Çün cümelsiyle avlanmak ve av hayvanı öldürmek sadece ihrâmlı bulunan kimseye haram kı­lınmış, başkası için değil.

îmâm Mâlik'in arkadaşlarına göre bu mezhepte meşhur olan kavi, ihrâmlı kimse, muayyen olsun olmasın, başka bir muhrim için avlanan hayvandan yiyemez. Bu, az yukarıda ge­çen îmâm Mâlik'in «Kendisi için avlanmamışsa ondan yeme­sinde bir beis yoktur» sözünü takyîd ediyor.

c) Hazret-i Ali, İbni Abbas ve İbni Ömer'e göre kendisi için avlanmasa bile yine de yiyemez. Çünki âyet umum ifâde ediyor, imâm Sevrî de böyle rivayet etmiştir. îshâk'a göre de böyledir. Bu saydıklarımız şu hadîs-i şerifle isticac etmişlerdir: «Evbâ veyahut Veddân mevkiinde İbni Cessâme, avladığı vah­şî eşekten bir miktar et ayırıp Hazret-i Peygamber'e hediye et­mişti. Hazreti Peygamber (S.A.V.) almamış ve: «Biz bunu an­cak ihrâmh bulunduğumuz için almadık» buyurmuşlardır.[10]

 

Çıkarılan Hükümler:

 

1. Îmâm Ebû Hanîfe'ye göre su içinde haricî bir sebep yokken   Ölüp su üstüne   çıkan balık yenilmez.    îmâm-ı Şafiî, imâm Mâlik, İbni Ebî Leylâ ve Evzâî'ye göre denizde yaşıyan bütün hayvanların, avlananı da, ölüsü de yenilir.

Hazret-i Ali'ye göre ölüp te su üstüne çıkan balığı yemek mekruhtur.

2. Deniz domuzu, İmâm Mâlik'e göre mekruhtur. Yani yen­mesi haram değildir, sadece bu ismi taşıdığı için mekruhtur denebilir.

3. İmâm Ebû Hanîfe'ye göre balık cinsinden başka diğer bütün suda yaşıyan hayvanları yemek haramdır.

4. Hayvan  ekseri nerede yaşıyorsa  o gruba girer. İmâm Ebû Hanîfe'ye göre hayvan nerede yavru çıkarıyorsa o gruba  dâhil olur.

5. İmâm Ebû Hanîfe ile imâm Şafiî'ye göre kurbağa bü­tün cinsleriyle necistir.

6.  Kara avı, ihrâmh kimse için avlanmamışsa ondan yiye­bilir. Bu, eimme-i selâseye (üç imâm'a) göredir.

7. İhrâmh kimse, ihrâmh olmayan kimseye delâlet ede­rek avı yakalatırsa, İmâm Mâlik, îmâm Şafiî ve EbÛ Sevr'e gö­re ihrâmlıya bir şey gerektirmez. Diğerlerine gör» ise, ceza lâ­zım gelir.

8. îhrâmlı bulunan kimse başka bir ihrâmlı bulunana bu hususta delâlet eder de avı öldürürse, İmâm Mâlik, îmâm-ı Şa­fiî ve Ebû Sevr'e göre ceza, avı öldüren ihrâmlıya gerekir, di­ğerine değil.[11]



[1] Ayrıca Mâide sûresi 87 âvetle bu husus biraz daha açıklanarak buyu-ruluyor ki «Ey îmân edenler! Allah'ın size helâl kıldığı temiz ve güzel nimet­leri (kendinize) haram kılmayın Bir de sakın haddi aşmayın (helâl sınırım ih­lâl etmeyin)  Şüphesiz ki Allah haddi  a$anları sevmez»

[2] İmam   Ahmed'in   dayanağı,  Müslim'in   Ebûbekr'den   rivayet   ettiği   şu hadistir :

«Eşek, kadın ve siyah köpek namazı keser.» Bunun  üzerine Ebûbekir:

—  Siyah  köpekle kırmızı  köpeğin farkı nedir?  diye  sordu. Buyurdular  ki-

—  Sı>ah  köpek şeytandır.   (Bak:  Tefsîr-i İbni Kesir, c-   2, s:  16.)

[3] Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 1/296-300.

[4] Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 1/300.

[5] Dâre Kutni diyor ki:  Bu hadisi ri\ âyette Abdiilaziz b. Abdullah yalnız kalmıştır. Bu zat ise zayıftır:  yaptığı rivayetle ihticac yapılmaz.

[6] Bu  hadîsi,  İmanı-ı  Şafii,  İmam   Ahmed  ve  sünen sahiplerinden  dör­dü rivayet etmiştir. Buharî ile Timıİzî bunu sahih görmüşlerdir.

[7] Buhari  - Müslim

[8] Dâre Kutnf - Kurtubİ t: 6. s:  320.

[9] tirmizi, Neseî, Dâre Kutnı: Câbir bin Abdullahdan. Ebû İsa'ya göre bu babta en basen olan hadîs budur. İmam Neseî ise, «Bu hadîsin ricalinde Attır bin Ebl Atnr kuvvetli değildir,» diyor.

[10] Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 1/301-305.

[11] Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 1/305-306.