Tefsir Kulliyati - 38. Sayfa - Kuranahkami
UŞUR
«Devşiriidiği ve toplandığı gün de hakkını verin..» (En'âm sûresi, âyet: 141).
Mealini yazdığımız âyet-i kerîmenin zahirî delâletinden, araziden elde edilen ürünlerin zekâtım (onda bir ve yirmide birini) vermenin farz olduğu anlaşılıyor. Ancak tefsîrciler ve birçok âlimler, âyette geçen (hakk)m tefsirinde ihtilâf etmişlerdir:
a) Enes bin Mâlik, tbni Abbas, Tavus, el-Hasen, îbni Zeyd, îbni Hanefiyye, Dahhâk ve Saîd bin Müseyyeb'e göre bu, farz olan zekâttır ki yağmur ile sulanıyorsa onda biri, dolap ve benzeri şey'lerle sulanıyorsa yirmide biri verilir.
Bu görüşü, îbni Vehb ile îbni Kaasım, îmâm Mâlik'den rivayet etmişlerdir. îmâm-ı Şafiî'nin arkadaşlarından bir kısmı da aynı görüşü savunmuşlardır. Nitekim Zeccâc, bu âyetin Medine'de indiğini rivayet eder ki, o takdirde muhkem âyetlerden sayılır; mensûh değildir; sadece mutlak ve mücmeldir. Zâriyat Süresindeki Mearic süresindeki âyetlerle beyânı yapılmıştır. O halde âyet-i kerîme uşur ve msf-i uşur hakkındadır. [1]
b) Ali bin Hüseyn, Atâ', Hâkem, Hammâd, Saîd bin Cü-beyr ve Mücâhid'e göre bu, elde edilen ürünlerde zekâttan başka olan bir haktır ki Allah onu n e d b yollu emretmiştir. Nitekim îbni Ömer ile Muhammed bin Hanefivye'den de böyle rivayet edilmiştir. Mücâhid bunun tefsirinde diyor ki: «Ürün hasad edilip devşirildiğinde miskin ve fakirler orada hazır bulunursa başaklardan bir kısmını onlara bırak. Hurma devşirdi-ğinde bir kısım salkımlarını onlar için terket. Ölçeğini ve miktarını tesbit ettiğinde de zekâtını ayırıp ver!..»
c) Nahaî, Tavus, Ebû Sa'saa, Katâde ve bâzı âlimlere göre bu, zekât âyeti olan
emirlerîle nesholunmuştur. Çünki zekât âyetleri Medine'de, bu ise Mekke'de inmiştir. Büyük müfessîr ve fakîh îbni Cerîr de bu görüşü beğenmiştir. [2]
Hangi Ürünlerin Zekâtı Verilir?
îmâm-ı A'zam, Ebû Hanîfe,
«Yağmur ile sulanan ürünlerin onda biri, kova, ark, dolap ve benzeri şey'lerle sulanan ürünlerin yirmide biri (zekât olarak verilir).» [3] Hadîsi şerife dayanarak topraktan elde edilen bitki ve ürünlerin, —odun, ot, kamış, incir, hurma budakları, Hind kamışı, şeker kamışı müstesna — hepsinin zekâtı verilir. Cumhura göre hepsinin zekâtı verilmez. Çünki hadîsten mak-sad, yağmur, dolap, ark ve benzeri şeylerle sulanan şeylerden ne kadar zekât verileceğini beyândır, yerden çıkan her şey'in zekâtının verileceğini açıklamak değildir.
Ancak Ebû Amr'in de dediği gibi yerden çıkan buğday, arpa, hurma ve üzümün zekâtının verileceğinde ihtilâf yoktur, âlimler bu hususta ittifak etmşilerdir. Bu saydıklarımızdan başkasında verilip verilmiyeceğinde görüş farkı vardır:
a) el-Hasen, îbni Şirin ve Şâbî'ye göre bu sayılanlardan başkasında zekât vâcib değildir. Küfe âlimlerinden îbnî Ebî Leylâ, Sevrî, Hasen bin Salih, îbni Mübarek ve Yahya bin Âdem de aynı görüştedirler. Ebû Ubeyd de bu görüşü kabul etmiştir.
Ebû Bürde'nin babasından yaptığı rivayette, Hazret-i Peygamber (S.A.V.) yalnız bu dört maddenin zekâtını alırdı, denilmektedir.
b) İmâm Mâlik ve arkadaşlarına göre, kut niteliğinde olup iddihar edilebilen her gıda maddesinde zekât vâcibdir.
c) îmâm-ı Şafiî'ye göre, kurutulmaya elverişli olup iddihar edilebilen kutlardan zekât vermek vâcibdir. Bu bakımdan zeytinde zekât vâcib değildir. Çünki zeytin kût değildir, katıktır.
Ebû Sevr de aynı görüştedir.
d) İmâm Ahmed'den bu hususta birçok görüşler nakledilmiştir; en açığı ve sıhhatli olanı, vEbû Hanîfe'nin görüşüne uygun gelenidir. Yani «vesk»a giren maddelerde zekât vâcib-' dir. Bu itibarla bademde vâcib, cevizde değildir. Çünki ceviz vesk'a değil, sayıya girer. İmâm Ahmed bu görüşünde, Hazret-i Peygamber'in (S.A.V.) şu hadîsleriyle ihticac etmiştir :
“Beş vesk’den aşağı olan hurma ve hububatta zekât yoktur..” Anlaşılacağı üzere hadîste, vacibin yeri vesk olarak gösterilmiş ve ne miktardan zekâtın çıkarılacağı beyân edilmiştir.
e) İmâm Nahaî'ye göre yerden çıkan her şey'de zekât vâcibdir; hattâ on kucak bakladan bir kucağı zekât olarak verilir. Ömer bin Abdülaziz'in de aynı görüşte olduğu rivayet edilmiştir. Nitekim Abdürrezzak bu hususu Ma'mer'den, o da Simak bin Fadl'den rivayet ediyor ki sıhhatinde şüphe yoktur.
İmâm Mâlik ile îmâm-ı Şafiî'nin görüşlerini ise Tirmizî'-nin Hazret-i Muâz'dan yaptığı rivayet kuvvetlendirmektedir. Şöyle ki Hz. Muâz, yeşil sebzelerden zekât alınıp alınımayacağını Hazret-i Peygamber'e yazıp sorduğunda, «Onlarda hiç bir şey yoktur, yani zekât vâcib değildir,» diye cevap veriliyor. [4] Ve bu mânâ ve delâlet ettiği hüküm, Câbir, Enes, Ali, Muhammed bin Abdullah bin Cahş, Ebû Müsâ ve Hz. Âişe' Ien de rivayet edilmiştir. [5]
Ebû Hanîfe'nin arkadaşları ise bu hususta Salih bin Mû-sâ'nın Mansur'dan, onun da ibrahim'den, onun da Esved'den, onun da Hazr,et-i Âişe'den yaptıkları rivayetle ihticac etmişlerdir. Hz. Âişe diyor ki: Hazret-i Peyganiber'den bu mes'ele hıakkmda şunu işittim: «Yeryüzünün yeşerttiği yeşillik (bitkiler)de zekât vardır.» [6]
f) îmâm Ebû Yûsuf ile îmâm Muhammed'e göre, meyve Ve sebzelerde — meyvasi dayanıklı oktp kaldırılmaya elverişli olanlar müstesna hiç birinde zekât vâcib değildir. Ancak bunlardan za'feran ve tartıya girenlerde zekât vâcibdir.
«Hasarî günü de hakkını verin..»
Bu hususta da görüş farkı vardır:
a) Muhammed bin Mesleme'ye göre koparılıp devşirildi-;ği gün zekât vâcib olur.
b) Yenmeye elverişli olduğu gün.. Çünki nimetin yenilir hale gelip tamamlanmasiyle ona karşılık şükretmek vâcib olur. Bununla beraber devşirildiği gün de zekâtı verilebilir.
c) Henüz kurumadan bakılır; kuruyup meselâ kuru hurma haline gelince ne kadar kalır, buna göre takdir edilerek tes-bite varıldığı gün..
Âyet-i kerîmenin buraya kadar tefsir ve izahını yaptıktan sonra hangi arazilerin uşriyye , hangi arazilerin de emîriyye olduğunu belirtmeye ihtiyaç vardır. Bu mes'eleyi, Osmanlıların hâkimiyeti altında bulunan ve bu devletin yapmış olduğu taksimata göre isim alan araziye uygun olarak açıklamak gerekmektedir.
Osmanlılar devrinde arazi beş kısımda mütalâa edilmiş ve ona göre tatbikatta muamele görmüştür:
1. Araziy-i memlûke
2. Araziy-i emîriye
3. Araziy-i metruke
4. Araziy-i mevât
5. Araziy-i mevkufe..
Ayrıca araziy-i memlûke de dört kısma ayrılmıştır:
1. Araziy-i Uşriye
2. Araziy-i haraciye
3. Köy ve kasabalarda oturulmaya elverişli olan yer ve ve bu yerlerin tetimmesi olan mahaller.
4. Sahihan memlûk arazi..
Bundan başka araziy-i mevkufe de iki kısma ayrılmıştır:
1. Araziy-i mevkufe-i sahiha
2. Araziy-i mevkufe-i gayri sahiha..
Biz burada sadece araziy-î memlûke'nin birinci kısmı olan araziy-i uşriye 'den ve bir de araziy-i emîriye'-den bahsedeceğiz.
Önce araziy-i uşriyeyi tarif edelim; araziy-i uşriye:
a) Cebren ve kahren alınıp ganimetçilerle müslümanlar arasında taksim edilen arazi ile,
b) Kendiliklerinden (harp ve kılıç zoru olmaksızın) îslâ-miyeti kabul eden sahipleri uhdesinde temliken terk ve ibka kılınan arazi ve
c) Araziy-i mevât (ihya edilmedik arazi)den Müslüman-larca ihya edilen arazidir.
Araziy-i uşriye'nin, yukarıda belirtildiği gibi ganimetçilerle müslümanlar uhdesinde terk ve ibkâ edilmesi, ayrıca araziy-i mevât (ölü arazi)yi ihya edenlere temliki Sünnet-i Resû-lüllah ile sabit olmuştur. Şöyle ki:: Cebren ve kahran fetholu-nan Hayber'in arazisini Hazret-i Peygamber (S.A.V.) ganimet-çiler arasında taksim etmiştir. Diğer taraftan Islâmiyeti gönü nzasiyle hiç bir zor karşısında kalmadan kabul eden Medine ve Tâif halkının arazisini asıl sahiplerine bırakmış, yani temliken ibkâ etmiştir. Araziy-i mevât (ölü araziler)den müs-lümanların ihya ettikleri yerlerin araziy-i uşriye 'den sayılması da «Kim ölü bir araziyi ihya ederse, o arazi kendisine ait olur.» hadîs-i şerîfleriyle sabit olmşutur, [7]
Araziy-i Emîriye İse:
a) Zorla ve kahren fethedildiği halde ganimetçiler arasında taksim edilmiyerek sahipliği beytümale (hazineye) ait olmak üzere alıkonan ile,
b) Araziy-i uşriye veya hariciyeden iken sahiplerinin bi-lâ vâris ölmeleriyle beytülmale geçen arazi veya
c) Başka şekil ve yoldan beytülmale geçen arazilerdir.
Bu gibi arazilerin tasarruf hakkı, arazi rüsumunu ödemek şartiyle başkasına verilebilirdi. Ancak icar mahiyetinde verilen bu arazilerin mutasarrıfı rehin, hibe, vâkıf ve vasiyet gibi şer'î ahkâmın icrasına yetkisi olmadığı gibi öldükleri takdirde de vârisleri onların yerine geçemezdi.
Osmanlılar tarafından fetholunan beldelerin arazisinin bir kısmı (Rumeli ve Anadolu gibi) araziy-i memleket olarak sahipliği beytülmale ait idi. Bu sebeple belli bir miktar vergi tahsil edilmek üzere «Araziy-i Emîriye» namı altında müstehik olanlara, ihtiyaç sâyiplerine muvakkaten verilirdi. Bu sebeple Anadolu ve Rumeli arazisi, Araziy-i Emîriye sayıldığından mahsulâtının zekâtı verilmeyip Araziy-i Uşriye'nin dışında kalmıştır. Fakat sonraları her ferdin elindeki araziy-i emîriye'nin sahipliği o ferde bırakıldığına göre ve yukarıda belirtilen şer'î ahkâmın icrasına bu fertler yetkili kılındığına nazaran, âcizane kanaatim, bu arazilerin artık araziy-i uşriye hükmüne girdiği münakaşa kabul etmez bir bedahettedir. O halde bugün memleketimizde işlenen arazinin sahipleri elde ettikleri mahsulâtın uşur ve nısf-i uşrunu zekât olarak vermek mecburiyetindedirler. [8]
Çıkarılan Hükümler:
1. Araziden elde edilen ürünlerin, yağmur ile sulanıyorsa, onda biri, dolap ve benzeri şeylerle sulanıyorsa, yirmide biri zekât olarak verilir.
2. îmâm Ebû Hanîfe'ye göre odun, ot, kamış, incir, hurma budaklan, Hind kamışı, şeker kamışı müstesna, diğer bütün ürünlerin zekâtı verilir.
imâm Sevrî, îbni Ebî Leylâ ve Hasen'e göre ancak buğday, arpa, hurma ve üzümün zekâtını vermek vâcibdir.
îmâm Mâlik'e göre küt niteliğinde olup iddihar edilebilen gıda maddelerinin zekâtı verilir.
İmâm-ı Şafiî'ye göre kurutulmaya elverişli olup iddihar edilebilen kutların zekâtı verilir.
İmâm Ahmed'den ise bu hususta birkaç rivayet gelmiştir. En sıhhatli olanı, Ebû Hanîfe'nin görüşüne uygun olanıdır.
Nahaî'ye göre yerden çıkan her şey'in zekâtı verilir.
3. Memleketimizdeki arazi, araziy-i emîriye olmaktan çıkmış, araziy-i uşriye hükmüne girmiştir.[9]
[1] Zariyat sûresi, âyet: 19, Meâric sûresi, â>et; 21
[2] Bakare sûresi, âyet: 43, 83, Wi.
Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 1/429-430.
[3] Tefsîr-i Kurtubİ, c: 7, s: 102-103.
[4] Kurtubİ, c: 7, s: 102.
[5] Bu hususta Dâre Kutn! adı geçenlerden bâzı hadisler rivayet etmiştir. Tirmİzİ İse bu babda Hazret-İ Peygamber'den sahih sayılacak hiç bir şey vârid olmamıştır» diyor.
[6] Ebû Amr diyor ki: Bu, hadis değildir; İbrahim Nahai'nin sözüdür. ÇÜn-ki Mansur'un arkadaşlar^dan güvenilir olanlardan hiç biri bunu sahih görmemiştir.
[7] Fethul-Kadir..
Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 1/430-434.
[8] Bu hususta fazla bilgi İçin Iıak: Külliyat Şerh-i Kanuni Arazi - 1316.
Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 1/434-435.
[9] Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 1/435.
İslami Okul Okulların En Önemlisi