Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Tefsir Kulliyati - 38. Sayfa - Kuranahkami

 

UŞUR

 

«Devşiriidiği ve toplandığı gün de hakkını verin..» (En'âm sûresi, âyet: 141).

Mealini yazdığımız âyet-i kerîmenin zahirî delâletinden, araziden elde edilen ürünlerin zekâtım (onda bir ve yirmide birini) vermenin farz olduğu anlaşılıyor. Ancak tefsîrciler ve birçok âlimler, âyette geçen (hakk)m tefsirinde ihtilâf etmiş­lerdir:

a) Enes bin Mâlik, tbni Abbas, Tavus, el-Hasen, îbni Zeyd, îbni Hanefiyye, Dahhâk ve Saîd bin Müseyyeb'e göre bu, farz olan zekâttır ki yağmur ile sulanıyorsa onda biri, dolap ve ben­zeri şey'lerle sulanıyorsa yirmide biri verilir.

Bu görüşü, îbni Vehb ile îbni Kaasım, îmâm Mâlik'den rivayet etmişlerdir. îmâm-ı Şafiî'nin arkadaşlarından bir kısmı da aynı görüşü savunmuşlardır. Nitekim Zeccâc, bu âyetin Me­dine'de indiğini rivayet eder ki, o takdirde muhkem âyetlerden sayılır; mensûh değildir; sadece mutlak ve mücmeldir. Zâriyat Süresindeki Mearic süresindeki âyetlerle beyânı yapılmıştır. O hal­de âyet-i kerîme  uşur ve msf-i uşur hakkındadır.  [1]

b) Ali bin Hüseyn, Atâ', Hâkem, Hammâd, Saîd bin Cü-beyr ve Mücâhid'e göre bu, elde edilen ürünlerde zekâttan baş­ka olan bir haktır ki Allah onu n e d b yollu emretmiştir. Ni­tekim îbni Ömer ile Muhammed bin Hanefivye'den de böyle rivayet edilmiştir. Mücâhid bunun tefsirinde diyor ki: «Ürün hasad edilip devşirildiğinde miskin ve fakirler orada hazır bu­lunursa başaklardan bir kısmını onlara bırak. Hurma devşirdi-ğinde bir kısım salkımlarını onlar için terket. Ölçeğini ve mik­tarını tesbit ettiğinde de zekâtını ayırıp ver!..»

c) Nahaî, Tavus, Ebû Sa'saa, Katâde ve bâzı âlimlere göre bu, zekât âyeti olan  

emirlerîle nesholunmuştur. Çünki zekât âyetleri Medine'de, bu ise Mekke'de inmiştir. Büyük müfessîr ve fakîh îbni Cerîr de bu görüşü beğenmiştir. [2]

 

Hangi Ürünlerin Zekâtı Verilir?

 

îmâm-ı A'zam, Ebû Hanîfe,

«Yağmur ile sulanan ürünlerin onda biri, kova, ark, dolap ve benzeri şey'lerle sulanan ürünlerin yirmide biri (zekât olarak verilir).» [3] Hadîsi şerife dayanarak topraktan elde edilen bitki ve ürünlerin, —odun, ot, kamış, incir, hurma budakları, Hind kamışı, şeker kamışı müstesna — hepsinin zekâtı verilir. Cumhura göre hepsinin zekâtı verilmez. Çünki hadîsten mak-sad, yağmur, dolap, ark ve benzeri şeylerle sulanan şeylerden ne kadar zekât verileceğini beyândır, yerden çıkan her şey'in zekâtının verileceğini açıklamak değildir.

Ancak Ebû Amr'in de dediği gibi yerden çıkan buğday, ar­pa, hurma ve üzümün zekâtının verileceğinde ihtilâf yoktur, âlimler bu hususta ittifak etmşilerdir. Bu saydıklarımızdan başkasında verilip verilmiyeceğinde görüş farkı vardır:

a) el-Hasen, îbni Şirin ve Şâbî'ye göre bu sayılanlardan başkasında zekât vâcib değildir. Küfe âlimlerinden îbnî Ebî Leylâ, Sevrî, Hasen bin Salih, îbni Mübarek ve Yahya bin Âdem de aynı görüştedirler. Ebû Ubeyd de bu görüşü kabul etmiştir.

Ebû Bürde'nin babasından yaptığı rivayette, Hazret-i Peygam­ber (S.A.V.) yalnız bu dört maddenin zekâtını alırdı, denil­mektedir.

b) İmâm Mâlik ve arkadaşlarına göre, kut niteliğinde olup iddihar edilebilen her gıda maddesinde zekât vâcibdir.

c) îmâm-ı Şafiî'ye göre, kurutulmaya elverişli olup iddi­har edilebilen kutlardan zekât vermek vâcibdir. Bu bakımdan zeytinde zekât vâcib değildir. Çünki zeytin kût değildir, katıktır.

Ebû Sevr de aynı görüştedir.

d) İmâm Ahmed'den bu hususta birçok görüşler nakle­dilmiştir; en açığı ve sıhhatli olanı, vEbû Hanîfe'nin görüşüne uygun gelenidir. Yani «vesk»a giren maddelerde zekât vâcib-' dir. Bu itibarla bademde vâcib, cevizde değildir. Çünki ceviz vesk'a değil, sayıya girer. İmâm Ahmed bu görüşünde, Hazret-i Peygamber'in (S.A.V.) şu hadîsleriyle ihticac etmiştir :

“Beş vesk’den aşağı olan hurma ve hububatta zekât yoktur..” Anlaşılacağı üzere hadîste, vacibin yeri vesk olarak gösterilmiş ve ne mik­tardan zekâtın çıkarılacağı beyân edilmiştir.

e) İmâm Nahaî'ye göre yerden çıkan her şey'de zekât vâ­cibdir; hattâ on kucak bakladan bir kucağı zekât olarak veri­lir. Ömer bin Abdülaziz'in de aynı görüşte olduğu rivayet edil­miştir. Nitekim Abdürrezzak bu hususu Ma'mer'den, o da Simak bin Fadl'den rivayet ediyor ki sıhhatinde şüphe yoktur.

İmâm Mâlik ile îmâm-ı Şafiî'nin görüşlerini ise Tirmizî'-nin Hazret-i Muâz'dan yaptığı rivayet kuvvetlendirmektedir. Şöyle ki  Hz. Muâz, yeşil sebzelerden zekât alınıp alınımayacağını Hazret-i Peygamber'e yazıp sorduğunda,  «On­larda hiç bir şey yoktur, yani zekât vâcib değildir,» diye cevap veriliyor. [4] Ve bu mânâ ve delâlet ettiği hüküm, Câbir, Enes, Ali, Muhammed bin Abdullah bin Cahş, Ebû Müsâ ve Hz. Âişe' Ien de rivayet edilmiştir.  [5]

Ebû Hanîfe'nin arkadaşları ise bu hususta Salih bin Mû-sâ'nın Mansur'dan, onun da ibrahim'den, onun da Esved'den, onun da Hazr,et-i Âişe'den yaptıkları rivayetle ihticac etmiş­lerdir. Hz. Âişe diyor ki: Hazret-i Peyganiber'den bu mes'ele hıakkmda şunu işittim:  «Yeryüzünün yeşerttiği yeşillik (bitkiler)de zekât vardır.»  [6]

f) îmâm Ebû Yûsuf ile îmâm Muhammed'e göre, meyve Ve sebzelerde — meyvasi dayanıklı oktp kaldırılmaya elverişli olanlar müstesna  hiç birinde zekât vâcib değildir. Ancak bunlardan za'feran ve tartıya girenlerde zekât vâcibdir.

«Hasarî günü de hakkını verin..»

Bu hususta da görüş farkı vardır:

a)  Muhammed bin Mesleme'ye göre koparılıp devşirildi-;ği gün zekât vâcib olur.

b) Yenmeye elverişli olduğu gün.. Çünki nimetin yenilir hale gelip tamamlanmasiyle ona karşılık şükretmek vâcib olur. Bununla beraber devşirildiği gün de zekâtı verilebilir.

c) Henüz kurumadan bakılır; kuruyup meselâ kuru hur­ma haline gelince ne kadar kalır, buna göre takdir edilerek tes-bite varıldığı gün..

Âyet-i kerîmenin buraya kadar tefsir ve izahını yaptıktan sonra hangi arazilerin uşriyye , hangi arazilerin de emîriyye olduğunu belirtmeye ihtiyaç vardır. Bu mes'eleyi, Os­manlıların hâkimiyeti altında bulunan ve bu devletin yapmış olduğu taksimata göre isim alan araziye uygun olarak açıkla­mak gerekmektedir.

Osmanlılar devrinde arazi beş kısımda mütalâa edilmiş ve ona göre tatbikatta muamele görmüştür:

1. Araziy-i memlûke

2. Araziy-i emîriye

3. Araziy-i metruke

4. Araziy-i mevât

5. Araziy-i mevkufe..

Ayrıca araziy-i memlûke de dört kısma ayrılmıştır:

1. Araziy-i Uşriye

2. Araziy-i haraciye

3. Köy ve  kasabalarda oturulmaya elverişli olan yer ve ve bu yerlerin tetimmesi olan mahaller.

4. Sahihan memlûk arazi..

Bundan başka araziy-i mevkufe de iki kısma ayrılmıştır:

1.  Araziy-i mevkufe-i sahiha

2.  Araziy-i mevkufe-i gayri sahiha..

Biz burada sadece araziy-î memlûke'nin birinci kısmı olan araziy-i uşriye 'den ve bir de araziy-i emîriye'-den bahsedeceğiz.

Önce araziy-i uşriyeyi tarif edelim; araziy-i uşriye:

a) Cebren ve kahren alınıp   ganimetçilerle   müslümanlar arasında taksim edilen arazi ile,

b) Kendiliklerinden (harp ve kılıç zoru olmaksızın) îslâ-miyeti kabul eden sahipleri uhdesinde temliken terk ve ibka kılınan arazi ve

c) Araziy-i mevât  (ihya edilmedik arazi)den Müslüman-larca ihya edilen arazidir.

Araziy-i uşriye'nin, yukarıda belirtildiği gibi ganimetçiler­le müslümanlar uhdesinde terk ve ibkâ edilmesi, ayrıca ara­ziy-i mevât (ölü arazi)yi ihya edenlere temliki Sünnet-i Resû-lüllah ile sabit olmuştur. Şöyle ki:: Cebren ve kahran fetholu-nan Hayber'in arazisini Hazret-i Peygamber (S.A.V.) ganimet-çiler arasında taksim etmiştir. Diğer taraftan Islâmiyeti gönü nzasiyle  hiç bir zor karşısında kalmadan  kabul eden Me­dine ve Tâif halkının arazisini asıl sahiplerine bırakmış, yani temliken ibkâ etmiştir. Araziy-i mevât (ölü araziler)den müs-lümanların ihya ettikleri yerlerin   araziy-i   uşriye 'den sayılması da   «Kim ölü bir araziyi ih­ya ederse, o arazi kendisine ait olur.» hadîs-i şerîfleriyle sabit olmşutur,  [7]

 

Araziy-i Emîriye İse:

 

a) Zorla ve kahren fethedildiği halde ganimetçiler arasın­da taksim edilmiyerek sahipliği beytümale (hazineye) ait ol­mak üzere alıkonan ile,

b) Araziy-i uşriye veya hariciyeden iken sahiplerinin bi-lâ vâris ölmeleriyle beytülmale geçen arazi veya

c) Başka şekil ve yoldan beytülmale geçen arazilerdir.

Bu gibi arazilerin tasarruf hakkı, arazi rüsumunu ödemek şartiyle başkasına verilebilirdi. Ancak icar mahiyetinde verilen bu arazilerin mutasarrıfı rehin, hibe, vâkıf ve vasiyet gibi şer'î ahkâmın icrasına yetkisi olmadığı gibi öldükleri takdirde de vârisleri onların yerine geçemezdi.

Osmanlılar tarafından fetholunan beldelerin arazisinin bir kısmı (Rumeli ve Anadolu gibi) araziy-i memleket olarak sa­hipliği beytülmale ait idi. Bu sebeple belli bir miktar vergi tah­sil edilmek üzere «Araziy-i Emîriye» namı altında müstehik olanlara, ihtiyaç sâyiplerine muvakkaten verilirdi. Bu sebeple Anadolu ve Rumeli arazisi, Araziy-i Emîriye sayıldı­ğından mahsulâtının zekâtı verilmeyip Araziy-i Uşriye'nin dı­şında kalmıştır. Fakat sonraları her ferdin elindeki araziy-i emîriye'nin sahipliği o ferde bırakıldığına göre ve yukarıda be­lirtilen şer'î ahkâmın icrasına bu fertler yetkili kılındığına na­zaran, âcizane kanaatim, bu arazilerin artık araziy-i uşriye hükmüne girdiği münakaşa kabul etmez bir bedahettedir. O hal­de bugün memleketimizde işlenen arazinin sahipleri elde ettik­leri mahsulâtın uşur ve nısf-i uşrunu zekât olarak vermek mec­buriyetindedirler.  [8]

 

Çıkarılan Hükümler:

 

1. Araziden elde edilen ürünlerin, yağmur ile sulanıyor­sa, onda biri, dolap ve benzeri şeylerle sulanıyorsa, yirmide biri zekât olarak verilir.

2.  îmâm Ebû Hanîfe'ye göre odun, ot, kamış, incir, hur­ma budaklan, Hind kamışı, şeker kamışı müstesna, diğer bü­tün ürünlerin zekâtı verilir.

imâm Sevrî, îbni Ebî Leylâ ve Hasen'e göre ancak buğ­day, arpa, hurma ve üzümün zekâtını vermek vâcibdir.

îmâm Mâlik'e göre küt niteliğinde olup iddihar edilebi­len gıda maddelerinin zekâtı verilir.

İmâm-ı Şafiî'ye göre kurutulmaya elverişli olup iddihar edilebilen kutların zekâtı verilir.

İmâm Ahmed'den ise bu hususta birkaç rivayet gelmiştir. En sıhhatli olanı, Ebû Hanîfe'nin görüşüne uygun olanıdır.

Nahaî'ye göre yerden çıkan her şey'in zekâtı verilir.

3.  Memleketimizdeki arazi, araziy-i emîriye olmaktan çık­mış, araziy-i uşriye hükmüne girmiştir.[9]

 


 

[1] Zariyat  sûresi, âyet:  19, Meâric sûresi, â>et;  21

[2] Bakare sûresi, âyet:  43, 83, Wi.

Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 1/429-430.

[3] Tefsîr-i Kurtubİ, c:  7, s:  102-103.

[4] Kurtubİ,  c:   7, s:   102.

[5] Bu hususta Dâre Kutn! adı geçenlerden bâzı hadisler rivayet etmiştir. Tirmİzİ İse bu babda Hazret-İ Peygamber'den sahih sayılacak hiç bir şey vârid olmamıştır» diyor.

[6] Ebû Amr diyor ki: Bu, hadis değildir; İbrahim Nahai'nin sözüdür. ÇÜn-ki Mansur'un arkadaşlar^dan güvenilir olanlardan hiç biri  bunu sahih gör­memiştir.

[7] Fethul-Kadir..

Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 1/430-434.

[8] Bu hususta fazla bilgi İçin Iıak: Külliyat Şerh-i Kanuni Arazi - 1316.

Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 1/434-435.

[9] Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 1/435.