Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Bakılması  Haram Kılınan  Şeylere  Bakmak - Kuranahkami - 52. Sayfa

 

BAKILMASI  HARAM KILINAN  ŞEYLERE  BAKMAK

 

«Mü'min erkeklere söyle: gözlerim (bakılması haram sa­yılan şeylerden) indirip sakınsınlar. Mahrem yerlerini, ırz u namuslarını korusunlar. Bu, kendileri için daha nezîh ve iyi (bir davramş)dır. Herhalde Alîah onların yapacağından haber­dardır.» [1]

İslâm, zinayı haram kıldığı gibi ona vesile olan her şey'i de haram kılmış ve böylece fuhşa, hayâsızlığa yol açan vasıta­ları kaldırmıştır. Çünkü sel felâketinden korkup evin veya bah­çenin etrafına basit bir korkuluk koymak kâfi değildir; geniş ve derin bir kanal açmak, seli felâket hâline sokacak olan yan akıntıların mecrasını değiştirmek lâzımdır. Bunun gibi, kadı­nın çıplak gezmesini, ona şehvetle bakılmasını, yabancı erkek­lerle haşir-neşir olmasını mubah kılıp sadece zinayı haram kıl­mak elbetteki yeterli ve müessir bir tedbir değildir.. Zina niçin haram kılınmıştır? Bu sorunun cevâbı gayet açık ve bellidir: Kadının şerefini, onun annelik vasfını, aile düzenini, neslin de­vamını korumak için... O halde buna vesile ve vasıta olan bü­tün şeyleri de yasaklayıp haram kılmak gerekir ki, arzu edilen netice elde edilebilsin.. İşte bunun içindir ki, bakılması haram sayılan şeylere bakmak, mahrem yerleri teşhir etmek de haram kılınmıştır.Çünkü temiz ve nezih bir hayata ancak bu yol­dan kavuşmak mümkündür.

Bu kaideye göre, sokak ve caddelerde mahrem yerleri açık bir vaziyette dolaşan erkek ve kadınlar; gayr-i millî ve gayr-i ahlâkî olan filmler, sanat değeri taşımıyan, fazilet Örneği ver-miyen tiyatrolar ve bütün bunları körükler mâna ve vasıfta olan neşir organları; ahlâkın çökmesi, millî ruhun sönmesi, dinî inançların kopması ve neticede millî varlığın sarsılması ve bel­ki yıkılması için kâfi sebeblerdir. Artık kanunlar ne kadar şid­detli olursa olsun, cezaî müeyyideler ne kadar ağır tutulursa tutulsun değil mi ki bu yıkıma ve parçalanmaya vesile olan bütün vasıtalar ve davranışlar serbest bırakılmış ve bunun ak­sine fazîlet aşılar mahiyette bir eğitim tatbik edilmemiştir, o halde felâketin önüne geçmek mümkün değildir. Fatih Sultan Mehmed Han, İstanbul'u fethe hazırlanırken Bizans'ın millî, ahlâkî, içtimaî, ailevî ve dinî değerlerinin hepsi şehvet ve cinsî ahlâksızlığın, ticarî yozlaşmanın, belden aşağı eğitimin balyoz­ları altında hurdahaş olmuş bir vaziyette idi.. Bu sebeble var­lığını koruyamadı, yıkılıp silinmeye mahkûm oldu. Allah'ın ezel ile ebed arasını dolduran kanunu onlar hakkındaki hükmünü de böylece vermiş oldu.

Evet, tarih boyunca hiç bir milletin ahlâkî çöküntü içinde hayatiyetini koruyup devam ettirdiği görülmemiştir.

Bu bakımdan İslâm, beşer hayatına en uygun yönü vermiş, fazîlet ruhu silinip ahlâk hurdahaş olmasın diye bir nice mad­dî ve manevî müeyyideler koymuş, bunların eğitim yoluyla iş­lenmesi için gerekli metod ve vasıtaları belirtmiştir.

Fazîlet ruhunun silinmemesi ve bilhassa gelişmesi içindir ki, bakılması haram sayılan şeylere bakmak, mahrem yerleri teşhir etmek de haram kılınmış ve bununla alâkalı manevî mü­eyyideler de konulmuştur.. Zîra temiz ve nezîh bir hayata an­cak böyle davranmakla kavuşmak mümkündür..

Bilhassa çıplaklığın, kadınla erkeğin birbirine benzeme özentisinin moda olduğu, daha doğrusu mevcut neslin moda ile demoda arasında bocaladığı bir devirde gözü ve gönlü haramdan sakınmak, üstün vasıfta bir îman olgunluğu mes'ele-sidir.Yüce Rabbim bu olgunluğu bütün Müslümanlara ve hattâ bütün insanlara müyesser kılsın!  

Bugün başımızı hangi tarafa çevirecek olursak orada bir mahrem (bakılması haram olan şey) karşımıza çıkar.. İslâm bunun çaresini sıhhatli bir eğitime bağlarken diğer taraftan da; nefsi köreltir, şehveti frenler, îmânı artırır mâna ve ölçüde bir takım prensipler koymuştur: «Âni olarak gözün bir mahreme ilişirse başını derhal çevir, gözlerini indir!» diye tenbihte bu­lunur. Yâni nefsine hâkim olacaksın, her türlü vesveseyi atıp kendini örnek matbu' bir insan olarak kabul edeceksin.. Ma­demki Rabbim bunu bizim ve insanlığın hayrına haram kılmış­tır, o halde O'nun haram kıldığı şey'e iltifat etmiyeceğim! di­yeceksin.. Ve sonra cem'iyet ve milletleri bu âfet ve beliyeden kurtarma yollarını, ilmî meş'ale ve rehber edinerek arıyacak-sınî.

Sahâbe-î kiramdan Cerîr bin Abdullah el-Becelî diyor ki: Hazret-i Peygamber (S.A.V.) den, bakılması haram olan şey'e birdenbire gözün kayıp bakmasından sordum; gözümü derhal o şeyden çevirmemi emretti.. [2]

Resûlüllah (S.A.V.) Efendimizin ayrıca bu hususta Haz-ret-i Ali'ye şöyle tavsiyede bulunduğunu sahih kaynaklardan öğreniyoruz:

«Ya Ali! İlk bakışa ikinci bakışı tâbi' kılma; çünkü birinci ba­kış (âni ve elde olmıyarak vâki oluyor; bu bakımdan) senin için (mubah)dır. Fakat diğeri (yâni ikinci bakış) senin için (mubah) değildir.» [3]

Hazret-i Peygamber (S.A.V.) cadde ve sokak ortasında ve­ya kenarında oturup gelip geçen kadınlara ve bakılması haram olan şeylere bakmayı, îslâm ahlâk ve terbiyesine uygun bul­mamış; Müslümanm çok daha ciddî, vekarlı ve edebli olması­nı istemiştir. Çünkü böyle yapmak da bir takım fitne ve ahlâk­sızlıklara yol açar.. Buna işaretle Cenâb-ı Peygamber (S.A.V.) buyuruyor ki: «Cadde   ve sokak üzer­lerinde oturmaktan sakının!»

Bunun üzerine Eshâb-ı Kiramdan, basık ve havasız evler­de oturanlar bazen böyle yapmak ihtiyacında olduklarını dü­şünerek bir fetva aradılar:

—  Ya Resûlellah! buna ihtiyacımız var; arkadaşlarla mec­lis kurup konuşuyoruz, dediler.. Hazret-i Peygamber (S.A.V.):  «İllâ bundan   vazgeçmiyorsanız,   o halde yolun hakkım verin!.» buvurdu. Eshâb-ı Kiram sordu:

—  Yolun hakkı nedir, ya Resûîellah?! Buyurdular ki:

«Gözü indirip bakmamak, yoldan geçenlere eziyet veren şeyleri gidermek, verilen selâmı alıp reddetmek, iyilikle emre­dip kötülükten men'etmektir..» [4]

Demek, cadde ve sokak kenarlarında mümkün oldukça oturmamak; şayet oturmak îcabediyorsa, şu hususlara dikkat etmek bir emr-i Resuldür:

1. Gelip geçen kadınlara ve bakılması haram olan her şey'e bakmamak.

2. Cadde ve sokakları kirletmemek, gelip geçenlere engel olacak veya onları tiksindirecek taş, ağaç, cam parçası, meyve kabuğu, balgam ve tükrük gibi şeyleri atmamak, atılmış olan­lar varsa, onları derhal temizlemek..

3. Selâm veren olursa, alıp redd-i selâmda bulunmak..

4. Akıl, Örf ve şeriata uymayan bir kötülük işleniyorsa ve­ya işlenmek isteniliyorsa, onu en uygun metodla gidermeye ça­lışmak, hiç olmazsa engel olmaya teşebbüs etmek..

Netice olarak gözü haramdan sakınmanın üç büyük seme­ri var:

1. Herkesin ırzı ve namusu korunduğu ve hürmet edildiği için fitne ve ahlâksızlık Önlenmiş olur..

2. Cem'iyet bünyesinde karşılıklı güven gerçekleşir..

3. İnsanı ruhen yüceltir, îmânın ve ibâdetin zevkim kalbin derinliklerine perçinler. Nitekim Hazret-i Peygamber (S.A.V.): «Herhangi bir Müslüman (âni olarak) bir kadının güzel­liklerine gözü iîisir de sözünü derhal ondan çevirip indirirse, mutlaka Allah ona, onun yerine, tatlılığım (kalbinin derinli­ğinde) hissedecek bir ibâdet bahşeder.» [5]

Bu amelin daha üstün karşılığım kıyamet günü bulacak­tır. Zîra kıyamet günü bütün gözler ağhyacak; ancak üç göz müstesna, onlar ağlamıyacaktır:

1. Allah'ın haram kıldığına bakmayıp sakınan göz...

2. Allah yolunda uykusuz kalan göz...

3. Allah korkusundan yaş akıtan göz...[6]

Behz bin Hakem'in dedesinden yapılan rivayete göre, Behz'in dedesi, bu hususta Hazret-i Peygamber'e (S.A.V.) so­ruyor:

— Ya Resûlellah! Mahrem olan yerlerimizden hangisine yaklaşabilir ve hangisine bakabiliriz?

Hazret-i Peygamber (S.A.V.) ona şu cevabı veriyor:

— «Mahrem    yerini koru! Ancak karına ve bir de elin altındaki cariyeye gösterebi­lirsin!»

—  Bâzan erkek erkeğin yanında, onunla beraber bulunur?.

—  Ona da mahrem yerlerini göstermemen  mümkün ol­dukça göstermiyeceksin!.

—  Ama bâzan da insan yalnız başına bulunuyor?..

—  Allah utanılmaya daha lâyıktır!, buyuruyor.

İlim adamları bu âyet ve alâkalı hadîslere dayanarak, peş-temalsız hamama girmenin haranı olduğuna hükmetmişlerdir. Kadınların da zaruret olmadıkça hamama girmemeleri tavsiye ve tenbih olunmuştur. Evlerinde yıkanmaları daha iyi ve daha uygundur. Buna işaretle, hamamdan gelmekte olan Ümmü Der-dâ'y^ Hazret-i Peygamber (S.A.V.) soruyor:

—  Nereden geliyorsunuz ya Ümmü Derdâ?

—  Hamamdan geliyorum ya Resûlellah!. Bunun üzerine Hazret-i Peygamber (S.A.V.):

«Mefsim elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, herhangi bir kadın elbisesini annelerinden başka bir kimsenin evinde soyacak olursa, mutlaka o, kendisiyle Kahmân arasın­daki bütün namus perdelerini yırtmış olur..» [7]

Bu bakımdan fıkıhçılar hamama girmek isteyen kimsenin şu on şarta riâyet etmesini tavsiye etmişlerdir:

1. Tedavi veya kirden - pastan arınmak niyetiyle girecek..

2. Halkın az bulunduğu bir zamanı seçecek..

3. Mahrem yerlerini örtecek kadar    sağlam bir peştemal tutunacak..

4. Gözlerini ya yere ya da yıkandığı kısmın duvarına çevi­recek, kimseye bakmryacak.. Yâni zarurî sebepler dışında dö­nüp şuna-buna bakmryacak..

5. Orada göreceği gayr-i ahlâkî şeyleri yumuşak bir dille düzeltmeye çalışacak..

6. Tellâğa keseletiyorsa, mahrem yerlerini kapalı bulun­duracak, tellâğın elini bu kısma dokundurmayacak..

7. Belli bir ücretle girecek veya konulan belli ücreti bilip öyle girecek..

8. İhtiyaç nisbetinde su kullanacak..

9.Yalnız girmeye tâkal getiremiyorsa  veya korkuyorsa, diyanetine güvendiği bir kaç arkadaşla beraber girecek.

10. Hamamda bulunduğu müddetçe cehennemi hatırlaya­cak.. [8]


 

[1] Nûr  sûresi,   âyet:   30

[2] Sahîh-i Müslim: Yûnus bin TJbeyd tarikiyle.. İmâm Ahmed - Ebû Dâ-Vud - Tirmizî - Neseî.

[3] Ebû Dâvud:  İsmail bin Musa el-Fezzarî tarikiyle.. Tirmizî:  Şerîk tari­kiyle.. Hadîs  gariptir..

[4] Ibn-i Kesir:  Sahihtir

[5] Atamed bin Hanbel:  Ebû Umâme  (R.A.)den.

[6] tbıı-i Ebî Diinyâ:  Ebû Saîd el-Medenî tarikiyle

[7] Tefsîr-i Kurtubî C. 12, S. 224.

[8] Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı Ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 2/94-100.