Fâsikın Getirdiği Haberi İyice Tahkikve Tesbit Etmek - Kuranahkami - 70. Sayfa
FÂSİKIN GETİRDİĞİ HABERİ İYİCE TAHKİKVE TESBİT ETMEK
«Ey îmân edenler! Eğer bir fâsık size bir haber ile gelecek olursa, onu iyice tahkik ve tesbîte çalışın; sonra bilmiyerek bir kavme sataşmış olursunuz da yaptığınıza pişmanlık duyarsınız..» [1]
İslâm her hususta îtidâli, temkinli olmayı emreder; peşin hüküm vermeyi, tahkik ve tesbît edilmedik bir haberle amel etmeyi yasaklar. Hele yoldan çıkmış ahlâksız ve yalancının sözüne inanmayı asla hoş görmez. Cemiyet ve milletlerin huzur ve emniyet içinde yaşayabilmesinin şartlarından biri de bu ilâhî tavsiyeye uymak olduğunu hatırdan çıkarmamalıyız. Zîra her devirde münafıklar, sapıklar, dedikoducular, yalan haber yayanlar eksik olmamıştır. Asr-ı Saadette bile İslâmı içinden yıkmak gayesiyle içimize sızanlar olmuştu. Bugün misyonerlerin ve komünizmi yaymak gayreti içinde olanların kullandıkları taktik sadece yalan ve iftiradan ibarettir. Dün dikkatimiz fâ-sıklara çekilmişse, bugün beyni yıkanmış satılmışlara çekiliyor. O halde mü'minler her devirdeki taktiği bilmek ve ona göre kendini korumak zorundadır.
Demek cem'iyeti yanlış bir hükme varmaktan, tehlikeli bir yola sapmaktan kurtarabilmenin en güzel yolunu bizzat Allah bildiriyor. Bize düşen, iç ve dış düşmanların yaydıkları haberleri bütün dikkat ve hassasiyetimizle tahkik ve tesbit etmek ve ona göre bir yargıya varmaktır. Çünkü mes'eleler ve günlük olaylar üzerinde derinden derine düşünen az hatâ işler. Acele etnıiyen pişman olmaz.. Sabreden muradına erer.. Gelen haberleri tahkik ve tesbîte çalışan yanlış bir yargıya varmaz..
Âyet-i kerîmenin Velîd bin Ukbe b. Ebî Muayt hakkında indiğini, Saîd'in Katâde'den, onun da Hazret-i Peygamber (S. A.V.)den yaptığı rivayetten öğreniyoruz:
«— Hazret-i Peygamber (S.A.V.), Velîd bin Ukbe'yi zekât toplamak üzere Benî Mustalık kabilesine göndermişti. Onlar Velîd'i görünce ona doğru yürüdüler. Veiîd onların bu gelişinden ürkerek geri döndü ve Benî Mustahk'm irtidad ettiğini (dinden döndüklerini) Hazret-i Peygamber'e bildirdi. Şüphesiz ki Velîd'in bu haberi isabetli değildi. Çünkü Benî Mustalık kabilesiyle görüşmemiş, zekât toplamaya geldiğini söylememişti. Bu haber üzerine Hazret-i Peygamber (S.A.V.) Hâlid bin Velîd'i adı geçen kabileye, mes'eleyi tahkik ve tesbît etmek üzere gönderdi ve ona: «Durumu iyice araştır; acele etme!» diye tenbihte bulundu. Hazret-i Hâlid akşam geç vakitlerde Benî Mustalık'a yaklaştı ve önce onların irtidad edip etmediklerini tesbit için gözcülerini vazifelendirdi. Gözcüler iyice araştırma ve gözetlemeden sonra Hz. Haîid'e dönüp geldiler ve şu haberi verdiler: «Benî Mustalık kabilesi İslâm dini üzerinde bulunuyor; ezan seslerini duyduk, namaz kıldıklarını gördük» dediler. Hz. Hâlid memnun kaldı ve sabah olunca adı geçen kavmin arasına girdi. Gözcülerin vermiş olduğu haberin doğruluğunu bizzat gördükten sonra Medine'ye döndü; tesbît ettiklerini olduğu gibi Hazret-i Peygamber'e anlattı. Bunun üzerine yukarıdaki âyet indi. Cenâb-ı Peygamber (S.A.V.):
«Düşünerek hareket etmek Allah'tandır; acele ise şeytandandır,» buyurdu. [2]
Bu sebeble Velîd fâsık olarak anıldı.. İbn-i Zeyd, Mukatil ve Sehl bin Abdullah Hazretlerine göre «fâsık», «kezzâb çok yalancı» manasınadır, Ebûlhasan el-Verrak'a göre «alenen günah işleyen» demektir. İbn-i Tâhîr'e göre, «Allah'tan utanmı-yan» demektir.
Bâzı âlimler bu âyete dayanarak haber-i vâhid'in, adaletle muttasıf olursa, kabul edileceğini söylemişlerdir.
İmâmı Şafiî'nin «Fâsik'm imameti caizdir» sözünü, İb-nüTarabî hayretle karşılamış ve «Güvenilip de kendisine bir dâne bile emânet edilmiyen kimseye, kantarlar ağırlığınca din nasıl emânet edilebilir?» demiştir.
Bize göre, İbnü’l-Arabî'nin bu hayreti yersizdir. Çünkü İmâm-ı Şafiî bu hükmü yalnız yukarıdaki âyetin delâletinden değil, âyetin îzâhı mahiyetinde olan şu hadîs-i şeriften de çıkarmıştır: «Her iyinin ve kötünün arkasında (müslüman olduktan sonra) namaz kılın!.» [3]
Alimlerden çoğu hal ve durumu meçhul olan kimsenin rivayetini kabul etmekten çekinmişlerdir. Çünkü hâli meçhul olan kimse fâsık da olabilir. [4]
Çıkarılan Hükümler:
1. Fâsik'm getirdiği haberi hemen kabul etmek caiz değildir; tahkik ve tesbît etmek gerekir.
2. Adil bir kimsenin getirdiği haber kabul edilir.
3. Haber-i vâhid'in delil olarak kabul edileceği hakkında ihtilâf vardır.
4. Hal ve durumu meçhul olan kimsenin rivayeti, çoğu âlimlere göre makbul tutulmaz. [5]
[1] Hucürât sûresi, âyet: 6.
[2] Ahmed bin Hanbel - İbn-i Kesir - KaUde.
[3] Beyhakî kendi süneninde: Ebû Hüreyre (R.A.)den:
[4] Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı Ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 2/208-210.
[5] Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı Ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 2/210.
İslami Okul Okulların En Önemlisi