Mü'minlerin Hepsi Birden Savaşa Gitmez, Belkî Bir Kısmı Tahsil Etmek, Dinde Bilgisini Artırmak İçin Geri Kal
MÜ'MİNLERİN HEPSİ BİRDEN SAVAŞA GİTMEZ, BELKÎ BİR KISMI TAHSİL ETMEK, DİNDE BİLGİSİNİ ARTIRMAK İÇİN GERİ KALIR...
«Bununla beraber mü'minlerin hepsi birden toplanıp seferber olacak değillerdir; fakat her fırkadan bir kısmının dinî ilimleri tahsil etmeleri ve kavimleri (savaşdan) dönüp kendilerine geldikleri zaman onları (ilâhî kanunların dışına çıkma tehlikesiyle) uyarmaları için (savaşa gitmeyip) kalmaları uygundur. Olur ki,, (mü'minier aykırı hareketlerden) sakınırlar..» [1]
Savaşa çıkmanın farz-ı kifâye olduğunu bildiren bu âyetin asıl konumuzla alâkalı îzâhına geçmeden önce, İslâmm ilme,, özellikle dinî ilimlere ne kadar ehemmiyet verdiği üzerinde durmamız gerekir. Çünkü İslâm ilimle ikiz kardeşlerdir.. Biri di-ğersiz arzulanan hedefe bizi götüremez.. Bu bakımdan memleketin hayatî önemini hâiz olan savaşa gitmek gerektiği zamanlarda bile rnü'minlerden bir kısmının gitmeyip dinî ilimler tah-sîl etmesinin uygun olacağı beyân ediliyor. Fakat neden yalnız dinî ilimler denilmiş de mutlak olarak ilim denilmemiştir? Bu sorunun cevabını Hazret-i Peygamber (S.A.V.)in şu hadîsleri vermektedir:
«(Ana) ilirn(ler) üçtür; bundan başkası onları açıklayan, verilerini ve temel hükümlerini îzâh eden) fazla (ilimler)dır Muhkem âyet (temel hüküm niteliğinde olan âyetler), 2, Sün-net-i kaaime (Hazret-i Peygamber (S.A.V.)den sahih rivayetle sabit olan hadîsler), 3. Farîza-i âdile (Kitab ve Sünnetten çıkarılan hükümler veya ferâiz ahkâmı)dir.» [2]
Görülüyor ki ana ilimler üçtür; geri kalan ilimler bunun îzâhı mahiyetindedir. Bu bakımdan âyetteki «dinî ilimler»den rnaksad, bu üçü ve bunları açıklayan diğer ilimlerdir.. Bunun isbatına gelince: Kur'ân ve Hadîslerde, hukuk, psikoloji, sosyoloji, ahlâk, biyoloji, tıb, astronomi ve matematik gibi bir çok ilimlerle alâkalı veriler (ana fikirler) yer almaktadır.. O halde «insanı bir kan pıhtısından veya asalağa benzer bir canlı (sperma)dan yarattı,» meâîindeki biyolojiyle ilgili bu âyeti anlayabilmek için biyoloji tahsîl etmek lâzımdır.. Demek ki:
Âyet ve hadîsin mânasını anlayabilmek için, her birisini ayrı ayrı değil, bir araya getirmek suretiyle tefsir ve îzah etmemiz ve ilimle alâkalı diğer âyet ve hadîslerin ışığı altında değerlendirmemiz gereklidir.. Ancak murad olan mâna elde edilmiş olur..
Ve bundan çıkaracağımız sonuç: İyi bir din âlimi sayilabil-mek için, önce Resûlüllah Efendimizin beyân buyurduğu üç ilmi tahsîl etmek ve sonra bu ilimleri diğer ilimlerle bir araya getirmek suretiyle derinleşmek lâzımdır.. Dinî üç ilimden de iyi anlayabilmek için Arapçayı bütün kavaidiyle öğrenmek şarttır..
Şimdi asıl konumuza geçelim:
Bundan önceki âyetlerle, savaşa iştirak etmiyenler kınandı.. Bilhassa Tebük seferine gitmeyip geri kalanlar aleyhinde ağır ve o nisbette korkutucu belgeler indirildi.. Bu sebeple mü'minlcr hiç bir savaştan geri kalmiyacaklarma dair yemin ettiler. Bir ara düşmana karşı müfrezeler hâlinde asker göndermek gerekti, mü'minlerin hepsi ettikleri yemin gereğince bu müfrezelere katılmak zorunda kaldılar ve böylece Hazret-i Peygamber (S.A.V.) Medine'de yalnız kaldı.. Bunun üzerine yukarıdaki âyet indi.. Çünkü ilâhî buyruklar ceste ceste inmekte, hâdiselerin seyrine göre vahiy gelmekteydi.. Tebliğ vazifesinin aksamaması, inen emir ve nehiylerin zamanında tâlim edilmesi için Hazret-i Peygamber'in yanında anlayışlı bâzı kimselerin kalması uygun görüldü..
Böylece cihâdın farz-i ayn değil de farz-ı kifâye olduğu beyân edilmiş oldu. Yukarıda da işaret edildiği gibi, bunun böyle olmasında iki mühim sebep vardı:
1. Medine'de kalan kadın ve çocukları, mal ve serveti başka bir düşmanın âni taarruzundan korumak..
2. İlâhî buyrukları ve Sünnet-i seniyye'yi günü gününe ic?r-bît etmek
O halde bu âyetle, Tevbe sûresinin 36. âyetinin «Siz de müşriklerle topyekûn savaşın» âyetiyle neshedildiği anlaşılır.. [3]
İkinci olarak bu âyet, ilim tahsil etmenin vâcib olduğunda asıldır. Çünkü herkes savaşa gidecek olursa, yetişkin ilim adamları da onlara dâhil olmak zorunda kalır ve o zaman ilmî alanda büyük kayıplar verilmiş olur.. Bilhassa Resûlüllah (S. A.V.) devrinde, onunla birlikte, ilim ve dinde anlayışlı kimselerin kalmasında büyük faydalar vardı. «Eğer bilmezseniz, ilim ehlinden sorunuz!» mealindeki âyet, onlara olan ihtiyacı ifâde eder.. Buna işaretle Hazret-i Peygamber (S.A.V.): buyurmuştur. [4]
Alimler bu âyetin ve ilgili hadîsin tefsirinde demişler ki, ilim tahsil etmek iki kısma ayrılır:
1. Her ferde farz olan ilim (namaz, orç, hac, zekât ve îti-kadla ilgili bütün mes'eleler)..
2. Her ferde farz olmıyan, bir kısmının tahsil etmesiyle diğerlerinin üzerinden vücûbiyyeti kalkan ilim (Hukuk, tıb, psikoloji, sosyaloji, biyoloji vb. ilimler gibi).
İlim ve ilim tahsilinin gerekliliği hakkında vârid olan hadîsler ve bunların şerh ve izahı ciltlerle kitap dolduracak kadar çoktur.. Bu, İslâm'ın ilme ve ilim adamına verdiği değeri gösterir.. Çünkü ilim, İslâmm hayatıdır. [5]
[1] Tevbe sûresi, âyet: 122.
[2] Ebû Dâvud - Dâre Kutnî..
[3] Tevbe sûresi, âyet: 36.
[4] İbn-i Adî Fi'1-Kâmil - İlm-i Hibban: Enes bin Mâlik (R.A.)den. Ta-berânî Fi's-Sağîr - Hatib el Bağdadî: Hz. Ali <R.A.)den. Sahihtir..
[5] Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı Ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 2/263-266.
İslami Okul Okulların En Önemlisi