Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Mü'minlerin Hepsi Birden Savaşa Gitmez, Belkî Bir Kısmı Tahsil Etmek, Dinde  Bilgisini Artırmak İçin Geri Kal

 

MÜ'MİNLERİN HEPSİ BİRDEN SAVAŞA GİTMEZ, BELKÎ BİR KISMI TAHSİL ETMEK, DİNDE  BİLGİSİNİ ARTIRMAK İÇİN GERİ KALIR...

 

«Bununla beraber mü'minlerin hepsi birden toplanıp sefer­ber olacak değillerdir; fakat her fırkadan bir kısmının dinî ilim­leri tahsil etmeleri ve kavimleri (savaşdan) dönüp kendilerine geldikleri zaman onları (ilâhî kanunların dışına çıkma tehlike­siyle) uyarmaları için (savaşa gitmeyip) kalmaları uygundur. Olur ki,, (mü'minier aykırı hareketlerden) sakınırlar..» [1]

Savaşa çıkmanın farz-ı kifâye olduğunu bildiren bu âyetin asıl konumuzla alâkalı îzâhına geçmeden önce, İslâmm ilme,, özellikle dinî ilimlere ne kadar ehemmiyet verdiği üzerinde dur­mamız gerekir. Çünkü İslâm ilimle ikiz kardeşlerdir.. Biri di-ğersiz arzulanan hedefe bizi götüremez.. Bu bakımdan memle­ketin hayatî önemini hâiz olan savaşa gitmek gerektiği zaman­larda bile rnü'minlerden bir kısmının gitmeyip dinî ilimler tah-sîl etmesinin uygun olacağı beyân ediliyor. Fakat neden yal­nız dinî ilimler denilmiş de mutlak olarak ilim denilmemiş­tir? Bu sorunun cevabını Hazret-i Peygamber (S.A.V.)in şu ha­dîsleri vermektedir:

«(Ana) ilirn(ler) üçtür; bundan başkası onları açıklayan, verilerini ve temel hükümlerini îzâh eden) fazla (ilimler)dır Muhkem âyet (temel hüküm niteliğinde olan âyetler), 2, Sün-net-i kaaime (Hazret-i Peygamber (S.A.V.)den sahih rivayetle sabit olan hadîsler), 3. Farîza-i âdile (Kitab ve Sünnetten çı­karılan hükümler veya ferâiz ahkâmı)dir.» [2]

Görülüyor ki ana ilimler üçtür; geri kalan ilimler bunun îzâhı mahiyetindedir. Bu bakımdan âyetteki «dinî ilimler»den rnaksad, bu üçü ve bunları açıklayan diğer ilimlerdir.. Bunun isbatına gelince: Kur'ân ve Hadîslerde, hukuk, psikoloji, sos­yoloji, ahlâk, biyoloji, tıb, astronomi ve matematik gibi bir çok ilimlerle alâkalı veriler (ana fikirler) yer almaktadır.. O halde «insanı bir kan pıhtısından veya asalağa benzer bir canlı (sperma)dan yarattı,» meâîindeki biyolo­jiyle ilgili bu âyeti anlayabilmek için biyoloji tahsîl etmek lâ­zımdır.. Demek ki:

Âyet ve hadîsin mânasını anlayabilmek için, her birisini ayrı ayrı değil, bir araya getirmek suretiyle tefsir ve îzah etme­miz ve ilimle alâkalı diğer âyet ve hadîslerin ışığı altında değer­lendirmemiz gereklidir.. Ancak murad olan mâna elde edilmiş olur..

Ve bundan çıkaracağımız sonuç: İyi bir din âlimi sayilabil-mek için, önce Resûlüllah Efendimizin beyân buyurduğu üç il­mi tahsîl etmek ve sonra bu ilimleri diğer ilimlerle bir araya getirmek suretiyle derinleşmek lâzımdır.. Dinî üç ilimden de iyi anlayabilmek için Arapçayı bütün kavaidiyle öğrenmek şart­tır..

Şimdi asıl konumuza geçelim:

Bundan önceki âyetlerle, savaşa iştirak etmiyenler kınan­dı.. Bilhassa Tebük seferine gitmeyip geri kalanlar aleyhin­de ağır ve o nisbette korkutucu belgeler indirildi.. Bu sebeple mü'minlcr hiç bir savaştan geri kalmiyacaklarma dair yemin ettiler. Bir ara düşmana karşı müfrezeler hâlinde asker gön­dermek gerekti, mü'minlerin hepsi ettikleri yemin gereğince bu müfrezelere katılmak zorunda kaldılar ve böylece Hazret-i Pey­gamber (S.A.V.) Medine'de yalnız kaldı.. Bunun üzerine yuka­rıdaki âyet indi.. Çünkü ilâhî buyruklar ceste ceste inmekte, hâdiselerin seyrine göre vahiy gelmekteydi.. Tebliğ vazifesinin aksamaması, inen emir ve nehiylerin zamanında tâlim edilme­si için Hazret-i Peygamber'in yanında anlayışlı bâzı kimsele­rin kalması uygun görüldü..

Böylece cihâdın farz-i ayn değil de farz-ı kifâye olduğu be­yân edilmiş oldu. Yukarıda da işaret edildiği gibi, bunun böy­le olmasında iki mühim sebep vardı:

1. Medine'de kalan kadın ve çocukları, mal ve serveti baş­ka bir düşmanın âni taarruzundan korumak..

2. İlâhî buyrukları ve Sünnet-i seniyye'yi günü gününe ic?r-bît etmek

O halde bu âyetle, Tevbe sûresinin 36. âyetinin «Siz de müşriklerle topyekûn savaşın»  âyetiyle   neshedildiği anlaşılır.. [3]

İkinci olarak bu âyet, ilim tahsil etmenin vâcib olduğun­da asıldır. Çünkü herkes savaşa gidecek olursa, yetişkin ilim adamları da onlara dâhil olmak zorunda kalır ve o zaman ilmî alanda büyük kayıplar verilmiş olur.. Bilhassa Resûlüllah (S. A.V.) devrinde, onunla birlikte, ilim ve dinde anlayışlı kimsele­rin kalmasında büyük faydalar vardı. «Eğer bilmezseniz, ilim ehlinden sorunuz!» mealindeki âyet, onlara olan ihtiyacı ifâde eder.. Buna işaretle Hazret-i Peygamber (S.A.V.): buyurmuştur. [4]

Alimler bu âyetin ve ilgili hadîsin tefsirinde demişler ki, ilim tahsil etmek iki kısma ayrılır:

1. Her ferde farz olan ilim (namaz, orç, hac, zekât ve îti-kadla ilgili bütün mes'eleler)..

2. Her ferde farz olmıyan, bir kısmının tahsil etmesiyle diğerlerinin üzerinden vücûbiyyeti kalkan ilim  (Hukuk, tıb, psikoloji, sosyaloji, biyoloji vb. ilimler gibi).

İlim ve ilim tahsilinin gerekliliği hakkında vârid olan ha­dîsler ve bunların şerh ve izahı ciltlerle kitap dolduracak ka­dar çoktur.. Bu, İslâm'ın ilme ve ilim adamına verdiği değeri gösterir.. Çünkü ilim, İslâmm hayatıdır. [5]


 

[1] Tevbe  sûresi, âyet:   122.

[2] Ebû Dâvud - Dâre Kutnî..

[3] Tevbe sûresi,  âyet:   36.

[4] İbn-i Adî Fi'1-Kâmil  -  İlm-i Hibban: Enes bin Mâlik  (R.A.)den. Ta-berânî Fi's-Sağîr - Hatib el Bağdadî:  Hz. Ali  <R.A.)den. Sahihtir..

[5] Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı Ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 2/263-266.