İnanmış Kadınlar Sana Bey'at Etmeye Geldikleri Zaman - Kuranahkami - 88. Sayfa
İNANMIŞ KADINLAR SANA BEY'AT ETMEYE GELDİKLERİ ZAMAN
«Ey Peygamber! Mü'min kadınlar, Allah'a hiç bir şey'i eş -ortak koşmamaları, hırsızlık etmemeleri, zina yapmamaları, çocuklarını öldürmemeleri, elleriyle ayakları arasından bir iftira düzüp getirmemeleri ve uygun olanı işlemekde sana karşı gelmemeleri şartıyle seninle anlaşıp sana uymaya geldikleri zaman, onlarla, anlaşma yap, onları kabul et.. Onlar İçin Allah'dan mağfiret dile.. Şüphesiz ki Allah yegâne bağışlayan ve merhamet edendir.» [1]
Aynı sûrenin 10. âyetinde, inanmış kadınlar bey'at etmeye geldiklerinde, önce imtihan edilmeleri emredilmiş, fakat ne ile, nasıl imtihan edilecekleri açık bir şekilde bildirilmemişti. Bu âyette ise altı şart, denemeye esas olarak gösteriliyor. Nitekim Urve (R.A.)nin Hazret-i Âişe Validemizden yaptığı rivayete göre Hazret-i Peygamber (S.A.V.) bey'atleşmeye gelen inanmış kadınları bu âyetle imtihan ederdi.
Hazret-i Âişe (R.A.) buna ilâveten diyor ki: «Bu altı şartı bir bir söyleyip ikrarda bulunan icadına, Hazrel-i Peygamber (S.A.V.) sadece (Kad bâya'tüki) «Seninle bey'atleştîk» der, fakat hiç bir zaman onunla el sıkıştırmazdı.» Nitekim Buhârî'de bu husus scned-i sahihle tesbît edilmiştir.
İmâmı Ahmed bin Hanbcl'in Abdurrahman bin Mehdi ta-rîkıyle Ümeyme binti Rakîka'dan yaptığı rivayette, Ümeyme diyor ki: «Bir grup kadınla birlikte bey'atleşmek üzere Hazret-î Peygamber'e gittik. Hazret-i Peygamber (S.A.V.) kendisiyle bey'atleşmemizde Kur'ân'da beyân buyurulan şartları ele alıp bir bir bize söyledi. Biz de o şartları ikrarla kabul ettik ve sonra buyurdu ki: «Güç ve takat getireceğiniz hususlarda (daima riayetkar olun!).» [2]
Bunun üzerine biz de:
«— Allah ve Resulü bize bizden daha çok merhametlidir, dedik ve ilâve ettik: «Yâ Resûlellah! Bizimle musafaha (el sıkışma) yapmıyacak mısınız?»
Cevap verdiler:
«Şüphesiz, ben kadınlarla musafaha etmem. Benim (bey'-atleşme hususunda) bir kadına olan sözüm yüz kadınadır da..»[3]
Kadınların bey'at etmeleri Hazret-i Peygamber (S.A.V.) in teyzelerinden Selmâ binti Kays (R.A.) anlatıyor: Ensardan bir grup kadınla birlikte, bey'-atleşmek üzere Hazret-î Peygamber'e gittik. Allah'a eş - ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarımızı öldürmemek, başkasının çocuğuna sahiplenerek kocasına is-nadda bulunmamak ve uygun olan işlerde ona karsı gelmemek
şartlarını bize bildirdi ve son olaıak da
«Kocalarınıza hıyanet etmeyeceksiniz!» buyurdu. Biz de bu şartlar ile Resûlüllah'a bey'at ettikten sonra ayrıldık.. Bir ara hatırıma geldi «gışş»in mânası nedir? Beraberimdeki kadınlardan birine, «Hazret-i Peygamber'e dön de kocalarımıza gışş'ın mânası nedir, sor» dedim. Kadın gidip sormuş, Hazret-i Peygamber de ona: «Kocan malını alman ve onunla başkasiyle se-vişmendir,» diye cevap vermiştir[4]
Bu mevzuda İslâm tarihinde birçok Örnekler vardır; kitabımızın hacmi müsâid olmadığı için hepsini alamadık. Geniş bilgi için İbni Kesîr Tefsirinin C. 4, S. 354'e bakılması tavsiye olunur.
Netice olarak :
İslâm, erkeklerle kadınların el sıkışmasını, diğer bir tâbirle musâfaha yapmasını haram kılmış, en mühim mes'eleler-de, meselâ bey'at etmelerde bile buna cevaz vermemiştir. Çünkü yabancı erkekle yabancı kadının el sıkışması, şehevî bir elektriklenmeye yol açabilir ki bu tezkiye-i nefs yapma yolunda yürüyen bir mü'minin maneviyatını zedeler, îmânı zayıf olanların kötü düşünmesine yol açar.. [5]
İNANMIŞ KADINLAR HİCRET EDİP İSLAM DİYARINA GELECEK OLURLARSA, DOĞRU OLUP OLMADIKLARINI TESBİT İÇİN İMTİHANDAN GEÇİRİLİRLER..
«Ey îman edenler! İnanmış kadınlar hicret ederek size gelirlerse onları deneyin, hicretlerinin sebebini inceleyin.
Allah onların îmanlarını çok iyi bilir» Onların mü'min kadmlar olduklarını öğrenirseniz, kâfirlere geri çevirmeyin. Bu kadınlar o kâfirlere helâl değildir; onlar da bunlara helâl olmazlar. Kâfirlerin bu kadınlara înfak ettikleri (mehirleri)ni iade edin. Bu kadınların da mehirlerini kendilerine verdiğiniz zaman onlarla evlenmenizde bir vebal yoktur. Küfre saplanan karılarınızı (nikâhınız altında ) tutmayın; onlara harcadıklarınızı geri isteyin. Kâfirler de (hicret eden mü'min kadınlara) verdikleri (mehrî) istesinler.»
«Bu, Allah'ın hükmüdür ki aranızda hükmeder. Allah yegâne bilendir ve hikmet sahibidir.» [6]
Hazret-i Peygamber (S.A.V.) İslâm dâvasını adım adım hedefine doğru götürürken müstesna bir metod kullanıyor, dâvayı aksatacak, ona gölge düşürecek veya ulviyetim zedeliyecek bütün ihtimalleri de göz önünde bulunduruyor; günün siyasî, içtimaî, iktisadî ve ahlâkî havasına göre laaliyetini ayarhvordu. İşte bu şuurlu ve sabırlı çalışma O'nu hedefine ulaştırmıştır.
Hudeybiye anlaşması bunun güzel örneklerinden biridir. Mekke müşrikleri geleceğe kapalı hâlin dar çerçevesi içinde kendi akıllarınca ağır şartlarla anlaşmaya oturmuşlardı. Gelecek günleri görebilen, hâdiselerin nasıl netice vereceğini nübüvvet ibresiyle tesbît edebilen Resûlüllah (S.A.V.) görünürde ağır ve o nisbette Müslümanların aleyhine olan şartları rahatlıkla kabul etti. Bu şartlardan biri de: «Bizden bir adam sizin dîninizi de kabûî etmiş olsa size gelecek olursa onu bize geri çevireceksiniz..»
İşte bu anlaşmayı müteâkıb henüz Hudeybiye'den ayrılmadan Saîde binti Haris el-Eslemîye îslâmiyetini ilân ederek Hazret-i Peygamber'e geldi. Müşrik olan kocası Sayfiy bin Râ lıib (diğer bir rivayette Müsafirü'l-Mahzumî)de onu müteâkıb gelip Hazret-i Peygamber'e müracaatta bulundu.
— «Ey Muhammedi dedi, aramızdaki anlaşma gereğince karımı bana teslim etmelisiniz; hem yazılan anlaşmanın henüz mürekkebi bile kurumamiştır.
Anlaşmada kadınlardan bahsedilmemişti. Hazret-i Peygamber (S.A.V.) tereddüt etti, derken yukarıdaki âyet indi.. Böylece Hazret-i Saîde geri çevrilmedi..
Diğer rivayetlere göre, bu sırada Ümmü Gülsüm binti Uk-be İslâmiyeti kabul ederek geldi ve hemen onun ardısıra kocası çikageldi. Bu sebeple ilgili âyet nazil oldu.
Başka bir rivayette ise henüz dâire-i İslâm'a girmemiş olan Amr bin Âs'ın karısı ve kayınbiraderi İmaret ile Velîd Mekke'den kaçıp Resûlüllah'a iltica ettiler. Anlaşma da henüz yeni imzalanmıştı. Hazret-i Peygamber (S.A.V.) anlaşma gereğince İmaret ile Velîd'i geri çevirdi, kız kardeşlerini alıkoydu. Kadının yakınları onun da geri çevrilmesini istedilerse de Hazret-i Peygamber, «Hayır, anlaşmadaki şart erkekler hakkındadır, kadınlar hakkında değildir» dedi ve bu isteği reddetti. Bu sebeble, alâkalı âyet indi..
Çünkü inanmış bîr kadının müşrik bir kocayla bütün bağları kesilmiş sayılır. Artık karısı olarak onun yanma dönemez. Bu bakımdan Hazret-i Peygamber anlaşmada yer alan bu husustaki şarta bir esneklik vermişti ki müşrikler bunun farkına varamamışlardı. Hâdise vuku' bulunca Hazret-i Peygamber (S. A.V.) mevcut şart yalnız erkekler hakkındadır; çünkü ibarede «recü1» lâfzı kullanılmıştı ki bu lâfız ise umumiyetle erkeklere delâlet eden bir ism-i cins (cins isim)dir..
Nitekim nazil olan 10. âyetle de bu mâna kuvvetlendi ve: «İnanmış kadınlar hicret ederek size gelirlerse, onları deneyin... onların mü'min kadınlar olduklarını öğrenirseniz kâfirlere geri çevirmeyin!» diye emir verildi.
Hicret edip gelen kadınların cidden îmân ettiklerini tesbî-te ihtiyaç vardı. Çünkü bâzı kadınlar inanmadıkları halde kocalarına herhangi bir mes'eleden dolayı kızınca, «Beni üzme, sonra Muhammed'e giderim!» diye tehditte bulunur; bir kısmı da sırf kocasına kızdığı veya darıldığı için Hazret-i Muhammed'e iltica ederdi.. Çünkü iltica eden kadınlar îmân etmemekle beraber Hazret-i Peygamber'den daha emîn bir yer bulamıyorlardı.
Bu sebeple gelen kadınların geliş sebepleri iyice incelenmeye ve samimî olup olmadıkları tesbîte çalışıldı. Önce su üç husus üzerinde, sonra da 12. âyette belirtilen 6 şart üzerinde duruldu:
1. Kocasına kızarak gelmediğine, 2. İslâm topraklarına rağbet ederek kendi yurdundan ayrılmadığına, 3. Müslümanlardan bir erkeğe âşık olarak hicret etmediğine; belki Allah ve Resulünü severek, îman ederek hicret ettiğine Allah ile yemîn teklif edilirdi. Kadın bütün bu teklif edilenleri rahatlıkla yemîn ederse, ondan sonra altı şart teklîf edilir ve bunlardan da müs-bet cevap alınınca kabul edilirdi.
Bâz. rivayetlerde önce tekiîf edilen üç husus şöyle tesbît edilmiştir:
2. Kelime-i şehâdet getireceğine,
3. İslama bağlı kalacağına, bir daha kendi yurduna ve müşrik olan kocasına dönmiyeceğine yemîn ettirilir ve öylece geri kalan altı şart tekiîf edilirdi.
Başta İmâm Mâlik ile tnıâm-i Şafiî olduğu halde çoğu âlimlere göre bu âyet muhkemdir, mensûh değildir. [7]
İslâm bu ve diğer âyetlerle îmân edip müslüman olan bir kadının artık müşrik bulunan kocasına helâl olmadığını, müşrik kocanın da ona helâl olmıyacağını kesin olarak beyân etmiştir. Bu sebeple Asim Saadette, cidden inanan kadınlar hiç bir endişe duymadan Hazret-i Peygamberce gelir bey'at ederdi. Kocası küfründe ısrar ederse, kadının iddeti (şer'î bekleme müddeti) sona erince Müslüman erkeklerle evlenmesine müsâade edilirdi. Yalnız ne var ki, yeryüzüne adalet ve hakkaniyeti getiren ve bunun müdafii olan îslâm, bu kadınlarla evlenmek isteyen Müslüman erkeği, kadının ilk kocası bulunan müşrik'm sarfettiği mehri ödemekle yükümlü tutmuştur.. Bu da bir yandan ahde vefanın örneklerinden biridir.
Ayrıca bu kadınlarla evlenmek isteyen Müslüman erkekler, sadece onların eski kocalarının sarfettiği mehri ödemekle kalmıyor, bir de o kadına ayrıca mehir veriyorlardı. Çünkü ilk aile yuvasından yalnız başına ayrılmış, üzerindeki elbiseyle İslâm yurduna iltica ederek yeni bir yuvaya namzet olmuştur. Elinde kendisine medar ve teselli olacak kadar bir meblâğın bulunması gayet tabiîdir.
İnandıktan sonra tekrar küfre dönen kadın veya kocası, bu hareketiyle mevcud aile yuvasını yıkmış olur. îslâmın vereceği ilk hüküm, «kan koca derhal ayrılacak, aralarındaki bütün bağlar koparılacak!» olacaktır.
Nitekim bu âyel-i kerîme inince Hazret-i Ömer (R.A.), Mekke'de bulunan iki tane müşrike karısını derhal boşadı ve aradaki mevcut bağlan kesti. [8]
Hazret-i Peygamber (S.A.V.)in kızı Zeyneb (RA.), İslâ-miyeti kabul edip Mekke'den Medine'ye hicret edenlerdendi. Kocası Ebû'I-âs Müslüman olmadığı için Zeyneb ona bir daha dönmemiştir. Bilâhare Ebû'1-âs'm müslüman olup Medine'ye geldiği ve Zeyneb ile yeniden evlendiği rivayet edilir. [9]
[1] Mümtehme sûresi, âyet: 12
[2] İbni Kesir
[3] Bu sahîh bir isnaddır ki, İmâm Ahmed'den başka Tirmizî, Neseî, İbni Mâce de rivayet etmişlerdir. Tirmizî bunun için, «Hadîsim haseniin» kaydını koymuştur
[4] Ahmed bin HanbeL
[5] Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı Ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 2/301-303.
[6] Mümtelıme sûresi, âyet: 10
[7] Tefsîr-j Kıirlubi: C. 18, İbni Kesir: C. 4, Ahkâmü'Mvur'ân. / Ebubekir Râzî: C. 3. Neylü'l-merâm.
[8] Ha7rel-i Ömer (RA.)in bosadıçı kadınlardan biri, Muâviye bin Ebû Sufyan'la, diğeri de Ebû Cehm ile evlenmiştir. (Bak Kurtubî, C. 18, S. 15
[9] Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı Ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 2/304-308.
İslami Okul Okulların En Önemlisi