Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Müşriklere İstiğfar Edilmez - Kuranahkami - 89. Sayfa

 

MÜŞRİKLERE İSTİĞFAR EDİLMEZ

 

«Müşriklerin o çılgın ateşin yârânı (Cehennemlik) olduk­ları muhakkak meydana çıktıktan sonra, artık onların lehine, velev hısım olsunlar, ne peygamberin ne de mü'min olanların istiğfar etmeleri doğru değildir..» [1]

Müşrik olduğu bilinen kimseler için Müslümanların istiğ­farda bulunması bu âyetle men'ediîiyor.. Bilhassa ölen bir müşrik için istiğfar etmek asla doğru değildir. îVisâ sûresi 116. âyetle bu hususa temas edilerek buyuruluyor ki: «Şüphe­siz ki Allah, kendisine eş-orlak koşulmasının (günahını) yarîı­ğamaz.. Ondan başkasını, dilediği kimse için yarlığar..» Mu-hammed sûresi 34. âyette: «Küfredip de Allah yolundan sapan, sonra kâfirler olarak ölen kimseler (yok mu?) Allah onları kat'îyyen yarîığamaz!..» Ve Münâfikuıı sûresi 6. âyette: «Onlar için ha istiğfar etmişsin, ha istiğfar etmemişsin, haklarında birdir. Allah onları kat'iyyen yarîığamaz.. Şüphe yok kî Allah fâsıklar güruhuna hidâyet etmez.»

Nitekim Hazret-i Peygamber (S.A.V.)in amcası Ebû Tâlib ölmek üzere iken Resûlüllah (S.A.V.) onun yanına geldiğinde Ebü Cehl ile Abdullah bin Ebî Ümeyye de orada bulunuyordu.. Amcasını çok seven ve onun sayısız yardımlarına mazhar olan Resûlüllah  (S.A.V.):

—  «Ey Amcam! Lâ ilahe illallah, de ki, bununla senin le­hinde Allah katında şehâdette bulunabileyim!» diyerek onu hi­dâyete davet etti..

Bunun üzerine Ebû Cehl ile Abdullah bin Ebî Ümeyye mü­dâhalede bulunarak:

—  «Ey Ebü Tâlib! dediler, sen Abdülmuttalîb'in milletin­den yüz çevirir misin? Senin şanına yakıştıramıyoruz..»

Resûlüllah (S.A.V.) onların bu terbiyesizce müdahalelerin­den üzüldü ve çok sevdiği amcasının kurtulmasını arzu ede­rek yukarıdaki cümleleri tekrar tekrar telkine çalıştı.. Nihayet Ebû Tâlib en son söz olarak şöyle dedi: «O, (yâni ben) Abdül-muttalib'in milleti üzeredir..» Hidâyet nasîb olmadığı İçin «Lâ ilahe illallah..» demedi..

Bu acıkh manzara karşısında fazlasiyle   üzülen   Hazrcl-i Peygamber (S.A.V.):     «Vallahi men'olunmadığım müddetçe senin lehine istiğfarda bulunaca­ğım!..» dedi. Bu sebeble de Tevbe sûresi 113. âyet indi. [2]

İşte böylece bu âyet, kâfir ve müşriklerin dirisinden de ölüsünden de ilgi ve yakınlığı kesmemizi beyân etmektedir.. Ölüleri için istiğfar edilmez, dinleriyle de îmâna gelme ümi­di kesildiğinde dostluk ve ilgi kurulmaz..

Hazret-i İbrâhîm (A.S.)in kendi babasına olan istiğfarına gelince, o ancak babasına verdiği bir va'dden dolayı idi.. Yok­sa babasının Allah'a karşı düşman olduğu belli olunca, o bu istiğfarım kesti ve ondan uzaklaştı.. Babasına olan sevgi ve şef­kati bir arada onu harekete getirip istiğfarda bulunmasına yol açtı.. Çünkü o, cidden pek çok tazarru ve niyazda bulunan, kalbi yufka ve ezaya karşı gerçekten sabırlı bir zat idi. Ümit kalma­yınca aralarındaki babalık - oğulluk bağı kesildi..

Bununla beraber Uhud savaşında Hazret-i Peygamber (S.A.V.) in mübarek dişleri kırılıp yüzünden yara alarak kanı ak­tığı halde, müşrikler için şu duayı yapmıştı:

«Allahim! Kavmimi mağfiret et (bağışla), çünkü onlar (hak ve hakikati) bilmezler..» Bu, tarî-hen sabit olduğuna göre, âyet-i kerîme'nin delâlet ettiği mâna ile bu hadîsi bağdaştırmak nasıl mümkün olur? Alimlerin bu hususta görüş farkları olmuştur:                    

a) Bâzısına göre, Hazret-i Peygamber (S.A.V.) bu duayı, kendinden Önceki peygamberlerden naklen hikâye yollu söyle­miştir. Nitekim Sahîh-i Müslim'de Hz. Abdullah'dan yapılan rivayette deniliyor ki: Hazret-i Peygamberden işittim buyurdu ki: «Peygamberlerden bir peygamberi kavmi dövmüş de yüzün­den kan aktığı halde o peygamber onlar için «Rabbim, kavmi­mi mağfiret et, çünkü bilmezler..» diye duâ etıtışi.» Buhârî'-de de buna benzer bir rivayet vardır.

O halde Hazret-i Peygamber (S.A.V.) Uhud savaşında müş­rikler için duâ etmemiş, belki kendinden önce gelip geçen pey­gamberlerin sözünü hikâye etmiştir..

b) Diğer bâzı âlimlere göre ise, diri olan müşrikler için de istiğfarda bulunmak caizdir. Çünkü onların îmân etmele­ri umulur.. Ayetin siyak ve sibakından, ölen müşrikler için is­tiğfar edilmemesi mânası çıkarılıyor.. Nityekim İbni Abbas (R. A.) da aynı görüştedir..

îmâm Ahmed bin Hanbel'in İbni Büreyde'nin babasından yaptığı rivayette ise, bu âyetin, Hazret-i Peygamber (S.A.V.)in annesi Âmine ile alâkalı olduğu söylenir. Şöyle ki: Hz. Bürey­de'nin babası diyor ki;

«Resûlüllah (S.A.V.) ile birlikte bir seferde bulunuyorduk. Bir yere gelip konakladık; bizler 1000 kadar süvari idik.. Ce-nâb-ı Peygamber (S.A.V.) bizden biraz uzaklaştıktan sonra iki rek'at namaz kıldı ve ağladı.. Hazret-i Ömer bin Hattâb O'nun ağlamasına dayanamıyarak kalktı, Peygamber'e doğru ilerledi ve sordu:

— Ya Resûlellah! anam-babam size feda olsun; niçin ağ­larsınız?

Hazret-i Peygamber (S.A.V.):

«Ben, Rabbimden annem için istiğfarda bulunmamı iste­dim veya bu isteği izhar ettim.. Fakat Rabbim bana müsaade vermedi.. Bu sebeple anneme Cehennem (azabından) dolayı merhamete gelip duygulandım da gözlerim yaşardı..»

«Ben sizi üç şeyden men'etmiştim :

1. Kabirleri ziyaretten...  Şimdi artık ziyaret edin, tâ kî kabirleri ziyaret size hayrı hatırlata..

2. Kurban etinden üç gün yetecek kadarından fazlasını ve üç günden fazla yemenizi men'etmiştim.. Siz artık ondan dile­diğiniz kadarım yeyin ve istediğiniz kadarını da kendinize alı­koyun. ..

3. Ve sizi bir takım kaplardan su içmekten de men'etmiş­tim.. Siz artık bundan böyle istediğiniz kaptan (su) içebilirsi­niz.. Ancak  sekr  verici (sarhoş edici) bir madde içmeyin.» [3]

İbn~i Cerîr de, Alkame hadîsinden buna yakın bir rivayeti almıştır.. Taberânî ise bu hadisenin Tebük seferinden dö­nüşlerinde vuku' bulduğunu, İbni Abbas (R.A.)dan edilen ri­vayetle tesbît etmiştir.. [4]

Bütün bu rivayetlerle beraber, çoğu âlimlerin beyânına gö­re, âyet-i kerîme, Ebû Tâlib ile alâkalıdır ve ölen müşrikler için istiğfar edilmemesini tenbîhle ilgilidir. [5].


 

[1] Tevbe  sûresi,  âyet:   113

[2] el-Câraiu Ii-Ahkâmi'1-Kur'ân,  C. 8, S. 272

[3] İmâm Ahmed b. Hanbel

[4] Bu hususta  geniş  bilgi için bak:   Hafız  İtnâdüddin   Ebû'I-Fidâ  İsmail bin Kesîr'in tefsirine C. 2, S. 393-394..

[5] Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı Ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 2/309-303.