Tefsir Kulliyati - 1. Sayfa - Uzayayetleri
Müellifin Özgeçmişi
Celâl Yeniçeri 1943'de, İstanbul - Şile / Orucoğlu köyünde doğdu. İlkokulu köyünde bitirdi. 1963'de İstanbul İmam-Hatip Okulunu ve 1968'de İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsünü bitirdi. Askerlik vazifesini müteakip 1970 senesinde orta Öğretimde Öğretmenliğe başladı ve 1985'de M.Ü. İlahiyat Fakültesinde öğretim görevlisi oldu.
C. Yeniçeri, 1973 senesinde
hanefî fıkhına âit "el-İhtiyar" adlı eseri türkçeye tercüme ederek maddeleştirdi. 1980 senesinde
"İslâm İkt
1988 - 1989 yıllarında bir yıllık süreyle Halep Üniversitesinde ziyaretçi doktor olarak bulunan müellifin şu aşağıdaki isimlerde yayınlanmış tebliğ ve makaleleri bulunmaktadır: ,.
1- İslâm Hukukunda alış-verişte Kâr Haddi, İstanbul 1978
2- İslâmdaEmek ve Karşılığı, İstanbul 1986
3- Ebû Hanîfe'nin Hayatı, Malî ve
İkt
4- Bâc (Diyanet islâm ansiklopedisi maddesi)
5- Cehbez ("Diyanet islâm ansiklopedisi maddesi)
6- İslâm Hukuku Açısından İş Kazaları ve Meslek Hastalıkları Sorumluluğu ve İlgili Güvence Kurumları, İstanbul 1993
7- Zekât
Kurumuna Yeniden Bakış ve İslâm İkt
ÖNSÖZ
Yüce Allah'ın adıyla ve Hz. Peygamber'e selâmla söze başlayıp burada bir tanıtmada
bulunacağım. İslâmî ilimler arasında benim alanım
İslâm Hukuku ile İslâm İkt
Tefsir kaynaklarındaki yorumları ve âyetlerin tercümelerini her zaman ve her yerde gerçek Kur'an bilgisi olarak değil de onları bazan müfessir ve mütercimlerin anlayışı şeklinde görmek gerekir. Benim yaptığım tercüme ve yorumlar da elbet aynı durumdadırlar. Bazı alan ve konularda gerçek İlâhî İradenin tesbiti İçin Kur 'an ve varlık âlemi birlikte incelenmelidir. Müslümanlar bir iş bölümü içinde Kur'an ile varlık ve tüm kâinatı birlikte inceleyip birlikte yorumlamak durumundadırlar. Hangi dilden olursa olsunlar Kur'an tercümeleri onun mükemmelliği karşısında bazı alanlarda çok kere yavan kalıyor ve ilgili âyetleri bize gerçek boyutlarıyla anlatamıyorlar. Hatta bunlar arasında sâdece yavan veya eksik değil aynı zamanda hatalı tercümeler de bulunmaktadır. Meselâ yaratılış ve evrendeki oluşumların her bir çeşidi Kur'an'da ayrı bir fiille ifade edildiği halde bunların tek ve genel bir "yaratma" fiiliyle tercüme edilmesi elbet bir eksikliktir ve Kur'an'ın anlattığını bize tam anlatamamaktadır. Ben bu çalışmamda bunlara da dikkat çektim ve ilgili âyetleri, konu edindikleri oluşumlara uygun tercüme etmeğe çalıştım ki bunlar uzay ve tabiat bilimleriyle ilgili âyetlerin tercümesinde bir esas alınabilir kanaatındayım.
Çalışmamın başlangıcında Kur ' an-i Kerim 'in; yaratılış, tabiat ve kâinatla ilgili konulara bu boyutta yer vermiş olabileceğini düşünmemiştim. Kur'an'da yer ve göklerle ilgili malumat çokluğu beni gerçekten şaşırtmış bulunuyor. Kur'an bu yeryüzü insanlığına onun sâdece kendisini, kendi geleceğini ve kendi dünyasını değil aynı zamanda ona Kâinatı da anlatıyor. Bu yönüyle Kur'an bizim karşımıza aynı zamanda bir Kâinat Kitabı olarak çıkmakta ve insanlığı onun içinde ele alıp yüceltmeğe çalışmaktadır. Gerçekten Kur'an, insanlığın kâinat kitabı olma özelliğine sahip olmuştur ki biz yeri geldikçe onun bu durumunu göstermeğe çalıştık.
Kur'an'da; yaratılış, varlık ve evren o kadar geniş boyutta anlatılmıştır ki, bukonudaHz. Muhammed (571-632 m)'e fazla bir iş düşmemiştir. Bununla beraber Peygamber (S)'in anlattıkları da az değildir ki biz on,un konuyla ilgili tüm hadislerini bu çalışma içinde ele almaya çalıştık. Onun bu hadislerinden de faydalanarak hazırladığım bu eser "Uzay ve Kâinat Âyetleri Tefsiri" niteliğindedir.
Kur'an'ın yanı sıra elbet Hz. Peygamber de bazı açıklamalarda bulunmuş ve bazı bilgiler vermiştir. İnsanlığa O sâdece, gelen vahyi nakledip duyuran ve bunun ötesinde suskun kalan bir elçi olmamıştır. O, Kur'an'm kendisine yüklediği: a) açıklama yapma b) bırakılan bazı boşlukları doldurma gibi görevlerini de yerine getirmiştir. Zamanımızda Peygamber'e açıklama ve konuşma haklan-m tanımayıp bu hakları yalnız kendilerine tanıyanlar ortaya çıkmıştır. Kur'an'm Hadisden önce gelen bir kaynak ve delil olduğunu herkes bilir. Ancak Hadis bizim kendimizden önce gelir. Ondan anlayamadıklarımızı ya anlamaya çalışır veya onları zamana terkederiz. Elbet Hadis Kur'an gibi olmayıp onda bazı sahih olmayan ve Kur'an'da olduğu gibi onda da bazı açık olmayanlar bulunacaktır. Hadis bilimi zaten bunun için doğmuştur ve o halen de işi bitmemiş canlı bir bilim dalı olarak varlığını sürdürmektedir.
İslâm inancına göre Kur'an insanlığa sunulan son kitaptır ve beşeriyete bundan sonra artık bir daha kitap sunulmayacaktır. Bir din kitabı olması dolayısıyla Kur'an'da, varlık ve tabiata ilişkin konular dahi dinî bir hedef gözetilerek ve Yüce Bir Rabbi tanıtmak gayesiyle yer almışlardır. Biz de bu konulan Kur'an'daki ortamından koparmadan ve onun hedeflerine uygun olarak ele aldık ve Kur'an âyelleriyle tabiat ve varlık âyetlerini bir bütünlük içinde inceleyip yorumlamaya çalıştık. Biz burada bir müslümanın bilimsellik adına inancını bir tarafa bırakmasına gerek olmadığını da gösterdik. Diğer dinler için doğru olan bu tutumun İslâm için gerekli ve geçerli olmayacağını bu eseri incelİyenler anlayacaklardır. Benim aslında burada yaptığım tabiat ve uzay bilimleri alanında uzman kişilere Kur'anı Kerim'in ve Peygamber (S) 'in bu konulardaki öğretiklerini bir düzen ve mümkün olduğu kadar uygun yorumlar içinde sunmaktan ibarettir. Gerçek değerlendirme ısbatlanmış bilim tarafından yapılacak ve bir gün bu bilim tarafından Kur'an ile varlık ve tüm evren arasındaki uyum ve uygunluk mutlaka ortaya konulacaktır.
Ben burada Kur'an'm belli bir alanda yorumunu yaptım. Bu ne çağdaş bir yorum ve ne de ilgili âyetlerin çağdaş bir tercümesidir. Çağdaşlık dâima eskiyen ve dâima geride kalan bir olgudur. Önemli olan çağa uysa da uymasada Kur'an'm gerçek bilgisini ortaya çıkarmaktır. O zaman gerçek bilimle ters düşmüş olmayız. Ancak çağın bilim seviyesi bizim başarımızda etkili olacak ve bizi olumlu veya olumsuz etkileyecektir. Şu bir gerçektirki ilerliyen bilim dâima Kur'an'm daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacaktır.
Varlık, tabiat ve uzay bilimlerine Kur'an-ı Kerim'de, hiç kimsenin tahmin edemiyeceği derecede önem verilmiş ve bu bilimler Yüce, Bir ve Kadir Allah'ın tanınıp takdir edilmesi için İslâm dininin bir parçası hâline getirilmişlerdir. Bu sebeple ben dinleri ne olursa olsun bütün dünyada bu alanlarda çalışma yapanları takdir ediyor ve onların bu araştırın al arını Kâinat Kitabı olma özelliğine sahip Kur'an'm yorumuna yönelik çalışmalardan sayıyorum.
Benim bu çalışmamın temel kaynağı Kur'an ileHz. Peygamber'in sözlerini toplayan eserlerdir. Geçmişte ve günümüzde Kur'an'm tefsirine yönelik çeşitli eserler yazılmıştır. Ben bu araştırmamda özellikle ilk devirlerin tefsirlerine dayandım ve onlardan da belli özelliği olanları ve belli noktalarda bulunanları esas aldım. İlk müelliflerden biri olması ve aynı zamanda rivayet ve tarih bilimi alanında söz sahibi bulunması dolayısıyla Taberî, felsefe, tabiat ve gök bilimlerinin üstadı Fahruddîn er-Râzî, Endülüsü ve hukuk bilimini temsil ettiği İçin Kurtubî, kelâmci müfessir İranlı Neysabûrî, Şam beldesinden, çeşitli İslâmî bilimlerin üstadı İbn Kesîr ve o ölçüde çeşitli bilimlere sahip Bağdat'tan İbnu'l-Cevzî, Mısır'dan Suyûtî, dil, edebiyat ve çok sayıda müfessirin üstadı Türk Harzem ilinden Zemahşerî ve Kur'an'm garib kelimelerini açıklayan ilk müelliflerden İbn Kuteybe gibiler bu çalışmama kaynaklık yapmışlardır. Hicaz bölgesinden tefsircilerin pîri sayılan Abdullah İbn Abbas (r.) ve onu izleyen neslin ünlü tefsir âlimleri de bu çalışmamızda sık sık görüşlerine başvurduğumuz kimseler olmuşlardır. Benim için bu konuda ilk devirlerin Kur'an yorumu önemliydi. Bu bakımdan çalışmamda, daha çok taklide dayanan sonraki eserlere yer vermedim. Ancak bir istisna olarak Osmanlıyı temsîlen Ebu's-Suûd'a yer verilmiştir. İslâm medeniyeti; Arap, Türk, İran ve Hind milletlerinin ve diğer alt toplulukların, kısaca İslâm millet ve topluluklarının ortak medeniyetidir. Ben bu çalışmamda, mümkün olduğu kadar geniş tabanlı ortak medeniyetin ürünlerini esas almış bulunuyorum.
Türkçenin batı dilleri etkisi altına sokulup, halkın bilinçsizliğinden faydalanılarak, tam bir yoketme ihanetine uğratıldığı günümüzde ben bu eserimi diğer eserlerimde olduğu gibi batı kaynaklı kelimelerden arındırılmış bir türkçe ile yazmış bulunuyorum. Böylece türkçenin yeterliliğini göstermeğe ve bilim ( dilini türkçeleştirmeğe çalıştım. Bu kadar büyük hacimli bir kitapta zorunlu olarak kullandığım batı kaynaklı kelimelerin sayısı üç-beş kadar olabilir. Bozulmamış bir dil yabancı araştırıcılar için de bir kolaylık sağlıyacaktır. Bilimin milli- ^ yeti olmaz veya olmamalıdır. Ancak medeniyetlerin dînî ve millî özellikleri vardır. İslâm milletleri kendi öz dillerini özenle koruyup yaşatmahdırlar ve bilimin evrenselliğine medeniyetlerini ve onun bir parçası olan dillerini feda etmemelidirler. Diğer yandan İslâm medeniyeti bir taassub içine düşürülmemeli ve bu medeniyet diğer medeniyetlerin kendisiyle uyumlu, faydalı ve güzel taraflarına açık tutulmalıdır.
Orta seviyede hemen herkesin anlayabileceği sâde bir anlatımla yazdığım bu eserin görüntülü belgesel bir dizi yapılması önde gelen arzularımdan biridir. Eğer bu yapılırsa bilim dünyasının meraklıları kanaatıma göre önemli bir çeşniyle karşılaşacaklar ve onlar yerküremizi ve lüm evreni Kur'an veHz. Muhammed (S)'in öğretileri gözüyle izlemiş olacaklardır. Eser bu gayeyle baştan sona mümkün olduğunca belgesel bir dizi anlatımıyla yazılmıştır. Bu sebeple belli bazı kalıp tekrarların hoşgörüleceğini ümid ederim.
Bu eserde, göklerde başka dünyalar, başka insanlar, canlılar, nimetler ve hayat imkânları olup olmadığı konuları Kur'anveHz. Peygamber'in öğretilerine dayanılarak ele alınmıştır. Sözkonusu kaynaklarda bu konuda ilginç işaret ve anlatımlara rastlamış bulunuyoruz. Bu eserde Mîrac olayı da Kur'an'da anlatılan zaman ve mekân boyutları ışığında çok farklı biçimde ele alınmıştır.
K u r' a n en başta insanlığın kitabıdır ve o ayrıca fert ve toplum dışında tüm varlık ve kâinatı kendisine konu edinmiştir. Varlıktaki ve Evrendeki oluşum aşamaları ve evrenin düzeni Kur'an-ı Kerim'in kuruluş ve düzenine yansımış bulunuyor. Ben konumuz çerçevesinde bunları tek tek ele alıp göstermeğe çalıştım. Varlık ve tabiatı oluşturup ona şekil ve düzen veren Güç bu düzen ve oluşumları bîr düzen içerisinde Kur'an'da anlatmış bulunuyor. Kur' an 'in düzenlemesi ve iç düzeni gerçekten bir mucize durumundadır. Daha Önce pek çoklarının farkedemedîği Kur'an'ın böylesi nice mucize yönünü keşfedip onları burada kendi konuları içerisinde dile getirmem, eğer başarılı olduysa elbet bundan büyük mutluluk duyarım. Biz burada kelime ve fiillerin anlam ve sayılarından hareket edip hurûfîlik gibi mesnetsiz bir yola sapmadık.
Çağımızda bazı
müellifler, konulan İçine aldıkları âyet ve hadislerin açıklamalarında onların
mânalarından kopup tamamen ayrı bir anlatım içine düşmüşlerdir. Bu yolla, Kur'an ve hadislerin gerçeğinden uzak ciltlerce eser yazanlar
olmuştur. Ben açıklamalarımda âyet ve hadislerin anlamlarından kopmadan o
mânaları en sona kadar götürmeğe çalıştım. Her yerde
Kur'an öyle bir kitapdır ki onda hem Evrenin geçmişi ve hem de geleceği bulunmaktadır. Bu Kitap aynı zamanda beşeriyetin geçmiş ve geleceğini göstermiş ve insanlığın inanç tarihini ele almıştır. Evrenin yaratılışı ne kadar il-
ginçse onun yıkılışı da o Ölçüde korkunç olacaktır. Biz her iki olayı da burada insanlığa âdeta belgesel diziler içerisinde seyrettirmeğe çalıştık.
İnsanlık toplumunun ve kâinatın düzen ve dengeleri Kur'an'da İlâhi Düzen olarak genel düzen ve denge içinde birlikte ele alınmış ve her İkisinin varlıklarına ve arzulanan hayatlarına son verici davranışlara şiddetle karşı çıkılmıştır. Biz bu çalışmamızda bunları da göstermiş bulunuyoruz.
Kur'an, onda derinleştikçe insanın gözünde daha büyüyen bir kitap olmaktadır. Gerçekten ben onun karşısında âdeta tüm varlık ve gökleri karşısına alan bir gözlemcinin şaşkınlığı gibi şaşkına dönmüşümdür. Fakat ne yazıkki tercüme ve tefsirler bazı alanlarda onun bu büyüklüğü karşısında çok yetersiz ve bazan da çok küçük kalıyorlar. Bu çalışma sonunda vardığım sonuçlardan biri de budur. Ancak geçmişte ve günümüzde, ıhlas ve ciddiyetle tercüme ve tefsir çalışması yapmış olanları her zaman rahmet ve saygıyla anmak benim görevim olacaktır. Çünki sonrakiler hep öncekilerle aşama kaydederler. Kur'an gerçekten bilim ve uzay çağını başlatmış ve fakat günümüzde müslümanlar belli bazı alanlarda ona ayak uydurmakta gecikmişlerdir.
Bu çalışma ile Kur'an ve Peygamber (S)'in öğretilerine dayalı İslâm varlık ve gök bilimine önemli bir katkı yapabildiysem kendimi bahtiyar sayarım. Eğer bu çalışma bilimler tarihinde bir boşluğu doldurduysa ve bilim felsefesi yapmak isteyenlere belli bir alan için malzeme verebiliyorsa elbet bu da beni sevindirir, Bu eser belli boyutlarıyla da olsa insanlığa Kur'an-ı Kerim'i tanıtabilmiş ve onu bilim dünyasına açabilmişse benim için bu hepsinden daha sevindirici olacaktır.
Bilindiği gibi yer ve göklerin sayısı yedidir. Bir tesadüf yedi bölümden oluşan bu eserimi çok değerli okuyucu ve araştırıcılara sunarken, onların, benim için çok değerli olacak tenkitlerini de bekler saygılar sunarım.
Prof. Dr. Celâl Yeniçeri İstanbul 1999[2]
İslami Okul Okulların En Önemlisi