Sonuç - Kuran - Uzayayetleri - 11. Sayfa
SONUÇ
İnsanın hayranlıkla seyredip karşısında azce düştüğü bu eşsiz kâinat gerçekten Yüce ve Bir Allah'ın eseri olarak ortaya çıkmıştır. Allah, kâinat ve insanı ele alan Kur'an-ı Kerîm ile Hz. Muhammed (S)'in ilgili sözleri, görüldüğü gibi bu çalışmamızın ana kaynağını oluşturmuşlardır. Ben bu çalışmam ile Kur'an'daki kâinatı ve bu kâinat içinde dünyamızın ve insanlığın yerini ortaya çıkarmaya çalıştım. Kur'an'daki kâinat bizim karşımıza gerçek kâinatın bir özeti olarak çıkmaktadır.
Arş bir tarafa Kâinat ve İnsan Kur'an'da bize Yüce Allah'ın en büyük iki eseri olarak takdim ediliyorlar. Bunun için Kur'an'da insana hep yüksek bir kişilik kazanma yolları gösterilmiştir. Alçalma yolunu tutanlar ise bu Kitapta, insaniyetten ayrılmış kişiler olarak yükselişin tam zıddı bir yere oturtulmuşlardır. Evrenin, her iki yolu tutanlara da kucak açacak, biri diğerinin tanı zıddı, âlemleri vardır. Biz, tüm insanlığın doğru bir yol seçerek bu evrenin ve bundan sonra cennet ve cehennemiyle karşımıza çıkacak olan bir başka evrenin en seçkin varlığı olmasını diliyoruz.
İlk insanın ortaya çıkışı konusu içerisinde gördüğümüz gibi Kur'an insanın gerek toprak ve gerek ana karnındaki oluşum aşamalarının sayısını bize 6'şar olarak vermektedir. Bu safhalar göklerin altı oluşum safhasına eşit bulunmaktadırlar. Bu da insanoğlunun yaratılışına gökler kadar itina edildiğini gösterir. Topraktan insana geçişin tamamlanmasından sonra üreyip çoğalmanın ana karnındaki aşamalarına gelince bu olay meni denilen erlik suyu ile başlatılmıştır. Döllenip yeni bir varlığın oluşması için bu insan suyunun duraklamadan sür'atle yer ve hedefine ulaşması gerekmektedir. Aksi halde hemen o canlılığını yahut canlılık güç ve atılganlığını kaybeder. İşle bu hassas noktaya değinen Kur'an ilgili âyette buradaki fışkırma ve atılganlık (:dıfk) olayına dikkat çekmiştir. Târik sûresinde yer alan bu âyet orada insanın oluşum safhaları sayısı olan 6. sıraya konulmuştur. Bu bir tesadüf olmamalıdır. Patlayıp ayrışma (: fatk) suretiyle evren çekirdeğinden altı safhada göklerin ortaya çıkışı ile buradaki "dıfk: fışkırma ve atılganlık" olayı arasında benzerlikler vardır. Her iki olay hakkında da birer âyet vardır ve her İki olayda da biri insana öteki evrene âit olmak üzere çekirdekler 6'şar safhadan geçerek hedeflenen varlıkları ortaya çıkarmışlardır. Her ikisinin kendi iç safhalarındaki yapılanmaları için de daha önce gördüğümüz gibi aynı "f atr" fiili kullanılmıştır. Her büyük başlangıç kendi çapında büyük bir patlama veya bölünme yahut büyük bir hareket ve canlılıkla başlamaktadır. Burada oluşum safhaları itibariyle göklerle insanm eşleştirilmiş olması ve insan denen bu varlığa 7 göğün yaratılışı kadar îtina gösterilmiş olması insan ve insanlık için çok önem taşımaktadır. İnsan kütle varlığı itibariyle küçük ise de elbet o, ruh, şuur ve îman boyutlarıyla göklerden daha üstte bulunmaktadır. İslâmın îman çizgisi onu tam bir insaniyet kimlik ve kişiliği ile bir ve Yüce Allah'a götürüp evrenin üstünde en yüksek bir yere çıkarmıştır. Söylenildiği gibi insan küçük bir kâinat değil, o kâinata eş ve mâna yönü itibariyle ondan da öteye bir kâinattır.
Hem gökler ve hem insan Allah tarafından belli bir düzen içerisine sokulmuş ve belli bir hedefe yönlendirilmişlerdir. Gökler oralardaki düzen koruyucu yıldızlarla gözlenip korunmaktadırlar ve orada düzen bozucu davranış ve çıkışlara hemen müdahale edilmektedir. Burada sözkonusu sûreye adım veren 'Târik" yıldızı böyle bir görev üstlenen yıldız türlerinden biridir. Bu yıldızdan ve onun görevinden bahseden âyetten hemen sonra gelen âyette de; her insanın bir gözetip duranı (: hafîz) olduğundan söz edilir. Hayatlarını yanlış veya güzel yaşayanlar Kur'an-ı Kerîm'den öğrendiğimize göre gözetlenip kayda alınmaktadırlar. Burada peşpeşe gelen bu âyetlerde düzen açısından insanla gökler eşleştirilip her ikisinden de kendileri için konulan düzen içinde seyredip yürümeleri istenmiştir ki son kitab olarak Kur'an Yüce Rabbin insan ve insanlık için isteyip emrettiği bu düzeni anlatmaktadır. İnsan öteki hayata ruh ve şuuruyla intikal edeceği ve orada bunlarla yeni bir yaratılışla ortaya çıkacağı için hayatında İlâhî rızaya ters bir sapma yaptığında veya hayatını tamamiyle yanlış yaşadığında kanun yoluyla istenen müdahaleler hâriç genelde ona burada hemen müdahale edilmez. O, orada sorumlu tutulur. Fakat gökler böyle değildir. Göklerde düzen bozucu gelişmelere koruma görevli güçlerle hemen müdahale edilir. Kur'an'dan öğrendiğimize göre Hz. Muhammed (S)'e bilmeden, Allah'ın düzen ve dinine ters bir yanlışlık yaptığında hemen müdahale edilmiştir. Çünkü Peygamber'in sapması, tıpkı göklerde olduğu gibi o konuda âlemleri de saptırır. Geçmiş tüm Peygamberleri için de aynı şey söz konusu olmalıdır.
Bazıları, konulan cezalar, sebebiyle Kur'ân'da Allah'ı merhametsiz bulurlar. Oysa Allah rahman ve rahım gibi en üst ve en kapsamlı merhameti ifade eden iki büyük sıfatını Kur'ân'ın en başına yerleştirmiş bulunuyor. Bu kitapta Allah imansızlık ve bir de kendisi için yapılması gerekli ibâdet ihmallerinin cezasını öteki hayata bırakmıştır. Can, mal, namus ve hürriyet gibi insana insanî kişilik veren dokunulmaz haklara karşı işlenen suçlara gelince işte Kur'ân'da cezası belirlenenler bunlardır. İnsanlık âleminin nitelik ve tabiatını bozup onu hayvanlar dünyasının tabiat ve hudutları içine çekmeğe çalışanlara karşı konulan işte bu cezalarda sertlik görülür. Bunların tümünden bir hüküm çıkarmak gerekir; Allah kendisi için bir şey istemez. O'nun yüksek değer olarak yarattığı "insan" ve onun insanlık âlemine merhametsiz davrananlara yüce Rabb'in burada merhameti olmamışsa bu tutumun o yüce sıfatlardan; o yüce merhametten kaynaklandığı açıktır. Hiç kimse O'nun kulu ve bu kulun haklan üzerinde ilâh kesilmemelidir. O burada gadaplamr; Allah insanlığı yıktırmak istemez. Kur'ân'da insan ve insaniyetin tüm temel dokunulmazlıklarının arkasında Allah vardır ve O bunları burada kendi haklan gibi kabullenmiştir. Değil insan ve insanlık hatta hayvanların ve belki bitkilerin hakları bile ötede hesap görecektir. Allah her bir âlemini kendi hududları içinde korumak ister. Bunlara tecâvüzün cezası hafif olmaz. Bunlar içinde insan ve onun âlemi en güzel olmakla mükelleftir; Çünkü bitkiler, hayvanlar, âlemler ve tüm güzellikler onun için yaratılmıştır. İnsanın, değil başkalarına, onun bizzat kendisine karşı da kötü davranmaya hakkı yoktur; Allah onun da Rabbidir; O bunada müsaade etmez.
Söylediğimiz gibi Kur'an bize en çok; Allah, kâinat ve insanı anlatıyor ve bütün bunları, gerçek İlâhî çizgide kalıp yükselmesi için insana anlatıyor. Gökler zaten kendi düzenleri içerisinde yürüyorlar. Burada önemli olan insanın göklere düzen vermesi değil onu kavraması ve kendine düzen vermesidir. İnsan kendine, kâinata ve oradan da Yüce Rabba daha büyük bir şuurla yönelmelidir.
Bu çalışmamdan sonra Kur'an'dan ayrıca şunu anladım ki insan denilen bu varlık çok yüksek bir değere sahip bulunmaktadır. Fakat bazı insanlar ve bazı insan toplulukları geçmişte hayatlarını çok alçakça yaşamışlar ve bugünde gene pek çoğu öyle yaşıyorlar. Onlara Kur'ân'da âdeta şöyle seslenildiğini duyuyorum: Ey insan ve Ey insanlık sen ne kadar yüksek bir değere sahipsin; Neden bu kadar alçalıp küçüldün ve neden bu kadar alçalıp küçü-îüyorsun! Bu alçaklıktan kalk, Rabbinin yolundan O' na ve gerçek değerine yüksel. Gene Kur'an'dan öğrendiğimize göre elbet tarihte gerçek Tevrat ve gerçek İncil'in nidası da böyle olmuştur. İnsan Yüce Rabbin kendine verdiği manevî değeri ve yüce anlamı kavrayabilse o kendisi ve başkaları için kötü bir insan olamaz. O, iyiliğe yönelir sevgi insanı olur. İnsanın başkasına yaptığı her kötülük ve iyilik sonuçta fazlasıyla kendisine döner. Kur ' an insana; Rabbi katında yüksek değerini ve ona görev ve sorumluluklarını anlatmak için gelmiştir.
Evrenin güzel dünyasına, aslı ve türü itibariyle canlı yaratıkların en seçkini yaptığı bu insanlığı; bizleri getirip yerleştirmesinden ötürü Yüce Rab karşısında saygıyla eğiliyoruz. Bu gezegende ve bu evren içerisinde insanı kendi başına yalnız bırakmayıp onunla her yerde beraber olduğu için ve insana peygamberleriyle kendini ve gerçek yolunu tanıttığı için Yüce Rab'ba sonsuz minnet ve teşekkür ediyoruz. Bizi biz, evreni evren yapan, sonsuzlukların ve sonsuz yaratılışların Rabbi olan Yüce ve Bir Allah var olmasaydı "yokluk" dahi var olamazdı. Bu şuurla O'na olan secdemizi bu kâinatın en anlamlı iradî bir hareketi kabul ediyoruz.
Bu kâinatta elbet yalnız bizler yaşamıyoruz. Bu evrenin bizden ayrı diğer canlılarını; meleklerini, cinlerini, eğer varsa diğer dünyalann insanlıklarını ve son olarak bizim dünyamızın bu saygı değer insanlığını ve buradan ayrılıp ruhlar âleminde yer alanları, bütün hepsini saygıyla selâmlıyorum. "Yaratılanı severiz Yaratandan ötürü" diyen bir şâir Yûnus zihniyetiyle canlı ve cansız Yüce Allah'ın tüm yarattıklarını, tüm yer ve göklerini selâmlıyorum. İnsanlığı ve Allah'ın diğer yaratıklarını Allah'a ters düşüren şeytanları ve onlarm işbirlikçilerini ise ben de yüce Rabbin yaptığı gibi lanetliyorum. İnsanlığa hep Allah yolunu gösteren Onun elçileri peygamberleri ve bu görevi en son olarak üstlenen Hz. Muhammed (s.a.)'i derin bir saygıyla selâmlıyorum. Selâm hepinize!
Çok şükür Yüce Allah'a, burada çalışmamı bitirmiş bulunuyorum. Bir araştırıcının çektiği sıkıntılara bir nebzede olsa onun eş ve çocukları da katlanırlar, onun zahmetini çekerler. Bu sebeple burada değerli eşime ve sevgili çocuklarıma da teşekkür ediyorum. Bu kitabımın gerçek sonucunu ben değil elbet saygı değer okuyucular yazacak veya gerçek sonucu düşüncelerinde onlar ortaya koyacaktır. Şimdiden onlara teşekkür ediyor ve bu eserimin daha da olgunlaşması ve hatalardan arınması için onlarm değerli tenkitlerim bekliyorum. Yanıldıysam Allah'ın bana doğruyu nasib etmesini ve beni af etmesini diliyorum. Eğer ilim dünyasına bir şeyler verebildiysem ve okuyuculara faydalı olabildiysem kendimi bahtiyar sayacağım.
Kitabımı hâlen kurulu olan ve bundan sonra kurulacak olan evrenlerin ve âlemlerin yaratıcısı ve sahibi Yüce Allah 'm kendisi hakkındaki; "İlk Odur, son Odur. Açıkta (varlığı açık) olan Odur, içte olan (bâtın) Odur ve her şeyi bilen de Odur7' (L'adîd, 3) sözleriyle bitiriyor, O'nun karşısında ve O'nun eserleri bu dünya ve bu kâinat karşısında saygıyla eğiliyorum. Selâm sana ey dünya, selâm sana ey kâinat, şükür sana ey Yüce Yaratıcı!
22 Şaban 1414/3 Şubat 1994
Doç. Dr. Celâl Yeniçeri
M.Ü. İlahiyat Fakültesi İstanbul.[1]
İslami Okul Okulların En Önemlisi