Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Kuran - 1. Sayfa - Uzayayetleri

Müellifin Özgeçmişi 1

ÖNSÖZ. 1

 

Müellifin Özgeçmişi         

 

Celâl Yeniçeri 1943'de, İstanbul - Şile / Orucoğlu köyünde doğdu. İlkoku­lu köyünde bitirdi. 1963'de İstanbul İmam-Hatip Okulunu ve 1968'de İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsünü bitirdi. Askerlik vazifesini müteakip 1970 senesinde orta Öğretimde Öğretmenliğe başladı ve 1985'de M.Ü. İlahiyat Fakültesinde öğre­tim görevlisi oldu.

C. Yeniçeri, 1973 senesinde hanefî fıkhına âit "el-İhtiyar" adlı eseri türkçeye tercüme ederek maddeleştirdi. 1980 senesinde "İslâm İktisadının Esasları" adı ile te'lif ettiği 500 sayfalık bir eserini daha neşretti ve bununla Millî Kültür Vakfı ödülünü kazandı. 1983'de "İslâmda Devlet Bütçesi Hukuku" konulu çalışması ile doktora unvanını elde etti. Yaklaşık 450 sayfa olan bu çalışması 1984 senesinde basıldı. Müellif 1989 senesinde Doçentlik rütbesini elde etti. Onun 1996'da "İs­lâm Açısından Tüketim, Tüketicinin Korunması ve Ev İdaresi" adlı bir eseri daha yayınlandı ve o aynı yıl içerisinde profesörlük payesini elde etti. Müellifin "Pey­gamber, Devlet Başkanı, Aile Reisi Hz. Muhammed'in Hayâtı, Geçimi ve Yaşan­tısı" adlı yaklaşık 500 sayfalık çalışması da tamamlanmış durumdadır.

1988 - 1989 yıllarında bir yıllık süreyle Halep Üniversitesinde ziyaretçi doktor olarak bulunan müellifin şu aşağıdaki isimlerde yayınlanmış tebliğ ve ma­kaleleri bulunmaktadır:                         ,.

1- İslâm Hukukunda alış-verişte Kâr Haddi, İstanbul 1978

2- İslâmdaEmek ve Karşılığı, İstanbul 1986

3- Ebû Hanîfe'nin Hayatı, Malî ve İktisadî Görüşleri, istanbul 1986

4- Bâc (Diyanet islâm ansiklopedisi maddesi)

5- Cehbez ("Diyanet islâm ansiklopedisi maddesi)

6- İslâm Hukuku Açısından İş Kazaları ve Meslek Hastalıkları Sorumlu­luğu ve İlgili Güvence Kurumları, İstanbul 1993

7- Zekât Kurumuna Yeniden Bakış ve İslâm İktisadı Açısından Sermaye Temin Yolları [1]

 

ÖNSÖZ

 

Yüce Allah'ın adıyla ve Hz. Peygamber'e selâmla söze başlayıp burada bir tanıtmada bulunacağım. İslâmî ilimler arasında benim alanım İslâm Hukuku ile İslâm İktisadıdır. Ben İslâm İktisadı çerçevesi içinde uzay ve gökle­rin iktisadî imkânlarım araştırmak için böyle bir çalışmaya başladım. Bir süre sonra anladım ki bizzat yaratılış ve göklerin kendisi ele alınmadan göklerin ikti­sadî imkânları ortaya konulamaz. Bu sebeple ilk başa dönerek yaratılış ve tüm varlığı İslâm açısından incelemeğe koyuldum. Çalışmamın adından da anlaşıla­cağı üzere bu eser "İslâm Açısından Kâinat" ile "İslâm Açısın­dan Kâinatın İmkânları" olmak üzere iki ana kısma ayrılmış bulunuyor. Birinci kısım olmadan ikincisi bir temele oturmuş olamıyacağından burada ken­di esas alanımın dışına da çıkmak durumunda kaldım. Geçmişte Fârabî, İbn Rüşd ve Gazâlî gibi İslâm filozoflarının temelde bir İslâm Hukuk eğitimi aldık­larını biliyoruz. Bu sebeple benim gibi sahası İslâm Hukuk ve İktisadı olan biri­sinin toplum biliminden kısmen varlık bilimine yönelmesi yadırganmamalı ve bu arada K u r' a n' ı n her iki alana da yer verdiği ve bir İslâm ilâhiyatçısının daha alt derecelerde sahaları bulunabileceği unutulmamalıdır. Ancak ben bir fel­sefeci ve bir kelâmcı olmadığım için bu çalışmamı sâdece Kur'an-ı Kerim ve onun tefsirleriyle Peygamber'in konuya âit hadisleri çerçevesinde ele al­dım. Bu konuda kelâm ve İslâm Felsefesinin sözünü ve onların kaynaklarını kendi sahalarının uzmanlarına bırakmış bulunuyorum. Diğer yandan başka me­deniyetlerden çokça etkilenen felsefeden gerçek İslâm bilgisini öğrenmenin zor olacağını düşünerek saf Kur'an bilgilerini tesbit etmek için konuyu onun çerçe­vesinde ele almayı uygun gördüm. Şu kadar varki Kur'an-ı Kerîm'in tercüme ve tefsirleri de özellikle varlık ve kâinatla ilgili âyetleri bize her zaman tam gerçeği ile anlatamıyorlar. Elbet müfessirler de kendi çağlarının bilim, felsefe ve mede­niyetlerinden etkileniyorlar.

Tefsir kaynaklarındaki yorumları ve âyetlerin tercümelerini her zaman ve her yerde gerçek Kur'an bilgisi olarak değil de onları bazan müfessir ve müter­cimlerin anlayışı şeklinde görmek gerekir. Benim yaptığım tercüme ve yorumlar da elbet aynı durumdadırlar. Bazı alan ve konularda gerçek İlâhî İradenin tesbiti İçin Kur 'an ve varlık âlemi birlikte incelenmelidir. Müslümanlar bir iş bölü­mü içinde Kur'an ile varlık ve tüm kâinatı birlikte inceleyip birlikte yorumla­mak durumundadırlar. Hangi dilden olursa olsunlar Kur'an tercümeleri onun mükemmelliği karşısında bazı alanlarda çok kere yavan kalıyor ve ilgili âyetleri bize gerçek boyutlarıyla anlatamıyorlar. Hatta bunlar arasında sâdece yavan ve­ya eksik değil aynı zamanda hatalı tercümeler de bulunmaktadır. Meselâ yaratı­lış ve evrendeki oluşumların her bir çeşidi Kur'an'da ayrı bir fiille ifade edildiği halde bunların tek ve genel bir "yaratma" fiiliyle tercüme edilmesi elbet bir ek­sikliktir ve Kur'an'ın anlattığını bize tam anlatamamaktadır. Ben bu çalışmam­da bunlara da dikkat çektim ve ilgili âyetleri, konu edindikleri oluşumlara uy­gun tercüme etmeğe çalıştım ki bunlar uzay ve tabiat bilimleriyle ilgili âyetlerin tercümesinde bir esas alınabilir kanaatındayım.

Çalışmamın başlangıcında Kur ' an-i Kerim 'in; yaratılış, tabiat ve kâinatla ilgili konulara bu boyutta yer vermiş olabileceğini düşünmemiştim. Kur'an'da yer ve göklerle ilgili malumat çokluğu beni gerçekten şaşırtmış bulu­nuyor. Kur'an bu yeryüzü insanlığına onun sâdece kendisini, kendi geleceğini ve kendi dünyasını değil aynı zamanda ona Kâinatı da anlatıyor. Bu yönüyle Kur'an bizim karşımıza aynı zamanda bir Kâinat Kitabı olarak çıkmakta ve insanlığı onun içinde ele alıp yüceltmeğe çalışmaktadır. Gerçekten Kur'an, in­sanlığın kâinat kitabı olma özelliğine sahip olmuştur ki biz yeri geldikçe onun bu durumunu göstermeğe çalıştık.

Kur'an'da; yaratılış, varlık ve evren o kadar geniş boyutta anlatılmıştır ki, bukonudaHz. Muhammed (571-632 m)'e fazla bir iş düşmemiştir. Bunun­la beraber Peygamber (S)'in anlattıkları da az değildir ki biz on,un konuyla ilgili tüm hadislerini bu çalışma içinde ele almaya çalıştık. Onun bu hadislerinden de faydalanarak hazırladığım bu eser "Uzay ve Kâinat Âyetleri Tefsiri" niteliğindedir.

Kur'an'ın yanı sıra elbet Hz. Peygamber de bazı açıklamalarda bulunmuş ve bazı bilgiler vermiştir. İnsanlığa O sâdece, gelen vahyi nakledip duyuran ve bunun ötesinde suskun kalan bir elçi olmamıştır. O, Kur'an'm kendisine yükle­diği: a) açıklama yapma b) bırakılan bazı boşlukları doldurma gibi görevlerini de yerine getirmiştir. Zamanımızda Peygamber'e açıklama ve konuşma haklan-m tanımayıp bu hakları yalnız kendilerine tanıyanlar ortaya çıkmıştır. Kur'an'm Hadisden önce gelen bir kaynak ve delil olduğunu herkes bilir. Ancak Hadis bi­zim kendimizden önce gelir. Ondan anlayamadıklarımızı ya anlamaya çalışır veya onları zamana terkederiz. Elbet Hadis Kur'an gibi olmayıp onda bazı sahih olmayan ve Kur'an'da olduğu gibi onda da bazı açık olmayanlar bulunacaktır. Hadis bilimi zaten bunun için doğmuştur ve o halen de işi bitmemiş canlı bir bi­lim dalı olarak varlığını sürdürmektedir.

İslâm inancına göre Kur'an insanlığa sunulan son kitaptır ve beşeriyete bundan sonra artık bir daha kitap sunulmayacaktır. Bir din kitabı olması dolayı­sıyla Kur'an'da, varlık ve tabiata ilişkin konular dahi dinî bir hedef gözetilerek ve Yüce Bir Rabbi tanıtmak gayesiyle yer almışlardır. Biz de bu konulan Kur'an'daki ortamından koparmadan ve onun hedeflerine uygun olarak ele al­dık ve Kur'an âyelleriyle tabiat ve varlık âyetlerini bir bütünlük içinde inceleyip yorumlamaya çalıştık. Biz burada bir müslümanın bilimsellik adına inancını bir tarafa bırakmasına gerek olmadığını da gösterdik. Diğer dinler için doğru olan bu tutumun İslâm için gerekli ve geçerli olmayacağını bu eseri incelİyenler anlayacaklardır. Benim aslında burada yaptığım tabiat ve uzay bilimleri alanın­da uzman kişilere Kur'anı  Kerim'in ve Peygamber (S) 'in bu konular­daki öğretiklerini bir düzen ve mümkün olduğu kadar uygun yorumlar içinde sunmaktan ibarettir. Gerçek değerlendirme ısbatlanmış bilim tarafından yapılacak ve bir gün bu bilim tarafından Kur'an ile varlık ve tüm evren arasındaki uyum ve uygunluk mutlaka ortaya konulacaktır.

Ben burada Kur'an'm belli bir alanda yorumunu yaptım. Bu ne çağdaş bir yorum ve ne de ilgili âyetlerin çağdaş bir tercümesidir. Çağdaşlık dâima es­kiyen ve dâima geride kalan bir olgudur. Önemli olan çağa uysa da uymasada Kur'an'm gerçek bilgisini ortaya çıkarmaktır. O zaman gerçek bilimle ters düş­müş olmayız. Ancak çağın bilim seviyesi bizim başarımızda etkili olacak ve bi­zi olumlu veya olumsuz etkileyecektir. Şu bir gerçektirki ilerliyen bilim dâima Kur'an'm daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacaktır.

Varlık, tabiat ve uzay bilimlerine Kur'an-ı Kerim'de, hiç kimsenin tahmin edemiyeceği derecede önem verilmiş ve bu bilimler Yüce, Bir ve Kadir Allah'ın tanınıp takdir edilmesi için İslâm dininin bir parçası hâline getirilmişlerdir. Bu sebeple ben dinleri ne olursa olsun bütün dünyada bu alanlarda çalışma yapanları takdir ediyor ve onların bu araştırın al arını Kâinat Kitabı olma özelliğine sahip Kur'an'm yorumuna yönelik çalışmalardan sayıyorum.

Benim bu çalışmamın temel kaynağı Kur'an ileHz. Peygamber'in sözlerini toplayan eserlerdir. Geçmişte ve günümüzde Kur'an'm tefsirine yöne­lik çeşitli eserler yazılmıştır. Ben bu araştırmamda özellikle ilk devirlerin tefsir­lerine dayandım ve onlardan da belli özelliği olanları ve belli noktalarda bulu­nanları esas aldım. İlk müelliflerden biri olması ve aynı zamanda rivayet ve ta­rih bilimi alanında söz sahibi bulunması dolayısıyla Taberî, felsefe, tabiat ve gök bilimlerinin üstadı Fahruddîn er-Râzî, Endülüsü ve hukuk bilimini temsil ettiği İçin Kurtubî, kelâmci müfessir İranlı Neysabûrî, Şam beldesinden, çeşitli İslâmî bilimlerin üstadı İbn Kesîr ve o ölçüde çeşitli bilimlere sahip Bağdat'tan İbnu'l-Cevzî, Mısır'dan Suyûtî, dil, edebiyat ve çok sayıda müfessirin üstadı Türk Harzem ilinden Zemahşerî ve Kur'an'm garib kelimelerini açıklayan ilk müelliflerden İbn Kuteybe gibiler bu çalışmama kaynaklık yapmışlardır. Hicaz bölgesinden tefsircilerin pîri sayılan Abdullah İbn Abbas (r.) ve onu izleyen neslin ünlü tefsir âlimleri de bu çalışmamızda sık sık görüşlerine başvurduğu­muz kimseler olmuşlardır. Benim için bu konuda ilk devirlerin Kur'an yorumu önemliydi. Bu bakımdan çalışmamda, daha çok taklide dayanan sonraki eserlere yer vermedim. Ancak bir istisna olarak Osmanlıyı temsîlen Ebu's-Suûd'a yer verilmiştir. İslâm medeniyeti; Arap, Türk, İran ve Hind milletlerinin ve diğer alt toplulukların, kısaca İslâm millet ve topluluklarının ortak medeniyetidir. Ben bu çalışmamda, mümkün olduğu kadar geniş tabanlı ortak medeniyetin ürünlerini esas almış bulunuyorum.

Türkçenin batı dilleri etkisi altına sokulup, halkın bilinçsizliğinden fay­dalanılarak, tam bir yoketme ihanetine uğratıldığı günümüzde ben bu eserimi diğer eserlerimde olduğu gibi batı kaynaklı kelimelerden arındırılmış bir türkçe ile yazmış bulunuyorum. Böylece türkçenin yeterliliğini göstermeğe ve bilim ( dilini türkçeleştirmeğe çalıştım. Bu kadar büyük hacimli bir kitapta zorunlu ola­rak kullandığım batı kaynaklı kelimelerin sayısı üç-beş kadar olabilir. Bozulma­mış bir dil yabancı araştırıcılar için de bir kolaylık sağlıyacaktır. Bilimin milli- ^ yeti olmaz veya olmamalıdır. Ancak medeniyetlerin dînî ve millî özellikleri var­dır. İslâm milletleri kendi öz dillerini özenle koruyup yaşatmahdırlar ve bilimin evrenselliğine medeniyetlerini ve onun bir parçası olan dillerini feda etmemeli­dirler. Diğer yandan İslâm medeniyeti bir taassub içine düşürülmemeli ve bu medeniyet diğer medeniyetlerin kendisiyle uyumlu, faydalı ve güzel taraflarına açık tutulmalıdır.

Orta seviyede hemen herkesin anlayabileceği sâde bir anlatımla yazdığım bu eserin görüntülü belgesel bir dizi yapılması önde gelen arzularımdan biridir. Eğer bu yapılırsa bilim dünyasının meraklıları kanaatıma göre önemli bir çeş­niyle karşılaşacaklar ve onlar yerküremizi ve lüm evreni Kur'an veHz. Muhammed (S)'in öğretileri gözüyle izlemiş olacaklardır. Eser bu gayeyle baştan sona mümkün olduğunca belgesel bir dizi anlatımıyla yazılmıştır. Bu sebeple belli bazı kalıp tekrarların hoşgörüleceğini ümid ederim.

Bu eserde, göklerde başka dünyalar, başka insanlar, canlılar, nimetler ve hayat imkânları olup olmadığı konuları Kur'anveHz. Peygamber'in öğ­retilerine dayanılarak ele alınmıştır. Sözkonusu kaynaklarda bu konuda ilginç işaret ve anlatımlara rastlamış bulunuyoruz. Bu eserde Mîrac olayı da Kur'an'da anlatılan zaman ve mekân boyutları ışığında çok farklı biçimde ele alınmıştır.

K u r' a n en başta insanlığın kitabıdır ve o ayrıca fert ve toplum dışında tüm varlık ve kâinatı kendisine konu edinmiştir. Varlıktaki ve Evrendeki oluşum aşamaları ve evrenin düzeni Kur'an-ı Kerim'in kuruluş ve düzenine yansı­mış bulunuyor. Ben konumuz çerçevesinde bunları tek tek ele alıp göstermeğe çalıştım. Varlık ve tabiatı oluşturup ona şekil ve düzen veren Güç bu düzen ve oluşumları bîr düzen içerisinde Kur'an'da anlatmış bulunuyor. Kur' an 'in dü­zenlemesi ve iç düzeni gerçekten bir mucize durumundadır. Daha Önce pek çok­larının farkedemedîği Kur'an'ın böylesi nice mucize yönünü keşfedip onları bu­rada kendi konuları içerisinde dile getirmem, eğer başarılı olduysa elbet bundan büyük mutluluk duyarım. Biz burada kelime ve fiillerin anlam ve sayılarından hareket edip hurûfîlik gibi mesnetsiz bir yola sapmadık.

Çağımızda bazı müellifler, konulan İçine aldıkları âyet ve hadislerin açıklamalarında onların mânalarından kopup tamamen ayrı bir anlatım içine düşmüşlerdir. Bu yolla, Kur'an ve hadislerin gerçeğinden uzak ciltlerce eser ya­zanlar olmuştur. Ben açıklamalarımda âyet ve hadislerin anlamlarından kopma­dan o mânaları en sona kadar götürmeğe çalıştım. Her yerde isabet ettim, gibi bir iddiam olmamakla beraber bu hususa çok Özen gösterdiğimi söyleyebilirim. Kur'an ve Sünnet'ten görüş alacağımıza onlara kendi görüşlerimizi yüklemeğe çalışırsak affı mümkün olmayan bir yola sapmış oluruz.

Kur'an öyle bir kitapdır ki onda hem Evrenin geçmişi ve hem de gele­ceği bulunmaktadır. Bu Kitap aynı zamanda beşeriyetin geçmiş ve geleceğini göstermiş ve insanlığın inanç tarihini ele almıştır. Evrenin yaratılışı ne kadar il-

ginçse onun yıkılışı da o Ölçüde korkunç olacaktır. Biz her iki olayı da burada insanlığa âdeta belgesel diziler içerisinde seyrettirmeğe çalıştık.

İnsanlık toplumunun ve kâinatın düzen ve dengeleri Kur'an'da İlâhi Düzen olarak genel düzen ve denge içinde birlikte ele alınmış ve her İkisinin varlıklarına ve arzulanan hayatlarına son verici davranışlara şiddetle karşı çıkıl­mıştır. Biz bu çalışmamızda bunları da göstermiş bulunuyoruz.

Kur'an, onda derinleştikçe insanın gözünde daha büyüyen bir kitap olmaktadır. Gerçekten ben onun karşısında âdeta tüm varlık ve gökleri karşısına alan bir gözlemcinin şaşkınlığı gibi şaşkına dönmüşümdür. Fakat ne yazıkki ter­cüme ve tefsirler bazı alanlarda onun bu büyüklüğü karşısında çok yetersiz ve bazan da çok küçük kalıyorlar. Bu çalışma sonunda vardığım sonuçlardan biri de budur. Ancak geçmişte ve günümüzde, ıhlas ve ciddiyetle tercüme ve tefsir çalışması yapmış olanları her zaman rahmet ve saygıyla anmak benim görevim olacaktır. Çünki sonrakiler hep öncekilerle aşama kaydederler. Kur'an gerçek­ten bilim ve uzay çağını başlatmış ve fakat günümüzde müslümanlar belli bazı alanlarda ona ayak uydurmakta gecikmişlerdir.

Bu çalışma ile Kur'an ve Peygamber (S)'in öğretilerine dayalı İslâm var­lık ve gök bilimine önemli bir katkı yapabildiysem kendimi bahtiyar sayarım. Eğer bu çalışma bilimler tarihinde bir boşluğu doldurduysa ve bilim felsefesi yapmak isteyenlere belli bir alan için malzeme verebiliyorsa elbet bu da beni se­vindirir, Bu eser belli boyutlarıyla da olsa insanlığa Kur'an-ı Kerim'i tanıtabil­miş ve onu bilim dünyasına açabilmişse benim için bu hepsinden daha sevin­dirici olacaktır.

Bilindiği gibi yer ve göklerin sayısı yedidir. Bir tesadüf yedi bölümden oluşan bu eserimi çok değerli okuyucu ve araştırıcılara sunarken, onların, benim için çok değerli olacak tenkitlerini de bekler saygılar sunarım.

Prof. Dr. Celâl Yeniçeri İstanbul 1999[2]

 



[1] Prof. Dr. Celal Yeniçeri, Uzay Ayetleri Tefsiri, Erkam Yayınları:13.

[2] Prof. Dr. Celal Yeniçeri, Uzay Ayetleri Tefsiri, Erkam Yayınları:14-19.