Kuran - 41. Sayfa - Konlayli Vehbimehmet Tefsiri
EKSİK
ve envamdan hiç bir nevi ve ferdi kabuğundan çıkmaz, illâ onun zuhur edip etmiyeceğini, zuhur ettiği surette keyfiyet-i zuhurunu; vaktini, miktarını ve kadınların hamlini vaz' edeceği zamanı ve mekânı, çocuğun keyfiyet-i zuhurunu, erkek ve dişi olduğunu ancak Allahü Tealâ bilir, Allahü Tealâ'nm gayrı kimse bilmez.
Erbab-ı keşfin bazı bildikleri Allah'ın bildirmesiyle olduğundan onunla âyete itiraz varid olmaz. Zira; bu gibi şeyler ilham-ı Rabbani ile olduğundan ilm-i İlâhî iledir, onun gayrı ile değildir. Amma müneccimler ve kâhinler tarafından bazı kimsenin ahvaline ve âlemde zuhur edecek bazı havadise, bazı ahvale dair verdikleri haberlerden bazılarının doğru görünmesi tesadüf kabilinden ve evvelden beri tecrübeyle sabit olmuş emmârelerle istidlal olunmuş şeylerdir. Binaenaleyh; bu gibi haberler gayet zayıf zan üzere mübtenî olduğundan ekseriyetle yalan ve azdan az tesadüf kabilinden doğru olduğu cihetle bu gibi haberler üzerine hüküm bina edilmez ve nazar-ı ehemmiyete dahi alınmaz. İim-i Remil ve ilm-i ta'~ bîr-i rüya da bu kabildendir. Şu halde bu tesadüflerden hiç birisiyle bu âyetin mealine itiraz varid olmaz. Çünkü; Fahri Râzi'nin beyanı veçhile bu âyette il i m\e murad; ilm-i kafidir. Zira su-ret-i kafiyede bir şeyi bilmek; Allahü Tealâ'ya mahsustur. Şu beyan olunan esbabla hasıl olan şey gayet gevşek ve zannın zayıf kısmmdandır. Şu halde bunlarla sual varid olmaz. Çünkü; ilim değildir.
Vacip Tealâ kıyameti zikirden sonra kıyametin bazı ahvalini beyan etmek üzere buyuruyor.
[Ya Ekrem-er
Rusül! Zikret sol zamanı ki o zamanda Allahü Tealâ müşriklere nida eder ve der
ki «Ey müşrikler! Siz bana dünyada şeriki var diye itikad ediyordunuz.
Nerededir sizin itikadınıza nazaran benim şeriklerim? Gösterin bana. Ben
göreyim onları». Cenab-ı Hak müşriklere hitaben bu suretle nida buyurunca onlar
derler ki «Ya Rabbî! Biz dünyada itikadımızı
[İnsan hayır
istemekten usanmaz,
Yani; nefsi
insan iyilik ve ihsan üzere meyyal olduğundan nefsi için daima menfeat
istemekten yorulmaz ve usanmaz. Çünkü; insan m'enfeatini celbe haristir. Hatta
menfeati olan yere kanat bağlar ve uçar. dört elle ona sarılır ve
Ebussuud Efendi'nin beyanı veçhile ekser efradının sıfatı kat-ı ümîd olmak itibariyle cins-i insanı bu sıfatla tavsif kabilindendir. Yani "İnsanın ekser efradının hali böyledir» demek olur. Yoksa her insan böyle değildir. Çünkü; rahmet-i İlâhiye'den ümit kesmek - günahtır. Binaenaleyh; ehl-i iman hiç bir zaman Rahmet-i İlâhiye'den kat'-ı ümid etmez.
Şer isabet ettiğinde me'yûs olması gayet şiddetli olduğuna işaret için lâfzı mübaleğa siğasiyle varid olduğu gibi lafzıyla dahi te'kîd olunmuştur. Çünkü ikisi bir manâyadır. Binaenaleyh kelimesinden sonra ( kelimesinin gelmesi me'yûsiyetinin şiddetini beyanda tekid içindir. Zira Yeûs ; yalnız kalpte ümitsizliktir. Ama Kanût ; kalpte ümitsizliğin eseri yüzde dahi zahir olmaktır.
Hulâsa; insanın hayır ve menfaat istemekten yorulmadığı ve bir belâ isabet ettiğinde şiddetle me'yûs olduğu bu âyetten müs-tefad olan fevaid cümlesindendir.[1]
Vacip Tealâ insara şer isabet ettiğinde me'yûs olduğunu beyandan sonra zararı müteakip hayra nail olduğu zaman insanın halini beyan etmek üzere buyuruyor.
[Zatı
ulûhiyetime yemin edebim ki insana isabet
Yani; insana isabet eden zarardan son derece me'yûs olması üzerine o zararı defettikten sonra lutf u keremimizden o insana rahmetimizi ve bolca nimetimizi ihsan eder, tattırırsak o insan «Bu nimet benim istihkakımdır ve bende olan fazilet ve meziyyet sebebiyle bana mahsustur, buna ben nail olurum, bu nimet benden ayrılmaz, hatta evlâd ü ahfadıma dahi intikal eder ve ben kıyametin kaaim olup vuku bulacağını zannetmem» demekten çekinmez, onun tuğyanı kıyameti inkâra kadar gider. Bu itikad ise batıldır. Çünkü; insanların nail olduğu her şey Allah'ın lutf u keremidir, yoksa hiç bir nimet abdin istihkakıyla değildir. Çünkü; Allahü Tealâ üzerine bir şey vacip olmadığından Vacip Tealâ'nm üzerine bir kimsenin hakkı sabit olmaz ki o kimsenin istihkakı olsun. Zira; insan fezail cihetinden her neye nail olsa ihsan-ı İlâhîdir.
Fahri Râzi'nin ve Ebussuud Efendi'nin beyanları veçhile insanın dünya nimetine nail oldukça dünyaya rağbeti artması âdettir. Rağbeti arttıkça dünyadan ayrılmak istemez. Binaenaleyh; âhireti inkâr eder. Çünkü; dünyadan ayrılmak istemeyince âhiretten nefret eder ve inanmak istemez.
Hulâsa bu
âyet; iki hükmü camidir : Birincisi; insana isabet
Vacip Tealâ zarardan sonra menfeata nail olan insanın iki hi lini beyan ettiği gibi üçüncü halini beyan etmek üzere buyuruyor.
[«Allahü Tealâ'ya yemin ederim ki ben Rabbime rücû edersem benim için Rabbimin indinde gayet güzel nimetler vardır» demekle âbiret vücut bulduğu takdirde orada da kendinin büyük mertebe sahibi olacağını iddia eder.]
Yani;
kıyametin kaaim olmıyacağını iddia
Vacip Tealâ asî olan insanların sözlerini beyandan sonra vukuat bunların itikadlarmm hilâfına cereyan edeceğini beyan etmek üzen buyuruyor.
[Elbette Biz Azimiisşaıı kâfirlerin amelleri sebebiyle cezalarım kendilerine haber veririz ve elbette onlara biz katı azabı ve şiddetli ikaabı tattırırız, o azabtan onlar için kurtulmak yoktur.] Şu halde âhiretin ahvali kâfirlerin itikadlarmm hilâfmadır, yoksa kendilerinin itikadları gibi derecât-ı âliyeve ve güzel nimetlere nail olmazlar. Çünkü; onlar kendileri için cezanın hüsnâsı yani en güzeli olacağını itikadları mukabilinde onlara azab-ı galîz olacağı beyan olunmuştur. Azabın gılzatı; şiddetinden kinayedir.
Hulâsa; âsîlerin itikadları batıl olduğu cihetle âhirette amellerinin yüzlerine çarpılarak şiddetli azaba duçar olacakları bu âyet- ; ten müstefad olan fevaid cümlesindendir[4].
Vacip Tealâ günahkâr olan insanların çirkin işlerinden bazılarını beyandan sonra bazı aharı beyan etmek üzere buyuruyor.
[Biz insan üzerine nimetlerimizi ihsan ettiğimizde ibadetten irâz eder, yanı başına dönüverir ve o insana zarar isabet ettiğinde uzun uzadıya dua sahibi olur yalvarmaktan geri durmaz.]
Yani; insanın sebatı yoktur, hali daima müteğayyirdir. Çünkü; Biz Azimüşşân o insan üzerine nimetlerimizi ihsan ettiğimizde vazifesi o nimetlere şükretmek iken bilâkis şükürden i'râz eder ve binefsihi gidiverir ve Bizim 'emrimize itaattan tekebbür ve teazzum eder, bizden uzaklaşır, in'âmımızı unutur ve her meziyyeti kendinde görür. Binaenaleyh; hakka ibadet ve halka şefkat ve merhametten imtina eder. O nimetin zevaliyle insana bir zarar isabet ettiğinde eski halinden döner ve uzun boylu duâ sahibi olur, zararın izâlesine yalvarır, tazarru' ve niyazdan geri durmaz. Duanın kesretine, uzamasına ve o zararın izalesi hususunda Allah'a yalvarması çok olduğuna işaret için duâ lâfzı ile tavsif olunmuştur.
Hulâsa; insanın halinde sebat ve karar olmadığı, şükür vazifesini küfre tebdil ederek onda da sebat etmeyip vaktı aharda küfrü f şükre tebdil hasletlerine malik olduğu bu âyetten müstefad olanf fevaid cümlesindendir.[5]
Vacip Tealâ Kur'an'a itiraz edenlerin ziyade dalâlette olduklarını beyan etmek üzere buyuruyor.
[Ey Nebiyyi
Mükerrem! Kur'an'a itiraz
Yani; siz her
ne zaman Kur'an'ı işittiniz ise i'râz ettiniz. Hak olup olmadığını tedkik
etmediniz, hatta bizim kulaklarımızda sağırlık var dinlemeyiz dediniz.
Kur'an'm butlanına dair bir deliliniz olmadığı halde Kur'an hakkında nifak ve
şikâk ihtiyar ettiniz. Şimdi ben sizden soruyorum: Eğer Kur'an taraf-ı
îlâhî'den gelmiş de siz de Kur'an'a küfrettiniz ise haliniz ne olur, bu hususta
reyiniz nedir? Söyleyin.
Bu âyette
bir inâanm
Vacip Tealâ kâfirlerin tedkik etmeksizin Kur'an'ı inkâr ettiklerini beyandan sonra her şeyin delillerini gösterdiğini beyan etmek üzere buyuruyor.
[Gerek nefislerinde
gerek nefislerinin haricinde vahdaniyete delâlet
Yani; kâfirler Kur'an'ı inkâr ve hak olduğunda şek ediyorlar. Halbuki onların şek ve inkârlarına mahal yoktur. Zira; Biz Azî-müşşan bedenlerinin haricinde yerde, göklerde, anasırı erbeada, otlarda, madenlerde vahdaniyetimize delâlet eden delilleri ve bedenlerinde havas-ı hamse-i zahireyi vesair acayip ve garaipten olan delillerin cümlesini elbette onlara gösteririz ki Kur'an'm hak olduğu ve senin Allahü Tealâ tarafından gönderilmiş resul olduğun tebeyyün ve tahakkuk etsin de onların itizara mecalleri kalmasın.
Beyzâvî'nin beyanına nazaran delâil~i afakiye yle; murad; Resulüllah'ın ileride olacak şeyleri haber vermesidir ki kendine ve kendinden sonra hulefâsına harikulade vechüzere müyesser olan fütuhatlardır. DeIâil - i enfüsiye yle murad; Ehl-i Mekke'ye nazil olan belâlar ve kemal-i kudret üzere insanın vücudunda olan sanayi'-i bedîa ve garibelerdir. Çünkü; bunların cümlesi Resulüllah'ın hakkaa rasul ve Kur'an'ın hak bir kitap olduğuna delâlet eder. Zira; Resulüllah'ın istikbâle ait haber verdiği şeylerin hepsi haber verildiği vechüzere zuhur etmiş, asla hilaf olmamıştır. Yahud Fahri Râzi'nin beyanı veçhile delâil-i afakiye yle murad; Ümem-i salifenin harabeleri ve delâil-i enfüsiye ile murad; hastalık ve nefis üzerine nazil olan diğer belâyadır. Çünkü; gerek o harabeler, gerek nefis üzere nazil olan belâlar fâil-i hakikînin vücuduna ve vahdaniyetine delâlet eder.[7]
Vacip Tealâ âfak ve enfüste delilleri gösterdiğini beyandan sonra her şey üzerinde delilleri mevcut olduğunu beyan etnrek üzere buyuruyor.
[Ya Ekrem-er Küsül! Vahdaniyete delil yönünden her şey üzerinde Rabbm Tealâ'nm alâmetleri ve her şey üzerine yazılmış hazır olan sah idleri kâfi olmadı mı?]
Yani; müşrikler vahdaniyette şekkederler de tefekkür etmezler mi ve Rabbm Tealâ'nın her şeyde vahdaniyetine alâmeti ve şa-hidleri kâfi olmadı mı? Halbuki her şey üzerinde Rabbm Tealâ'nın vahdaniyetine delil hazırdır, hiç bir şey ilminden gaib değildir, âlemin her cüz'üne ve her zerresine bakıldığında Vacip Tealâ'nın vücuduna ve vahid-i hakîki olup şeriki ve naziri olmadığına yüzlerce şahid görülür. Şu halde bu kadar delâili görüp de kanaat etmemeleri ve hâla şek üzere bulunmaları teaccübe şayandır.
Yahut Beyzâvî'nin beyanı veçhile manâ-yt âyet: [Allah'ın her şey üzerine ilmi vasıl olup hiç bir şeyin kendine gizli olmaması insanları günahtan mene kâfi olmadı mı? Allah'ın ilmi insanı ma'-siyetten mene kâfi olmak lâzımdır] demektir. Zira; insanın her işine Allahü Tealâ'nın muttali' olduğunu itikad eden bir kimsenin günah işlemesi hamakat ve belki bir nevi cinnettir.
[Agâh olun ki onlar muhakkak Rab'larına mülakat etmekten şek içindedirler.]
Yani; onlar kıyameti, haşr ü neşri ve kabirden kalkıp arsa-i mahşere varıp hesap olunacaklarını inkâr ettiklerinden Cenab-ı Hakkın huzuruna varacaklarmda şek ve şüphe üzerine bulunurlar. Çünkü; âhirete imanları yoktur.
[Agâh olun ki Cenab-ı Hak ilmiyle her şeyi ihata ectteidir.]
Binaenaleyh; her şeyin zahirini ve batınım bilir, herkesin ameline göre cezasmı verir. Şu halde herkes amelini şeriate tatbik ederek işlemeli ki rızâ-yı Ilâhî'ye muvafık olarak güzel mükâfata nail olsun.[8]
[1] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 13/5090-5092
[2] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 13/5092-5093
[3] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 13/5093-5094
[4] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 13/5094-5095
[5] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 13/5095
[6] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 13/5095-5096
[7] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 13/5097
[8] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 13/5097-5099
İslami Okul Okulların En Önemlisi