Sure-İ Saf - Kuran - Konlayli Vehbimehmet Tefsiri - 61. Sayfa
SURE-İ SAF
Medine-i Münevvere'de nazil olan sûrelerdendir. Ondört âvidir.
[Teşbih etti Allahü Tealâ'ya göklerde ve yerde olan cümle mevcudat. Zira; Allahü Tealâ mülkünde herkese galib ve emrinde hakimdir.]
Yani; semevat ve arzda bulunan cümle ınahlûkat Allahü Tea-lâ'nııi cemi' sıfat-ı kem aliyeyle muttasıf ye noksan sıfatların cümlesinden münezzeh olduğuna delâlet ve şehadet ettiler. Çünkü; AI-lahü Tealâ murad ettiği şeylerin cümlesine galib ve cemi' tedbir ve takdirinde işleri muhkemdir. Binaenaleyh; Vacip Tealâ'nın hiç bir fi'li bozulmaz. Çünkü; işleri her türlü hikmete muvafık olduğundan bilcümle avarıza mukavemet, eder ki hiç bir vecih ve be-haneyle işine tezelzül arız olmaz.
Vacip Tealâ'yı mevcudatın takdisi ve nevâkıstan tenzihi dâimi olduğuna işaret için Teşbih lâfzı Mazi sigasiyle vârid olmuştur.[1]
Vacip Tealâ mahlûkatm kendine tesbit ettiğini beyandan, sonra ehi-i imana lâyık olmayan bazı ahvali beyan etmek üzere buyuruyor.
[Ey mü'minler! Niçin işlemeyeceğiniz şeyi söylersiniz?]
Yani imanın muktezasi; ahdi vefa etmekken yerine getiremeyeceğiniz ve ifa edemeyeceğiniz şeyi niçin söyler ve teahhüd altına girersiniz?
Fahri Râzi ve Hâzin'in beyanlarına nazaran bu âyetin sebeb-i nüzulü; ashaptan bazıları «Allahü Tealâ'ya a'malin hangisi sevgili olduğunu bilmiş olsak işleriz» demeleri üzerine yevm-i Uhud'da Allahü Tealâ, ind-i ulûhiyetinde a'da-yı dinle muharebenin sevgili olduğunu beyan edince bu sözü söyleyenlerden bazıları düşmanla muharebeyi ağır görmeleri üzerine Cenab-ı Hak bu âyetle onları tekdir etmiştir. Buna nazaran manâ-yı âyet: [Ey mü'minler! Tahammül edemeyeceğiniz şeyi niçin vaadedersiniz?] demektir. Şu halde insan için ifa edemeyeceği şeyi va'detmek her zaman mezmumdur ve yalan olarak yapmadığı bir şeyi yaptım ve söylemediği şeyi söyledim1 demek de bu.âyete dahil ve mezmumdur. Çünkü işlemediği bir şeyi işledim demek; ayıp olduğu cihetle bu gibi şeylere utanmadan cesaret etmek ve söylemek mürüvveti ihlâl eden yalan cümlesinden olduğu için ehl-i imana lâyık değildir. Binaenaleyh; vadet-tiği bir emr-i hayri terketmek mezmum olduğu gibi işleyemeyeceği bir şeyi vaad etmek de mezmumdur.
Hulâsa; yapmadığı ve yapamayacağı bir şeyi yaptım veyahut yapacağım demenin insan için lâyık olmadığı bu âyet'ten müstefad olan fevaid cümlesindendir.[2]
Vacip Tealâ insanların işleyemeyeceği şeyleri vaadetmeleri rnezmum olduğunu beyandan sonra şu mezmumiyetin derecesini beyan etmek üzere buyuruyor.
[ İşlemeyeceğiniz büyük oldu.]
şeyi söylemeniz indallah gazab yönünden
Yani; ey mü'minler! İşleyemeyeceğiniz şeyi işleyeceğiz diyerek vaadetmeniz indallah günah yönünden pek büyük oldu, Zira; insan için ahdini İfa etmek lâzım olduğundan îfa edeceğini vaade-dip de sonra o vaadi yerine getirmemek âr ve ayıptır ve indallah büyük günahtır.[3]
Vacip Tealâ gaza ederiz deyip de sonra gazayı kerih görenleri zem ve tekdir ettikten sonra gaza edenlere muhabbet ettiğini beyan etmek üzere buyuruyor.
[Muhakkak Allahü Tealâ muhabbet eder şol kimselere ki onlar birbirine rabtolunmuş binalar gibi sarfoldukları halde fisebilil-lâh düşmanla muharebe ederler.]
Yani; Allahü Tealâ muhakkak razı olur şol kimselerden ki, onlar din-i İlâhî'yi i'lâ ve kelime-i tevhidi neşr ü ta'mim için a'da-yı dinle mukatele ve bir hatt-ı hareket üzere ki yapılmış ve birbirine bağlanmış binalar gibi muhkem ve yekdiğerinden ayrılmaz bir halde safbeste olarak devam ederler ve zahirde bedenleriyle kireçle tahkim edilmiş duvar gibi yekdiğerine bağlı ve bâtında kalpleri kelime-i tevhid üzere ittifak etmiş çözülmez bir halde birbirlerine yardım etmekle şevketlerini muhafaza ederler. Binaenaleyh; bütün ehl*i iman muhkem yapılmış metin ve yıkılmaz bir kal'a mesabesinde olduklarından aralarında ihtilâf ve ihtilâl olmaksızın sözleri ve özleri bir olarak düşmanla mukatele ederlerse Cenab-ı Hakkı razı ve hoşnud edeceklerine bu âyet delâlet eder. İşte bu esasa binaen saff-ı kıtalden firar etmek cliyanet-i İslâmiyede büyük günahtır. Çünkü firar; kuvvet-i İslâmiyeyi ihlâl edib asakir-i İslâmiyenin bozulmasına ve düşmanın galebesine sebeb olduğundan rıza-yı îlâ-hî'ye muhaliftir. Binaenaleyh; saff-ı İslâmdan firar eden kimse âsî ve mücrimdir.
Hulâsa; muhkem ebniyeler gibi yekdiğerine merbut ve saff olarak fisebilillâh düşmanla muharebe edenlerin Allah'ın muhabbetine mazhar olacakları bu âyetten. müstefad olan fevaid cümlesindendir.[4]
Vacip Tealâ a'dayı dinle muharebe edenlere muhabbet ettiğini beyandan sonra kıtali; terketmek erar-i Resulullah'a muhalif olduğu cihetle Resulullah'a eza olup gazab-ı İlâbî'ye bais olacağını beyan etmek üzere buyuruyor.
[Zikret ya Ekrem-er it usûl! Şol vakti ki, o vakıtta Musa (A.S.) kavmine hitaben «Ey kavmim! Bana niçin eza ediyorsunuz? Halbuki siz benim Allah'ın size gönderdiği Resul olduğumu suret-i kafiye ve muhakkakada biliyorsunuz. Şu halde eza etmemek lâzımken neden ezaya cesaret edersiniz?» dedi. Vakta ki onlar Hak'tan meyledince Allahü Tealâ da onların kainlerini Hak'tan meylettirdi ve Allahü Tealâ taatinden çıkan kavmi hidayette kılmaz.]
Yani; ya Ekrem-er Rusül! Sen ümmetinden kıtali arzu etmeyenlerin hallerini biraderin Musa (A.S.) m kavminden emrine muhalefet ederek kıtali terkedenlerin hallerine kıyasla o zamanı hatırına getir ki senin ümmetin de onlardan ibret alsınlar ve Allah'ın Resalüne muhalefetin o resule eza olduğunu bilsinler ve zikret şol vakti ki o vakitte Musa (A.S.) kavmine hitaben «Ey kavmim! Bir takım müfteriyat isnad ederek emrime muhalefetle kıtali terketmek ve bir nevi' taama sebredemeyiz ve Allah'ı açıktan bize göster demek gibi vahi şeylerle bana niçin izâ ediyorsunuz? Halbuki kafi surette benim taraf-ı İlâhî'den sizin dünyevi ve uhrevi men-feat ve mazarratınızı beyan etmek ve sizin sebeb-i necatınız olacak doğru yolu size göstermek için gönderilmiş Resul olduğumu bilirsiniz. Şu halde emrime imtisal ve bana ta'zim etmeniz lâzımken niçin eza ediyorsunuz?» demekle kavmini insafa da'vet etti. Vakta ki kavm-i Musa nasihat dinlemeyerek doğru yoldan çıkınca Allah da onların kalblerini hakkı kabulden meyi ettirdi. Binaenaleyh; batıla meyletmekle dalalette kaldılar ve gazab-ı İlâhî'ye müs-tehak oldular. Zira; tarik-ı haktan çıkmış olan kimseleri matluba isal eder derecede Allahü Tealâ hidayette kılmaz. Çünkü; kul iradesini batıla sarfedince Allahü Tealâ kulun iradesi vechüzere hal-kettiğinden kulun ef'al-i ihtiyariyenin hiç birinde mecbur olması lâzım gelmez.
Fahri Râzi ve Ebussuud Efendi'nin beyanları veçhile fasıkların hidayetten mahrum olmalarının sebebi; ancak kendilerinin fışkı ve haktan meyle sebeb-i aslî de yine fıskları olduğundan dolayı zemmolunduklarma işaret için zamir mevkiinde lâfzı ism-i zahir olarak varid olmuştur. Enbiya-yı izama izanın azametine, akıbetinin vehametine ve en nihayet küfre badi ve azab-ı ebediye sebeb olduğuna bu âyet delâlet eder. Çünkü; enbiyanın emrine itaat etmeyerek isyanla ülfet eden kimseleri Allahü Tealâ sevmediğinden doğru yola sevketmeyeceğini beyan buyurmuştur. Binaenaleyh; onlar doğru yola gitmeye niyet etmedikleri cihetle Allahü Tealâ onlar hakkında doğru yolu nasib etmez.[5]
Vacip Tealâ Hazret-i Musa'nın kavmine vâki olan sözünü beyanla emr-i Resule muhalefetin kötülüğünü beyandan sonra Hazret-i İsa'nın Benî İsrail'e hitaben sözlerini de beyanla akıbetin ve hâmetine tenbih etmek üzere buyuruyor.
[Ya Ekrem-er Resul! Zikret şol yaktı ki o vakıtta Hazret-i Meryem'in oğlu İsa (A.S.) Benî İsrail'e hitaben «Ey Benî İsrail! Benden evvel nazil olup Önümde bulunan Tevrat'ı tasdik ve benden sonra gelecek bir Resulle sizi tebşir edici olduğum halde — ki o Resulün ismi Ahmed'dir — ben size Allah'ın resulüyüm» demekle kavmini hakka da'vete başladı.]
Yani; ey Resul-ü Mükerrem! Şol vakti tezekkür etmekle kavmin sana yapmış oldukları izâdan mahzun olma ki o vakıtta Meryem oğlu İsa (A.S.) Benî İsrail'e «Ey Benî İsrail! Ben size benden evvel nazil olan ve benim huzurumda bulunan Tevrat'ın ahkâmını ve taraf-ı İlâhî'den gelmiş bir kitab olduğunu tasdik edici olduğum halde Allah'ın Resulüyüm, dünyevi ve uhrevi menfaatinizi size beyan edeceğim ve ben sizi bir Resul ile tebşir ediciyim ki o resul benden sonra gelir ve ism-i şerifi Ahmed'dir» dedi ve bu sözüyle kendinin,Allah'ın resulü olduğunu kavmine tebliğ etti.
Resulullah'ın medh ü senası çok olduğu için ismi Ahmed olmuştur. Zira Ahmed'in manâsı; Hamd ü senası ziyade çok demektir. Binaenaleyh; nâsin lisanında Resulullah'ın senası sair enbiya-yı .izamdan daha çoktur.[6]
Vacip Tealâ İsa (A.S.) in risalet daVasmı izhar edince kavmi, da'vasmda sadık olduğuna delâlet eder mu'cize taleb etmeleri üzerine İsa (A.S.) mu'cizesini getirince kavminin söyledikleri sözlerini beyan etmek üzere buyuruyor.
[Rîsâlet da'vasi üzerine vakta ki İsa (A.S.) da'vasımn doğru olduğuna delâlet eder mu'cizeleriyle gelince onlar «Şu İsa (A.S.) m getirdiği şey meydanda bir sihirdir» dediler.] Halbuki İsa (A.S.) in onlara getirmiş olduğu mu'cizeleri ondan evvel geçen enbiya-yı kiram getirmemişlerdi. Lâkin kavminin şekavetleri ve kalblerinde olan kasavetleri bu sözü söylemeye onlara cesaret verdi ve mu'ci-zeye sihirdir demekten çekinmediler. Yahut bu âyet Hazret-i İsa'nın kelâmından olduğu halde bizim resulümüz murad olmak ihtimali vardır. Buna nazaran manâ-yı nazım şöyledir : [Benden sonra bir Resul gelecek ki o Resulün ism-i şerifi Ahmed olacaktır. Vakta ki o Resul kavmine mu'cizeleriyle geldiğinde o Resulün kavmi «şu mu'cize diyerek getirdiği şey açık bir sihirdir» diyecektir] demektir. Her ne kadar bu manâ muhtemelse de âyetin şevkine nazaran manâ-yı evvel zahir ve râcihtir. Çünkü; İsa (A.S.) m risalet da'-vasi üzerine kavminin mu'cize istedikleri zahirdir. Binaenaleyh kavminin talebi üzerine mu'cize getiren Hazret-i İsa'ya sâhirdir diyenlerin onun kavmi olması sevk-i kelâma daha münasiptir.[7]
Vacip Tealâ Hazret-i İsa'nın risalet da'vasını izhar ettiğini ve da'vasım te'yid için getirmiş olduğu mu'cizesine sihirdir diyerek iftira ettiklerini beyandan sonra bu gibi iftirada bulunanlardan daha ziyade zâlim olmadığını beyan etmek üzere buyuruyor.
[İslama da'vet olunduğu halde Allahü Tealâ üzerine yalanı iftira eden kimseden daha ziyade zalim kim olabilir?] Elbette böyle iftiraya cür'et edenden daha ziyade zalim olamaz. Çünkü; sebeb-i necatı olan İslama da'vet olunduğu halde da'vet eden zata ve o zatı gönderen Allahü Tealâ'ya iftira ettiği için her zâlimden ziyade zâlimdir.
[Halbuki zalim olan kavmi Allahü Tealâ hidayette kılmaz.]
Yani; insanlardan hangi insan ki hudud-u İlâhî'yenin haricine çıkmaktan ve haddini tecavüz etmekten daha ziyade zalim olabilir şol kimseden ki, o kimse kullarını irşad için Allah'ın gönderdiği resulü ,vasıtasiyle İslama da'vet olunduğu halde yalan olarak Allah'a iftira eder ve resulün getirdiği mu'cizeye sihirdir demekle nebinin da'vetine icabetten imtina' eder. Bu gibi küstahlığa cür'et edenden daha ziyade zâlim olabilir mi? Elbette olamaz. Çünkü mu'cizeye sihirdir demek; o mu'cizeyi getiren resulü tekzib olduğu gibi Allahü Tealâ'ya dahi iftiradır. Bunun her ikisi de zulmün niha-yesidir. Binaenaleyh; bu gibi zulmü irtikâb edenler hidayete vasıl olup doğru yolu bulamazlar. Çünkü; Allahü Tealâ zâlimlere hidayetini tevfik etmez. Zira; doğru yol aramaz ve iradelerini sarfet-mezler ki Allahü Tealâ onlara hidayetini haiketsin.[8]
Vacip Tealâ kâfirlerin mu'cizeye sihir diyerek iftira ettiklerini ve bu iftiraları sebebiyle ziyade zalim olduklarını beyandan sonra iftiradan maksadlarmı açıklamak üzere buyuruyor.
[Onlar ağızlarından çıkan sözlerle Allah'ın nuru olan şeriati-ni söndürmek isterler. Halbuki Allahü Tealâ kendi nurunu itmam eder söndürmez veleyse kâfirler istemesinler.]
Yani kâfirlerin iftiradan ve tekzipten garazları; Allah'ın kullarını irşad için göndermiş olduğu şeriat nurunu ağızlarından çıkan batıl sözleriyle söndürmektir. Halbuki her şeye kaadir olan Allahü Teaiâ halkı menfaat ve mazarratına irşad eden şeriatmm ziyasını itmam eder, söndürmez, bu itmamı kâfirler isterse arzu etmesinler. Şu halde kâfirlerin sa'yleri boşadır. Çünkü; Allah'ın muradı her zaman onların muradlarma galiptir.
Bu âyette Nur-u Kur'anı sihir diyerek ibtâl etmek isteyenlerin hallerini, güneşi üfürükle söndürmek isteyenlerin hallerine teşbihle istihzaya işaret için Efvâh lâfzı varid olmuştur. Çünkü; kuvvet ve metanette cesim dağlar gibi sağlam olub yıkılmak ihtimali olmayan Kur'anın pek kolay söyleniveren bir sözle ibtalini. irade etmek üfürükle güneşin ziyasını söndürmeye çalışmaya benzediğin-
de şüphe yoktur. Binaenaleyh; bu gibi vahi emellerle uğraşmak hamakat ve belki de cinnettir. Şeriatın şanına ta'zim için şeriat-ı gai'radan Nurla tâbir olunmuştur. Zira Nur; herkesin hidayetine ve yolunu bulmasına sebeb olduğu gibi şeriat da temessük edenlerin hidayetine sebep ve vesiledir. Resulullah'm kâffe-i mükellefine meb'us olduğuna işaret için Şeriat manâsına olan Nur Allahü Tealâ'ya muzaf kılınmıştır. Çünkü şeriat; Allah'ın nuru olunca o .nurdan zıya almak isteyenlerin cümlesini ihata eder müstesnası olmaz. Binaenaleyh Resulullah'm şeriatı; cümle ins ü cirme şeriattır.[9]
Vacip Tealâ kâfirlerin nûr-u Kur'anı söndürmek istediklerini beyandan sonra Nûr-u Kur'andan ibaret olan din-i İslâmın sönme-yib bilcümle edyân üzerine gâlib ve zahir olacağını beyan etmek üzere buyuruyor.
[O Allahü Tealâ ki, Resulünü aynı hidayet olan Kur'an ve \Hak olan Din-i İslâm'la gönderdi ki o din-i tslâm edyânın küllisi üzerine çalib olsun velevse müşrikler onun galebesini istemesinler.]
Yani; dinini itmam etmek murad eden Allahü Tealâ şol Zat-ı Zülcelâldır ki, o Allahü Tealâ dinini rümle edyân üzerine izhar etmek ve gâlib kılmak hikmetine binaen ahir zaman peygamberini Kur'an ve sair mu'cizatla ve dini Hak olan millet-i îslâmiyeyle kullarını irşad için gönderdi velevse müşrikler bu dinin zuhurunu istemesinler. Din-i İslâmda nıücerred tevhid esas olduğundan kâfirler ve bilhassa tevhide muhalif şirkle ülfet eden müşrikler o dinin yer yüzünde intişarını arzu etmezler. Çünkü; i'tikadlarma muhaliftir.
Resulullah'a hased edenlerin başlıcası Kureyş müşrikleri olduğuna işaret için Resulullah'tan bahsolunan bu âyette dinin zuhurunu kerih görenlerin müşrik oldukları sarahaten zikrolunmuş-tur. Amma bundan evvelki âyette mutlaka şeriattan bahsolunup Resulullah'tan bahsolunmadığı cihetle şeriatı istemeyenlerin mutlaka kâfirler olduğu beyan olunmuştur. Çünkü şeriat; cümle nâs hakkında ni?met olup onu istemeyen elbette küfran-ı ni'met etmiş olduğundan varid olmuştur.[10]
Vacip Tealâ din-i İslâmm cümle edyân üzere zuhurunu beyandan sonra bu din-i mübinin tervicine mü'minleri terğib etmek üzere buyuruyor.
[Ey mü'minler! Size delâlet edeyim mi bir ticaret üzerine ki o ticaret sizi elem verici azaptan kurtarır? O ticaret; sizin Allahü Tealâ'ya ve Resulüne iman ve malınızla, canınızla fisebilillâh mücahede etmenizdir. Eğer bilirseniz şu iman ve mücahede sizin için hayırlıdır.]
Yani; ey mü'minler! Din-i İslâmın edyan-ı saire üzerine galebe edeceğini size beyan ettikten sonra cümle ehl-i imana hitab ederim ki ey ehl-i iman! Sizi Cehennem azabındanskurtaracak bir amel ki o amel aynı ticarettir. Onun üzerine ben size delâlet edeyim ve haber vereyim mi? İşte sizi kurtaracak ticaret; sizin Allah'a ve Resulüne iman etmenizdir. Zira; iman olmayınca sizi hiç bir amel azaptan kurtaramaz, iman; sizin sebeb-i necat ve halâsınızdır ve sizi azaptan kurtaracak ticaretten diğer birisi de malınız ve canınızla düşmanlarınıza karşı mücahede etmenizdir. Zira; nâmus-u milliyye ve satvet-i İslâmiyeyi muhafaza ancak din düşmanlarını kahr u tenkil etmekle olacağından siz mücahede edin ki dünyada düşmanın kılıcından ve âhirette Cehennem azabından kurt İşte şu beyan olunan iman ve mücahede; bilirseniz sizi içi: lıdır.
Fahri Râzi ve Nisâbûrî'nin beyanları veçhile bu âyet ehl-i imanı mücahedeye teşvik etmiştir. İbadet; rıza-yı İlâhî'yi celbe vesile olduğu cihetle mukabilinde ivaz, ticarete benzediğinden amele Ticaret denmiştir. Binaenaleyh; tacir umur-u ticarette çekmiş olduğu zahmet ve meşakkat mukabilinde fakr u faka beliyyesinden kurtulduğu gibi âbid de ibadetinde görmüş olduğu külfet ve meşakkat mukabilinde rıza-yı İlâhî'ye vasıl olur ve azaptan kurtulur. Kezalik ticaret zahmetini çekmeyen kimse fakr u faka ve bir takım ihtiyaç altında ezildiği gibi iman ve mücahede zahmetini çekmeyen kimse de Allah'ın gazabı ve Cehennem azabı altında ezilir.
Bu âyette emre imtisâlin vücubuna şiddetle delâlet etsin için
emir makamında Cümle-i ihbariye varid olmuştur. Zira lâfzı manasınadır. Binaenaleyh imanla emir; imanda
sebatla emir olduğundan ehl-i imana imanla emir, hasılı tahsil denilemez. Gerçi emrolunan iman hâsıl ise de sebatla emir, hâsıl olan imanla emrin başkasıdır. Âyette ise emir, asıl imanla emir değildir. Belki hâsıl olan imanda sebat etmeleriyle emirdir.
Amma âyette hitab münafıklara veya Nasâra veya Yehûd'a olduğuna nazaran imanla emir hâsılı tahsil ile emirdir diyerek suâl asla varid olmaz. Çünkü; bu surette manâ-yı- âyet: [Ey zahirde iman edip de bâtında küfrü gizleyen münafıklar! Sizin için necat verecek ticaret; zahiriniz gibi batınınızda da iman edib kalbinizden nifakı çıkararak malınız ve canınızla a'da-yı dine karşı mücahede etmenizdir ve ey Musa'ya ve İsa'ya iman eden Yehûd ve Nasâra! Sizin için ticaret; Musa ve İsa (A.S.) a iman ettiğiniz gibi Muhammed (A.S.) a da iman edip a'da'-yı dinle mücahede etmenizdir] demektir.
Hulâsa; insana azab-ı elimden necat verecek amelin evvelen îman ve saniyen düşmanla mücahede olduğu bu âyetten müstefad olan fevaid cümlesindendir.[11]
Vacip Tealâ.inşanı azaptan kurtaracak amelin inffin ve mucanede olduğunu beyandan sonra o amel üzerine hâsıl olacak menfe-atleri beyan etmek üzere buyuruyor!
[Allahü Tealâ sizin günahlarınızı mağfiret eder ve sizi Cennetlere idhal eder ki o Cennetlerin altından ırmaklar akar ve güzel meskenlere idhal eder ki, o meskenler Aden Cennetlerindendir. îşte şu beyan olunan ni'metler insanlar için fevz-i azimdir.]
Yani; siz usûl-ü itikadınızda iman edip, füru'-u a'malinizde düşmanla mücahedeye devam ederseniz Allahü Tealâ sizin geçmiş günahlarınızı affeder ve günahlarınız sebebiyle sizi rüsva etmez, günahlarınızı affedince sizi Cennetlere koyar ki, o Cennetlerin altından ırmaklar akar ve sevilmeyecek şeylerin cümlesinden pak ve temiz, her türlü rahatı cami' ve enva'-ı zinetlerle müzeyyen meskenlere idhâl eder ki o meskenler ikamet mahalli olan Cennetlerdedir. İşte şu nimetlerin cümlesi Allah'ın kulları için büyük zaferdir ki abdiçin bunun fevkmda zafer olamaz. İmanın ve mücahe-denin güzel neticeleri şu zikrolunan ni'metler olunca aklı olan kimselerin bul nfmetlere vesile olacak amele çalışmaları lâzımdır.[12]
Vacip1 Tealâ bu âyette iman Ve mücahede üzerine terettüb edeı üç şeyi ki:
Binincisi: Günahları mağfiret.
İkincisi: Cennetlere idhâl,
Üçüncüsü: Güzel konaklar vermektir.
İşte bunları beyandan sonra dördüncü ihsanını beyan etme üzere buyuruyor
[Sizin için muhabbet ettiğiniz başka bir ticaret daha var ki, o ticaret Allah'tan nusret ve yakın vakıtta bir fütuhattır ve ey Ha-bibim! Sen mü'minleri dünyada nusretle ve âhirette âli derecelerle tebşir et ki ehî-i iman mesrur olsunlar.] Çünkü; insanlarda Allah'ın nusretiyle bilâd-ı küfrü fethetmek kadar surûr verecek daha büyük bir şey olamaz. Zira nusret; Cenab-ı Hakk'ın kullarına inayeti ve nazarı eseri olduğu cihetle elbette sürûru muciptir. Binaenaleyh: nusret ve fütuhatın insanların daima muhabbet ettikleri bir şey
olduğuna işaret bu âyette ( \rx? ) istimrare delâlet eden mu-zari' sigasiyle varid olmuştur. Gerek nusret, gerekse neticesi olan fütuhat ehl-i iman için beşareti havi olduğundan âyetin hitamında Cenab-ı Hak ehl-i îmânı tebşir etmesini Resul'üne emretmiştir.
Ahiret ni'metlerinin şerefine işaret için Cenab-ı Hak bu âyette âhiret nimetlerinden ibaret olan mağfiret ve Cennet'e idhâl edeceğini ve Cennet-i Adnde güzel saraylar vereceğini beyandan sonra dünya ni'metinden ibaret olan nusret ve fütuhatı beyan buyurmuştur ki âhiret ni'metlerinin beyanını dünya ni'metlerini tyeyan üzerine takdim etmiştir.[13]
Vacip Tealâ nusret ve fütuhatla ehl-i imanı tebşir ettikten sonra nusretin Resulullah'a muavenetle husule geleceğini mü'min-lere tavsiye etmek üzere buyuruyor.
[Ey mü'minler! Siz Allah'ın dinini ilâda Resulüne yardımcı olun. Nasıl ki Meryem oğlu İsa (A.S.) eshabı olan Havâriyyine hitaben «Allah'ın dinini ilâda bana yardımcı kimlerdir?» dediğinde ashab-ı İsa olan Havâriyyun «Allah'ın dinine yardımcı bizleriz» dediler.] Onlar gibi siz de Allah'ın, dinini ilâda Resulüne yardımcı olduğunuzu alenen söyleyin ve filen yardım edin ki imanınızın muktezasım yerine getirmiş olasınız. Çünkü imanın muktezası; iman ettiği resulün şeriatini neşr ü ilânda her mü'minin malı ve canıyla çalışmasıdır. İşte ashab-ı İsa (A.S.) bu vazifeyi yoluyla ifa etmek için çalıştıkları gibi Hazret-i Muhammed (A.S.) a iman edenlerin de din-i Muhammedîyi ilâ hususunda çalışmaları lâzımdır.
Havariyyun ile murad; Hazret-i İsa'nın hâlis ahbaptandır ki onlar nifak şaibesi olmaksızın iman ederek mal ve canlarıyla Hazretti İsa'ya yardım etmiş ve din-i İsa'yı neşr ü ilâna çalışmışlardır ve bunların ibtidaen oniki kişi oldukları mervidir. Bunlara Havâriyyun denilmesinin sebebi; Lekesiz mii'min olduklarıdır. Çünkü Havâriyyun; Hur'dan müştaktır. Hur da lekesiz beyaz manâsına ise de bu makamda hâlis beyazın ma-nâ-yı lâzimisi olan nifak şaibesinden âri lekesiz mü'minler demektir. Bunların san'atlarmm çamaşır yıkayıcüık olduğuna dair bazı rivayet varsa da zayıftır ve san'ata tealluk eder buraca bir hüküm olmadığından san'atlarmı tedkike de lüzum yoktur. Maksad; hulûs üzere iman ederek Hazret-i İsa'ya bihakkın yardım ettiklerini be-yanla ümmet-i Muharnmed'e «din-i Muhammedîyi neşr ü ilânda siz de onlar gibi çalışın» demektir.[14]
Vacip Tealâ Havâriyyûnun İsa (A.S.) a iman ve yardım ettiklerini beyandan sonra Benî İsrail'in iki kısım olduklarını beyan etmek üzere buyuruyor.
[Ashab-ı İsa iman edib din-i İsa'yı beynennâs neşr ü ta'mime başlayınca Benî İsrail'den bir taife iman etti, diğer bir taife kâfir oldu.] Binaenaleyh; iki fırka oldular, beyinlerinde mukatele vuku' buldu ve ihtilâf uzadıkça uzadı.[15]
Vacip Tealâ neticede iman edenlerin kâfir olanlara galebe ettiğini beyan etmek üzere buyuruyor.
[Biz Azimüşşân şol kimseleri düşmanları üzerine takviye ettik ki onlar İsa (A.S.) a iman ettiler ve biz takviye edince onlar da düşmanlarına gâlib oldular.] Zira; cemi' zamanda hak batıl üzerine galebe eder, ancak o hakkı lâyıkiyle isti'mâl etmek lâzımdır. Şu halde Hazret-i Muhammed'e iman eden mü'minlerin kâfirler üzerine galebe edecekleri şüphesizdir ve lâkin ehl-i imanın muktezay-ı imanları üzerine hareket etmeleri ve esbab-ı müdafaayı vakt ü zamanında yoluyla hazırlamaları düşmanlar üzerine galebenin cüm-le-i şerâitindendir. Çünkü; muktezay-ı iman üzere hareket etmedikçe eser-i iman zayıf olacağından düşmanın galebesi muhtemeldir. Esbab-ı müdafaada tekâsül gösterilirse kezalik yoluyle müdafaa edilemeyeceğinden düşmanın galebesi muhakkak gibidir ve nitekim galebe de ediyorlar. Zira; Cenab-ı Hak müsebbebatı esbaba talik buyurmuştur. Ef'âl-i ihtiyariyenin cümlesinde sebepsiz bir şey hâsıl olamaz. Şu halde gerek ma'neviyat ve gerek maddiyat her iki cihete de i'tina etmek elzemdir. Çünkü; içtimaiyatta mücerred ma'neviyatın veya yalnız maddiyatın te'siri olamaz. Binaenaleyh; teâlî ve terakkide her ikisi de lâzımdır.[16]
[1] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 14/5897
[2] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 14/5897-5898
[3] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 14/5898-5899
[4] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 14/5899-5900
[5] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 14/5900-5901
[6] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 14/5901-5902
[7] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 14/5902-5903
[8] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 14/5903-5904
[9] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 14/5904-5905
[10] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 14/5905-5906
[11] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 14/5906-5907
[12] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 14/5907-5908
[13] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 14/5908-5909
[14] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 14/5909-5910
[15] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 14/5910
[16] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 14/5911
İslami Okul Okulların En Önemlisi