Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Sure-İ Zemmil - Kuran - Konlayli Vehbimehmet Tefsiri - 73. Sayfa

SURE-İ  ZEMMİL.. 2


SURE-İ  ZEMMİL

 

Mekke-i Mükerreme'de nâzü fblmuştur. Ondokuz veyahut yir­mi âyeti camidir.

[Ey libâsım bürünmüş olan peygamber! Gecenin azı müstesna olduğu halde gecede sen kalk, namaz kıl. O gecenin nısfında kalk veyahut kıyamını nısfından azıcık noksan et veyahut nısıf üzerine ziyade et.]

Yani; ey vahyin dehşetiyle kendine üşümek arız olduğundan nâşi elbisesini bürünmüş olan Nebiyy-i Muhtar! Sen gecede kalk, teheccüd namazına devam et. Ancak azalarına neşat ve bedenine kuvvet için gecenin azında uyku uyumakla istirahat et ve nısfında kıyamla namaz kıl veyahut gecenin nısfından da biraz noksan kıl-san beis yoktur veya gecenin nısfı üzerine bir miktar ziyade etmek de olabilir.

Fahri Râzi'nin beyanı veçhile ( %& ) ile murad; gecenin üçte biridir. Binaenaleyh; iptida-yı İslâmda gecenin üçte ikisinde uyanık bulunmak ve teheccüd namazı kılmak vacip olmuştu. Son­ra gecenin nısfı veya nısfından ziyade ve noksan olmak beyninde muhayyer kılınmakla âyetin evvelindeki hüküm nesholunmuştur. Çünkü; gecenin üçte birinde uyku bedenin kıvamında kâfi olama­dığından ashab-ı Resul uilah müşkülât çekmeye başladıkları cihetle Cenab-ı Hak nısfında ziyade veya noksan olmak beyninde muhay­yer kılmakla tahfif buyurmuştur.

İbn-i Abbas Hazretlerinden rivayet olunduğuna nazaran Cib-ril-i Emin iptida vahyile gelince Resulullah'a cüz'î korku geldiği cihetle üşümek arız olup Hz. Hatice'nin hanesinde bir libasa bü­rünmüş oturur veyahut yatarken Cibril tekrar bu âyetle gelmiş ve bulunduğu hale işaret ederek hitab etmek Arap indinde âdet ve lâtife kabilinden olduğu cihetle ile hitab olunmuş, resul ve nebi lâfızlarıyla hitab olunmamıştır. Çünkü; Resulullah henüz vahiy ve risaletle ünsiyet etmediğinden ünsiyet eylesin için lâtife tarikıyla hitab olunmuştur.

Yahut müzzemmil; erar-i nübüvveti götürücü demek­tir. Buna nazaran manâ-yı âyet: [Ey emr-i nübüvveti âmil olan zat! Sen kalk, gecede bu tahammül ettiğin büyük işin mühimmâ-tıyla meşgul ol, ancak gecenin azında istirahat et. Zira; emr-i nü­büvvet azimdir, onu tahammül çokça çalışmaya muhtaçtır] demek olur..İptida-yı İslâm'da teheccüd namazının farz olduğuna bu âyet delâlet eder. Çünkü, emirlerde asıl olan; vücuba delâlet etmektir. Sonra teheccüdün farziyeti bir sene müddetinde beş vakit namazın farzolmasıyla nesholunmuştur. Neshin sebebi; ashab-ı Resulullah'a arız' olan meşakkattir. Çünkü meşakkat; daima kolaylığı celbeder. Zira; gündüz umur-u maişetle meşgul olan bir kimsenin gece de biraz rahat etmesi bünye-i beşerin levzaımmdandır. Binaenaleyh; bir hükm-ü şer'înin neshi başka hikmete mebni olduğu gibi kullara ânz olan meşakkati kaldırmak için dahi olur. İşte teheccüdün far-ziyetini neshetmek kulların meşakkatim kaldırmak için olduğun­dan lutf-u İlâhî'dir.

Teheccüdün farz olması nesholunmuşsa da nafile olarak bakî kalmıştır, farz olmasıyla nesholunması arasında bir sene müddet olduğu Müslim'de Hz, Âişe'den rivayet olunan bir hadisle sabittir.[1]

 

Vacip Tealâ teheccüd namazıyla emrettikten sonra namazın vâcibatmdan olan tilâvet-i Kur'ana dikkatin lüzumunu beyan et­mek üzere buyuruyor.

[Kur'anın hurûfunu beyan ederek tilâvet et.]

Yani; ey Habibim! Sen teheccüd namazında Kur'anı, harfleri­ni tamamen beyan ederek niyet-i sâdıka ve hulûs-u kalple oku ki elfâz-ı Kur'andan tıynet-i tâhiren ve fıtrat-ı bahiren müteessir ol­sun da zikr-i İlâhî'ye vasıl olduğunda azamet-i İlâhî'yeyi teemmül ve tefekkür etmekliğin hasıl olsun, âyetlerin manâlarını düşün ki havfla recâ hasıl olarak ma'rifet-i İlâhî'yeyle kalb-i nebeviniz nur1ansın.

Fahri Râzi'nin beyanı veçhile tertiI ; harflerini beyan ederek ağır ağır okumaktır. Çünkü; Kur'anı acele okumakta hu-zur-u kalp olmadığından maânisi düşünülemez, maksat fevtolur. Zira Kur'anı okumaktan maksat;,onun vaazıyla müttaiz ve zevaci-riyle mütezeccir olmaktır. Buysa gayet teenniyle ve düşüne düşüne okumakla hasıl olduğundan sür'atla okumakta elbette bu maksat fevtolacağmda şüphe yoktur.

Kur'an okuyan kimsenin tecvide riâyeti lâzım olduğuna işaret için Rettil emrinden müstefad olan vücub ile te'kid

olunmuştur. Binaenaleyh; tilâvet-i Kur'anda hurufatını beyan ede­rek tecvidine riâyet etmeyen kimse vacibini terkettiğinden dolayı günahkâr olur. Çünkü; cemi-i ibadette üssülesas; huzur-u kalptir. Huzur-u kalp ise teennide olduğundan Kur'anı teenniyle kıraat lâzımdır.

Hulâsa; Namazda ve namazın haricinde Kur'an okuyan kim­senin harflerini beyan ederek tecvidine riâyet ve huzur-u kalple okuması'vacip olduğu ve bunu terkederse günahkâr olacağı bu âyetten .müstefad olan fevaid cümlesindendir.[2]

 

Vacip Tealâ teheccüd namazıyla ve namazda Kur'anı güzel okumakla emrettikten sonra o emrin sebeb ve illetini beyan etmek üzere buyuruyor.

[Biz muhakkak ya Ekrem-er Rusül! Senin üzerine kadri pek büyük olan Kur'anı indiririz.]

Yani; ey Resul-ü Mükerrem! Sen gecelerde teheccüd namazı kılmakla zat-ı nebevini Kur'ana tahammül edecek bir hal üzere hazırla. Zira; Biz Azimüşşân senin üzerine kadri celil ve insanlara amel etmesi ağır ve meşakkatli ahkâmı cami, amel edenlere yevm-i kıyamette sevabı büyük ve menfaati çok Kur'anı inzal buyururuz ve melek vasıtasıyla kalbine koyarız. Binaenaleyh; onun sıkletine tahammül etmek için teheccüdle ve riyazatla hazırlıkta bulunmak lâzımdır.

Fahri Râzi'nin beyanı veçhile Kur'an; emr ü nehyi, vaad ü vaîdi, hill ü hürmeti, hudud-u ferâizi, külfet ve meşakkat üzere müstemil ahkâmı cami olup bu ahkâm ise mükellef olanlar üzerine gayet ağır olduğuna işaret için Kur'ana kavl-i sakil yani ağır bir kelâm denmiştir. Yahut Kur'anı Resulullah'ın tahammülü ve ümmetine tebliğle tahmili ağır olduğu gibi münafıkların ayıp­larını meydana çıkarmakla onlar üzerine dahi ağır olduğundan Kur'ana sakil denmiştir. Yahut sakiI in manâsı; büyük ve hatarlı demektir. Çünkü Kur'an; Allah'ın kelâmı olduğu için cümle kelâmların büyüğü ve ulusudur, Zira Kur'an; insanların dünyevî ve uhrevî menfaatlarını beyan eder ve kıyamete kadar ah­kâmı bakî acîbüşşan bir kelâm-ı celilülkadirdir.

Hulâsa; Kur'an'm metin bir kelâm olup bir mu'terizin i'tira-zıyla yıkılmadığı, muhkem bir kanun-u İlâhî olup kâfirlerin ta'-nıyla gerek lâfzına, gerek manâsına kafiyen halel gelmediği ve kâfirlerin dinlerini iptal ettiği için gayet ağır olduğu bu âyetten müstefad olan fevaid cümlesindendir.[3]

 

Vacip Tealâ teheccüdle emrin hikmeti Kur'anı tahammüle ha­zırlık için olduğunu beyandan sonra geceyle ibadetin te'siri ziyade olduğunu beyan etmek üzere buyuruyor.

[Muhakkak gece uykudan sonra ibadet için kalkmak nefse zi-, yade te'sir eder ve kiraet yönünden gayet güzel olur.]

Yani; kalbin eemi-i iştiğalâttan halı olduğu gecenin karanlığı içinde nefs-i insanîden neş'et ederek huzur-u kalple Kur'an oku­manın ve sair ibâdâtm te'siri gayet şiddetli ve kıraet gündüzden daha güzel olur. Çünkü; gecede dünya umuruyla iştigal olmayıp kuvâ-yı insaniye bütün mahsûsatla iştigalden ârî olduğu cihetle kalbin rûhâniyet cihetine rağbeti gündüzden daha ziyade olacağı tabii birşey olduğundan elbette gecede ibadetin te'siri daha güzel­dir. Kezalik gece uyku zamanı olduğu halde uyku ve istirahatı ter-kederek sıcak yataktan kalkıp ibadetle meşgul olmanın nefsi terbi­yede te'siri ziyade olduğu gibi gece uykudan sonra ibadet için kal­kan kimsenin sözü ancak zikr-i İlâhî olacağı cihetle gündüz söyle­nen sözlerden daha savap ve daha kuvvetli olur. İşte şu esaslara binaen Cenab-ı Hak teheccüdle emretmiş ve iptida-yı İslâm da farz kılmıştı.

Hulâsa; gece insanın tek ü tenha olarak ibadeti ihlâsa daha ziyade muvafık olduğu cihetle gecede ibadetin ve kıraetin te'siri ziyade olduğu bu âyetten müstefad olan fevaid cümlesindendir.[4]

 

Vacip Tealâ teheccüdle emrin hikmetini ve gecede te'sirin zi­yade olduğunu beyandan sonra gündüzde o kadar te'sir olmadığını beyan etmek üzere buyuruyor.

[Yâ Ekrem-er Rusül! Muhakkak senin için gündüzde uzun ha­reket ve çok şuğul vardır.]

Yani; ey Habibim! Biz sana gece namazıyla emrettik. Zira; se­nin için gündüz vakt-i iştigal olup dünya mühimmâtıyla uğraşmak icab ettiği gibi envâ'-ı vukuata ma'ruz kalacak ve ahvalini teşviş edecek çok intikal ve gidip gelecek zaman olduğundan biz sana te­heccüdle emrettik. Binaenaleyh; sen teheccüde devam eder ve kı-raetle meşgul olursan gündüzden daha güzel olur.

Hulâsa; gündüz insanlar için umur-u dünya ile iştigal daha zi­yade olup; geceyle ibadetin efdal olduğu bu âyetten müstefad olan fevaid cümlesindendir.[5]

 

Vacip Tealâ gece ibadetle emrin hikmetini beyandan sonra ge­cede vâki olacak ibadetler içinde efdal olan ibadeti beyan etmek üzere buyuruyor.

[Ya Ekırem-er Rusül! Zikret Rabb'inin adını, kesil herşeyden, kemal-i teveccühle Rabb'inin canibine teveccüh et.]

Yani; ey Nebiyy-i Mükerrem! Gerek teşbih u takdis, gerek tehlil ü ta'zim ve sair esma-i hüsnadan hangi veçhile olursa olsun Rabb'inin ismini zikre devam et ve sen herşeyden kesil, kat'-ı alâ­ka et ki Vacip Tealâ'mn cânib-i manevîsine teveccüh-ü tamla te­veccüh etmiş olasın, hatta o derece teveccüh et ki kendi haline il­tifat etmek hatırına gelmesin.

Fahri Râzi'nin beyanı veçhile tebettel; ihlâs üzere dünyaya muhabbeti kaldırmak ve Allah'ın rızasını istemektir. Bu­na nazaran manâ-yı âyet: [Ey Resul-ü Muazzam! Sen ihlâs üzere dünyaya ve dünyanın müştemilâtına muhabbeti kaldır, onlardan kat'-ı alâka et, Rabb'inin rızasını iste] demektir. Resule emir re­sulün ümmetine dahi emir olduğundan ümmet-i Muhammed'in cümlesi Zikrullah'la ve rıza-yı İlâhî'yi istemek ve Allah'a tefviz-i umur ederek tevekkül-ü tamla mütevekkil olmakla me'murlardır.

Hulâsa; Zikrullah'la meşgul olmak, dünyadan ve dün­yanın müştemilâtından muhabbeti kaldırıp rıza-yı İlâhî'ye teveccüh-ü tamla teveccüh   etmek lâzım olduğu bu âyetten    müstet'ad olan fevaid cümlesindendir.[6]

 

Vacip Tealâ Zikrullah'la emir ve dünya muhabbetinden kat'-ı alâka etmek lâzım olduğunu beyandan sonra bu emrin sebebini be­yan etmek üzere buyuruyor.

[Aîlahü Tealâ gün doğan ve gün batan yerlerin Rabb'isidir. Ondan gayrı Allah yoktur. Hal böyle olunca sen onu vekil ittihaz et.]

Yani; Allah'ın ismi zikirle cânib-i İlâhî'ye teveccüh etmek el­bette lâzımdır. Nasıl lâzım olmasın? O Allahü Tealâ günün doğ­duğu ve battığı mahallerin hakîkî Rabb'isidir. Böyle meşrik ve mağrib gibi büyük mahallerin îtabb'isi olunca onlardan küçük olan mevcudatın ve bilhassa insanların Rabb'isi olacağı evleviyetle sa­bittir. Binaenaleyh; onun ismini zikirle maadasından kat'-ı alâka etmek ve onu vekil ittihaz ederek cümle umurunu ona havale ey­lemek emr-i lâzımdır. Çünkü; âlemlerin Rabb'isi olunca ismini zik­retmeye ve tevekkül-ü tamla mütevekkil olmaya şayandır, ondan başka ma'budünbilhak yoktur, ancak ma'budünbilhak odur. Bina­enaleyh: cümle umura vekil edip her işi ona havale etmek ve cüm­le menfaati ondan beklemek ubudiyetin en büyük vazifelerindendir.

Hulâsa ; Allahü Tealâ'nm maşrik ye mağribin Rabb'isi olduğu ve ondan başka ma'budünbilhak olmayıp ancak ma'budün-biihak kendisi olduğu ve tefviz-i umur ederek vekil ittihaz etmek lâzım geldiği bu âyetten müstefad olan fevaid cümlesindendir.[7]

 

Vacip Tealâ sure-i celilenin evvelinden buraya gelinceye kadar kullarıyla zat-ı ülûhiyeti arasında olacak muameleyi ve kulla- rınm vazife-i ubudiyetlerini beyandan sonra kullarının birbirleriyle olacak muamelelerini beyan etmek üzere buyuruyor

[er Küsül! Sen sabret sol şey üzerine ki onlar l- ve terket onları, çekil bir kenara güzel çekilmekle- ]

Yani; ey Habibim! Sen beni umuruna vekil ittihaz ettinse düş inanların tarafından sana söylenen sözler üzerine sabret, mukabelt etme ve terket onları, kavgasızca, çekil bir kenara. Zira; beni vekil ittihaz edince biz onların işini görmeye ve ıslah-ı umura kâfiyiz] başkasına hacet yoktur.

Fahri Râzi'nin beyanı veçhile bu âyette Vacip Tealâ insanlarm diğer insanlarla olacak muamelesini bitamamiha iki kelimeyle beyan buyurmuştur. Çünkü; insan diğer insanlarla ihtilâteder ve­ya etmez, kûşe-i inzivaya çekilir. Eğer ihtilât ederse o insanlardan

görmüş olduğu ezaya sabretmek lâzım olduğunu kavl-i lâtifiyle beyan buyurmuştur ki emsalinden göreceği ezaya herhal­de sabır lâzımdır, ihtilât etmezse kavgasız ve niza'sız bir köşeye

çekilip cümlesini terketmek lâzım olduğunu nazm-ı ce-liliyle beyan buyurmuştur ki ihtilâtı ihtiyar etmeyenin güzelce bir yere çekilmesi lâzımdır.

Bazı müfessirîn «Bu âyet, âyet-i kıtalle mensuhtur» demişler-se de cumhur-u müfessirîn indinde âyet mensuh değildir. Zira; ih­tilât veya uzlet insanların daima müptelâ.olduğu hal olup onun da çaresi sabırla uzlet olduğundan bu misilli ahkâmda nesih carî ol­maz.

Hulâsa; insanın ya sabırla ihtilâtı ihtiyar etmesi veyahut müdaratia beraber bir köşeye güzelce çekilmesi emr-i lâzım olduğu bu âyetten müstefad olan fevaid cümlesindendir.[8]

 

Vacip Tealâ insan için zaruri olan iki hal ki birisi ihtilât, di­ğeri uzlettir, her ikisinin de müsaade-i İlâhî'yeye mukarin olduğu­nu bevsndan sonra resulünü makam-ı tesliyedo buyuruyor.

[Ya Ekrem-er Rusül! Seni teksih eden nimet sahipleriyle ter-ket beni ve onlara azıcık mühlet ver.]

Yani; ey Habibim! Sana ta'neden kâfirlerin ta'nlarına mahzun olma. Sen beni onlarla terke ve intikam işini bana havale et ki senin tarafından onlardan intikamım alır, asla noksan bırakmam. Binaenaleyh; onların ezalarını senden defederim, lâkin intikamda acele etme, azıcık bir zaman mühlet ver ve bizim intikamımıza in­tizar et.

Fahri Râzi'nin beyanı veçhile bu âyette nimet sahip­leri yle murad; Kureyş'in servet ve mansıp sahipleriyle uluları­dır. Az bir müddetle murad; hayat-ı dünyadır. Yahut hu âyetin nüzûlüyle Bedir vak'ası arasında geçen müddettir. Çün­kü; sanadid-i Kureyş Bedir vak'asmda helak olmuşlardır ki Allahü Tealâ'nın bu âyetle vaadettiği intikam dünyaca o gün zuhur etmiş­tir. Ahirette görecekleri azab ise bundan sonraki âyette beyan bu-yuruluyor.

Hulâsa; Cenab-r Hakkın resulünü tekzih, eden zengin­lerin intikamını kendine havale etmesini ve birazcık mühlet ver­mesini resulüne emir buyurduğu ve insanlar için düşmanlarını Al­lah'ın intikamına havale etmenin emr-i mühim olduğu bu âyetten müstefad olan fevaid cümlesindendir.[9]

 

Vacip Tealâ resulünü ıckzib eden kâfirlerden intikamını ala­cağını beyandan sonra ahirette vâki olacak azaplarının keyfiyetini beyan etmek üzere buyuruyor.

[Muhakkak bizim yanımızda ağır zincirler, al.evleıuci ateşler, boğazı tutucu taam ve elem verici azap vardır.]

Yani; ya Ekrem-er Rusül! Sen beni onlarla terket. Zira; onlar­dan intikam almak için hazırlanmış bizim indimizde dünyada ah^ kâm-ı şer'iyeyi edadan hasıl olan mihnet 've meşakkata tahammül etmediklerine mukabil ağır zincirler vardır, sıklet verir ve onların dünyada mağrur oldukları servetleri, telezzüz ettikleri nimetleri mukabilinde Cehennem azabı vardır, riba, rüşvet, emval-i eytam ve gayrın malına tecavüz gibi yedikleri haram mukabilinde boğaz­larını tutucu ve gussa verici zakkum denilen taam vardır ki ayn-ı i'azaptır, yine onların zikir ve fikirle meşgul olmadıklarına muka­bil olarak acıtıcı azap vardır.

Fahri Râzi'nin beyanı veçhile bu âyette beyan olunan dört ne­vi azabın her birerlerinin derece-i nihayete vardığına işaret için azabı beyan zımnında vârid olan elfâzın cümlesi azamete delâlet eden tenvinle varid olmuştur. Bu azabın azab-ı cismânî olduğu gibi azab-ı rûhânî olmasında dahi bir mani yoktur. Çünkü; insan lez-zet-i cismiyeye müptelâ olarak küfürle ölünce ahirette nimet gör­mez. Dünya nimetlerini kisbe alet de olmadığından telezzüze aşk ve muhabbeti vardır, lâkin bağlıdır, o nimetlere nail olmaması onun için ayn-ı azab-ı Cehennem'dir. Bu nimetlerden mahrumiyet gussası onun hakkında taamdır; fakat o taam tamamıyla gussalı-dır, bu vesileyle nur-u, İlâhfnin tecellisinden hisseyab olmaması onun hakkında azab-ı elimdir.[10]

 

Vacip Tealâ kâfirlerin azaplarının dört nev'ini beyandan ra o azabın zamanını beyan etmek üzere buyuruyor.

[Onlara azap şol günde olur kî o günde yerler ve dağlar titrer, dağlar akıcı kum yığını olur.]

Yani; şu beyan olunan dört nevi azap o günde vâki olur ki yerler ve dağlar zelzeleyle muztarib olur, sallanır ve o günde dağ­lar ve ovalar cümle yerler rüzgârın savurduğu kum yığını gibi olur. İşte Öyle şiddetli bir günde beyan olunan dört nevi azap kâ­firler üzerine vâki olur.[11]

 

Vacip Tealâ kâfirlerin azabın m nevi'ni ve vaktini beyandan sonra ehl-i Mekke'yi Firavun'un başına gelen azab~ı dünyevî ile tehdid etmek üzere buyuruyor.

[Muhakkak ey ehl-i Mekke! Sizi irşad için biz size bir Resul-ü muazzam gönderdik. Nasıl ki Firavun'a Resul gönderdik, işte size de öylece gönderdik.]

[Biz Resul gönderince Firavun o Resul'e isyan etti. Binaena­leyh; biz de onu sağlam tutmakla tuttuk.]

Yani; ey ehl-i Mekke! Firavun'u irşad edip doğru yola sevket-mek için biz nasıl ki Firavun'a Resul olarak Mûsâ (A.S.) ı gönder-dikse size de öylece Muhammed (A.S.) ı Resul olarak gönderdik ki o Resul sizin irtikâb ettiğiniz günahlarınızdan dolayı yevm-i kıyamette aleyhinize şehadet eder. Firavun'a gönderdiğimiz resul onu imana davet edince Firavun icabet etmedi, isyan etti. Onun isyanı üzerine biz dünyada suya garketmekle onları şiddetle ahzet-tik. İşte ey ehl-i Mekke! Resulüne iman etmeyen Firavun'u nasıl ahzettîkse Resulümüze iman etmediğinizden dolayı sizi de ahzedip ihlâk edeceğimizi hatırınızdan çıkarmayın.

VebiI şiddetle tutmak manâsına olduğundan Firavun'un dünyada azabının şiddetine işaret olunmuştur. Firavun'un Hz. Mû-sâ'ya ezası ve küçük görmesi ehl-i Mekke'nin Hz. Muhammed'e ezalarını ziyadece müşabeheti olduğuna işaret için bu makamda yalnız Hz. Mûsâ ile Firavun zikrolunmuş, ümmetleriyle diğer en-biya-yı kiram zikrolunmamıştır.[12]

 

Vacip Tealâ ehl-i Mekke'yi   Firavun'la tehdid ettikten sonra kıyametin şiddetiyle tehdid etmek üzere buyuruyor.

[Eğer küfrüzere devam eder, bakî kalırsanız nefsinizi azaptan nasıl sakınırsınız sol günde ki o günde çocuklar koca olurlar ve o günün şiddetiyle gök yarılır, Allah'ın onlara vaadi de yerini bulur.]

Yani; Firavun ve kavmi iman etmediklerinden dolayı biz on­ları ihlâk edince ey ehl-i Mekke! Siz küfrüzere bakî kalıp iman etmeyince "nefsinizi azaptan nasıl vikaye edip saklayacaksınız? Şol günde ki o günün şiddetinden ve gayet uzun olduğundan çocuklar koca olur ve o günün şiddetinden gök yarılır, Allah'ın kâfirlere vaadi dahi yerini bulur.

Bu âyetten maksat; o günün şiddetini temsil ve tasvirdir. Çün­kü; Fahri Râzi'nin beyanı veçhile o günün şiddetinden hasıl olan gumûm ve humûmun insan üzerine hücumuyla saçında ve saka­lında hasıl olan beyazlık, belki kocalık da sür'at eder. Çünkü; çok gam ve keder tabiatta olan hararetin-sönmesini icab ederek hara­retin sönmesi de mideye dahil olan gıdanın hazmedilememesine se­bep olup buysa vücutta olan kılların beyazlanmasını mucip olur. Velhasıl hüzün ve keder kocalığın acelesini iktiza ettiği cihetle bu âyette şîbo günün şiddetinden kinayedir. Yahut o günün şid­detinden hakikatta çocuklar koca olurlar.[13]

 

Vacip Tealâ kâfirleri enva'-ı azabı beyanla tehdit ve kıyame­tin şiddetini beyandan sonra sûrenin evvelinden buraya gelinceye kadar beyan olunan ahkâmı hulâsa etmek üzere buyuruyor.

[Şu zikrolunan âyetler büyük bir mev'izedir. Dinleyen Rabb'i-sine yol tutar.]

Yani; şu beyan olunan âyât-ı beyyinat envâ-ı hidayat ve irsâ-dâtı cami pek büyük ve beliğ bir mev'izedir. Bu âyetler mev'ize olunca isteyen kimse o mev'izeyle muttaiz olarak vuku bulan ne-sâyihten mutanassıh olmak suretiyle Rabb'isı canibine doğru bir yol tutarak mevlâsmın rızasına vâsıl olur. Çünkü Rabb'isine doğ­ru yol; ibâdât ve taât işlemek ve günahtan kaçmakla olacağından doğru yolun sebeb-i necat olacağında şüphe yoktur.[14]

 

Vacip Tealâ teheccüd ve sair ibâdâtla emredip emre ittibâ' etmeyenleri envâ'-ı azapla tehdid ettikten sonra zat-ı ülûhiyetinin ilmi herşeye ve bilhassa gece ibadetine lâyık olduğunu beyanla kullarını ibadete teşvik ve günahtan tenfir etmek üzere buyuruyor.

[Ya Ekrem-er Rusül! Muhakkak senin Rabb'in bilir ki sen ge­cenin iki sülüsünden az bir zamanda ve nısfında ve sülüsünde te­heccüd için kalkarsın, seninle beraber ashabından bir cemaat da kalkar. Rabb'in Tealâ bunların hepsini bilir, ilminden hiç bir şey kaybolmaz, Aîlahü Tealâ gece ve gündüzün miktarlarını takdir eder.] Ve geceyle gündüzü birbiri arkasında yeniler, uzunluğunu, kısalığını ve bazı cüzlerinin bazı aharına duhûlünü, saatlarını ve dakikalarını takdir eder, hiç bir saniyesi ilm-i İlâhî'den hariç ol­maz ve herkesin amelini bildiği gibi cezasını verir.

Bu âyette âsileri tehdid ve âbidleri ibadete terğib vardır. Çün­kü; gece ve gündüzü takdir eden elbette o zaman içinde vuku bulan ibâdâtı, taatı ve ma'siyeti tamamen bilir. Binaenaleyh; ibâdm hayr ü şer cezasından hiçbir zerresi fevtolmaksızın elbette herke-ı sin müstehak olduğu sevabı veya azabı verir. Şu halde günahkâr] lar günahtan vazgeçmeli, zira; Ailahü Tealâ bilir ve cezalarını ve] rir, âbidler de ibadete devam etmeli, zira; Ailahü Tealâ ibadetle] rinin ziyadesiyle sevabını verir.[15]

 

Vacip Tealâ kullarının gecenin ne kadar, miktarında teheccüde kalktıklarını ve gecenin her cüz'üne ilminin lâhik olduğunu beyan­dan sonra kullarının gecenin eczasını sayamayacaklarını beyan et| m ek üzere buyuruyor.

[Ailahü Tealâ sizin gecenin miktarını sayamayacağınızı bilir. Binaenaleyh; Ailahü Tealâ geceyle kıyamı terkten hasıl olan ku­surunuzu afla muamele buyurdu.]

Yani; Ailahü Tealâ sizin gecenin her cüz'ünü elbette ta'dâd edemeyeceğinizi ve her cüz'ünde ibadetle meşgul olmaya takatiniz olmadığını bilir. Binaenaleyh; gecenin nısfında ve daha ziyade ve doksanında teheccüdü terkinizden hasıl olan kusurunuzu affetti ve gecenin küllisinde ibadetle meşgul olmak külfetini sizden kaldırdı.

Fahri Râzi ve Hâzin'in beyanlarına nazaran gece namazı ipti-^a-yı İslâm'da vacip olunca ashaptan bir zat gece sabaha kadar ^rnazla meşgul olurdu. Zira; gecenin bazı cüz'ünde namazı terke-«ersem acaba emr-i İlâhî'ye    muhalif harekette bulunur muyum korkusuna binaen hiç bir dakika fevtetmemeye başlayınca takat-ları kalmaması üzerine Cenab-ı Hak kullarını tesliye ve üzerlerin­de bulunan sıkleti refetmek üzere bu âyeti inzal buyurmuştur.[16]

 

Vacip Teaiâ gecenin ekserisinde teheccüde tahammülleri olma­dığından gecenin nısfında ve sülüsünde teheccüd kâfi olduğunu be­yanla tahfif edince o tahfifi tevsi' ve tafsil etmek üzere buyuruyor.

[Siz Kur'andan kolay olan miktarı okuyun.]

Yani; teheccüd namazının vücubu nesholununca.siz teheccüd-de mümkün olduğu ve kolayınıza gittiği kadar okumakla iktifa edin ki çok okumakla nefsinizi yormayasmız.

Fahri Râzi ve Ebussuud Efendi'nin beyanları veçhile bu âyette raetle murad; teheccüde mahsus olmayıp mutlaka kıraet ol­mak ihtimali vardır. Zira; elfaz~ı âmmeden olduğu cihetle namazda ve namazın gayrıda olan kıraetlere şâmildir. Gerçi âyetin makabli ve mâba'di teheccüdde kıraet olmasını îma ederse de lâfz-ı Kur'anı umûm üzere hamletmek daha muvafıktır. Çünkü umûm üzere hamlolunduğunda teheccüdde tilâvete dahi şamildir ve âyetin hükmü; mutlaka Kuranı okumak şanından olan kimsenin mümkün olduğu kadar okumastdır ki Kur'an unutulmak­tan emin olsun ve herkes Kur'anı okumasını ders ittihaz etsin. An­cak bir günde ne miktar okumakta ihtilâf olunmuştur. Bazıları «Yevmiye yüz âyet», bazıları «Elli âyet», bazıları «Kısa sûrelerden birini okumak kâfidir» demişlerse de lâfz-ı âyetten müstefad oldu­ğu cihetle tilâyet-i Kur'an kasdıyla yevmiye velev bir âyet okumuş olsa bu emre imtisal etmiş olur. Çünkü: âyette tâbiri gayet suhulete delâlet ettiği gibi Kur'an okuyacaklardan minküllilvücuh güçlüğü kaldırmaya işarettir. Binaenaleyh; Kur'an okumayı kendine ders ittihaz eden kimse devam üzere okursa velev az okumuş olsun

Kur'an okumak noktasından üzerine terettüb eden vazifesini edâ etmiş olur.

Hulâsa; gerek namazda, gerek namazın haricinde mümkün ol­duğu kadar Kur'an okumak lâzım olduğu ve Kur'an okumayı ders ittihaz ederek velev az bir miktar olsun okuduğunda üzerine te­rettüb eden vazifesini ifâ etmiş olacağı bu âyetten müstefad olan fevaid cümlesindendir.[17]

 

Vacip Tealâ teheccüd namazının vücûbunu kullarına kolaylık olsun için neshettiğini beyandan sonra neshin hikmetini beyan et­mek üzere buyuruyor.

[Elbette Aliahü Tealâ bildi ki sizde hastalar olur, ahar bir taife olur ki onlar Allah'ın fazlından nziklarını aramak için yeryüzünde seyrüsefer ederler, ahar bir cemaat da olur ki Allah yolunda a'dâ-yı dinle muharebe ederler.]

Yani; Ailahü Tealâ sizin üzerinizden teheccüd namazının vü-cubunu neshetmekle kaldırdı. Zira; Aliahü Tealâ bilir ki elbette! sizde hastalar olur.    Hasta ise vücuduna arız olan zaaf sebebiyle! teheccüde takati olmadığından    Aliahü Tealâ onlardan teheccüdj namazının vücûbunu kaldırdı ve sizden ahar bir taife daha olur ki| onlar fazl-ı İlâhî'den rızıklarım taleb eder oldukları halde yeryü-j zünde müsâferet ederler. Müsâferet ise meşakkattan hali olmaya-? cağı cihetle Aliahü Tealâ hastalar gibi onlardan dahi teheccüd n&-\ mazının vücûbunu kaldırdı. Çünkü; ticaret için gündüzleri a'mâl-i şâkkayla yorulduklarından geceyle istirahata ihtiyaçları zaruridir.^ Eğer geceyle de teheccüd namazıyla mükellef olmuş olsalar taham­mülün fevkmda bir teklif olacağı cihetle Cenab-ı Hak teheccüdün vücûbunu kaldırmakla kesb-i rızıkla meşgul olanlara ihsan buyur­muştur, sizden bir cemaat daha vardır ki i'lâ-yi kelimetullah için fisebilillâh a'dâ-yı dinle mukatele ve muharebe ederler, muharebenin meşakkati ise zahirdir. Binaenaleyh; Cenab-i Hak onlardan dahi teheccüdün vücubunu kaldırdı ve yalnız peygamberimiz (S.A.) üzerine teheccüd namazı farz olarak kaldı ve şu beyan olunan rae-şakkatlara binaen ümmetinden vücub affolunmuştur.

Fahri Râzi'nin beyanı veçhile Vacip Tealâ bu âyette halâlin-den rızkını kesbiçin müsâferet edip çalışanla a'dâ-yı dinle müca-hede eden guzat-ı müslimmi hükümde müsavi kılmıştır. Zira; ha-lâlinden ticaretle iştigal efdal-i ibadet olduğu diğer nususla dahi sabittir. İbn-i Mesud Hazretlerinin kelâmı da bunu te'yid eder. Şöyle ki; İbn-i Mesud Hazretleri «Bir kimse islâm şehirlerinden bir şehre bir rızık celbiyle zahmetine tahammül eder olduğu hal­de gidip sevabını kasdederek o günün râyiciyle satarsa indallah o kimse şühedadan ma'dud olur» buyurmuş ve bu sözü söyledikten sonra İbn-i Mesud Hazretleri sözünü te'yid etmek üzere bu âyeti okumuştur. Bu âyet ticaret için müsâferete şamil olduğu gibi tah-sil-i ilim, sıla-i rahim ve sair mubah olarak müsâferetin cümlesine de şâmildir. Çünkü; lâfzun umumu müsait olduğu gibi teklifi tah­fifin esbabından olan meşakkat da müsâferetin her nev'inde mev­cuttur. Binaenaleyh: maslahat-ı meşruadan dolayı müsâferetin kâf-fesi bu âyette dahildir.

Hulâsa; insanların her sınıfı gündüzleri birer nevi meşakkata müptelâ olduklarını Vacip Tealâ bildiği için geceyle istirahatları te'min olunmak üzere teheccüdün vacip olmasını kullarından kal­dırdığı ve nafile olarak teheccüd namazı kılmak meşru olduğu ve vücubun kaldırılmasına sebep insanlara arız olan meşakkat olduğu bu âyetten müstefad olan fevaid cümlesindendir.[18]

 

Vacip Tealâ ekser-i insanlar üzerine edası müşkül olmasına binaen teheccüd namazının vücubunu refettiğini beyandan sonra vücubu nesholunmuşsa da nafile olarak edası meşru olduğunu be­yan etmek üzere buyuruyor.

[Kur'andan müyesser olduğu kadar okuyun, farzolan beş 4akiî namazı vaktinde eda edin, malınızın zekâtını verin ve Allah'ife rı­zası için ödünç vermekle güzel verin.]                           

Yani; teheccüd namazının vücubu üzerinizden kaldırıldıysa nafile olarak teheccüd namazına kıyamla Kur'andan size okuması müyesser olduğu miktarı okumakla teheccüdü eda edin ki büsbü­tün terkolunmuş olmasın, üzerinize vacip olan beş vakit namazı Rabb'inizin razı olacağı veçhüzere eda edin ki imanla küfür ara­sını tefrik eden namazda tekâsüi olunmasın, nefsinizi buhulden, mallarınızı kir ve pastan kurtarmak, nefsinizi merndûh olan sehâya alıştırmak ve fukaranın hakkım yerine yerleştirmek için üzerini­ze vacip olan zekâtı verin ki fukaranın hakkı kalmasın ve nafile olarak Allah'ın rızası için muhtaç olanlara ödünç verin.

Bu âyette «Allahü Teaiâ'ya karz-ı hasen olarak verin» demek «Allah'ın razı olduğu mescitlere, medreselere, müsafirhanelere, fu­kara ve zuafaya, mesalih-i mü'minînden sair hayrat ü müberrata ve bilhassa asakir-i İslâmiyeyi teçhiz hususlarına malınızdan bir miktarını sarfedin» demektir. Çünkü; karzm manâsı; ödünç vermek olup bu ise Aîlahü Tealâ hakkında cari olamayacağından Allah rızası için verilene Allah'a karz ıtlak olunmuştur. Zira; Al-lahü Tealâ'nm rızası için vücuh-u birre sarfolunan mal zayi olma­yıp Allahü Tealâ indinde mahfuz olduğu için Allah'a karz denmiş­tir ki bir kimsenin aharına ödünç verdiği mal zayi olmayıp mah­fuz kaldığı gibi bu da mahfuz demektir.[19]

 

Vacip Tealâ zekât ve karz-ı hasenle emrettikten sonra bu mi­silli sarfiyatın boşa gitmeyip mukablinde ecr ü mesûbata nail ola­caklarını beyan etmek üzere buyuruyor.

[Hayır olarak nefsiniz için her ne şey gö'nderdinizse o şey idallah mahfuz oîarak daha hayırlı, ecrini ve sevabını daha büyük bulursunuz.]

Yani; ecelinizden evvel gerek mal ve gerek beden cihetinden rıza-yı İlâhî'ye muvafık olarak her ne ibadet eder ve sadaka-gön­derirseniz o şeyi Allahü Tealâ indinde dünyada aılkoyduğunuzdan daha hayırlı ve sevabı daha büyük olarak bulursunuz.[20]

 

Vacip Tealâ' namaz, zekât ve karz-ı hasen gibi ibâdâtle emre­derek, bunların boşa gitmeyip herbirinin ecrini ziyadesiyle bula­caklarını beyandan sonra kulların herhalde kusurdan halî olmayıp istiğfara, muhtaç olduklarını beyan ve istiğfarla emretmek üzere buyuruyor.

[Allahü Tealâ'ya istiğfar edin. ve yarhğayıcıdir.]

Zira; Allahü Tealâ esirgeyici

Yani; envâ-ı ibâdâtımzda vâki olan kusurlarınızdan ve sair günahlarınızdan dolayı Allahü Tealâ'ya istiğfar ederek mağfiret isteyin. Zira; Allahü Tealâ mağfiret taleb eden kullarının günah­larını setretmekle mağfiret edici ve dergâh-ı ülûhiyetine nedametle rücû* eden kullarına merhamet buyurucudur. Binaenaleyh; durma­yıp, istiğfar edin.

İstiğfar; günahları mahva, rızkı celbe ve evlâd ü ensâlin ço­ğalmasına sebep olmak gibi bir çok menafii. câlib olduğu için Va­cip Tealâ sûrenin âhirinde kullarına istiğfarla emretmiş ve istiğfara terğib için kendisinin Gafur ve Rahim olduğunu beyan buyur-mustur[21]



[1] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6204-6205

[2] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6205-6206

[3] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6206-6207

[4] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6207-6208

[5] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6208-6209

[6] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6209-6210

[7] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6210

[8] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6210-6211

[9] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6212

[10] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6212-6213

[11] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6213-6214

[12] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6214-6215

[13] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6215

[14] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6216

[15] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6216-6217

[16] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6217-6218

[17] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6218-6219

[18] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6219-6220

[19] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6220-6221

[20] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6221-6222

[21] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6222