Sure-Î Kıyame - Kuran - Konlayli Vehbimehmet Tefsiri - 75. Sayfa
SURE-Î KIYAME
Mekke-i Mükerreme'de nazil olan sûrelerdendir camidir,
[Ben Azimüşşân kıyamet gününe yemin ederim ki elbette siz kabrinizden kalkarsınız.]
Yani;.kıyamet günü bir emr-i azimdir ki onun büyük bir şerefi vardır. O şerefine binaen ben ona yemin eder ve sizin kabrinizden kalkıp ceza göreceğinizi te'kidle beyan ederim. .
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile bu makamda kelimesi yemini te'kid içindir, nefyiçin değildir. Yahut kelimesi bu makamda nefy içindir. Buna nazaran vıanâ-yı nazını: [Ben"kıyamet gününe yemin etmem. Zira; zahir olup vukuunda şüphe olmadığından yeminle te'kide hacet yok] demektir,' Çünkü yemin ; muhatabına nazaran şüpheli olan bir kelûmı takviye için getirilen bir vesikadır. Kıyametin günü ise vukuu şüpheden ârî olduğu cihetle vesikaya ihtiyaç yoktur.
[Ben yevm-i kıyamette âsîleri levmeden nefs-i müttekiye yemin ederim.]
Yani; ben ibadâtı terkle kusur eden nüfus-u serireyi levmeden nefs-i â'bideye yemin ederim ki siz kabirlerinizden kalkar ve cezanızı görürsünüz. Yahut manâ-yı nazıra: |Kıyamette kendini levmeden her nefse yemin ederim] demektir. Çünkü; kıyamette gerek ibadet, gerek kabahat eden her nefis kendi kendini levıne-der. -Ebussuud Efendfnin beyanına nazaran Resulullah (Ş.A.) Efendimiz «Mutia ve â'siye hiçbir nefis olmadı, illâ o nefis yevm-i kıyamette kendi kendini levmeder. Kg'or hayır işlemişse niçin ziyade etmedim, şer işlemişse'neden terketmedim diyerek her nefis zâtını levmeder^ huyunnustur. Şu halde levmedertle levmolututn her ikisi bir şahıstır ve bu ela.caizdir. Zira; zatında bir olan şey itibarda muhtelif olabilir. Binaenaleyh; levmeden kimse nıelûm olanın aynıdır.
Bu makamda nefs-i levvânıenin kıyametle beraber /ikroiu-n'n'ia-smdaki hikmet; kıyametin kaim olmasırıdi..! maksat, nüfus-u 'oeşe-riyenin mücazat olunmasıdır. Su halde krvametie nüfus-u bı.seriye arasında münasebet-i tâmme vardır. Zira kıyamette ceza görecek; o nefs-i levvâmedir. Binaenaleyh; kıyamet zikro!umine..< o kıyamette ceza görecek nefis hatıra geu-ceği için Cenab-ı Kak kıv^-meti zikirden sonra nefs-i levvâmeyi de ^ikir buyurmuştur. Hulâsa; kabahat işleyen kinişe «Neden kabahat işledim» diyerek kendini levmedeceği gibi ibadet, eden kimse de Neden az ibadet ettim?)- diyerek kendini levmedeceği bu âyetten müstefad olan fevaid cümlesindendir.[1]
Vacip Teaîa kıyamete ve kıyamette ceza görecek nefs-i levvâ-meye yemin ettikten sonra kıyameti ve hasrı inkâr edenlerin inkârlarını reddetmek üzere buyuruyor,
[Haşn ve1 ne&vi inkâr eden insan zanneder mi ki elbette mv. ^nun çürümüş kemiklerini .cem'edemeyiz? Evet! O çürümüş kenikleri cem'ederiz. Zira; o kemiklerin pek küçükleri olan parmak-avını bile cemetmeyc kadiriz. Nerede kaldı ki büyüklerini cem "etmeyelim?] Şu halde insana layık olan; Allah'ın kudretini iıikad ederek hasrı ikrar etmektir, yoksa hava-yı nefsahiyesine tebaiyyet ederek hasrı inkâr etmek değildir.
Fahri Râzi ve Hâzin'in beyanlarına nazaran bu âyetin sebeb-i nüzulü şöyledir : Mekke müşriklerinden (Addî b. Rebia) Resulul-lah'a kıyametten suâl etmesi üzerine ResuTullah kıyametten ve insanların kabrinden dirilip kalkacağından haber verince (Adî) derdi ki «Yâ Muhammedi .{S.A.) Bugün kıyameti gözümle görsem seni tasdik etmem. Çünkü çürümüş olan kemikleri Allahü Tealâ cem'edip de bir daha adam yapmaz ve yapamaz-. (Adİ)'nin böyie demesi üzerine Cenab-ı Hak bu âyeti inzal ederek bunun ve bu zihniyette olan insanların itikatlarını reddetmiştir.
Bu âyet; hasrın cismânî olmasına delâlet eder, Çünkü; Cenab-ı Hak cisimden ibaret olan kemikleri cem'le hasredeceğini beyanla cevap vermesi hasrın cisme mahsus olmasına delâlet eder ve hasrı cismânîyi itikad etmek zarûriyât-ı diniyedendir, bu itibarla cisma-hî haşri inkâr eden kâfir olur. Amma ruha gelince; ruhta haşir yoktur. Çünkü; ruh bedenden ayrılınca diri olarak bakî olduğundan hasra hacet yoktur. Zira: bedenden ayrılınca fani değil ki hasrol-sun. İşte eh]-İ sünnetin itikadı da budur
Ayet-i celile; hasrın ecza-yı müteferrikayı eem'etmek suretiyle olacağına delâlet eder. Çünkü; Vacip Tealâ çürümüş kemikleri cem'etmekle hasredeceğini beyan. bu\ ıırmustur. Haşn inkâr edenlerin inkârları kudret-j İlâhi'yenin çürümüş kemikleri cem'etmeye kâfi olmayacağına dair şüpheleri olduğundan Vacip-Tealâ o şüphelen kaldırmak için nazm-ı münifiyle kudretinin kâfi olduğunu bevan buvurmustur.[2]
Vacip Tealâ hasra imkân. verrroŞenlere, kudretullahı noksan görenlere insanları ihya etmeye kadir olduğunu beyanla cevaptan sonra hasrı inkâr edenlerin inkârlarının'ikinci sebebi dünyaya muhabbetleri ve î'ısk u fücura devamı arzu etmeleri olduğunu beyan etmek üzere buyuruyor.
[Belki insan fısk u fücurunda devam etmek ister ve suâl ede] der ki «Yevm-i kıyamet nerede, ne kadar uzakdır?»]
Yani; insanın ba'sı inkârı'"evvelce geçmiş olan ömründe fısk u fücur işlediği gibi gelecek zamanda dahi ömrü oldukça günaha devam etmek arzusuna mebnî inkâra cesaret ediyor ve inadından hırsını alamayarak kıyametten suâl ederek der ki "Kıyamet ne zaman, ne kadar uzak şeydir ki ya Muhammedi (S.A.)* Sen onu iddia ediyorsun?» Bu suâlden maksadı; istihzadır. Şu halde kıyameti inkârı dünyaya muhabbetle feda edemeyeceğindendir. Çünkü: insanlarda arzu ettikleri şeyi istemek ve onun bekasını aramak her zaman mevcut olan ahvaldendir. Kıyamet ise dünyayı arzu edenlerin arzularına muhaliftir. Binaenaleyh; kıyamet, arzularının hilâfına olduğu için çekinmeden onu inkâra cüret ederler.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile kıyameti inkâr bazı kere şüpheye binaen olur: Cenab-ı Hakkın kudretini dağılmış olan eczaları toparlamaya kâfi -değil zannıyla hasrı inkâr ettikleri gibi. Bazı kere de inkâr şehevat-ı nefsaniye ve lezzât-ı cismaniyeye binaen olur: Fısku fücurlarının devamını arzu ettiklerine binaen inkâr ettikleri gibi. Binaenaleyh Cenab-ı Hak şüpheleri üzerine inkârlarına nazmıyla ve şehvetleri üzerine inkârlarına da nazm-ı celiliyle cevap vermiştir.[3]
Vacip Tealâ kâfirlerin istihza suretiyle kıyametten suâl ettiklerini beyandan sonra kıyametin aynen gününü haber vermek hikmete muhalif odluğuna işaretle kıyametin bazı alâmetlerini haber vernıek üzere buyuruyor.
[Göz kamaşıp bulandtğı, kamer karanhk bir t-ısim o!up ?.iyast s-itiijri. üyîr* güneşin birleşip mağrîbdeh "doğdukîari vakit hısan hayret ve dehşetlen naşı o günde der ki «Kaçacak mahal nerededir?'.]
Yani: o günün azamet vo dehşetinden insana hayret ve şaşkınlık gelerek i>özü kamaşır ve, kamerin m :im zail olarak sırf bir karanlık, cisim olur ve güneşle ay tir aray:; gelerek mağribden doğar. Bunların cümlesi "âdetin hılâfüîa a*:<-vip ve garaibden oldukları cihetle î'«sana âr:>: olan şâskinnk eseri olarak o günde kaçacak yor arar [4]
Vâcip-Toalâ kıyametj"î : :.ı -edecek jvı a hal arayncağıns " .'an mahal ojuiüdı^nı beyan otn buyuruyor.
.[insanın o günde melce' melce1" ve sjfjmacak bh- m ahali
Yani; o'günde vâki olan d| nacak bir mahal aramak iqj| aramak zamanı geçmiştir. Binaenaleyh: melce' amma
Fahri Râzi'nin bey; kuması müşkül bir sun edeceği hı vo o günde insanın firar onra o günde tirar odeeeK
eıjdud ve nıemnü nur.
fe hayret üzerine insanın :^-1' |a fayda yoktur. Ziraas bir menfaat te'min demek «Hai ü san onların arzu ettikleri gibi değil. Zira; sığmaca] ve firar edecek yer yok» demektir.[5]
Vacip Tealâ kâfirlerin firar edecek mahal aradıklarını ve firar edecek mahal bulamayacaklarını beyandan sonra o günde fira edecek şeyin ancak Cenab-ı Hakkın hükmü olduğunu beyan etme üzere buyuruyor.
[Ancak o günde mahall-i firar ve karar ya Ekrem-er Rusül! Rabb'in Teaîâ'mn hükmü ve emridir. İyi amel işleyerek âhirete takdim ettiği ve işlemeyerek te'hir ettiği herşey o günde insana haber verilir.]
Yani; kıyamette mahalli karar ancak Rabb'in Tealâ'nın hujtl müdür. Zira; insanın işlediği ameli üzerine meşiyet-i İlâhî'ye o ini sanın Cennet'e gitmesiyle onun mahall-i kararı Cennet olur. Eğer Cehennemce gitmesiyse mahall-i kararı Cehennem'dir. Binaenaleyh; insan için o günde çare aramakta fayda yoktur. Zira; zamanı geçmiştir. Ve o günde insanın amel-i salibi ve malından sadaka ederek takdim ettiği şey ve kötü ameli ve malından sarfetmeyerek vereseye te'hir ettiği şeylerin cümlesi haber verilir ki herkes kendi ameline vakıf olsun, amelini haber alınca emr-i İlâhî'ye rızadan başka çare olmadığını bilsin, itiraza mecali kalmasın ve' kaçacak yer olmadığım anlasın.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile insana amelinden haber; yevm-i kıyamette amelinin arzolunup muhasebe olunacağı zamanda olacaktır, amelinin evveli, âhiri, hayrı, şerri, hasenesi ve seyyiesi haber verilecektir ki kendisi ve herkes onun amelini bilsin, hükm-ü yn-ı adalet olduğuna herkes vâkıf olsun.[6]
Vacip Tealâ insanın evvel ve âhir a'mâli kendine haber verileceğini beyandan sonra haberden daha kuvvetli insanın kendinin ameline vâkıf olacağını beyan etmek üzere buyuruyor.
[Belki insan kendi nefsi üzerine şahittir. Zira: amelîni görücü, bilici ve re'yelayn müşahede edicidir. Velevse o insan ortaya bir çok ma'zeretler atmış olsun.]
Yani; insana her türlü a'mali haber verilirse de haberden daha kuvvetli olarak insan kendi nefsinde işlediği amelini görücüdür. Binaenaleyh; haber verilen amelini kabule mecburdur. Zira; nefsinde re'yelayn müşahede ettiği şeyi inkâra mecal yoktur, velevse ma'zeret olması mümkün olan şeylerin hepsini ma'zeret olarak beyan etmiş olsa dahi kabul olunmaz. Çünkü; hasenat ve seyyiât cümlesi meydandadır, a'za-yı cevârihinin şehadet edeceği diğer âyetlerle beyan olunduğu veçhile şahitler de hazırdır, başka yerden şahit aramaya hacet yoktur. Şu halde ameline göre ceza görür, amelinin haricinde götürdüğü ma'zeretine i'tibar olunmaz.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile demek; «İnsan kendi nefsinde hatasını görür» demektir. Çünkü; insan şehevât-ı nef-saniyesi icabı batılı irtikâb etse bile aklıyla onun bâtıl olduğunu bilir ve ikrar eder. Yahut demek «A'za-yı cevarihi nefsi üzerine şahittir» demektir. Binaenaleyh; her türlü ma'zeret-lere tevessül etmiş olsa dahi kabul olunmaz. Zira; kendi kendine şahittir.
Ebussuud Efendf nin beyanı veçhile kelimesi bu âyette zayıftan kaviye ve aşağıdan yukarıya terakki içindir; çünkü haber her ne kadar kuvvetli olsa bile insanın bizzat kendi muayene etmesi kadar kuvvetli olamaz. Binaenaleyh; yani "Haber aynen müşahede gibi olamaz» darbımeseli dahi bunu te'yid eder. Buna nazaran manâ-yı nazım : O günde insana a'malinden haber verilir. Belki haber söyle dursun insan o günde kendi a'ma-linin tafsilini kendi bilir] demektir [7]
Vacip Tealâ insanın yevm-i kıyamette olacak bazı ahvalini ha-j ber verdikten sonra Resulullah'ın, vahy geldiğinde vahyolunan âyeti hıfziçin telâş ettiğini ve telâşa hacet olmayıp hıfzım Cenab-ı| Hakkın te'min buyurduğunu beyan etmek üzere buyuruyor.
[Ya Ekrem-er Rusüli Kur'anı acele hıfzetmek ve kaçumamak | için Kur'anm kiraetiyle lisanını tahrik etme. Zira; Kur'anı senin ! kalbinde hıfzettirip, lisanınla tilâvet ettirmek bizim üzerimize lâzımdır.] Binaenaleyh; senin telâşına -nahal yoktur.
Yani; Cibril-i Emin vahyik gei Jiğiiıde hıfzedemem korkusuna !binaen vahyi tekmil etmeksizin ar-eîeUlf'zetmek için lisanını Kur'anm kıraetiyle meşgul etme. Zira: .senin kelâmın Cibril-i Emin'in kelâmına karışırsa zaptı müşkül olur. Kıraette acele etme? Çünkü; biz senin kalbinde onun hıfzını, lisanında tilâvetini üzerimize lâzım mesabesinde kıldık. Şu halde senin için telâşa lüzum yoktur
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile bu âyetin bundan evvelki âyetlere münasebeti; bundan evvelki âyetler nazil olduğunda Resulul-Jah acele buyurduğu için bu nehy-i İlâhî burada vâki olmuştur. Bu: halin hariçte de misali vardır : Meselâ ders okutan bir müderrisin? tilmizi sağma, soluna baktığında müderris tilmizini nehyiçin (.S §*na soluna bakma- dedikten sonra dersine devama başladığı gi -^esulullah da bundan evvelki âyetler nazil olurken acele buyur-; buğundan Cenab-ı Hak «Acele etme. Zira: biz Kur'anı sana hıfzet-' ."receğiz» buyurmuştur. İşte şu beyan veçhile bu âyetlerin, ewe-| une ve bundan sonra âhirete müteallik gelecek âyetlerle münasee -i kâmilesi vardır.
Yahut âyetin makabline münasebeti şöyle be3/an olunmuştur:?
Bundan evvel nazmında beyan olunduğu veçhile şe-hevât-ı nefsaniyesinde insanın acele ederek kıyameti inkâra kadar cür'et ettiğinden Cenab-ı Hak resulünü emr-i dinde aceleden ne-hiy buyurmuştur ki emr-i dinde acele mezmum olunca diğer hvı-susatta acelenin mezmum olacağı evleviyetle sabit olduğuna işaret edilmiştir.
Yahut bu âyette hitap Resulullah'a değildir, belki yevm-i kıyamette a'malini görecek insana hitaptır. Çünkü; o insan günahlarını mübeyyin defter-i a'malini alelacele kıraete başlayınca Cenab-ı Hak o insana hitab ederek «Ey insan! Sen amel defterini okumakta acele etme. Zira; biz onu sana okutur, bildirir ve cezasını tertib ederiz» buyurmakla o kimseyi aceleden nehyedeceğini beyan buyurmuştur. Velhasıl şu tevcihâtın cümlesine nazaran âyetler beyninde münasebet-i kâmile muhakkak ve mevcut olduğundan bu ve bunun emsali âyetler arasında münasebet yoktur diyerek itiraz eden sapkınların itirazları merdûddur.[8]
Vacip Tealâ resulüne Kur'anın hıfzını vaadedince resulünün vahiy geldiğinde alacağı vaziyeti beyan etmek üzere buyuruyor.
[Biz Kur'anın hıfzını vaadedince Cibril vasıtasıyla sana Kur'-anı okuduğumuzda sen Kur'anına tâbi ol. Cibril'in Kurbandan ferağında vakit geçmeksizin tilâvetine tebâiyet et. Tekrar be tekrar oltu ki zihninde karar etsin ve sen Kur'anını bitirince manâsında sana müşkül olanı beyan etmek bizim üzerimize vacip mesabesindedir.]
Şu halde âyetin lâfzını hıfzetmekte Resululîah için meşakkat olmadığı gibi manâsını anlamakta da meşakkat yoktur. Çünkü; evvelki âyette Kur'anın hıfzı vaad-i İlâhî'yle temin olunduğu gibi ikinci âyetle de manâsını keşf ü izah yine vaad-i İlâhî'yle taht-ı temine alınmakla Resululiah için vahyi telâkkide bir güçlük kalmamıştır.
Mücmel olan bir manâyı beyan etmeyi Vacip Tealâ tafsîlen vaad buyuruyor. Beyanı lâzım olan şeye ihtiyaç messettiği zaman beyan olunur, te'hir olunmaz. Zira; ihtiyaç zamanından te'hir teklif-i mâlâyutakı müstelzimdir. Çünkü; emrolunan şeyin neden ibaret olacağı bilinmeyince amel mümkün olamaz. Şu halde ihtiyaç zamanından beyan taahhur etmez. Amma hitap zamanından beyanın taahhur etmesi caizdir. Zira; hitap zamanında amel lâzmı olmaz. Hitap evvel gelir, sonra amel vacip olur.[9]
Vacip Tealâ resulünü aceleden nehyettikten sonra aceleyifjâdet etmekten kullarını menetmek üzere buyuruyor.
[Sizin zannmız gibi değil, acele memnû'dur. Zira; acelede akıbet iyi düşünülemediğinden zarara uğramak her zaman muhtemeldir. Binaenaleyh; herşeyde acele mezmumdur. Belki ey insanlar! Siz aceleden geçmez ve â'cileden ibaret olan dünyaya muhabbet eder ve âhrieti terkedersiniz.]
Yani; hâl ü şan sizin zannmız gibi olmadı. Acele etmek mezmum, teenni etmek memduhtur. Ve lâkin ey' beni âdem! Siz topraktan halkolunduğunuz için herşeyde acele etmek âdetinizdir. İşte bu cümleden olmak üzere â'cileden ibaret, müddeti gayet az ve lezzeti zahmetine değmeyen dünyaya muhabbet eder de ebedî ve her türlü rahatı müstelzim olan âhireti terkedersiniz.[10]
Vacip Tealâ Eesul'ünü ve şâir kullarını aceleden nehyettikten sonra ihsanları amelleri iktizası iki kısma taksim etmek üzere buyuruyor.
[0 günde birçok yüzler nurludur, ancak bazı zamanda Rabb'i-sinin yüzüne bakıcı ve cemal-i bâkemâline müstağrak olarak mâ-sivâyı unutucudur.]
Yani; insanlardan birçok kimselerin yüzleri nadratlı ve beh-çetli ve görmüş olduğu nimetler üzerine sürurlu olur ve bu nimetlerden en büyüğü Vacip Tealâ'nm cemalini müşahedeyle mütenâ'im olmaktır.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile bu âyet; âhirette bazı kimselerin Allahü Tealâ'yı göreceklerine delâlet eder, Allahü Tealâ'yı görmek için indel'akıl bir mani yoktur. Çünkü: Vacip Tealâ mevcuttur, her mevcudu insanın görmesi caizdir ve naklen de ru'yet-i İlâhiye vaciptir. Çünkü; ru'yet-i îlâhî'yenin vuku bulacağına delâlet eder birçok nusus-u celile vardır. Binaenaleyh; ehl-i imanın Vacip Tealâ'yı göreceklerini itikad etmesi vaciptir, ehl-i sünnetin mezhebi de budur. Amma fırak-ı dâlleden Mu'tezile bu dünyada ruJ™ yete lâzım olan şartları nazar-ı itibara alaı ak âhirette ru'yeti inkâr ederler. Halbuki ru'yete bu dünyada lâzım olan şartlar âhirette lâzım olmaz. Zira: âhirette ru'yet bir kuvvetle olur ki o kuvvetin halikı Allahü Tealâ'dır. Kendi cemalini (örmekle müşerref kılmak istediği kullarında görmeye liyakat w- kuvvet halkeder, gösterir. Binaenaleyh; âhiretteki rü'yet bu dünyadaki ru'yete kıyas olunamayacağından ru'yetin dünyada levazımından olan şartlar âhirette lâzım olir^az.[11]
Vacip Tealâ insanların âhirette bir kiHnının yüzleri parlak olacağını beyandan sonra diğer bir kısmının yüzleri nurdan haiî olduğunu beyan etmek üzere buyuruyor.
[O günde birçok yüzler buruşuktur ve o yüzler bilirler ki ken-i dilerine bir belâ-yı azîme işlenecek ve mühim bir azap nazil olacak,]
Yâni; o günde âsîler kendilerine vâki olacak azabı bildikle} rinden yüzlerinde eser-i nimetten beşaşet olmadığı gibi kederlef rinden gayet siyah, levni değişmiş, ekşi ve buruşmuş olur ve zanj-nederler ki kendilerine bir büyük belâ gelecek. Binaenaleyh; ke*-mâl-i yei'sle me'yus olurlar.
Fahrî Râzi'nin beyanı veçhile yevm-i kıyamette Allahü Tealâ ehl-i Cennetle, ehi-i Cehennem'i birbirinden ayırdığı zaman alâ-met-i farika olmak üzere ehl-i Cennet'in yüzleri eser-i sürür olarak parlak ve ehl-i Cehennem'in yüzleri de eser-i gam ve gussa olarak siyah ve bulanık olur.
Bâsire ; şiddetle abus ve buruşuk yüzlü olmaktır. Fâkire; büyük belâdır ve hayvanın burnu üzerine yapılan dağdır ve arka hemiğini kırıcı belâya da denirse de bu makamda envâ'-ı azaptır. Çünkü; Cehennem azabından daha büyük belâ olamaz.
Zan ; bu makamda yakın üzere bilmektir. Ancak kâfirlere tahakküm için zan tâbir olunmuştur. Çünkü; o günde herşey meydana çıkacağı için şüpheli birşey kalmaz ki onlar gelecek azabı zannetsinler. Belki herşeyi yakın üzere bilirler. Fakat onlar dünyada o güne iman etmediklerinden dolayı keenne «O günde zuhur eden ahvali gözleriyle görüp kıyametin hak olduğunu zannederler» denmiştir ki onları istihzadır. Keenne «Dünyada zan-la
iktifa ettikleri gibi orada da zanla iktifa ederler)» demektir.[12]
Vacip Tealâ'nm saîd olanlarla şakî.olanla: İti hallerini beyandan sonra dünyaya muhabbetle şekaveti irftkâptan menetme s üzere buyuruyor.
[Dünyayı âhiret üzerine tercihiniz doğru değildir, sizin yaya muhabbetle âhireti terkiniz bâtıldır. Binaenaleyh: bu tercihten vazgeçmek ve ruhun boğaz kemiklerine baliğ olacağı vakti düşünmek lâzımdır. O zaman ki ruh boğaza dayandığında hastanın i yanında bulunanlar tarafından «Bu hastaya kim bir efsun yapıcı ve bir deva ile bu hastayı kim kurtarıcı?» denildiği vakti düşünmek lâzımdır, o vakit o hasta zanneder, bilir ki kendinin dünyadan ve bilcümle sevdiklerinden ayrılık zamanıdır.]
Yani; insanların fanı olan dünyayı bakî olan âhiret üzerine tercih etmeleri doğru değildir. Zira insanlar için lâzım olan; er geç gelecek olan Ölüm vaktin i "düşünmelidir ki o vakti, yani ruh, göğüs ve boğaz kemiklerine gelip mevt yakıştığı zamanı düşünmüyor musunuz? O vakit hastanın yanında bulunanlar «Bu hastaya deva edecek kimdir, bir çare bulacak yok mudur?» derler. Halbuki hasta kendinin dünyadan ayrılacak zamanı olduğunu bilir. Bunları düşünmek ve âhireti itikad etmek lâzımken nasıl oluyor ki bu değersiz dünyayı âhiret üzerine tercih edersiniz.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile muhtazır olan kimse her ne kadar vefat edeceğini bilirse de ruh bedende bulundukça insanın ha-yat-ı dünyaya muhabbetine binaen hayatından ümidini kesmeyeceğine işaret için zanneder denilmiştir. Bu âyet; bedenin mevtinden sonra ruhun bakî kalacağına delâlet eder. Çünkü; iftirak edecek olan ruh olup, bedenin de mevti beyan olununca ruhun ayrılıp kalacağına delâleti zahirdir.
Hulâsa; insanların öleceği vakti düşünmeleri lâzım olduğu ve dünyaya muhabbetle ölümü unutmak doğru olmadığı bu âyetten müstefad olan fevaid cümlesmdendir.[13]
Vacip Tealâ insana vefat edeceği zaman arız olan ahvalin bazılarını beyandan sonra bazı diğerlerini beyan etmek üzere buyuruyor.
[Tefekkür edip düşünmüyor musunuz şol zamanı kî o zaman-da insanın incikleri birbirine dolaşır. Kemal-i iztırabmdan kete kaadir olamaz bir hale gelir. Ancak o günde sevkoîunacak mahal Vacip Tealâ'nın hükmü ve huzur-u manevîsîdir, başka mahal yoktur.] Zira; o günde emr-i îlâhî'nin hâricinde birşey cereyan etmez ki emr-i îlâhî'nin ve hükm-ü Sübhanî'nin harici sevkoîunacak bir mahal bulunsun. Şu halde her şahıs için vazife-i diniye; öleceği vakti ve kıyamet gününü düşünmek ve nza-yı îlâhî'nin hariç uıdt birşey yapmamaktır.
FahriRâzi'nin beyanı veçhile içtima edip bir yerde toplanmaktır. Sâk ; incik manasınadır. Vefat zamanında insanın Ölüm acısıyla ayaklarını birbirine vuracağına ve inciklerini birbirine dolaştıracağına işarettir ki şiddet-i ıztıraptan kinayedir Çünkü; o zamanda dünya lezzetini, ehl ü iyalini, emvalini, ahbabını, câh ü mansıbını terket.mek acıları olduğu gibi düşmanın şe-matet ve sevinç acılan dahi vardir. İşte şu. acılarla beraber ölüm acısı da bağrına çökünce kemal-i ıstırabından ayaklarını birbirine dolayacağı beyan olunmuştur.[14]
Vacip Tealâ insanın hîn-i vefatında göreceği elem ve ıztıraba H işaret ettikten sonra bu elem ve ıztırabı icab eden hallerini beyan etmek üzere buyuruyor.
[O insan tasdik etmesi vacip olan ResuTü ve Kur'anı tasdik etmedi, evkat-ı muayyenede üzerine farzolan namazı kılmadı, tas-dıki vacip olan mu'tekadatı tasdik şöyle dursun tekzib etti, bilcüm-*Ç ibadetten i'raz etti ve tasdiki vacip olan Resul'ü ve Kur'anı tek-
ZIP ve ibadetten ibrazdan sonra sallana sallana evine ve ehline gitti,]
Yani; o insanın dünyaya muhabbeti sebebiyle iman etmesi lâzım olan itikadiyâtı tasdik etmediği gibi furu-u a'mâlden beş vakitte farzolan namazı da eda etmedi, belki tekzib ederek yüzünü donuverdi. Sonra bu çirkin muamelelerine sevinerek sallana salla-na evine ve ehline gitti.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile Vacip Tealâ bu âyette kâfirin usul-ü itikada riâyet etmediğini nazmıyla ve furu-u a'nıâle riâyet etmediğini ile ve umur-u dünyaya müteallik olan halini de kaviiyie beyan buyurmuştur. Bu âyet; kâfirlerin furu-u a'mâli terketmeleri üzerine zemme müs-tehak olup azab olunacaklarına da delâlet eder.
Bu âyetin Ebu Cehil hakkında nazil olduğu mervidir. Çünkü; Ebu Cehil Resulullah'ı tekzib ettiğine gayet müftehir- ve yapmış olduğu yolsuzluklarıyla sairlerine mübâhat etmekte diğer müşrik-lere faiktı.[15]
Vacip Tealâ iman etmeyen kâfirin hâlim beyandan sonra aleyhine vâki olan duayı beyan etmek üzere buyuruyor.
[Ey insan! Helak senin içindir, tekrar heîâk senin içindir, sonra helak senin içindir, yine senin içindir.]
Yani; Allahü Tealâ senin sevmediğin belânı versin, tekrar belânı versin, sonra yine belâya müstehaksm. Zira; tasdiki lâzım olan şeyleri tasdik ve amel vacip olan şeylerle amel etmektir. Binaenaleyh; sana lâyık olan helaktir.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile ResuluUah Ebu Cehü'in elinden tutup ve deyince Ebu Cehil "Beni korkutuyor musun? Sen ve senin Rabb'in bana birşey yapamazsınız. Zira; ben bu vâdînin ulusuyum» demiştir.
Ebussuud Efendi'nin beyanı veçhile evlâ : veyl kelime-! sinden kalbolundugu cihetle helak manasınadır. ResuluUah Ebu] Cehil'e bununla duâ edip Ebu Cehil de inat ve istikbar edince Ce-, nab-ı Hak resulünden sudur eden duayı aynıyla Kur'anda inzal buj vurmuştur. Yahni Ebu Cehil'in tebliğat-ı M.uhammediyeyi terkle; sallanarak evine gitmesi üzerine Conab-ı Hak bu minval üzere duâ11 etmesini resulüne emretmiştir.[16]
Vacip Tealâ insanın vefatı zamanında vâki olan halleri ve i etmeyen kâfirin halini beyandan sonra imana meyletmcyenlerı tevbih etmek üzere buyuruyor.
[İnsan kendinin mühmel tcrkolunacağını zanneder mi?] Yani: zanneder mi insan mühmel terkolunur, birşeyle mükellef, bir kayıtla mukayyed olmaz ve bir ceza da görmez, hep ettikleri yanma kalır? Böyle zannederse bu zannı fâsiddir. Çünkü; aklı olan bir şahsın mükellef olmamasını akıl tecviz etmez. Zira; aklı olan kimsenin elbette taraf-1 İlâhi'den nlr.akım emirler ve nehiyler altında ba£lı olması lâzımdır. Çünkü; teklif etmeyip muattal bırakmak kabahata î.jzi olmayı icâb eder. Vacip Tealâ'mn kullarının kabahatlarırja razı olması muhaldir. O halde teklif olmamak da muhaldir.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile bu âyet âhiretin ve hasrın vücın duna delâlet eder. Zira: insanın mühmel olmasını reddedince mü* kollef olmasını iktiza eder. Mükellef ulması mahâsine sevap ve ka| biiyiha azab olmasını icab edip sevap ve ikab da âhirette olacağın-* dan bu âyet teklife dolâlot vasıtasıyla âhirde delâleı eder.[17]
Vacip Tealâ sûrenin evvelinde hasrın mümkünattan olduğu eijjj hello kudret-i üûhî'vo tahtında olmadıkını boyan buyurmuştu. SûTıin ühirind(.' hasrın imkânını insanın iptidaon yaratıhşiyla ispat tıvırk üzere buyuruyor.
[İnsan; ana rahmine dökülür meniden ibaret olan nutfcden olmadı mı? Sonra anasının rahminde uyuşmuş kan oldu. Bundan sonra Allahü TValâ eczalarını halk ve azalarını tesviye etti.]
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile nutfe ; azıcık suya denir. Kemal-i hakaretine işaret için nutfenin necaset mahallinden çıkan meniden olduğu be\ an olunmuştur ki böyle meniden hâsıl olan insanın ipıidaen hilkatini düşünmeksizin imandan taattan temerrüd ederek âhireti inkâr- etmesi gayet kötü birşey olduğuna işaret olunmuştur. Şu halde ahkar-ı hakîr olan bir damla çirkin sudan azalarını tekmil ve tesviye ederek bu güzel suret üzere insanı yaratan Tann'nm öldükten sonra dirilteceğinde şüphe etmek lâyık değildir.[18]
Vacip Tealâ insanın nutleden halkolunduğunu beyandan son ra iki kısım üzere yarattığını beyan etmek zımnında
buyuruyor.
[Alîahü Teaîâ insanı iki kısım kıldı ki biri erkek diğeri dişidir.] Tenasül bununla hasıl olacağından bu suretle maslahat-ı tenasüle riâyet olunmuştur. Zira; yalnız erkek veya dişiden -nesil vücut bulamaz.
[Şu beyan olunan ahval ki nutfeden uyuşmuş kan ve kandan etle kemik ve sonra azalarını ikmalle ruh vermekle ahsen-i takvim üzere insanı yaratmaya kaadir olan, insanları öldükten sonra ihya etmeye kaadir olmadı mı?] Elbette kaadir olur.[19]
[1] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6252-6253
[2] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6253-6254
[3] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6254-6255
[4] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6255-6256
[5] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6256-6257
[6] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6257
[7] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6258-6259
[8] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6259-6260
[9] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6260-6261
[10] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6261
[11] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6261-6262
[12] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6262-6263
[13] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6263-6264
[14] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6264-6265
[15] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6265-6266
[16] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6266-6267
[17] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6267
[18] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6267-6268
[19] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6268
İslami Okul Okulların En Önemlisi