Sure-İ İnfitar - Kuran - Konlayli Vehbimehmet Tefsiri - 82. Sayfa
SURE-İ İNFİTAR
Mekke-i Mükerreme'de âyeti camidir.
[Gök yarüdığı, yıldızların dağılarak eşkâli bozulup yere döküldüğü, denizlerin suları birbirine karışıp cümlesi bîr deniz hükmünü aldığı, kabirlerin toprakları kalbolunup altı üstüne, üstü altına çevrilerek içinde olan Ölüler dışarı çıktığı yakıt, nefis ileri gönderdiği ve arkasına bıraktığı amelini -bilir.]
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile bu âyât ve tertibi âlemin tahri-j bini, dünyanın fâni olduğunu ve tekâlifin munkatı' olacağı vakti, beyan olduğu gibi dünyanın tahribi âdeta bir konağın tahini mesabesinde olduğunu dahi beyan etmiştir. Çünkü; bir kimse yıkacak olduğu evin evvelâ damından başlar ki burada bunun gibi evvelâ semanın yarüacağı ve yıkılacağı beyan olunmuştur. Çünkü sema;| dünya ebniyesinin damı mesabesindedir. Dam yıkılınca tavanda olan tezyinatın yıkılacağı tabii birşey olduğundan tezyinat kabilinden olan yıldızların döküleceği beyan olunmuştur. Bundan sonra; denizlerin kaynayıp aradan mâni giderek herbiri yerinden oynaya-1rak cümlesi bir deniz olup asıl ebniye mesabesinde olan arzın altı it üstüne çevrilerek yıkılacağı beyan olunmuştur. Bu alâmetin cümlesi kıyametin vukuuyla vücut bulacaktır, İşte o vakitte her nefis ve her şahıs âlıirete takdim ettiği ar m âl ini ve tehir edip işlemediği; amelleri bilir. Hasrın evvelinde herkes ne vaptığmı bilecektir. Çünkü; herkes kabrinden kalkınca muti' olan kimseler saadet eserleri-'ı ni, âsî obanlar da şekaVet eserlerini icmalen görecekleri gibi amel1 defterlerinin kıraeti ve muhasebe zamanı amellerinin tafsilâtım dahi bileceklerdir.[1]
Vacip Tealâ kıyametin vukuunu ve- âlemin harab olmasının keyfiyetini beyandan sonra kıyametin aklen mümkün olduğuna delâlet eden bazı delilleri bevan etmek üzere buyuruyor.
[Ey insan! Seni ne gibi şey aldattı kerim olan Rabbine ki o RabVin Tealâ seni yarattı ve cesedini kemal-î intizam üzere müsavi kıldı ve boyunu tâdil etti.]
Yani; Allah'ım !utf u keremine güvenerek seni aldatan ve sana günahları işleten hangi şeydir? Kerim olan Rabbin şol Allahü Tea-lâ'dır ki seni yarattı ve ^yokken var etti, senin azalarını müsavi ve , vücudunu mu'tedil kıldı ki onların cümlesi birbirine müsavidir. Binaenaleyh; bazısı uzun, diğeri kısa gibi noksan kılmadı her uzvun kendine münasip elan kuvveleri verdi. Çünkü; ellere tutmak, göz lere görmek, iisana söylemek, kulaklara duymak ve ayaklara yürü mek gibi adâlet-i tamıne üzerine halkoüiğmden azadan her cü2Î kendi vazifesiyle meşgul olup diğerinin vazifesine karışmıyor.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile Vacip Toalâ'nın kerem sıt'atırj zikretmesi; kullarını taata terğib ,-ve günahtan meniçindir. Çünkü AHahü Tealâ'nın keremi; insan ne kadar ibadet ederse o kadar kereme nail olacağından kerem sıfatı erbab-ı aklı ibadete ve sa'y ü gayrete sevkettiği gibi kerem de adalet iktiza ettiğinden âsîlerden intikamını almak suretiyle âsîlerle mûtiler arasını tefrik edeceğini bildiğinden mahiyetten kaçmak icah ettiği cihetle Allah'ın keri olduğuna mağrur olarak günah işlemek hamakattan başka birşey olamaz. Binaenaleyh; geytan'ın insanları iğfal ettiği silâhlarından birisi de Cenab-ı Hakkın kerein sıfatıdır. Çünkü; şeytan insana «Sen işlediğini işle, arzunu terketme, korkma. Zira; Rabbin kerimdir. Kerim olan azıcık günah için azab etmez» demekle insanı mağrur eder ve aldatır. Şu halde mücerret kerem sıfatını düşünüp de kahr u gazap sıfatlarını hatırdan çıkarmak âkil şanı değildir.
Vacip Tealâ bu âyette kerem, halk, tesviye ve ta'dil sıfatlarını zikirle rubûbiyet sıfatını takrir buyurmuştur. Çünkü rubûbiyete münasip olan keremdir, yaratmak, keremin delili makamında ve keremi ispat için sevkolunmuştur, takriri şöyledir: «Rabbin Tealâ kerimdir. Zira; seni halketti. Seni halkeden kerimdir. Binaenaleyh; Rabbin Tealâ kerimdir» demek olur. Çünkü; yoktan var etmek kerem cümlesindendir.
Bu âyet-i celile; hasrın imkânına delâlet eder. Çünkü; insanları evvelâ şu suret üzere halkedip kadd ü kaametini bu minval üzere tesviye ve azasını lâyık olduğu veçhüzere ta'dil ve tanzim etmeye kaadir olan zat-ı ülûhiyetin, öldükten sonra ihya etmeye ka-adir olacağı evleviyetle sabit olur, insanın halkolunması abes değil, hikmete müptenidir, o hikmet ise insana ait olup Allahü Tealâ'ya ait değildir. Zira; Allah'a ait olsa Allah'ın gayrıyla intifa' etmesi lâzım gelir, buysa muhaldir. Zira; Cenab-ı Hak gayrıla intifâ'dan münezzehtir. Şu halde kullara ait -olan hikmetin mahall-i zuhuru dünya olamaz. Zira; dünya mahall-i iptilâ ve imtihandır. Binaenaleyh; o hikmetin mahall-i zuhuru dünyadan başka bir dardır. İşte o da dâr-ı âhirettir ve adalet de bunu iktiza eder. Zira; herşeyin tecellisi orada olacaktır.[2]
Vacip Tealâ insanı halkettiğini beyandan sonra insanı dilediği suret üzere halkettiğini beyan etmek üzere buyuruyor
[Rabbin Tealâ hangi sureti dilediyse seni o suret üzere terkib etti.]
Yani; şol Rabbine mağrur olma ki o Rabbin Tealâ dilediği bir suret ki babana, anana veya akrabandan birinin suretine müşabih olarak vücudunu birbirine raptetti yahut hiçbirine benzemeyerek uzun, kısa, çirkin, güzel, erkek ve dişi olarak halketti ve cümle ayıplardan beri kıldı, bu suretle seni yaratmak kemal-i kudretine ve acîbüssan'a olduğuna delâlet etmez mi? Kemal-i kudret ise iptidaen îcada şâmil olduğu gibi intihaen iadeye şâmil olmaz mı?[3]
Vacip Tealâ insanın mağrur olduğunu beyandan sonra guru fayda etmeyeceğini beyan etmek üzere buyuruyor.
[Ey insan! Senin zu'nıun gibi Rabbinin keremine mağrur olmak fayda vermez. Şu halde hakikat-ı hal senin zu'mun gibi değildir, belki siz yevm-i ceza olan kıyameti tekzib ediyorsunuz.] Halbuki kerem ve şükretmek, kıyameti ve yevm-i cezayı itikad ederek ibadet etmek ve kerem-i İlâhî'den hisseyab olmak icab ederken bilâkis isyan etmek itikad-ı bâtıl neticesidir.[4]
Vacip Tealâ insanın hilkatini beyandan sonra insanın her ameli Bekler tarafından yazılıp mahfuz olduğunu beyan etmek üzere buyuruyor.
[Muhakkak sizin üzerinizde bekçiler vardır ki o bekçiler sizi hıfzederler. Zira; onlar mükerrem ve kadirleri yüce yazıcılardır. Sizin işlediğiniz amelin cümlesini bilir ve bildikleri veçhüzere yazarlar, hiçbir zerresini bile terketmezler.]
Yani; vevm-i kıyameti tekzrb ederiz de amelimizde müsamaha olur zannetmeyin. Zira: yanınızda indallah mükerrem ve muazzez olan yazıcı rielekler vardır. Onlar sfc ne islerseniz havır ve ser cümlesini deftere yazarlar. Küçük, ftüyüty, az, çok hiçbir ameliniz defterin haricinde kalmaz. Zira; yazan mdleklei emin ve kerimdirler, işlediğinizi bilir, bildiklen veçhüzerc yazdıklarından ziyade ve noksan da olmaz.
Fahri Razının beyanı veçhile Vacip Tenin bu âyette melehleri dört sıfatla sena buyurdu ki onlar da kerim, hafız. âlim ve kâtip olmalarıdır. Bu sıfatlarla ^anlarısia ':, zimie yazdıkları defterimi in melekleri tavsif; onların "ehemmiyetine işaret buyurmuştur. Zira; kuilarını-cez'..idiıduıır!-ık|oâzinı-ı umurdun olduğu için kullarının a'mâlini yazmak vazifesini şu evsafı haiz olan ekâbire tevdi" buyurmuştur. Çünkü her kulun'ehl-i Cennet veya ehl-i Ce-honnom olmasıyla hüküm; bunların defterleriyle sabit olacakından rnu'tebt-îr ve mevsuk olmaları ica'n eder. Binaenaleyh; onların hafız nhor.Um Azjvıuıv. Zira: nisyanla hüküm isabil olmaz. Meleklerin kerim olh-ıalon da -azmidir. Zira; hasis, hain w niürüvvetsiz olan kimsenin sehadetiyle büküm sabit olmaz. Kezaiik kâtip nlmalon da lâzımdır. Zira; bir şahsın ömrünün bidayetinden nihayesine kadar vuku bulan amelinin yazmaksızm zaptı mümkün olamaz. Bittabi âlim- olmaları lâzımdır. Çünkü; cahilin ancehlin şehadeti hükme medar olamadığı gibi ancehlin yazdığı yazıya da itibar olunmaz. Bu âyette dünyada hâkimlerin medar-ı hüküm olan evraka dikkat ve itinaları lâzım olduğu gibi şahitlerin şehadetlerine dahi ehemmiyet vermeleri lâzım olduğuna delâlet vardır. Çünkü; şu âyeue beyan olunan meleklerin 'evsafından kitabetten maadasının şahitlerde bilfiil bulunması lâzımdır. Kitabetde bilfiil bulunmazsa da hükmen bulunmak lâzımdır/ Çünkü kitabetten maksat; şüphesizce hâdise zaptolunmaktır, Şahidin şehadet edeceği meselenin de şüphesiz mazbutu olmak ehemm-i umurdandır.
Meleklerin.yazmasmdaki hikmet: kullan iskât etmek, inkâr ve İ'tizar kapılarım kapamaktır. Zira; Conab-ı Hak kullarının muâ-endi defterleri üzerine bina edeceğinden kimsenin bir dı-naz ve dünyada'kulların muamelesi defterle, şahitle ol âhiretie dahi defterle ve şahitle olacaktır. Binaenaleyh: meleklerin yazması abes değildir. Meleklerin yazmasına memur oldukları; a'mâI ; efâl-i cevarihtir. Zira; a'mâl-i kalbiye merî ve mahsus olmadığından yazılması meleklere tevdi olunmamıştır. Çünkü; melekler gaibe muttali değillerdir. Yahut a'mâl-i kalbiye gaipse de Allah'ın bildirmesiyle bilirler ve yazarlar. Melekleri bizim görmememizden onların olmaması lâzım gelmez. Çünkü; ehl-i sünnet indinde ru'yetin şeraiti mevcut olsa bile birşeyi görmek vacip olmaz. Binaenaleyh; görmemekten mevcut olmaması lâzım gelmez. İşte şu tafsilâttan anlaşıldığı veçhile bazı itikatsızların «Biz görmediğimiz için melekler yoktur ve kullarının amelini Alîahü Tealâ bildiği için yazmakta fayda yoktur, meleklerin "ef'âl-i kalbi-yeye muttali' olmaları lâzım gelir. Halbuki gaibi Allahü Tealâ'dan başka bilen olmaz» diyerek irad ettikleri itirazları merduttur.[5]
Vacip Tealâ hafaza meleklerinin ahvalini beyandan sonra olan insanların ahvalini beyan etmek üzere buyuruyor.
[Muhakkak iyi işli olan kimseler elbette naîm içindedirler1 kötü işli olan kimseler elbette Celıennem'dedirîer.]
Yani; insanın amelini melekler yazarlar: Yaa'mâli sâlih sahibi Cennet'tedir veya «'mâli seyyi' olur; sahibi Cehennem'dedir.
Bu âyette beyan olunduğu veçhile insanlav; iki kısımdır. Binaenaleyh; herkesin hangi kısımdan-olduğuna dair bir derece zan husûli için amelini şeriat mehengine vurmalı.- Eğer şeriata muvafık görürse kism-ı evvelden ki iyiler zumresindendir, şeriata muhalif olursa kısm-ı sânı ve kötüler zumresindendir.
Ebussuud Efendi'nin beyanı veçhile bu âyet; meleklerin yazmalarının neticesi ya sevap veya ikabdan ibaret olduğunu beyan için.sevkoiunmustUi. Cennet'te nimetlerin gayet azametli ve Cehenem'de azabın gayet şiddetli olduğuna işaret için lâfızları ta'zim ve şiddete delâlet eden tenvinle nekre olarak vârid olmuşlardır.[6]
Vacip Tealâ füccarm Cehennem'e dahil olup, Cehennem'den *aip olmayacaklarını beyan etmek üzere buyuruyor.
[O. fâcirler yevm-i kıyamette defterleri mucibince muhasebe gördükten sonra Cehennem'e dahil olurlar, onlar Cehennem'den kaybolmaz, ebeden Cehennem'de kalırlar.] Binaenaleyh; Cehennem'den çıkmazlar. Bu âyette âsîleri şiddetle korkutmak vardır. Çünkü; Cehennem'e girip de Cehennem'den gaybubet etmemek ebeden Cehennem'de kalmayı îcab ettiğinden fâcirlerin fısk u fücurlarından korkmaları lâzım gelir. Füccarla muradın küffar olduğuna Cehennem'den kaybolmayacakları delâlet eder. Çünkü; ehl-i iman velevse fâsık bile olsa cezası kadar muazzab olur, ba'de-hu Cehennem'den kaybolur, Cennet'e gider.[7]
Vacip Tealâ yevm-i kıyametin şanına ta'zimle kullarını ibadete terğib etmek üzere buyuruyor.
[Yevm-i cezanın neden ibaret olduğunu sana hangi şey bildirdi, sonra yevm-i kıyametin hakikatini sana ne gibi şey bildirdi?]
Zira; o günün dehşetini ve o günde olacak mihnet ve meşakkati sana kim bildirebildi ve seni kim haberdar etti? Bu makamda tekrar, o günün şanına ihtimam ve ta'zim içindir. Çünkü; o günde olacak vukuâtm azametini bu dünyada kıyas edecek hiçbir şey olmadığından istifham-ı inkârîyle varid olmuştur. Zira; bu dünyada o günün dehşetini İdrak nâsm dirayetinden hâriçtir. Her ne surette tasavvur olunursa olunsun dünyada onu tasvir edecek bir şey yoktur. Çünkü dünyada her ne kadar büyük vukuat tahayyül olunsa yevm-i kıyametin yanında hiç mesabesinde kalır.[8]
Vâcip Tealâ yevm-i kıyametin azametini icmâlen beyandan o günü bir miktar ta'rif etmek üzere buyuruyor.
[Yevm-i ceza Öyle bir gündür ki o günde hiçbir nefis diğer bir nefsiçin hayr ü serden, celb-i menfaat ve def'-i mazarrattan hiçbir şeye malik olamaz. Zira o günde emir; ancak Allah'ındır.]
Yani; yevm-i kıyamet bu dünyanın günlerine benzemez. Zira; bu dünyada insanlar velev arızî olsun bazı şeylere malik olurlar, birbirlerini himaye ederler. Binaenaleyh; akrabadan, evlâttan ve ahbaptan bu dünyada istifade olabilir. Fakat yevm-i kıyamet öyle bir gündür ki hiçbir şahıs diğer şahıs için birşeye malik olamaz. Zira o günde emir, Allah'a mahsus olduğundan Allah'ın emrinin haricinde hiçbir kimse birşey yapamaz. Ancak bu dünyada Allah'ın emri hilâfına birçok şeyler yapabilirler. Diğer nusus-u celilenin delâletlerine nazaran bu âyet izn-i İlâhî'yle mukayyeddir. Yani «İzn-i İlâhî olmadıkça malik olamazlar» demektir. Amma izn-i İlâhî olunca herşeye malik olurlar, birbirlerine şefaat ederler. Şu tevcî-hâta nazaran firak-ı dâlleden Mu'tezile'nin «Bu âyet şefaatin yokluğuna delâlet eder» dedikleri sözleri merduttur.[9]
[1] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6368-6369
[2] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6369-6370
[3] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6370-6371
[4] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6371
[5] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6371-6373
[6] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6373-6374
[7] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6374
[8] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6374-6375
[9] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6375
İslami Okul Okulların En Önemlisi