Sure-İ İnşikaak - Kuran - Konlayli Vehbimehmet Tefsiri - 84. Sayfa
SURE-İ İNŞİKAAK
Mekke-i Mükerreme'de nazil olan sûrelerdendir, âyeti camidir.
[Gök yarılıp ve Rabbisinin emrini dinlediği ve dinlemek de hak kılındığında ve yer üzerinde bulunan dağlar kaldırılıp bolardi-ğında ve kemal-i şiddetle döşendiği vakitte ve arz, içinde olan defineleri ve mevtaları taşra atarak içinde olan ağırlıklardan halı olup Rabbisinin emrini kemal-i ehemmiyetle dinleyip ve dinlemek de hak olduğunda herkes kendi amelinin cezasını görür.]
Yani; kıyametin dehşetinden gök yarılıp ve emr-i İlâhî'yi kemal-i itaatla dinleyip ve dinlemek hak ve lâyık olduğunda insan amelinin cezasını görür ve 3reryüzü bütün halâika vâsi' olsun ve hepsini ihata etsin için bolartılıp, içinde olan defineleri dışına attığında ve kendi herşeyden vareste olup halı kaldığında ve emr-i İlâhî'yi kemal-i inkıyadla dinleyip ve dinlemek de hak olduğunda insan kendi amelini görür ve ettiğini bulur.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile âyet; kıyametin ahvalini beyan için sevkolunmuştur. Çünkü inkişak; yarılmak manasınadır. Semanın yarılmasıysa kıyamette olacaktır. istimâ' edip dinlemek manasınadır. hak oldu ve lâyık kılındı demektir. Çünkü o günün dehşeti üzerine semanın yarılıp eczalarının dağıl- masında Allah'ın kudretinin te'sirine karşı semanın cirminde biri mümanaat olmayıp derhal yanlıvermesi keenne bir abdin efendi-J sinin sözünü kemal-i itaatla dinleyip her ne emrederse derhal emrini yerine getirmesine müşabihtir. Şu halde Allah'ın kudretinin^ eczaları tefrikte, i'dam ve ifna etmekte asla mümanaat olmadığına} ve her cismin bu hal üzere olduğuna âyet-i celile delâlet eder. Arzın meddolunması; üzerinden dağların kalch rılmasıyla döşenip ve halkı ihata etmesi için gev.işletilmesidirİt Çünkü; nâsm hesab için arz üzerinde bulunması arzın evvelin vej âhirini ihataya kâfi arzında ve tülünde genişlemesini icab eder. : İçinde olanları ilk a a nın manâsı; defineleri ve mevtayı taşra atıp kendinin o sıkletten hatt kalmasıdır, İçinde olan şeylerin cümlesini dışarıya atıp haliyetülhâlî kalmasının külfete muhtaç olduğuna işaret için külfet manâsını ifade eden tefa'ul babından varid olmuştur. cümlelerini den birincisi; semaya, ikincisi; arza ait olduğun!} dan âyette tekrar yoktur. Zira; evvelkinin ve ikincinin mevzuları başka başka olduğu cihetle tekrar olamaz.
Ayette cevab mukadderdir. Çünkü; cevap mukadder olursa herşeye ihtimali olduğundan insanları kıyametin ahvaliyle korkutmak daha ziyade olduğu cihetle cevap mukadder kılınmıştır. Şu halde manâ-yı nazım şöyledir : [Şu beyan olunan ahvalin zuhurunda insanların halleri müşkül olur. Zira; herkesin gizli kabahatleri meydana çıkar ve huzur-u İlâhî'de muhasebe görür, mücazat olunur] demektir,[1]
Vacip Tealâ kıyamette olacak vukuatı beyandan sonra i sa'yiriin semeresini göreceğini beyan etmek üzere buyuruyor.
[Ey insan! Sen işinde elbette çalışlasın ve sen çalışı Rabbine mülaki olursun.]
Yani; ey kâbil-i hitab olan insan! Muhakkak sen sa'y ve kes-betmekle kesbeder, hayr ü şer amel işlersin, ta ki ölüp Rabbiııe mülâki oluncaya kadar.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile insanla murad; cemi-i mükellefindir. Binaenaleyh; mümin ve kâfir cümlesi bu hitapla dahildir. Zira; cümlesi vefat edinceye kadar sa'y ü amelden geri kalmaz, her cümlesi çalışır, sa'yının neticesini görür. Hayır işleyen hayır, şer işleyen şer neticesini bulur.
İnsanın, ömrünün bidayesinden nihayesine kadar sa'y ü amelden zahmet ve meşakkattan kurtulmayacağma ve bu hal vefat edip Rabbisine mülâki oluncaya kadar devam edeceğine ve vefattan sonra dünyanın zahmeti nihayet bulacağına işaret için intihâ-i gayete delâlet eden lâfzı varid olmuştur. Binaenaleyh; bu âyet; müminleri a'mâl-i salihaya teşvik, kâfirleri a'mâl-i seyyieden ve bilhassa küfürden tenfir içindir. Zira herkesin Rabbisinin hu-zur-u manevîsine varacağını ve amelinin cezasını göreceğini beyan etmek; âkil olan kimselerin düşünmesine ve a'mâl-i hayr iyeye sa'yedip hayır -cezasını görmeye terğib olacağında şüphe yoktur ki müminler hakkında dünya ahirete nispetle ana rahminin dünyaya nispeti gibidir. Binaenaleyh; öldükten sonrası imanla gidenler hakkında ayn-ı rahmet ve saadettir.[2]
Vacip Tealâ insanların ölünceye kadar sa'yottikierini beyandan sonra insanların Rablerine mülâki olduklarında iki kısma ayrılacaklarını beyan etmek üzere buyuruyor.
[Amma şol kimse ki onun kitabı dünyada amel-i hayır olduğu için sağ tarafından verilir. Muhakkak o kimsenin hesabı kolay görülür ve gayet ehven hesab olunur ve ehline memnun ve mesrur olarak geri döner, gelir. Amma sol kimse ki onun amel defteri arkası tarafından verilir, o kimse kendi helakine kendi çağırır ve Cehennem'e dahil olur.] Çünkü; seyyiatla meşgul olan kimsenin
sağ eli boynunda bağlı olup sol eli arkasına dönmüş olduğundan amel defteri arkasından sol eline verilince kendinin ehl-i Cehennem olduğunu bilir ve Ölümünü ister, helakine çağırır, fakat ne fayda! Cehennem'e girer, orada da helakini ister, lâkin helaki mümkün değildir.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile Vacip Tealâ'nm kelâmında kelimesi vücuha delâlet eder. Yani «O kimsenin hesabı muhakkak olarak kolay görülür ve ehl-i Cehennem muhakkak olarak helakine çağırır» demektir. Hesabın kolay görülmesi yle murad; ameli Vacip Tealâ3ya arzoluraır. Eğer ibadetse sevap verilir ve eğer günahsa mağfiret olunur, geçüiveriür, asla şiddet olmaz, münakaşa da edilmez demektir. Binaenaleyh; bu misilli hesaba hesah-ı yesîr denilmiştir, bu manâyı Resulullab'tan rivayet olunan bir hadis-i şerif de te'yid eder. Çünkü. Resulullah (S.A.) Efendimiz diyerek riuâ buyurduğun-dan ezvac-ı mutahherattan huzur-u risalette bulunan Hz. Aişe (R.A.) validemiz «Hesab-ı yesîr nedir ya Resulallah?» diye suâl edince Resulullah : buyurmuşlardır. Yani «Ailahü Tealâ kulunun kitabına bakar, günahlarından geçer, amma şbl kimse ki hesabında münakaşa oldu, o kimse muhakkak helak oldu» demektir.
Hesapta münakaşa; ((niçin bu günahı işledin, özrün var mı idi, varsa neydi?» demek gibi iv.ee ince suâl olunmaktır. Kulla Rabbisi arasında mükâlemenin cereyanı muhakkaktır. Bina-enaleyh; muhasebede münakaşa da muhakkaktır.[3]
Vacip Tealâ defter-i a'mâli arkasından venftı kimseni! cehennem'e dahil olacağını beyandan sonra âhiretteki azabı dünya daki süruruna mukabil olduğunu beyan etmek üzere buyuruyor.
[O kitabı arkasından verilen insan dünyada ehl ü lyaîi ve kavm ü kabilesi içinde şâdüman ve mesrur idi, öldükten sonra elbette dirilmeyeceğini zan ve itikad ederdi.] Binaenaleyh; ibâdât-ı İlâhî'yeyi eda ve feraiz-i sübhaniyeyi ifadan hasıl olacak meşakkat-lardan vareste, âhiretten gafil, mal, evlât ve serveti yolunda olduğundan onlarla iftihar ve telezzüz etmekle ruhanisi mesrurdu. Çünkü; Allah'tan korkmaz ve âhiretin vücudunu da itikad etmediğinden günahlardan çekinmezdi. Cenab-ı Hakkın huzuruna ba'soluna-cağma ve öldükten sonra bir daha rücû' olunmayacağına kanaat-ı tâmmesi olduğu cihetle bu itikad-ı bâtıl sayesinde ömrünü sürür üzere geçirdiğinden o azıcık süruru âhirette ebedî gumûm ve hu-mûma. tebeddül eder. Onun için daima helakini ister, lâkin fayda vermez. Bunun mukabili olarak müminin dünyada ibadet için çekmiş olduğu zahmetleri, Allahü Tealâ'dan ve âhiretten korkusuna binaen gumûm ve humûmu âhirette ebedî sürura tebeddül eder.[4]
Vacip Tealâ kâfirin âhireti inkârım reddetmek üzere buyuruyor.
[Emr-i hal ü şan onun zu'mu ve itikad-ı batılı gibi değil, belki o insan elbette, ba'solunacak ve huzur-u manevî-i İlâhî'ye rücû' edecektir. Zira; onun Rabbi Ömrünün evvelinden âhirine kadar onun işlediği amellerini bilir ve ameline göre mücazat eder, ihmal etmez.] Ceza ise ba's'm müteferriâtından olduğu cihetle elbette ba'solunup sevap veya ikab cezasını görecektir,[5]
Vacip Tealâ ba's'm vukuunu beyan buyurduktan sonra ba's'm vücuduna delâlet eden delilleri ve o delillere karşı iman etmedikleri taaccübe sayan olduğunu beyan etmek üzere buyuruyor.
[Ben Azimüşşân güneşin indiğinden sonra semanın etrafında olan kızarıklığa, geceye, gecenin cem'ettiği hayvanata ve örtmüş olduğu cümle mahlûkata, ziyası tamam olup bütün âleme ziya verdiği ve leyle-i Bedre vasıl olduğunda aya yemin ederim ki siz bir halden sonra diğer bir hale ve bir tabakadan sonra diğer bir tabakaya vasıl olursunuz. Şu halde ne oldu o kâfirlere ki iman etmiyorlar?]
Yani; şafak vaktine, geceye, gecenin topladığı mahlûkata ve ziyası tarnam olduğunda kamere .yemin ederim ki siz bir menzilden sonra diğer bir menzile ulaşırsınız ki nutfeden mudğaya mudğadan cenine, ceninden hâl-i tufuliyete, hâl-i tufuliyetten delikanlılığa, delikanlılıktan kocalığa, kocalıktan mevte ve hal-i mevtten tekrar hal-i hayata intikal eder, gidersiniz. Hal böyle olunca nasıl oluyor ki bu halleri görüp bildikleri halde o kâfirler iman etmezler? Bu kadar delillerin vücuduyla beraber iman etmemeleri taaccübe şayan bir emr-i münkerdir. Çünkü; yemin edilen şafak, gece ve kamer cümlesi her zaman tagayyürâta ma'ruz olduklarından âlemin tagayyürâtma ve tagayyürât da akıbet fenaya gideceğine delâlet ettiği gibi kıyametin ve ba's'm vücuduna dahi delâlet eder. Zira; şafakların, gecelerin, ayların ve insanların bir halden hal-i uhraya tebdiiine kaadir olan Vacip Tealâ'nm insanların ba's'ma da kaadir olacağı aşikârken buna iman etmemekten daha ziyade hamakat olamaz.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile âyetin evvelinde âhiretten ba's'o-lunmak karinesiyle âyetin hükmünün âhirete mahsus olması ihtimali vardır. Buna nazaran manâ-yı âyet: [Şu mezkûr o]an şeylere yemin ederini ki ey insanlar! Siz her ne kadar hasrı inkâr ederseniz de elbette ba'solunacaksınız. Ve ba'solunduktan sonra birçok şiddetlere mülâki olursunuz. Zira; bir şiddetten sonra diğer bir şiddete ve bir mevkıt'tan sonra diğer bir mevkıfa, bîr amelin hesabını geçtikten sonra diğer bir amelin hesabına tesadüf edersiniz. Hatta ehl-i Cennet Cennet'e ve ehl-i Cehennem Cehennem'e gidinceye kadar bu hal devam eder] demektir. ikinci hal evvelkine şiddetde mutabık ve muvafık olur demektir.[6]
Vacip Tealâ kâfirlerin bu kadar delillere karşı iman etmediklerini beyandan sonra Kur'an okunduğunda ' secde etmediklerini bevan etmek üzere buyuruyor.
[O kâfirler üzerine Kur'an okunduğunda secde etmezler.]
Yani: ne oldu o kâfirlere-ki bu kadar delâile karşı iman etmezler, onlar erbab-ı fesahat ve belagattan oldukları cihetle Kur'amn mu'ciz olduğunu bildikleri halde Kur'an okunduğunda tekebbür eder, secde etmezler.
Fahri Kâzi ve Ebussuud Efendi'nin beyanları veçhile bu âyetin sebeb-i nüzulü: birgün Resulullah (S.A.) Efendimiz secde âyetini okuyup ashabıyla beraber secde edince o makamda mevcut olan Kureyş süfehası ıslık çalmak ve ellerini birbirine vurmak suretiyle istihzada bulunmaları üzerine bu âyetin nazil olduğu mer-vidir. îmam-ı A'zam secdenin vucûbur.a bu âyetle istidlâi etmiştir. Zira; fiil-i ResuluLlah'a ittibâ' vacip olduğu gibi âyetin sebeb-i nüzulüne nazaran Allahü Tealâ secdeyi terkeden kâfirleri zemmet-tniştir. Eğer secde vacip olmasaydı zem lâhik olmazdı. Şu halde menimin lûhuku; secdenin vücubuna delâlet eder. Yahut secieyîe murad; ibadettir. Su halde ibadet etmediklerinden dolayı safirler zem m olun muştur. Çünkü; Kur'amn mu'ciz olduğunu bilince Resulullah'm risaletine iman etmeleri lâzımken iman ve ibadet etmedikleri cihetle zemme şayandırlar. Sebeb-i nüzulde beyan olunduğu veçhile elleri birbirine çarparak şemâtet etmek âdet-i ca-hiliyeden kalma bir âdet-i kerihe ve âdâb-ı İslâmiyeye muhaliftir. Maatteessüf zamanımızda mecâlis ve mahafilde ehl-i İslâm da bu hastalığa müptelâdır.[7]
Vacip Tealâ kâfirlerin secde etmediklerini beyandan soiSra Kur'anı tekzib ettiklerini beyan etmek üzere buyuruyor.
[Kur'an okunduğunda secde etmek şöyle dursun beîki kâfi] ler Kur'anı tekzib ederler. Halbuki Alîahü Teaîâ onların kalpleri] de sakladıkları küfr ü adaveti herkesten ziyade bilir.]
Yani; îmanın vücubuna deliller her ne kadar açık ve zahirse de kâfirler âbâ ve ecdadlarmı taklid edip onların mezheplerini feda edemediklerinden ve Resulullah'a hased ettiklerinden ve iman ederlerse menfaat-ı düny ev iyelerinin zayi olmasından korktukları için iman etmezler, belki tekzib ederler, Allah Tealâ gizli adavet ve küfürlerini bildiğinden onların.cezasını verir. Zira; Vacip Tealâ bildiği şeyi ihmal etmez.
Menfaatini, câh ve mansıbını muhafaza hırsı insanlarda her zaman bulunagelmiştir. Binaenaleyh; insanın kendi menfaatına mukabil umur-u âmme ve mühimmeyi feda ettiği her vakit görülmüş şeylerdendir.[8]
Vacip Tealâ kâfirlerin tekziplerini beyandan sonra onların cefasını beyan ^e müminlori o cezadan istisna etmek üzere buyuruyor.
[Onlar Kur'ana iman etmeyip küfrü saklayınca ya Ekrem-er Rusül! Sen onları azab-ı elimle tebşir et. Lâkin şöl kimseler ki onlar iman ettiler ve amel-i sâîih işlediler. Onlar için arkası kesilmez ecr ü mesubat vardır.]
Yani; kâfirlere acıtıcı azap vardır. Ancak onlardan tevbe ve istiğfar ederek imanla müşerref olup a'mâl-i saliha işleyenler o azaptan müstesnadır. Çünkü; onların tevbelerinin kabulüyle sair ehl-i iman arasına dahil olduklarından onlar gibi muamele olunurlar. Binaenaleyh; şâir ehl-i iman gibi onlar için de tükenmez sevap vardır.[9]
[1] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6392-6393
[2] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6393-6394
[3] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6394-6395
[4] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6395-6396
[5] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6396
[6] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6397-6398
[7] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6398-6399
[8] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6399
[9] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6399-6400
İslami Okul Okulların En Önemlisi