Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Sure-Î Tâkık - Kuran - Konlayli Vehbimehmet Tefsiri - 86. Sayfa

SURE-Î TÂKIK.. 2


SURE-Î TÂKIK

 

Mekke-i Mükerreme'de nazil olan sûrelerdendir. On yedi âyeti camidir.

[Göklere ve gecede zuhur eden yıldızlara yemin ederim ki her nefis olmadı, illâ onun üzerinde bir bekçi vardır. Ey Resul-ü Mü-kerremî Târik neden ibaret olduğunu sana hangi şey bildirdi? O târik parlayıcı yıldızdır. İşte bu yıldıza ve semaya yemin ederim ki nefislerden hiçbir nefis olmadı, ancak o nefsin amelini yazıcı ve o nefsi muhafaza edici, daimi surette onun yanında bulunur bir gözetici melek vardır.]

Fahri Râzi'nin beyanı veçhile gecede zuhur ettiği cihetle yıl­dıza târık denildiği gibi gecenin karanlığını deldiği ve ha­vaya nafiz olarak   maşrıktan doğduğu-ve semada    yüksek olarak patladığı için sâkıp  denmiştir. Bu âyette    hâfızla murad; hafaza meleklerinden başka bir melektir. O meleğin vazifesi; mu­hafazadır ki muhafazasına memur olduğu şahsı şeytanın şerrin­den hıfzeder. Yahut hâfızla murad; Allahü Tealâ'dtr. Zira; Allahü Tealâ her kulunu hıfzeder, ahvalini bilir ve cemi-i mena-fiini îsâl ve mazarratını defeder. Şu manâlardan hangi manâ murad olunursa olunsun âyetin hulâsası; Resulullah'ı tesliyedir. Yani «Ey Habibim! Kâfirlerden ahz-ı intikama acele etme. Zira; onların her-birinin üzerinde'gözetici bir melek vardır ki onların işlerini, söy­ledikleri sözlerini ve tuttukları mesleklerini bilir, hiçbir zerresini bile ihmal etmez. Binaenaleyh; onlar yakında mücâzat olunurlar, amellerinin cezasını görürler" demektir.[1]

 

Vacip Tealâ her nefsiçin bir hafız olduğunu beyandan herkesin ameli mahfuz olunca insana lâzım olan    bidaye-i nazar etmek ehem ve elzem olduğunu beyan etmek üzere buyuruyor.

[Her insan için bir bekçi olunca o insana lâzım olan en mühim vazife; bidâye-i hilkatini düşünmektir. Binaenaleyh; o insan neden halkolunduğuna nazar etsin, baksın ki o insan ana rahmine şid­detle dökülen sudan haİkolundu ki o su pederin belinin arasıyla ananın göğüs kemiklerinin arasından çıkar.]

Yani; her insan üzerinde bir bekçi olunca her insan iptida-yı haline baksın da iptidaen meniden halka kaadir olan Allahü Tealâ'-nın o insanı öldükten sonra tekrar iadeye kaadir olduğunu bilsin ki âhirette me'yus olacağı kabahatları işleyip de hafız olan meleğe yazdırmasın, belki âhirette sürür verecek a'mâl-i saliha yazdırsın, insaf etsin, baksm ki ne gibi hakîr ve zelil şeyden haİkolundu. Zira babasının belinden anasının rahmine kemal~i şiddet ve telâşla dö­külen hakir bir sudan yaratıldı. Bunu bilsin ve haddini tecavüz et­mesin. Çünkü babanın bel kemikieriyle ananın göğüs kemikleri arasından çıkan meniden halkolunmuştur. Böyle hakir bir sudan halkolunan insanın evvelâ kendisini ve saniyen Rabbisini bilmesi lâzımdır.

Fahri Râzi ve Ebussuud Efendi'nin beyanları veçhile bu âyet; insanın validesini ve pederinin her ikisinin suyundan halkolundu­ğuna delâlet eder ve ahadis-i celilede erkek ve dişi her ikisinin su­yundan halkolunduğuna sarahat-ı kâfiye vardır. Çünkü; bazı riva­yete nazaran Resulullah (S.A.) Efendimiz «Erkeğin menisi galip olursa çocuğun babaya ve babanın akrabasına müşabeheti İziyade olur, ananın menisi galip olursa çocuğun anaya ve ananın akraba­sına müşabeheti ziyade olur» buyurmuştur. İşte bu hadis-i şerif çocuğun her ikisinin suyundan halkcjlunduğuna açıktan delâlet eder. Şu halde bazıların «Teraible murad; babanın göğüs kemikle­ridir ve'çocuk yalnız babanın suyundan halkoiunur» dedikleri söz­leri merduddur.

Bu âyet; Terâible muradın kadının göğüs kemikleri oldu­ğuna ve hatunun menisi göğsünden nazil olduğuna delâlet eder ve göğsünden nazil olduğu için hatunun şefkati ziyade olduğuna dair bazı eserler de mevcuttur.[2]

 

Vacip Tealâ insanın bidaye-i halini beyandan sonra nihaye-i halini beyan etmek üzere :

[O Allahü Tealâ insanın Öldükten sonra tekrar iadesine elbet­te kaadirdîr ve o günde insan iade olunur ki bütün esrar açığa çı­karılır. Binaenaleyh kalplerde gizli oîan iyi ve kötü niyetler, su-ret-i hafiyede ve aşikârda yapılan ameller hep meydana konur ve herkes imtihan olunur. Şu halde o günde insan için azabım defe­decek bir kuvvet ve yardımcı olmaz.] Zira; herkes kendi derdiyle meşgul olduğundan başkasına yardıma vakti olamaz.

Fahri Râzi'nin beyanı veçhile imtihan olunur demek­tir. İmtihanın manâsı; o günde insanın işlediği ameli kendine söy­lenir, meleklerin yazdığı deftere tatbik olunur. İnsan kendi a'mâ-line nazar eder, bakar ki cümlesi muvafıktır, içinden hangilerinin sevap, hangilerinin günah olduğunu bilir. Çünkü; insanın yaptığı işlerden bazısı zahirde iyi görülür, halbuki batında ayn-ı kabahat olur. Binaenaleyh; her şahsın amel defterinin kendi eline verilmesi, işe yarayan ve yaramayanın kendine bildirilmesi ve ameline az ve­ya çok'sevap verildi veya azab olundu diyerek itiraza meydan bı­rakılmaması onun  hakkında  imtihandır.[3]

 

Vacip Tealâ insanların iade olunacağını beyandan sonra in­sanların iade olunacağını haber veren Kur'anın hakla batıl beynini tefrik eder bir kitap olduğunu beyan etmek üzere buyuruyor.

[Deveran etmekle dönüp geri gelici, dönmek ve yağmur sahi­bi olan semaya ve yarılmak sahibi oîan arza yemin ederim ki Kur'an hakla batıl beynini tefrik edici bir sözdür. Halbuki Kur'an oyunla nâziî olmadı.] Zira; ciddiyetle nazil oldu. Binaenaleyh; her hükmü kafidir, oyuncak değildir, insanlar arasında olan muhâsse-matı faslı ayn-ı hakikattir, asla oyunla münasebeti yoktur.

Fahri Râzi'nin beyanı veçhile reci': yağmur manasına­dır. Zira: yağmur yağar, sonra tekrar yağar ve yağmur sebebiyle hayır gelir, tekrar yağar, yine tekrar hayır gelir yahut rahmet de­nizden buiuta gider, buluttan döner, yere gelir, velhasıl yağmur, dönmek manâsına olan reci' denmeye şayandır. Sadi'; ya­rılmak manasınadır. Çünkü; gökten rahmet yağınca otlar, ekinler ve ağaçlar bitmekle yer yarılır, Neşv ü nema bulur, bereketler ha­sıl olur. Şu halde gök, baba' menzilinde arza feyzeder. arz da ana menzilinde birçok evlât doğurur. Binaenaleyh; her ikisi de insan­lar için. büyük nimetlerdir. Çünkü; nimet-i dünya gökten yağmurun tekrar be tekrar yağmasına ve arzdan otların ve ekinlerin bitmesi­ne mevkuftur.

Yahut reci : semanın dönmesidir. Çünkü; sema deveran eder ve her devresinde, evvel hareket ettiği mahalle döner gelir, âdeta bir değirmen taşı gibi nereden hareket ederse devresini biti­rir, yine aynı mahfile gelir, clevre-i sanivev^ baslar. Binaenaleyh semaya yani dönmek sahihi denmiştir.[4]

 

Vacip Tealâ Kur'amn hakla batıl beynini tefrik ettiğinidan sonra Kuranın hakolmadığını isbata ve iptaline sa'yedenierin semeresiz kalacağını beyan etmek üzere buyuruyor.

[Ehî-i Mekke'nin müşrikleri Kur'anı iptal ve ziyasını söndür­mek için hile etmekle hileye çalışırlar ve Kur'ana lâyık olmadık şeyler söylerler, ben de onların hilelerine mukabil bile muamelesi yaparım.] Zira; onlardan derhal ahzetmem ve bir miktar müsaade gösteririm ki cür'etlerini arttırırım. Şu halde Vacip Tealâ'nın on­lara yapmış olduğu hile muamelesi onlara istidrac olarak mühlet vermesidir. Zira; onlar bu mühlete mağrur olurlar, Kur'ana ta'na cür'etleri artar ve âhiretçe azapları şiddetlenir.

Yahut Cenab-ı Hakkın hile muamelesi; onların hilesini resu­lünden defetmektir. Çünkü; onlar Resulullah'ın dinini iptale sa'yet-tiler, ona mukabil Vacip Tealâ resulüne nusret verdi, onlar Kur­arım nurunu söndürmeye çalıştılar, ona mukabil Cenab-ı Hak dini­ni âlî kılmakla nur-u Kur'anı âleme dağıttı. Velhasıl onlar ne ka­dar körîetmesine çalıştılarsa Allahü Tealâ o kadar parlattı, kuvvet verdi ve onları zaafa duçar etti ki akıbet makhûr ve münhezim oldular.[5]

 

Vacip Tealâ kâfirlere hile muamelesi yaptığını beyandan son­ra resulüne de mühlet vermekle emretmek üzere buyuruyor.

[Yâ Ekrem-er Eusiil! Kâfirlere mühlet ver, az bir zamanda ımhal et.] Zira; onların helaklerine az bir zaman kaldı. Binaena­leyh; sen  telâş etme ve acele intikamlarını arzu ederek kendine zahmet terme. Zira; vakt-i merhûnu gelince biz onlardan ıramızı alırız

Fahjri Râzi'nin beyanı veçhile az bir müddetle mu rad; ı/ejm-ı Bedir olmak ihtimali vardır. Zira; yevm-i Bedir'dd Mekke müşrikleri makhûr ve münhezim olmuşlardır. Yahut yevm-i kıyame&ir. Çünkü yevm-i kıyamet gelmek üzere olduğundan uzak olsa darli yakın sayılabilir. Bu âyette beyan-olunan mühlet kılıç âyetiyle mensuhtur. Zira; kılıç âyeti kat'îdir, mühlet yoktur.[6]



[1] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6410-6411

[2] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6411-6412

[3] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6412

[4] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6413

[5] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6413-6414

[6] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6414-6415