Süre-İ A'lâ - Kuran - Konlayli Vehbimehmet Tefsiri - 87. Sayfa
SÜRE-İ A'LÂ
Mekke-i Mükerreme'de nazil olan sûrelerdendir. On dokuz âveti camidir.
[Cümle mahlûkaat ve mevcudattan a'îâ olan Rabbin Tealâ'ıım ismini nckaisten tenzih ve takdis et] ki bu ulviyetle muttabif olan Rabbin Tealâ'nm ismini başkasına söylemekten tebrie edesin. Zira; Allah'ın ismini daima ta'zim üzere zikretmek lâzımdır. Binaenaleyh; hela, gusülhane ve hamam gibi fenalık bulunan yerlerde ve esnemek üzere ağzını açtığında ismullahı zikretmez caiz olmaz. Zira bu misilli mahallerde zikretmek; hürmet ve ta'zime münafidir. Fahri Râzi'nin beyanı veçhile Vacip Tealâ'nm ismini tenzihin manâsı; noksan ihtimali olan lâjzı Vacip Tealâ'ya ıtlak etmemektir. Çünkü; ilm-i kelâmda beyan olunduğu üzere (Matiiridî) mezhebin-ce noksan iyham etmeyen esma-i İlâhî"yeyle Vacip Tealâ'yı zikir caizdir, eğer noksan iyham eden elfazdan olursa şeriat taralından izin varid olmak şarttır. Binaenaleyh; Vacip Tealâ'ya arif demek caiz değildir. Zira ârıf : ma'rijetten almvnşıır. Ma'riful ise gafletten sonra gelen ilme denip Cenab-i Hak ise gafletten münezzeh olduğu cihetle arif ismi Vacip Tealâ'ya ıtlak olunmaz, eğer noksan iyham etmezse Allahü Teala üzerine o ismi ıtlak etmek şâri'in iznine tevakkuf etmez. Şu izne muhtaçtır \-eyrı değildir demekle tafsil olunan isimlerle murad; Allah'ın efâlinden ve sıfatından alınan isimlerdir. Amma zat-ı İJâhî'ye mevzu ve aleın-i şahsî kabilinden olan isimler hangi lügatta olursa otsun Allahü Tenlâ üzerine ıtlak olunur, sâri' tarafından izin verilmeye muhtaç olmaz. Zira; alem-i şahsîlerde sıfat manâsı muteber olmadığından noksan ima edecek bir manâ tasavvur olunamaz.
Vacip TeaIâ'nın ismini enzihle murad: manâsım bilmektir. Çünkü; manâsını bilmeksizin zikretmenin o kadar te'siri olmaz. Zira; lisandan çıkan ismin ne gibi manâ ifade ettiğini bilmeksizin zikretmekte huzur-u kalp olmaz ki te'siri olsun. Yahut Vacip TeaIânin is m ini tenzihle murad; zalim, sıfatını, ef'âlini ve ahkâmını lâyık olmadık şeylerden tenzih ve bazı mülhidlerin hatıl te'vülerinden tebrie etmektir.
Ebussuud "EfendiYiirı beyanı veçhile bazı kütüh-ü ehâdiste beyan olunduğuna nazaran âyeti nazil olduğunda Resulullah (S.A.) Efendimiz «bu âyeti rükûunuzda okuyun», sonra yine âyeti nazil olunca -«Bu âyeti secdenizde okuyun^ buyurmuştur. Bu âyet'?r nazil olmadan evvel ashâb-ı kiram rükûiarmda ve secdelerinde ( o^^- ^ ^[) derlerdi. Bu âyetlerin nüzulüyle ernr-i nebevinin vürudu üzerine o zamandan bu zamana kadar rükû ve sücudda bu minval üzere teşbih etmek carîdir. Kütüb-ü fıkhiyede beyan olunduğu veçhile rükûda ve sücudda bu minval üzere teşbih etmek eimme-i Hane-fiye indinde sünnettir. Binaenaleyh -rükûda ve sücudda teşbih terkolunsa namaz fasid oirnaz, lâkin kerahet olur.[1]
Vacip Tenlâ ismini ve zatını nekdisten tenzihle emrettikten sonra tenzihin illeti ve sebebi makamında zut-ı ülûhiyetini tavsif' etmek üzere buyuruyor.
[İsmini tenzih lazım olan Rabbin Teaîâ sol zattır ki cümle mahlûkaü yarattı ve a'zâlarım müsavi kıldı.J Herbirinin kemâlâtı neye muhtaç ve dünyada yaşayabilmesi neyle olacaksa onunla beraber halketti. Çünkü; eczaları birbirine münasip ve azaları yekdiğerine muvafık olup aralarında asla tefavüt yoktur ki cümlesi bir kalıptan dökülmüş gibi yeknesak üzerinedir.
Bu âyet evvelki âyete delil makamında olunca takriri şöyledir: «Allahü Tealâ'nm ismini nekaisten tenzih etmek lâzımdır. Zira; Allahü Teaiâ herşeyi adalet üzere müsavi olarak yarattı. Her kimse ki herşeyi adalet üzere yarata, onun ismini tenzih lâzımdır. Binaenaleyh; Allah'ın ismini nekaisten tenzih etmek lâzımdır» demektir.[2]
Vacip Tealâ zâtının, sıfatının ve isminin nekaisten münezzeh olmasının sebep ve delillerinden bazılarını beyandan sonra bazı aharı beyan etmek üzere buyuruyor.
[Şo! Rabbin Tealâ'mn ismini tenzih et ki o Rabbin Tealâ yarattığı mahlûkatmın cümlesinin cinsini, nev'ini ve efradını bir miktar-ı muayyen üzere takdir etti, her birerlerini kendilerine lâyık olan ef'âle tevcih etti ve onlara maksatlarına ulaştıracak yolları gösterdi.]
Yani; ey Habibim! Şol Rabbin Tealâ'nm ismine ta'zim et ki o Rabbin Tealâ cümle eşyanın cinsini, nev'ini, şahsını, herbirerle-rinin miktarını, sıfatlarını ve fiillerini ve ecellerini takdir etti, her-birini tabiatları ve mizaçları icabı ve yaşayabilecekleri veçhüzere ef'âle şevketti.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile takdir; cümle mahlûkata şamildir. Çünkü; Vacip Tealâ gökleri, yıldızları, anâsırı, madenleri, otları, hayvanları ve insanları miktar-ı muayyen üzere takdir buyurdu, herbirerlerinin cüsselerini, büyük ve küçük miktarlarım, müddet-î bekalarını, sıfatlarını, renk, lezzet ve rayihalarını, güzellik ve çirkinliklerini, hidayet ve dalâletlerini takdir etti ki hiçbirisi takdir olunan miktardan ne bir zerre ileri, ne de bir zerre geri olamaz. Herşey kendi için takdir olunan miktarı muhafaza eder. Binaenaleyh; o miktar üzere bulunur.
Vacip Tealâ'nm hidayetine gelince; Allahü Tealâ- herşeydo' bir kuvve-i hassa kabulüne müstaid bir mîzaç halketmiştir. O mizacın kabul ettiği kuvvet bir fiil-i muayyenin sudûruna mahal olur. işte hidayet-i İlâhîye; fiil-i muayyene mahal olan kuvveti halk buyurmasıdır ki o kuvve-i hassa sebebiyle kendi nev'ine mahsus olan fiile âlet olur. Şu halde takdir : ecza-yı cismaniyede o kuvveti kabule salih bir veçhüzere tasarruf ve eczalarım yekdiğerine rabıtla terkib etmektir, Ve hidayet de o cisimde ve eczalarında kuvâ halkeimek ve o kuvvânın eseri olan fiile âlet kılmaktır. Binaenaleyh; mahlûkattan herbiri kendi nev'ine mahsus olan ef'âlden geri kalmaz. Meselâ tavşan kaçmaktan, tazı kovalamaktan, koyun korkmaktan, kurt.tutup onu parçalamaktan geri durmazlar. Zira: Allahü Tealâ bilûmum mahlûkaatm kendine mahsus olan menfaat ve mazarratını bildirdi ve hayvanattan herbirini menfaatini aramaya şevketti. Hatta Ebussuud Efendi'nin beyanı veçhile yılanın (ef'î) denilen nev'î bin sene yaşayabiliyor ve bin seneyi ikmal ettikten sonra gözlerine körlük arız oluyor. Fakat gözlerinin devası bahçelerde bulunan ve (razdane) denilen otu gözlerine sürmektir. Binaenaleyh; gözlerine körlük gelince Cenab-ı Hak onu hidayette kılar, hatta kendisiyle otun bulunduğu mahal arasında on günlük mesafe olsa bile o (razdane) yi arar, bulur. Gözlerine sürer, biiznillâh gözleri açılır. İşte bunun gibi cümle hayvanatta bu gibi akıllara hayret verecek hidayet-i İlâhî'ye görülür.. Meselâ Örümceğin ev; arının bal ve kuşların yuva yapması hep bu kabil hidayet-i ilâhî'ye cümlesindendir. Erkeği erkek, dişiyi dişi olarak takdir ettikten sonra erkeğin dişiye ne yolda muvasalat edeceğini erkeğe ilham etmek ve rahm-i iimmehalta çocuğun duracağı müddeti takdirden sonra zamanı geldiğinde ana rahminden çocuğun çıkmasını ilham etmek, hidayet-i İlâhî'ye cümlesindendir ve hayvanın rızkını takdirden sonra bilûmum hayvanatın kendi rızkının kisbini ilham etmek ve kisbe liyakat vermek ayn-ı hidayettir. Hayır ve ser yollarım takdirden sonra her iki yolu beyan etmek üzere deliller koymak, enbiya vasıtasıyla beyan etmek, kitaplar inzaliyle yolları gö cürnlesindendir.
Tealâ'mn kullarına hidaveti
Velhasıl bu âyet-i celiie <tahtesseraya kadar göklerin, yıldızların, anâsır-ı erbaanîri Ayvanların, madenlerin, oiia-nn ve sair mahiûkatın cüm]u~;:.;, Uıkdirine ve- hidayetine şamil olduğu cihetle tefsirini tafsile ı îi Uy noîusu kitaplar vasi olamnz.[3]
Vacip Toaİâ isminin -tenzih ve laziirıe layık okkıgur*^ beyan için nasırı hilkâuna v? bayvanaun niciayi/tiru"- delilleri beyandan sonra hayvancın. ^a\ n\ tı rnütoaîlik ulan doühni beyan etmek üzere buyuruyor,
[Şol 'Rabb'min ismine ta'zim et ki o Rabb'în Tealâ taze otları toprağın altından yeryüzüne çıkardı ve tnr ırfüddet sonra o otları siyah olarak kurumuş kıldı.]
Yani; Allabü Tealâ'nm ismi nekais iyham eden şeylerden tenzihe lâyıktır. Zira; Allahü Tealâ kırmızı, sarı, beyaz, yeşil ve en-vâ'-î renklerle taze otları bitirdi ve bir müddet sonra derhal o olları rüzgâr götürebilecek bir halde kuruttu, siyah kıldı. Bundan sonra o otlar \'ok olur. gider. Çünkü: herşeyin \ucudu ihtiyaç üzere müessestir." Binaenaleyh; onun vücudundan gözetilen maslahat hasıl olunca vücuduna ihtiyaç kalmadığından fenaya ayak basar, gider. T.V:;-.yar:rj otlan nasıl ki seıiüzzevaldir, kendi de aynı halde seriüz->:'_-v;-Vi-\ Su halde dünyaya itimad etmr-k âkil sam değildir.
P^zi'nin beyanı veçhile g a s a ' ; otların rüzgâr sa-vuravak re tu yöiiirecek hır halde kurvmvv, ■ olarıiurıdır. ( cf>=-' ) soğuğun şiddetinden yani'iv} -"f siyahloşfûs olan ottur. İşte Allahü Tealâ evvela \.i\ze olarak otian bitirip sonra kurulup siyahlandırmak kudretiyle muttasıf f)[chi«u cihelle zatını, .sıfatını ve ismini ııekaiston tenzih etmek suretiyle teşbih etmek her mükellef üzerine vaciptir.[4]
Vacip Teatâ resulüne teşbihle emredip teşbih de tamam olmayarak ancak Kur'anı tezekkür edip okumakla olacağına binaen Re-sulullah Kur'anı um/durum korkusuyla Kur'anı çokça tezekkür et-mesi ^zerine resulünden bu körkuyu îzale için buyuruyor.
[Biz sana K/ur'am ta'Iim ederiz, sen onu unutmazsın. Mef5r o şeyi ki Allahü Tealâ unutmanı dilerse odu unutursun.]
Yani; ya Ekrom-er Fiuüütî Sen Cibril'den Kur'anı alırken unutmak korkusuna binaen acele etine. Zira; bi/, Cibril'e tekrar be tekrar okutmakla ve .senin kalbine kuvvet vermekle Kur'anm kıraeti-ni sana ta'iim eder, okuttururuz ve senin zihninde kararlaştırırız. Binaenaleyh; sen Kiir'an.ı unutmazsın, iîîâ Allahü Tealâ Kur'an'ın va lâfzını veya hükmûjıu \eya ikisinin de neshini ınurad ederek ntmam isterse ornı urMit
İkincisi, bu sûre Mekke'de nazil olan sûrelerden, olduğu halde âyetin meali ileride olacağı haber verdiği cihetle haber verdiği veçhüzoe. vâki olması gaipten haber kabilinden mucizedir. Ç -UjULiu V ) eüntle-i celilesiyie istisna ; leberrük içindir. Zira; Rasulullah bu âyetin nüzulünden sonra hiçbir âyet unutmamıştır. Yahut istisnanın manâsı; vâkidîr. Zira; Resulullah'm bazan unutup sonra hatırına getirdiği mervidir. Yahut is t i s -n a : mensııh olan âyetler hakkındadır.
tinimiz âyete seni okuyucu kılarız ve kıraatini sana ilham ederiz. Binaenaleyh; sen unutmazsın, telâş etme» demektir.
Ebuıssuud Eıendi'nin beyanı veçhile umum mahrukatına hidayetini beyandan sonra bu âyet; Vacip Tealâ'mn bilhassa resulüne hidayetini beyan etmek için sevkolunmuştur. Zira âyetin meali; Resulullah'm Cibril'den vahy telâkkisini ve cümle âleme hidayet olan Kur'anı hıfzına delâlet ve hidayettir ve kıraetini vaadin zımnında vahyin mtiddet-i medide geleceğine işaret için istimrara delâlet eden muıari sıygası varid olmuştur.[5]
Vacip Tealâ resulüne Kur'anı unutturmayacağını beyandan sonra sebebini beyan etmek murad ederek buyuruyor,
[Âllahü Tealâ gizli ve aşikâr herşeyi jbilir ve Biz Azimüşşân kolaylığı sana müyesser kılanız.]
Yani; .ey Habibim! Cibril-i Emin sar.a vahiyle geldiğinde sen unuturum zannıyla telâşlanma. Zira; Ailshü Tealâ senin cehren kıraetini ve kalbinde gizli olanı bilir. Binaenaleyh; sen korkma. Çünkü; hıfzı lâzım olanları Rabbin Tealâ sana hıfzettirir, bekaa ve nîsyandan herhangisinin sizin halinize ve maslahatınıza muvafık olanı bilir, ona göre haikeder, a'mâl-i salmada, Kur'ani ezberlemekte ve ahkâm-ı şeriatta kolay olan şeyleri biz sana muvaffak kılarız.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile yilsra ile muradın şeriat-ı Muhammediye olması ihtimali vardır. Zira şeriat-ı Muhammediyo cümle şeriatlardan kolaydır, tabiat-ı beşere muvafık ve akla mülayimdir. Çünkü; akıl ne kadar düşünse şeriatın hükmü haricinde ve fevkmda daha iyi bir hükme nail olamaz. Binaenaleyh; şeriat-ı Muhammediye ahlâk-ı beşere tamamıyla muvafık olup başka şeriata ihtiyaç olmadığından cümle şeriatlarm hulâsası ve mütemmimidir ve ilâyevmilkıyam bakı olup nesih arız olmayacaktır.
Bu âyet; Vacip Tealâ'mn hiç kimseye açmadığı teshilât kapı-.armı resulüne açtığına ve kimsenin muvaffak olamadığı şeylere esulünün muvaffak olacağına delâlet eder. Resulullah'm anasız. abasız ve cahiliyet zamanında birtakım terbiyeden ârî cühela için-e meydana geldiği halde ef'âl-i ve akvali bütün âlemlere mukte-ıabil olup cümle halkın hâdî ve mürşidi olması Cenab-ı Hakkın esulüne (kolaylığı ve tevfikaatı cümlesindendir.[6]
Vâcij? Tealâ mesalih-i dünyeviyeyi ve mesaüh-i âhireti tes buyuracağını resulüne vaadettikten sonra cemi' halkı hakka da'\d emretmek üzere buyuruyor,
[Ey Nebiyy-i Mükerrem! Eğer vaazın menfaat verirse sen Kuranla vaazet, nasihat alır şol kimse ki Allah'tan korkar.]
Yani; biz sana herşeyi teshil ve Kur'anı talim edince sen vaazın menfaat verdiği surette Kur'anla vaaz ve nasa tebliğ et. Zira; Allah'tan ve envâ'-ı intikamından korkan kimse elbette vaazdan intifa' ecler.
Fahri Kâzi'nin beyanı veçhile bu âyet-i celile Resulullah'm mükemmel yani gayrın nevakısını ikmâl ve itmam edici olduğuna , delâlet eder. Çünkü; bundan evvelki âyet mesalih-i dünyeviye ve uhreviyesini teshil edeceğini beyanla Cenab-ı Hak resulünü tekmil buyurduğunu ve Resulullah'm tam manâsıyla kâmil olduğunu beyan buyurmuştu. Zira; nıükemmil olmak âharm nevakısmı ikmale hadim olduğu cihetle mertebe-i "kemalden sonradır. Binaenaleyh; bu âyet ta'kibe delâlet eden lafzıyla vârid olmuştur. Şu halde Resulullaiı nefsinde tamam olduktan sonra fevkalkemal ve tamam olarak halkı hakka davetle emrolunmuştur.
Bu âyette Resulullah'm vaazını dinleyen Kureyş'i zenıırtiçin vaazda menfaat şart kılınmıştır ve bu şart Kureyş'e mahsustur. Çünkü; ResuluDah umuma vaazetmek ve tarik~ı hidayeti göstermek için ba'solunduğundan menfaat versin vermesin vaazeder, ancak Kureyş'e vaazı te'sir etmediğinden Resulullah'm son derece müte-essîf olduğu cihetle onlar hakkında menfaat meşrut kılınmıştır. Binaenaleyh umum hakkında vaaz; menfaat vermekle meşrut değildir. Çünkü; her yerde şartın bulunmamasından meşrutun bulunmaması lâzım gelmez. Şu halde bu makamda şart; vaazdan maksadın husulü matlub olduğuna işaret içindir, yoksa şart olan menfaat olmazsa meşrut olan vaaz da olmaz manâsına değildir.
Yahut bu âyette şartın zikri; menfaat vermekle vermemek hallerinden eşrefini zikirle diğerinden iktifa olunmuştur. Çünkü; vaazın lüzumunda menfaat vermek ve vermemek halleri Cenab-ı Hakka nispetle müsaviyse de menfaat vermek ciheti matlub ve' şeref sahibi olduğundan bu ciheti zikirle diğeri meskûtünanh kalmıştır. Şu halde âyet demektir. Yani «Sen hemen vaaz et, ister menfaat versin, ister vermesin» demek olur. Bu manâya nazaran ulema-yı din halka hemen vaazetmelidir. Te'sir edip etmediğini nazar-ı itibara almak lâzım değildir. Çünkü; Cenab-ı Hak resulüne mutlaka vaazla emredince ümmeti de mutlaka me'murdur.
Yahut Ebussuud Efendi'nin beyanı veçhile lâfzı manasınadır. Buna nazaran manâ-yı nazım: [Ya Ekrem-er Rusül! Sen vaazet, zira; vaaz menfaat verir demektir. Yahut manasınadır. Buna nazaran manâ-yı âyet: (Sen vaazet vaaz, ' menfaat ettiği müddetçe] demektir. Allah'tan korkanlara vaazın elbette te'sir edeceğine işaret için lafzıyla vâ-rid olmuştur. Çünkü; Cenab-ı Hakkın kelâmında lâfzı vü-cuba delâlet eder. Binaenaleyh manâ-yı âyet: [Vaaz Allah'tan korkan kimseye elbette te'sir eder] demektir.[7]
Vacip Tealâ Allah'tan korkanlara vaazın te'sir edeceğini be-vandarî sonra vaaz te'sir etmeyenleri beyan etmek üzere buyuruyor.
[Nasihattan uzak olur insanların bedbaht olan şakileri1 lar Cehenuem'in büyük ateşine dabü olurlar.]
Yani; şekavette herkesten ziyade olan ve Allah'tan korkmayan kimse vaazdan ve vaazın te'sirinden uzak olur ki o şekavette herkesten ziyade olan kimse büyük ateşe girer. Binaenaleyh; herkesten ziyade azap görür.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile insanlar üç fırkadır : Birincisi; arif billâh olanlardır ki onlar saîd olanlardır. İkincisi; arif billâh olmakla beraber bazı şevakette bulunanlardır. Bu kısım; Allah'tan korkanlar ve vaaz kendilerine te'sir edenlerdir. Üçüncüsü; kâfir-i muannid olanlardır ki, onların kalplerinde vaaz te'sir etmeyen ve daima şekavet üzere bulunan eşkıya güruhudur ki onların büyük ateş olan Cehennem ateşine dahil olacaklarım Cenab-ı Hak bu âyetle beyan buyurmuştur. Bu âyette nar-ık ilbra ile murad; Cehennem ateşidir, nar-ı suğra yani küçük ateşle murad; dünya ateşidir. Yahut büyükai eşle murad; Cehennem'in tabakattndan biridir. Çünkü; dünyada günahlar mütefavit olduğu gibi âhirette de Cehennem'in tabaka ve derekeleri mütefavittir. Zira; herkes günahına göre muazzab olacağından vaazı dinlemeyen ve davete icabet etmeyen şakinin günahı küfrün esna'ı ve büyüğü olduğu cihetle Cehennem'in büyük ateşiyle muazzab olacaktır.[8]
Vacip Tealâ kâfir-i muannidin nar-ı kübraya dahil olacağını beyandan sonra o kâfir şakinin Cehennemide ölmesi ve dirilmesi olmayıp daima muzzap olacağını beyan etmek üzere buyuruyor.
[Cehennemin büyük ateşine girdikten sonra o kâfir ateş içinde ölmez ve dirilmez.] Binaenaleyh; onun için asla rahat olmaz. Çünkü; ölmez ki rahat etsin ve menfaat verecek bir hayatla diri dahi olmaz ki hayatından intifa etsin. Daima muazzap olduğu cihetle ne ölü, ne diridir. Şu halde âhirette bu kâfirin hali; dünyada büyük bir belâya müptelâ olan kimsenin hali gibidir. Çünkü; böyle bir belâya müptelâ olan kimseye ölü denmez, zira; kendinde hayat vardır. Kezalik diri de denmez, çünkü; müptelâ olduğu dertten kurtulup bir rahat görmediğinden dirilerin aldığı zevki bulamadığı cihetle diri de denilmez. Şu halde yaşar, fakat bir nevi ölüdür.[9]
Vacip Tealâ vaazı dinlemeyen kâfirlerin halini beyandan sonra vaazı dinleyip kendini küfürden tathir eden kimselerin halini beyan etmek üzere buyuruyor.
[Muhakkak kurtuldu şol kimse ki küfür ye ma'siyetten pak oldu, Rabb'isinın adını andı, sonra namaz kıldı.]
Yani; fevz ü necat buldu ve âhiret azabından kurtuldu şol kimse ki irnan ve envâ'ı ibadeti ihtiyarla küfürden ve günahlardan temizlendi ve Rabbisinin ismini zikirle meşgul oldu, namazda iftitah tekbirini ve bayram namazında bayram tekbirlerini alarak namaz kıldı.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile bu âyette ile murad; bu âyetten evvelki âyette zikrolunan küfür ve şekavetten tatahhur etmektir, Rabbisinin ismini zikirle murad; kalbiyle Cenab-ı Hakkı tezekkür, huzu' ve huşu1 dur. SaIâtla murad; aza-yı cevarihle ibadettir. Çünkü insan-i kâmilin mertebesi; üçtür : Birincisi; kalbinden akaid-i fasideyi izale etmektir. Bu mertebeye ile işaret olunmuştur. İkincisi ; zatı, sıfatı ve ismiyle kalbinde ma'rifet-i İlâh?ye hazırlamaktır. Bu mertebeye kavliyle işaret olunmuştur. Üçüncüsü; aza-yı cevarihle, ibadettir. Bu mertebeye kelimesiyle işaret olunmuştur.[10]
Vacip Tealâ insanın sebeb-i necatını beyandan,sonra sebeb-i necat olan ibâdâtı terkle dünyayı ihtiyar edenleri zemmetmek üzere buyuruyor.
[Belki siz scbeb-i necatınızı işlemez lezzâtı ve nimeti daima zevale mar'uz olan dünya dirliğini ihtiyar ve âhiret üzerine tercih ödersiniz. Halbuki âhiret hayırlıdır. Zira; nimetleri kederden salim ve bakîdir. İnkıta' yoktur.] Çünkü âhiret; dâr-ı sürürdür, hüzn ü keder yoktur, dâr-ı safadır, cefası yoktur, dar-ı rahattır, meşakkati yoktur.
Ebussuud Efendi'nin beyânı veçhile âyette hitap; kâfirlere olduğuna nazaran dünyayı ihtiyar m manâsı; dünyaya razı olarak kalbi mutmain olmak ve âhiretten bilkülliye i'raz etmektir. Hitap, umuma olduğuna nazaran insanların dünyayı tahsili ve esbabına tevessülü takdim etmektir. Şu halde âyet-i celile kâfirlere nispetle tevbihi ve müminlere nisbetle itabı* teşdid etmek için sevkolunmuştur.[11]
Vacip Tealâ bu sûrede ve şu âyetlerde tevhide, nübüvvete ve âfrüzere tehdide, ve taat üzere terğibe işaretten sonra bunların cümlesi Resul ullah'tan evvel geçen enbiyanın şeriatlarında mevcut olduğunu beyan etmek üzere buyuruyor.
[Şü zikrohınaıı meseleler İbrahim ve Mûsâ (A.S.) in suhufları olan suftuf-u ûlâda mevcuttur,]
Yani; Vacip Tealâ'nın vahdaniyeti, nübüvvet ve ahval-i âhi-rete müteallik ilikadat ve evvel geçenlerin kitaplarında dahi düstur ittihaz olunmuştur. Şu manâya nazaran lafzıyla işaret olunan; sûrenin evvelinden beri ıtikadıyata müteallik olarak beyan olunan mesâildir. Çünkü; sûrede itikadiyata müteallik mesâil ic-mâlen beyan olunmuştur, itikadiyatta şeriatların cümlesi müsavidir, ahkam değişmez.'Yahut lafzıyla işaret fıkrasından fıkrasına gelinceye kadar beyan olunan ahkâma işarettir. Çünkü; kelimesi cemi-i akaid-i batıleden taicıhhura ve i'ne'L cihetinden de ahlâk-ı zemivıeden tasfiyeye cümlesi ruhun ma'rijeîA îlâhryeyle tezyinine ve koli" adcıt-ı IlâhVyeyle cza-yı cevarihin hiz-met-i mukadde:>e~i î'.OJn'yedc bulunmasına ve fıkrası dünyaya fart-ı muhabbetten zecre cümlesi de sevaba ve rıza-yı İlâhiyi tahsile sa'ya delâlet ettiğinden bu ahkâmın eürnjesi geçmiş şeriatların herbirinde mültezem bulunduğuna işaret olunmuş ve şerayi-i sabıka içinde İbrahim ve Mûsâ (A.S.) m şeriatları herkesçe ve bilhassa Araplar indinde meşhur olduğundan bunları zikirle diğerlerinden iktifa edilmiştir.[12]
[1] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6416-6417
[2] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6417-6418
[3] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6418-6420
[4] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6420-6421
[5] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6421-6422
[6] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6422-6423
[7] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6423-6424
[8] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6425
[9] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6425-6426
[10] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6426-6427
[11] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6427
[12] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6427-6428
İslami Okul Okulların En Önemlisi