Sure-İ Gaaşiye - Kuran - Konlayli Vehbimehmet Tefsiri - 88. Sayfa
SURE-İ GAAŞİYE
MekL~ı Mukerreme'cle nâzii olan sûrelerdendir. Yirmialtı âyeti camidir.
[YalEkrcm-cr Rusui! Muhakkak kıyamet gününün hahenna geldi |ki o güiiÜn be!âr: hûtîi^ nfoî ihata edicidir.]
Fahri Râzî'nin beyanı veçhile kıyanızı günü şiddetiyle ten naşı ihata ve setredeceğine binaen gaaşiye deniifetir. Çünkü; her cihetten birşeyi ihata ve setreden şeye gaaşi denir ki örtücü manasınadır. Yahut gaaşiyle rnurad; Cehennem ateşidir. Zira Cehennem ateşi ehl-i Cehennem'i tamamen ihata i-edeceğine binaen gaaşi\;c denmeye sezadır. Ebussuud Efendinin beyanı veçhile bu âyeire yametin haberi muhakkaK olarak manasınadır.[1]
Vacip Tealâ gaaşiyo demlen kıyamet gününde insanlaıf olacak ahvali beyan etmek üzere buvuruvur.
[O günde birçok yüzler zeîii ve hakirdir, Cehennem'e yorucu ve üzücü birtakım ameller işlerler.] Zira; onlar boyunlarında ağır zincirler taşıdıkları gibi ateşin aşağısına inerler, yukarısına çıkarlar, aç ve susuz bulunurlar ve oraya nasb-ı nefsetmişlerdir. Çünkü; daima orada bulunurlar. [Ve bu gelil yüzler alevlenici ateşe girer, hararette son dereceye varmış olan pınardan sulanırlar.]
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile hâ§ia ; zelil ve hakir olmaktır. Çünkü; ehl-i Cehennem dünyada rusül-ü kirama iman ve Allahü Tealâ'ya ibadetten tekebbür ettiklerine mukabil âhirette zelil, rezil ve rüsvâ olacakları, dünyadaki kibrin eseri yüzlerinde görüldüğü gibi âhirette dahi zillet ve sefaletin eseri yüzlerinde görüleceği beyan olunmuştur. A m ile; amel işleyici ve nasibe; o amel yorucu demektir. Bu amel âhirette olduğuna nazaran beyan olunduğu veçhile Cehennem'de birtakım meşakkatli amellerde bulunacaklardır. Amma bu dünyada amel olduğuna nazaran rahiplere ve putlara ibadet edenler birçok yorucu ameller isledilerse de ancak asil itikatlar olmadığı cihetle faydasını görmeyecekleri beyan olunmuştur.
Hamiye; çok zaman yakmakla kızdırılmıştır ki onun sı-sıcaklığına m'uâdil bir sıcaklık olmaz demektir. Yani «dünyada imân etmeyen kâfirler zelil ve hakir olarak öyle bir ateşe girerler ki o ateş çok zamandan beri alevlenmiş ve harareti son dereceye varmış» demektir. Onlar yalnız bu ateşle yanmakla da kalmazlar, belki bir pınardan sulanırlar ki o pınarın suyunun harareti nihayete gelmiştir. Hatta o sudan bir damlası bu dünyada bir dağ başına konmuş olsa o dağ tuz gibi erir. Çünkü aniye; harareti son dereceye gelmiş demektir.[2]
Vacip Tealâ ehl~i Cehennemin zillet ve sefaletlerini ve alev sahibi Cehennem'e gireceklerini ve içecekleri' sularını beyandan sonra yiyeceklerini beyan etmek üzere buyuruyor.
[Onlar için Cehennem'de yiyecek taam yok, ancak (dari1) denilen dikenli ottan hasıl olan taam vardır ki o taam yiyenleri se-mizlendirmez ve açlıktan da kurtarmaz.]
Fahri Râzi ve Ebussuud Efendi'nin beyanları veçhile d a -ri'; bir dikendir ki yaşken deve otlar, kuruduğunda deve de yemez, zehir gibi acıdır, rayihası gayet kerihtir, cifeden kötü ve ateşten daha sıcaktır. Bunların taamı Cehennem'de dari' denilen dikenli ota müşabih bir nevi zehirli şeyden hasıl olacağı beyan olunmuştur. Bu taamı yediklerinde Cenab-ı Hakka tazarru ve niyaz edip halâslarını taleb edeceklerine işaret için bunların taamlarına dari' denmiştir. Bu taam, yiyenleri semizlendirmez. Çünkü; vücuda nâfi değildir, açlığı da def edemez. Çünkü; karnı doyuncaya kadar yemek ihtimali yoktur. Ehl-i Cehennemin sularını ve taamlarını beyan etmek; sefalet ve zilletlerini ve azaplarının nihayete varacağını beyan etmektir.
Cehennemin birçok derekât ve tabakatı olup bazı derekede bulunanların taamı (gıslîn) den yani irinden, bazılarının taamı (zakkum) dan, bazılarının taamı (dari') den olduğu cihetle âyetler arasında tefavüt yoktur. Çünkü; taamlarının (gıslîn) den olduğunu beyan eden âyet bir tabakada bulunanlara mahsus olduğu gibi (dari') den olduğunu beyan eden âyet de diğer bir tabakaya mahsustur.[3]
Vacip Tealâ ehl-i Cehennemin halini beyandan sonra ehl-i Cennetin halini beyan etmek üzere buyuruyor.
[O* günde müminlerin yüzleri gayet güzel ve gördükleri nimetlerin eseri yüzlerinde zahir olur, o yüzler yüksek Cennet'te işledikleri amellerinin ecrini görünce dünyada o amele sa'ylanna razı, memnun ve mesrur olurlar.] Zira; sa'yları sayesinde birçok nimetlere nail oldukları için elbette razı olacakları beyan olunmuştur.
[Ve onlar Cennet'te kötü söz işitmezler.] Çünkü; ehl-i Cennet'in sözleri zikirden ibaret olduğu cihetle batıl söz süvlenmez ki duysunlar. Zira Cennet; Allah'ın komşularına hazırlanmış bir mevki olduğu için lâğviyattan münezzehtir. Binaenaleyh CermeCte yalan, iftira ve yekdiğerine söğmek. Allahü Tealâ'ya küfretmek gibi şeyler olmaz. Bunun şahidi; dünyada büyük kimseler huzurunda vâki olan meclislerdir. Zira; şerif ve muhterem olan meclislerde lâğvi-vat olmaz. Halbuki Cennet, huzur-u îlâhî'dir.[4]
Vacip Tealâ Cennet'in diğer sıfatlarını beyan etmek üzere buyuruyor,
[Cennet'te ehl»i Cennet'in arzularına muvafık, istedikleri yere akar ve arkası kesilme/ pınar olduğu gibi o Cennette yüksek köşkler dahi vardır, o köşklerde kulpsuz bardak, billur kâseler, birbirine dayanmış yastıklar ve envâ'-i renklerle döşenmiş döşekler de vardır.]
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile aynı cariye yani akar pınarlar Cenneti;! her tarafında vardır. Zira; bu makamda lâfzında olar; kesret içindir. Sürur; köşkler ve sa-rayla--' :r\rir)&.iv.Vddır. Ekvab ; ibrikten küçük, kulpsuz gûrtâgûn barr- ';!nrdır ki ehl-i Cennet için hazırlanmıştır. Nem; saf olmuş birbirine dayanmış yani köşk-U : ı- iu^li'ii*,: döşekler websuse ; döşenmiş demektir. Dimyada zen.yin o!an ki'' href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]
Vacip Teala chl-i Cennet'in ve chl-i ^CeherınenVın hailerini beyan buyurunca bu hallerin kıyamette olacağına binaen kıyameti ispata muhtaç olup kıyameti ispat da Vacip Tealâ'nm vücudunu ispata mevkuf olduğundan vücud-u îlâhî'ye delâlet eden deliller beyan etmek üzere buyuruyor.
[Kıyameti inkâr eden kâfirler inkâr ederler de nazar edip bakmazlar mı ki deveye nasıl halkolundu? Eğer onun yaratılışında olan acâib ve garaibe kemal-i dikkatla nazar edip bakmış olsalar halikın vücudunu, kıyamette kudretini ikrar ve itiraf ederler ve o kâfirler semaya bakmazlar mı ki direksiz olduğu halde nasıl yüksek kılındı ve yerden ne kadar kaldırıldı? Eğer onlar bihakkın baksa-lar bu kadar cesametle semayı kaldırmaya kaadir olan Allahü Tea-lâ'nın kıyamete ve Öldükten sonra insanları kabirlerinden kaldırmaya kaadir olacağına iman ederler, o kâfirler vahdaniyeti ve âhi-reti inkâr ederler de dağlara nazar edip bakmazlar mı ki o dağlar yer üzerine nasıl kondu ve iki tarafa temayül etmeksizin nasıl sabit olarak duruyor? Bu kadar cesametle sallanmaksızm dağları durdurmaya kaadir olan Allahü Tealâ insanları ba'sa kaadir olmaz mı? Ve aklı olanlar düşünseler bunu bilmezler mi? Onlar arza bakmazlar mı ki nasıl döşenmiş hatta insanın yatmasına, oturmasına, ekip dikmesine ve her türlü intifâ'ına elverişli halkolunmuştur. Bu kadar insanın menfaatma hizmet eden arzı bu minval üzere halket-meye kaadir olan Allahü Tealâ insanları kabirlerinden kaldırmaya ve Cennet'te rahat ettirmeye kaadir olmaz mı?]
Bu âyet-i celile; Fahri Râzi'nin beyanı veçhile Vacip Tealâ'nm vücuduna, ilmine, kudretine, mahlûkatından ganî bir hakîm-i mutlak ve fâil-i muhtar olduğuna delâlet eder. Çünkü; cümle eesam cismiyette müsavi olduğu halde herbirerleri aharından temeyyüz edecek bir sıfat ve hassayı haiz olup aynı sıfatın diğerinde bulunması mümkünken ancak ona mahsus olması Vacip Tealâ'nın vücuduna ve fâil-i muhtar olduğuna delâlet ettiği gibi saniin hakîm ve âlim olduğuna dahi delâlet eder. Zira; mahrukatın ve bilhassa bu âyette beyan olunan deve, sema, arz ve dağların herbirinde acîb ve garîb sanatlar ve hikmetler saniin ilmine, kudretine ve hikmet sahibi olduğuna delâlet eder. Bununla beraber cürnle mahlûkatm yekdiğerine irtibatı ve hüsn-ü imtizacı olduğu gibi herbirinin di-gerine ihtiyacı da malûmdur. Bilhassa insanların bazılarının bazılarına ihtiyacı her zaman müşahede olunan ahvaldendir. Çünkü; bir insan yalnız yaşayamaz. Zira; kendinin muhtaç olduğu eşyanın cümlesini tedarik etmek mümkün olmadığından içtimâ' suretiyle yaşamak ve herbiri bir nevi ihtiyacı te'min etmekle mümkün olduğundan insanlar daima az ve çok bir içtimâ'la yaşarlar, şu içti-mâ'ın, yekdiğeriyle hüsn-ü imtizaç etmesi ve zulm ü taaddîden sakınması ve intizamın yoluyla cereyan eylemesiyle husul bulacağı tabii ve zaruridir. Hüsn-ü intizam ise tekâlif-i İlâhî'yeyle olabileceğinden elbette âhiretin vücudunu ikrar etmek şu mukaddematm levazım-ı zaruriyesindendir.
İşte su esaslara binaen Vacip Tealâ'nın vücuduna delâlet eden deliller âhiretin vücuduna dahi delâlet ettiği cihetle şu âyette beyan olunan deliller âhiretin, Cehennem'in ve Cennetin vücuduna dahi delâlet eder. Binaenalej^h; şu delillere nazar edip lâyıkı veç-hüzere düşünen her âkil Vacip Tealâ'nin vahdaniyetini ve âhireti itikad eder. Bu âyette zikrolunan dört şey beyninde münasebet şöyledir : Kur'an lisan-ı Arap üzere nazil olup diyâr-ı Arap ise ziraattan halı olduğu cihetle Araplar ekser-i evkatta deve üzerinde çöllerde müsaferette yalnız bulunurlar. İnsanların sahralarda yalnız bulunduğunda konuşacak kimse olmadığından gözünün gördüğü mevcudatta tefekkürle meşgul olması zaruridir. Mevcudattan evvel be evvel gözünün isabet edeceği şey: bindiği deveyle başını kaldırınca üzerinde gökler, sağında ve solunda dağlar ve ayağının altında yerlerdir. İşte çöllerde ve hali yerlerde ancak bunları görüp tefekkür edeceğine binaen Cenab-ı Hak bu âyette bunları cemetmiş ve istidlalin yalnız bir nev'e mahsus olmayıp mahlûkatm herbirisiyle mümkün olduğunu beyan buyurmuştur.
Hayvanattan gözetilen menfaat; etini yemek, sütünü sağmak yününü almak, yükünü yükletmek ve üzerine binmektir. Devedey-se bunların cümlesi mevcud olmakla beraber meşakkati da az olduj ğundan hayvanat.içinde deveyi zikretmiştir. Çünkü; devenin men! faatı çok, mihnetiyse azdır.[6]
Vacip Tealâ vahdaniyetin ve âhiretin delillerini beyandan sonra şu beyan olunan eşyalarla vaazetmesini resulüne emretmek üzere buyuruyor.
[Ya Ekrem-er Rusül! Sen şu delâili beyan ederek nâsa vaazet. Zira senin vazifen ancak onlara nasihat etmektir. Senin nasihatini kabul edip delâile nazar etmezlerse senin için beis yoktur.] Çünkü; onlar üzerine bekçi olmadığın gibi nasihatini kabule onları icbara da me'mur değilsin. Vazifeni yerine getirdikten sonra onların kabul etmemesinden sana keder yoktur.[7]
Vacip Tealâ resulünün vazifesi tebliğ etmek olduğunu beyaj dan sonra vaazdan i'raz edenlere azab edeceğini beyan etmek üzere buyuruyor.
[Ve lâkin şu kimse ki vaazından yüz çevirdi ve küfretti. O kimseye Allahü Tealâ büyük azapla azab eder.] Yahut âyette is tıstı a ; hakikidir. Buna nazaran manâ-yı âyet: [Sen vaaz et, illâ şu' kimseye vaaz etme ki o kimse senin vaazından yüz döndürdü ve küfretti. Ona vaaz lâzım değildir. Çünkü; istihza etmekle kalbini mahzun eder] demektir.
Azabı, küfür azabı olduğu cihetle cümle azapların fevkmda olacağına işaret için Cenab-ı Hak bu misilli kimselere büyük azab edeceğini beyan buyurmuştur.
[Onların riicû'Iari ancak bizim huzurumuzadir. Bundan sonra onların hesapları da bizim üzerimizedir.]
Yani; biz onlara azab ederiz. Zira; o vaazdan yüz çevirenlerin dönüp gelecekleri bizim huzuntmuzdur ve bizim huzurumuza geldikten sonra onların hesapları bizim üz erim izdedir. Binaenaleyh; biz onlara vaazı neden dinlemediklerini ve niçin küfrettiklerini suâl eder, cezalarını veririz. Bu âyet; Vacip Tealâ'nm azab-ı ekberle azab edeceğine delildir ve takriri şöyledir: «Biz vaazdan i'raz edenlere azab ederiz. Zira; vaazdan i'raz edenlerin rücuu ancak bizedir. Her kimse ki vaazdan i'raz ederek bize rücû' ede, biz ona azab ederiz. Binaenaleyh; vaazdan rücû edene biz, azab ederiz» demektir.[8]
[1] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6429
[2] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6429-6430
[3] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6430-6431
[4] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6431-6432
[5] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6432
[6] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6432-6435
[7] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6435
[8] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6435-6436
İslami Okul Okulların En Önemlisi