Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Fecr Suresi - Kuran - Konlayli Vehbimehmet Tefsiri - 89. Sayfa

FECR SURESİ. 2


FECR SURESİ

 

Mekke-i Mükerreme'de nazil olan sûrelerdendi camidir.

[Aleme ziyasını dağıtmakla nurlandıran sabaha,  Zilhiccenin evvelinden on adet geceye,   mevcudatın çift ve tek olanlarına ve karanlığını alıp gittiği vakitte her günün gecesine yemin ederim ki elbette kâfirlere azab ederim.]

Yani; âlemlere fevaid-i kesiresi bulunan sabah vaktine veya sabah namazına, kurban ayının evvelinden.bilitibar nasm ef'âl-i hacla meşgul bulundukları on geceye ve mahlûkatm çift ve tek olanlarına ve gece zail olup gittiğinde o giden geceye, yemin ede­rim ki kâfirler elbette azab olunurlar.

Fahri Râzi'nin beyanı veçhile sabah vakti; Allah'ın birliğine delâlet ettiği gibi gecenin karanlığını izaleyle âlemi ziyaya garke-dince hayvanat, vuhuş, tuyur, cümle insanlar ve ruh sahipleri ma­hallerinden çıkıp herkes rızkını aramak üzere yeryüzüne dağıldık­ları cihetle fevaid-i dünyeviyeyi cami olduğundan- şerefine binaen Cenab-ı Hak sabah vaktine yemin etmiştir. Sabah vakti herkesin uykudan uyanıp yatağından kalkarak herbirinin matlubu olan şey tarafına gitmesi erbab-ı akıl nazarında mevtanın kabrinden kalk­masına bir numune olduğundan ba's'm bir hatırası olmak itibarıyla faide-i diniyesi mevcud olduğu cihetle sabah vaktinin indallah ve indennas şerefi ve kadri âlîdir ki kendisiyle kasem olunmuştur. Yahut sabah namazında gece ve gündüze me'mur olan hafaza melekleri içtimâ' ettiklerinden sabah namazına kasem buyurmuştur. Yahut fecirle murad; Muharrem ayının birinci sabahıdır. Zi­ra; yevm-i mezkûr Arabî tarihinin senebaşı olduğu cihetle şeref sahibidir. Yahut kurban bayramının sabahı muraddır. Zira hacca müteallik olan ibadatm ekserisi -o güne tesadüf ettiğinden şeref­lidir. Binaenaleyh; kendisiyle yemin olunmuştur. Şu manâlardan herhangisi murad olunursa olunsun şereften halî olmadığı cihetle fecri Cenab-ı Hak muksemünbih kılmıştır.

LeyâI-i a§irle murad; Zilhicce'nin evvelinden on ge­cedir. Zira; o günlerle geceleri ehl-i imanın ef'âl-i hacla meşgul oldukları günler olduğu için şereflidir. Hatta Resulullah (S.A.) Efendimiz :

buyurmuştur. Yani «Günlerden hiçbir gün olmadı ki o günlerde amel şu on gündeki amelden ziyade Allahü Tealâ'ya muhabbetli olsun. Elbette bu on günde amel Allah'a her günlerden ziyade mu­habbetli olur» demektir, Yahut Ieyâl-i aşirle murad; Ra-mazan'ın aşr-i ahiridir. Zira; aşr-ı ahirde leyle-i Kadir olduğundan şerefi ziyadedir., Herhangi manâ murad olunursa olunsun tenvin; ta'zim içindir. Şu halde manâ-yı âyet: |"Şu şeref ve haysiyet sa­hibi olan on geceye yemin ederim]  demektir.

Şefi'le murad; mahlûkat, vitirle murad; haliktır. Zira mahlûkat; gece, gündüz, erkek, dişi, yaz, kış, yer, gök, karanlık, aydınlık v.s. gibi ekseriyetle çift olup Vacip Tealâ ise tektir. Yahut mahlûkattan çift ve tek olanlar muraddır. Yahut Cennetle Cehen­nemedir. Çünkü; Cennet sekiz olduğu cihetle çifttir ve Cehennem yedi olduğu cihetle tektir. Herhangi manâ murad olunursa olunsun tek ve çift şerefi haiz oldukları cihetle kasem olunmuştur.

Gecenin gidip gelmesiyle günlerin ihtilâfı ve bey ü şira için müddetlerin intizamı, gece gündüzün suret-i muntazamada cereya­nı bir müdebbir-i hakimin sun'uyla olduğuna delâlet ettiği cihetle itikadiyat ve ameliyata hadim olduğundan muksemünbih kılınmış-.tır. Bu yeminin cevabı mukadderdir ve «Elbette kâfirlere ben azab ederim» demektir. Çünkü; bundan evvelki sûrenin-âhirinde kâfire azab-ı ekberle azab edeceğini beyan buyurunca Vacip Tealâ bu sûrenin evvelinde şu mezkûr olan eşyaya yeminle o azabın vâki ola­cağını te'kid etmiştir.[1]

 

Vacip Tealâ eşya-yı mezkûreye yeminin kâfi olduğunu beyan  etmek üzere buyuruyor.

[Şu yemin edilen eşyalara yeminde akıl kanaat verecek kasem var mıdır?]

Yani; aklı olan bilir ki Allahü Tealâ'nm şu kasem buyurmuş olduğu şeylerde gördüğü acaip ve garaibe bakarak bu eşyanın ye­min etmeye lâyık şeref ve şan sahibi olduğunu ve bunlara yeminin kâfi olacağını bilir. Çünkü; bunlara yemin kâfi olmazsa başkalarına yemin de kâfi olamaz. Halbuki akıl sahibi için bunlara yemin kâ­fidir, başka şeylere yemin etmeye hacet yoktur.

Fahri Râzi'nin beyanı veçhile bu makamda istifham, te'kid içindir. Hariçte bunun nazîri: Bir mesele hakkında kuvvetli delil getiren kimse delilini beyandan sonra «Şu zikrettiğim şeyde delil var mıdır?» der ki «Delilim gayet kuvvetlidir» demek olur,

Hicr ; meni' manasınadır. Akıl; sahibini günahlar­dan ve lâyık olmadık şeylerden menettiği için bu âyette akla

denmiştir[2]

 

Vacip Tealâ kasemin cevabında   kâfirlere azab edeceği yandan sonra o azabı tafsil etmek üzere buyuruyor.

[Ya Ekrem-er Rusül! Sen bilmedin mi Rabbin Tealâ ne işle­di? (İrem) denilen beldede sakin olan Ad kavmine ki onlar hiç bir beldede emsali yaratılmamış yüksek konaklar sahipleriydiler.]

Yani; ey Habibim! Sen görmedin ve bilmediri mi ki Rabbin Tealâ Âd kavmine ne işledi ve onları nasıl ihlâk etti? Âd kavmi (İrem) gibi kemal-i rahat, saf ası mevcut ve cefadan halî dünya ni­metlerinin hepsi mevcut bir beldenin sahipleri oldukları gibi em­sali hiç bir beldede halkolunmamış yüksek sarayların ve konakla­rın da sahipleriydiler. Şu halde böyle servet ü saman, saltanat ve kuvvet sahibi ve ömürlerinin uzunluğu her kavimden ziyade olan Âd kavmini Rabbin Tealâ ihlâk edince onlardan daha zayıf olan Mekke ahalisini ihlâk edeceği evleviyetle sabit olur.

Fahri Râzi'nin beyanı veçhile    Ad;    bu kavmin büyük pe­derlerinin ismi olduğundan o kavme Âd kavmi denmiştir. Çünkü; bir kabilenin büyük pederinin ismiyle çağırılması âdettir.    (Âd) Hz. Nuh'un dördüncü oğludur. Çünkü; Hz. Nuh'un oğlu (Sam) in oğlu (İrem) in oğlu (Avs) m oğludur.    İrem;   Şam, veya İs­kenderiye beldesidir. Zira; bu beldeler dünyanın en güzel beldeleri olup her nimetleri de mebzuldür. Yahut    İrem;   Şeddadin yap­tığı ebniye~i cesimeye işarettir. Zira; Şeddad kendi zu'munca dün­yada Cennet yapmak üzere Aden sahrasında altın, gümüş ve sair cevahirden mamul cesim saraylar, yüksek köşkler bina ettirdi. Lâ­kin kemal-i tuğyanından dolayı içine oturamaksızm cemaatiyle be­raber Cenab-ı Hak onu ihlâk etti ve bu ebniyeyi halkın gözünden gizledi. Yalnız Hz. Muâviye'nin hilâfeti zamanında  (Abdullah b. Kılâbe denilen adam devesini aramak üzere gezerken bu şehr-i ce­sime tesadüf ederek bir at yükü aldı, Yemen'e getirdi. Hz. Muâviye bu vak'ayı işitince (Kâ'b-ı Ahbar) ı getirtir. «Dünyada altın ve gümüşten   yapılmış şehir   var mıdır?» diye suâl etmesi   üzerine (Kâ'b) Hazretleri «Evet Şeddad'm yaptığı (Bağ-ı İrem) vardır. Senin zamanında ehl-i İslâm'dan devesini arar bir kimse o şehre girecek, o girecek adamın yüzü kırmızı, boyu kısa, kaşının üstünde ve boynunda benleri olacak" der ve iki tarafına bakınca (Abdullah b. Kılâbe) yi o mecliste görür ve «İşte o recül budur» dediği mer-vidir.[3]

 

[Vacip Tealâ Ad kavminin halini beyandan sonra Semûd kav­minin halini beyan etmek üzere buyuruyor.

[Ey Resul-ü Mükerrcm! Sen bilmedin mi Rabbin Tealâ kavm-i Semûd'u nasıl iblâk etti? O kavm-i Semûd sol kimseler ki onlar (Vadi-i Kura) denilen beldelerinde dağları, taşları oyar, kendile­rine ev yaparlardı.] Bu kadar kuvvete malik olan kavm-i Semûd'u Rabbin Tealâ nasıl ihlâk ettiyse ehl-i Mekke'yi de öylece ihlâk ede­ceği evleviyetle sabit olur. Kavm-i Semûd'un 1703 şehir bina edip hepsinin taştan oyma olduğu mervidir.

Vâdi-i Kura; Medine ile Tebûk arasında bir mahaldir. Hatta Resulullah Tebûk gazasında bir kul at üzerinde o mahalle geldiğinde ashabına hitaben «Sür'at edin. Zira; siz mel'ûn bir va­didesiniz» buyurduğu mervidir. Semûd; Salih (A.S.) in kav­midir. Peygamberlerine iman etmedikleri için Cenab-ı Hak bir say­hayla onları ihlâk etmiştir.[4]

 

Vacip Tealâ Âd ve Semûd kavimlerinin hallerini beyandan sonra küfür ve temerrüdde onlara benzeyen Firavun'un halini be­yan etmek üzere buyuruyor.

[Ya Ekrem-er Rusül! Sen biîmedin mi Rabbin Tealâ mıhlar sahibi olan Firavun'a ne işledi ve onu nasıl ihlâk etti?]

Yani; siy ti dünyayı tutmuş kuvvet ve şevkte sahibi olan Fira-vun'u denize garketmek suretiyle ihlâke kaadir olan Allahü Tea-lâ'nın ehl-i Mekke'yi de ihlâke kaadir olacağı evleviyetle sabittir.

Fahri Râzi ve Ebussuud Efendi'nin   beyanları veçhile ; Fıra-

vun'un askeri çok olup askerin çadırına çokça kazık çaktırdığından veyahut kendine isyan edenlerin ellerini mıhla çakıp ölünceye^ka-dar bırakmadığından yahut mülk ve erkân-ı devlet sahibi olduğundan    zil'evtad    denilmiştir. Çünkü evtad ; veted'in cem'idir. Veted  kazık ve çivi manasınadır. Erkân-ı devlet devletin çivisi makamında olduklarından onlara da evtad denile­bilir.[5]

 

Vacip Tealâ Âd ve Semûd kavimleriyle Firavun'un helakleri­ne işaretten sonra onların isyanlarına mukabil sonra envâ'-ı azapla muazzap olduklarına işaret etmek üzere buyuruyor.

[Şol kimseler ki Ad ve Semud kavimleri, Firavun ve bunların her cümlesi beldelerinde tuğyan ederek fesadı çok yaptılar. Bina­enaleyh senin Rabb'in onlar üzerine bir nevi azabı döktü.]

Yani; onlar mallarına, mansıblarına ve sair sahte itibarlarına güvenerek beldelerde zuafa-yı ibâda tuğyanla zulmettiler ve bel­delerde fesadı çok yaptılar. Şu halde onlar Allah'ın kullarına fesadı çok yapıp eza, cefa ve işkence edince Rabbin Tealâ onlar üzerine azabını döktü ve herbirerlerini birer nevi azapla ihlâk etti. Savt ; deriden yapılan kamçıdır. Ebussuud Efendi'nin beyanı veçhile âhi-rette onlar için hazırlanan azaba nispetle dünyada helaklerine bais olan azap kılıca nispetle kamçıyla azap gibi ehven olduğunda işa­ret için denmiştir. Onlar üzerine gelen azap birbiri arkasında döküldüğüne işaret için döğmek manâsına olan sabb ile tâbir olunmuş ve herbirine birer nevi azap nazil olmuştur.

Fahri Râzi'nin beyanı veçhile bazı âyette bunların azaplarının âhirete te'hir olunduğunu beyana bu âyette dünyada azab olunduk­larını beyan münafi değildir. . Zira âhirete te'hiri beyan olunan; azaplarının tamamıdır. Bu âyette beyan olunan: azaplarının bazı nev'idir. Binaenaleyh; âyetler beyninde asla tenakuz yoktur. Bu âyetlerin herbiri kendinden   evvel geçen âyete delildir ve takriri[6]

 

Vâcte Tealâ Âd ve Semûd kavmiyle Firavun gibi âlemi ifsadüzerine azab, döktüğünü   beyandan sonra onlarm,

SStTb eden hallerini bildiğini ve haUerin, go.et^m be,

yan etmek üzere buyuruyor.

[Muhakkak senin Rabbin âsîleri gözetir.] Binaenaleyh; onlar^ dan hiçbirinin halini fevtetmediğinden herkesin ve her kavmin har1 line ve ameline göre mücazat eder. Şu halde hiçbir kimse halini, hayır ve şer a'mâlini Allahü Tealâ'dan saklayamaz. Zira; Allahü Tealâ onları gözetici ve hallerini bilicidir.

Ebussuud Efendi'nin beyanı veçhile bu âyet-i celile Vacip Te-alâ'mn kullarının halini gözettiğini temsildir. Zira    mirsad ; bazı ahvali gözetecek mahal olup Cenab-ı Hak mekândan münez­zeh olduğu cihetle âyetin teşbihe hamlolunması lâzımdır. Keenne Vacip Tealâ'nın ilmi, gelip geçeni gözetmek için yol üzerine oturan bekçinin haline teşbih olunmuştur. Resulullah'ın kavmine de diğer­lerine isabet eden azap misilli azabın isabet edeceğine işaret için rubûbiyet sıfatı Resulullah'a muzaf kılınmıştır. Çünkü; Allahü Te­alâ herkesin Rabbisi olduğu halde Kesulullah'a «Senin Rabbin» de­mek kâfirlere ta'rizdir.

Bu âyet; Semûd ve emsaline azabın dökülmesine delil ve illet­tir ve takriri şöyledir: «Rabbin Tealâ onlar üzerine bir nevi azabını döktü. Zira; Rabbin onları gözettiği cihetle günahlarını bilir. Her kimse ki gözetmekle onların    günahlarını bile, üzerlerine azabını döker. Binaenaleyh; Rabbin onlar üzerine azabını döktü» demektir.[7]

 

Vacip Tealâ kullarının hallerini gözettiğini beyanla ibadete terğib ettiği halde kulların ibadetten i'raz ettiklerini ve himmetle­rini ancak dünyaya olduğunu beyan etmek üzere buyuruyor.

[Amma insanı Kabbisi imtihan edip ona zenginlik ve refah-i halle ikram ederek nimet sahibi kıldığında o insan "Benim Rabbim bana servet ü sâmân ve sair nimetlerle ikram etti» demekle süru-runu izhar eder ve amma Rabbisi onu bazı belâya ile imtihan edip onun üzerine rızkını dar kıldığında o insan «Benim Rabbim bana ihanet etti» demekle esefini izhar eder.]

Yani; insan dünya nimetine nail olunca memnun olur ve o ni­meti kendi istihkaakı zannıyla izhar-ı beşaşet eder ve dünya nime­tinden mahrum fakırla müptelâ olduğunda güya Cenab-ı Hakta bir alacağı varmış da vermemiş gibi yüzünü ekşitir ve Cenab-ı Hakkın ihanet ettiğini söylemekle tahassürünü izhar eder, Halbuki insanın nail olduğu nimetler mücerret fazl-ı İlâhî ve ihsân-ı sübhanîdir. Zira; hiçbir zamanda insanın istihkaakı nail olduğu nimeti değmez lâkin insanın fikri kısa, nazarı kötü ve himmeti dünyaya münhasır olduğundan akıbeti düşünüp ileriyi göremez. Binaenaleyh; dünyaca nail olduğu nimeti ikram; nimetten mahrum olduğunu ihanet sa­yar. Halbuki servet ve gına çok kimseler hakkında ikram olmak şöyle dursun ayn-ı ihanet ve fakr u fakaysa bazı kimseler hakkında ayn-ı keramet ve saadet olur. Çünkü; servet tuğyana sebep olup dünya ve âhirette sahibinin hâib ü hâsir olmasına sebep olduğu gi­bi fakr u faka da sükûnet ve tevazuuna ve dareynde saadet ve selâmetine sebep olur. Binaenaleyh; dünyada bir kimse hakkında ni­metin veyahut âlâm ü ekdârm husulü o kimsenin istihkaakma de­lâlet etmez. Zira; görülüyor ki Allahü Tealâ birçok âsî ve kâfir kul­larını dünyaca envâ'-ı nimetle mütena'im kıldığı gibi bir. çok mü­min sâlih ve takıy kullarını da fakr u faka ve envâ'-ı meşakkatla müptelâ kılar. Şu halde dünyada mütena'im olan kimsenin kendine saadet ve kerametle ve müstehak olduğunu beyanla hükmetmesi caiz olmadığf gibi fakırla ve sair mesaible müptelâ olan kimsenin de nefsine ihanetle hükmetmesi dahi caiz olmaz. Zira; âlâmla müp­telâ olan kimsenin müptelâ olduğu zamanda onun üzerine Allah'ın sayılmaz ve tükenmez nimetleri vardır. Bunların cümlesini unuta­rak fakra veya bazı mesâibe müptelâ oldum diyerek nefsine iha­netle hükmetmek küstahlıktır. Binaenaleyh; himmetini mücerret dünyaya sarfedenleri Cenab-ı Hak zem buyurmuştur.[8]

 

Vacip Tealâ insanın himmeti mücerret dünyaya olduğunu be­yandan sonra dünyaya himmeti hasretmeyi men' ve dünyaya mu­habbetlerini ispat etmek üzere buyuruyor.

[Sizin itikadınız gibi değildir.] Zira; zengin olan kimsenin gı­nası ona ikram ve fakir olan kimsenin fakrı ona ihanet için olmaz. Binaenaleyh; bu itikattan vazgeçin. Çünkü; ganinin gınası ve faki­rin fakrı hikmet-i îlâhî'ye icabıdır, yoksa herkesin istihkaakı değil­dir. [Belki sizin işiniz ve sözünüz kötüdür, zira; Allah'ın size ver­miş olduğu nimetlerle yetimlere ikram etmiyorsunuz.] Halbuki yetim sizin kendi cinsinizden babasını kaybetmiş ve henüz baliğ olup ihtiyaçtan kurtulmamış sizin muavenetinize muhtaç olduğu bir zamanda onlara taam yedirmek ve elbise giydirmekle ikram et­miyorsunuz. [Ve mesakin ve muhtacîne taam yedirmeye bazınız bazınızı terğib etmiyorsunuz.]  İşte yetimlere ve sair muhtaç olan fakirlere it'âm-ı taamla ikram ve muavenet etmediğiniz gibi baş­kalarını terğibde dahi bulunmamanız himmetinizin yalnız dünyaya masruf ve muhabbetinizin ancak dünya malma olduğuna delâlet eder.

Yetim ; insanlardan babası olmayan çocuğa denildiği gibi hayvanat-ı sairederı anası olmayan behaim yavrusuna dahi denir. Yetime ikram etmeyenleri, muhtaç olanlara taam yedirmeyenleri ve başkalarım taam yedirmeye terğib etmeyenleri Cenab-ı Hak bu âyette buhulle zemmettiği gibi ikfam edenleri de diğer âyetlerde sehâ ile sena buyurmuştur. Hatta Resulullah  buyurmuştur. Yani «Hanelerin Allahü Tealâ'ya muhabbetlisi kendisinde ikram olunan yetimin bulunduğu hanedir» demek olur. Yetimi ücretsiz istihdam etmek caiz değil, belki de ha­ramdır, velev kardeşi ve üstazı olsun. Yalnız hocası şerikini çağır­mak için gönderse beis yoktur. Bundan başka validesi de istediği kadar istihdam eder. Zira; onun için de caizdir.

Bundan evvelki âyette Cenab-ı Hak insanları sözleriyle dün­yaya muhabbetlerini ispat edip sözlerini zemmettiği gibi bu âyette dünyaya muhabbetlerini işleriyle ispat ve işlerini zemmetmiştir.

Fahri Râzi'nin beyanı veçhile evvelki âyet (Utbe b. Rebia) ve emsali müşrikler hakkında ve ikinci âyet de (Kudatne b. Maz'um) hakkında nazil olduğu merviyse de itibar lâfzın umumunadır. Bina­enaleyh; bu sıfatlar kendilerinde bulunan insanların cümlesine şâ­mildir.[9]

 

Vacip Tealâ insanların dünyaya muhabbetlerini yetime ikram etmemek ve fukaraya taam yedilmemek gibi ef'âlleriyle beyandan sonra şiddetle irsi ekletmek ve mala muhabbet etmek gibi hallerini beyanla dahi zemmetmek üzere buyuruyor.

[Siz irsi çok yemekle yersiniz ve malı pek seversiniz.]

Yani; siz taife-i nisvanm ve yanınızda bulunan şıbyanm irsen intikal eden nasiplerini kendi malınıza zemmederek yer ve hak sa­hibinin hakkını zayi edersiniz, malı kemal-i hırsla seversiniz. Bina­enaleyh; mala muhabbetiniz sizi gayrın hukukuna tecavüzden menetmez, belki sizi harama sevkeder.

Fahri Râzi'nin beyanı veçhile türâs ;   mal-i mevrustur,

şiddetle cemetmektir. Bu makamda sofrada hırsla yeme­ği toplayıp birden lokma etmektir. Kesret ve şiddet ma­nasınadır. Binaenaleyh «Mala çok şiddetli ve lüzumundan ziyade muhabbet edersiniz» demektir.

Zaman-ı cahiliyede Arapların âdetleri; kadınlara ve çocuklara intikal eden mâl-i mevrûsu vermezler, büyükleri kendi mallarına karıştırmakla yerler, haram ve helâl aramazlardı. Elyevm Türk­men taifesinde dahi bu âdet-i kerihe câridir. Cenab-ı Hak bu âyetle bu misilli gayrın hukukuna tecavüz ve dünyaya fart-ı muhabbet ederek âhireti nisyan edenleri zemmetmiştir.[10]

 

Vacip Tealâ dünyaya muhabbetlerini beyandan sonra bu mu­habbetlerine menfaat vermeyecek bir zamanda nedamet edecekle­rini beyan etmek üzere buyuruyor.

[Hal ü şan sizin helâl ve haramı tefrik etmeksizin mal cemet-mek suretiyle dünyaya muhabbet ve itimadınız ve himmetinizi dün-3raya hasırla hırsınız muvafık ve lâyık değildir. Zira yerler şiddet-i harekeden yarılıp, yer üzerinde olan dağlar ve evler zelzele üzerine şiddetli zelzele olmakla mahvolup gittiğinde ve Rabbin Tealâ'nın emri ve mehabeti geldiğinde, melekler saf saf olup durduğunda, o günde Cehennem arsa-i mahşere getirildiğinde işte o zamanda insan işlediği günahlarım, dünyaya muhabbetini hatırına getirir, nedametini izhar eder. Fakat ne faydası olur ve nereden gelir ha­tıra getirmek.] Çünkü; zamanı geçmiştir. Zira; nedametin mahalli dünyadır.

Fahri Râzi'nin beyanı veçhile birşeyin kırılması ve yanlmasıdır. Şu halde 7nanâ-yı âyet: [Yevm-i kıyametin şidde­tinden yerler yarılarak parça parça, kum gibi savrulup heba oldu­ğu zaman insan ne yaptığını bilir, nedamet eder, fakat ne fayda! demektir. Vacip Tealâ cisim olmadığından hakikatta gelmek ve gitmek gibi cismin levazımından plan şeyler kendi hak­kında tasavvur olunmak muhal olduğu cihetle bu makamda manâ : ("Senin Rabbinin emri ve azamet-i celâletine delâlet eden âyetleri geldiğinde]  demektir. Zira; zat-ı İlâhî'ye gelmekten münezzehtir.

O günde bütün göklerin melekleri inip ins ü cinnin etrafını ihata ederek saf bağlayıp ins ü cinnin amel­lerinden iyisine iyi, kötüsüne kötü demek üzere gelip herkes kendi lâyık olduğu mertebede bulunduğu zaman insan ne yaptığını bilir» demektir.

Bu âyet; ins ü cin gibi meleklerin de haşrolunacağına ve arsa-i mahşerin etrafında safbeste olarak bulunup ins ü cinnin a'mâl ve ahvalini seyr ü temaşa edeceklerine delâlet eder. Bazı rivayette meleklerin yedi saf olacağı varid olmuşsa da âyette safm adedine delâlet yoktur, ancak meleklerin saf saf olacaklarına delâleti kat'î-dir. yevm-i kıyamette melekler vasıtasıyla arş-ı a'lânm sol cihetine Cehennem'in getirileceğine dair rivayet varsa da bu âyette ekser-i müfessirînin beyanları veçhile Cehen­nem'in getirilmesi yle murad; cümle halâikın göreceği raddede Cehennem'in arsa-i mahşere izhar olunmasıdır ki kâfirler varacakları mahalli görür; esefleri artar ve müminlerin de halâs­larına dair sürurları ziyade olur. Şu halde Cehennem'in getirilme­si; Cehennemle nas arasında olan perdenin kalkıp, herkesin görebilmesidir. İşte o günde insan dünyada yaptığı herşeyi hatırlar ve bilir. Günahlarına binlerce nedamet eder, fakat fayda etmez.

«Nerededir ona hatırlamanın menfaati?» demektir. Çünkü; dünyada vaazı kabul edip aklını başına almadı, âhirette tezekkür fayda etmez.[11]

 

Vacip Tealâ yevm-i kıyamette insanın dünyada işlediği herşeyi hatırlayacağını beyandan sonra o günde insanın söyleyeceği sözü beyan etmek üzere buyuruyor.

[O günde insan «Ne olaydı şu hayat-ı ebediyem için a'mâl-i isaliha takdim edeydim» demekle nedametini izhar eder.]  Çünkü işlediği a'mâl-i seyyieyi hatırlar ve bu hatırlamaktan bir fayda gö­remeyince tahassür eder, lâkin fayda etmez. Çünkü nedametin fay-jdası; dar-ı teklif olan dünyadır, âhiret değildir.[12]

 

Vacip Tealâ o günde insanın nedamet ederek izhar edeceği sö­zünü beyandan sonra vâki olacak azabı beyan etmek üzere buyunryor.

[O günde Allah'ın kâfire olan azabı gibi dünyada hiçbir kimsej diğer bir kimseye azab edemez, Allah'ın kâfiri zencirle bağladığı gibi hiçbir kimse diğer bir kimseyi bağlayamaz.] Zira; herşeye Al­lah'ın kudreti cümlenin kudretinin fevkında olduğu gibi Allah'ın' kahrı da cümlenin kahrının fevkmdsdır. Binaenaleyh; Allah'ın aza­bı gibi azaba ve Allah'ın âsîleri bağlaması gibi bağlamaya hiçbir 'kimse muktedir olamaz. Çünkü; hiç bir kimsenin Allah'ın kudreti gibi kudreti yok ki Allah'ın azabı gibi şiddetli azab edebilsin, el­bette edemez. Eğer ve kelimeleri meçhul olarak kıraet olunursa manâ-yı âyet: [O günde hiçbir kimse' kâfi­rin azabı gibi şiddetli azab plunmaz. Ve hiçbir kimse kâfirin bağ­lanması gibi şiddetli bağlanmaz. Zira; kâfirin küfrü cinayetin-eş-na'ı olduğu gibi azabı da sair asilerin azabının nihayesi olur] de­mektir.[13]

 

Vacip Tealâ dünyaya meyi ü muhabbetle isyan edenlerin hal­lerini beyandan sonra Allah'a ibadeti dünya üzerine tercih edenle­rin hallerini beyan etmek üzere buyuruyor.

[Câııib-i manevî-i İîâhî'den o günde müminlere hitaben «Sy iman: sabit ve kalbi hakka rahatiaşmiş olan nefis! Sen, Rabbinin sana vaadetmiş olduğu lutf u..ihsanına dön.'Rabbin Tealâ senden ve sen Rabbinden razı ve hoşnud olduğunuz halde, seıi benim has kullarımın zümresine gir, onlarla beraber Cennet'üne de dahil ol» denilmekle Cenab-ı Hak ehî-i imanı mesrur eder.]

Yani; âsî olanlar dünyada işledikleri günahların azabını görüp nedametlerini izhar ettikleri günde Allahü Tealâ'ya yakın suretiyle iman eden müminlere tebşir olmak üzere bilâvasıta ehl-i imana Cenab-ı Hak tekellüm ederek buyurur ki «Ey gaza-yı İlâhî'ye razı olup zikr-i İlâhî'ye devamla kalbi hakka kararlanmış olan nefis! Sen Rabbinden, Rabbin senden memnun olduğunuz nalde Rabbinin lût-funa rücû' et ki senin için,Rabbin Tealâ'nm hazırladığı nimetlerim güresin ve sen salih olan kullarımın cemaatına dahil olarak sevdi­ğim kullarını için hazırladığım Cennei'ime gir». İşte Cenab-ı bövle demekle ehl-i imanı taltif eder.

Fahri Râzi'nin beyanı veçhile it mi' n an ; sebat ve istik­rar manasınadır ki kalbi yakînle dolu olup asla şek ânz olmayan nefis demektir, bu gibi nüfus-u halisaya yevm-i kıyamette asla kor­ku ve hüzün ânz olmaz, Kezalik itmi'nan-ı kalp; zikrullahla hâsıl olur. Çünkü; nefis her neyi tasavvur etse onun fevkmda birşey daha tasavvuruna intikal ederek Vâcib-ül Vücud'u zikre varıncaya ka­dar bu intikal devam eder. Vacip Tealâ'yı tasavvur edip ülûhiye-yetini tasdikle zikre başlayınca onun fevkmda birşey talebine im­kân olmadığından nefis zikirle mutmain olur, kararlaşır. Bu hitap bazıları indinde vefat.ederken, bazıları indinde yevm-i kıyamette zuhur eder ve beyan olunduğu veçhile bizzat hitab eden Vacip Tea­lâ olmak ihtimali olduğu gibi melekler vasıtasıyla olmak ihtimali de vardır. [14]



[1] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6437-6439

[2] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6439

[3] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6439-6440

[4] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6440-6441

[5] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6441-6442

[6] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6442-6443

[7] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6443-6444

[8] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6444-6445

[9] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6445-6446

[10] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6446-6447

[11] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6447-6449

[12] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6449

[13] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6449-6450

[14] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6450-6451