Sure-1 Beled - Kuran - Konlayli Vehbimehmet Tefsiri - 90. Sayfa
SURE-1 BELED
Mekke-i Mükerreme'de. nazil olan sûrelerdendir. Yirmi âyeti camidir.
[Cümle bilâdm eşrefi olan şu Mekke beldesine ki sen o beldede ikamet ediyorsun, Adem'e ve bilûmum evlâdına yemin ederim kî muhakkak insanı biz meşakkat içinde yarattık.]
Yani; ya Ekrem-er Rusül! Sen şu beldede ikamet eder olduğun halde Mekke beldesine ve her valide ve veledine yemin ederim ki muhakkak insanı biz meşakkat içinde halkettik.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile şu belde yle murad; Mekke-i Mükerreme'dir. Çünkü; Mekke'nin fazl u şerefi cümlenin malûmudur. Zira; dünya yüzünde bulunan bilûmum müminine Mekke'de bulunan Beyt-i Şerif kıble olduğu gibi mal ve beden cihetlerinden gidip gelmeye kudreti olan kimselere de ziyaret vacip olmuştur. Mekke'ye dahil olan kimseye Vacip Tealâ emniyet vaadetti ki Mekke'ye dahil olana taarruz caiz olmaz ve gökte Beyt-il Ma'muru Kâ'be'nin hizasmda kılmıştır. Makam-ı İbrahim'i de orada bulunmakla sena buyurmuştur. İşte şu beyan olunan şerefleri Allahü Tealâ Mekke'den başka bir beldede cemetmeyip ancak Mekke'de cemetmekle cümle memleketlerden efdal kılmış ve şerefine binaen yemin etmiştir.
Resulullah'm Mekke'de ikameti şeref-i zâtisi üzerine bir kat daha .şeref bahşettiği için Mekke'nin yemin etmeye şayan olduğunu resulünün ikametiyle te'kid buyurmuştur. Çünkü mezheb-i Şâ-i fiîde mekânın şerefi; içinde olan zatın şerefiyledir. Yahut cümlesinin manâsı «Sen bu beldede her ne murad sen helâl», demektir. Zira; Mekke'nin fetih günü Mekke dahilinde muharebe ve itlâf-ı nüfus Resulullah'a. helâl kılınmıştır. Hattaİ (İbn-i Hatal) denilen kimse Kâ'be'nin örtüsüne sarılmış olmasına rağmen Resulullah katlolunmasım emretmiştir, Resulullah'a Ce-nab:ı Hak o kadar vüs'at bahsetmiştir ki devr-i Adem'den İlâyev-milkıyam hiç kimseye vermediği ruhsatı ve mertebeyi resulüne vermiştir. Binaenaleyh; Ebu Süfyan'm hanesine girenleri ve kapılarım arkasına örtüp içeri çekilenleri af buyurdu, bu manâya nazaran gelecek zamanda Resulullah'm elinde Mekke'nin fetholuna-cağını vaadolduğu cihetle âyet Cenab-ı Risaletmeâb Efendimizin! mucize-i nebeviyelerindendir. Şu halde Mekke'de muharebeye mü-| saade Fahri Kâinat'm hassasmdandır. Çünkü; Resulullah'tan başka| hiçbir fert bu misilli müsaadeye nail olamamıştır. VaIid ve veIedle murad; Adem ve Adem'in neslidir. Yahut ibrahim (A.S.)la onun neslinden gelen Mukammed (A.S.) Efendimizdir, yahut Benî Adem'den her vâlid ve velede şamildir. Çünkü; Benî Ademin lisanında olan fesahatla nutuk, beyan, tedbir-i umur, tahsil-i ulûm ve istihrac-ı fünun gibi acîb ve garîb şeylere iktidar başka mahlû-katta olmadığından şu beyan olunan evsafı haiz olmak şerefine binaen Âdem ve zürriyetine yemin olunmuştur.
Kebed ; meşakkat manasınadır. Çünkü; insan bedenine ruhun girmesiyle çıkması arasında rahat bir zaman geçirmediği pj gibi vefatından sonra toprak altına girmek ve kabrinden kalktıktan sonra da binlerce mihnetlerle arsa-i mahşerde ispat-ı vücud etmek, ana rahminden başlayıp birçok zahmet çekerek dünyaya gelmek, validesinin sütünü emmek, ondan ayrılmak, hayatta bulunduğu müddet kendine bir tarz-ı maişet aramak ve ihtiyar ettiği mesleğinde bin türlü arızalara tesadüf etmek gibi meşakkatlar insan için her zaman mevcut olduğundan Cenab-ı Hak insanı meşakkat jçinde halkettiğini beyan buyurmuştur. İnsan, her hatvesinde birçok tokada ma'ruz olduğu gibi hal-i vüs'atında şükür, hal-i müzayakasında sabır ve tekâlif-i saireyle dahi mükellef olması birçok meşakkati mut azamm indir.
Yahut kebed ; şiddet ve kuvvet manasınadır. Buna nazaran manâ-yı âyet: [Şu beldeye, valideye ve veledine yemin ederim ki muhakkak. insanı biz şiddet ve kuvvet üzere halkettik] demektir. Bu âyetin (Benî Cümah) kabilesinden (Ebül Eşed) namında bir kimse hakkında nazil olduğu da mervidir. Çünkü; bu kimse o kadar kuvvetliymiş ki tabaklanmış deriyi ayağmm altına kor, üzerine basar ve «Her kim ayağımın altından bu deriyi çekerse şu kadar para vereceğim» diye ilân eder, kuvvetine güvenen kimseler çekmeye çalışırlar, deri parça parça olduğu halde (Ebül Eşed)'in ayağı bile kıpırdamazmış. Lâkin manâ-yı evvel daha muvafıktır. Çünkü; insanın kuvvetinden meşakkati çoktur. Binaenaleyh; kebed in meşakkat manâsına olması kuvvet manâsına olmasından makama münasebeti aşikârdır.[1]
Vacip Tealâ insanı meşakkatli yarattığını beyandan sonra insanın kendi üzerine kimsenin kaadir olamayacağını zannetmesini red ve inkâr etmek üzere buyuruyor.
[İnsan zanneder mi elbette kendi maz üzerine kimse kaadir olâ-
Yani; insan bu kadar meşakkat üzere yaratılmışken zanneder mi ki hal ü şan kendi üzerine hiçbir kimse kaadir olup ahz-ı intikam edemez? Böyle zannı münkerdir. Çünkü; bu kadar meşakkat üzere yaratıldığı halde hiçbir zaman kurtulmaya iktidarı olmayıp o meşakkatları çekerken kendinde mevhum.bir kuvvet görmesiyle «Benini üzerime kimse gelemez. Binaenaleyh; her ettiğim yanıma kalım zann-ı fasidinde bulunması insanın haliyle mütenasip değildir. Zira; böyle bir zanda bulunmak kendi halini bilmemek neticesi olduğundan insana böyle zan taşımak lâyık olamaz. Çünkü; Cenab-ı Hak herkese -kaadirdir, ahz-ı intikam eder, hiç kimsenin ettiği yanma kalmaz. Elbette cezasını bulur.[2]
Vacip Tealâ insanın itikad-ı fasidini beyandan.sonra bu mi zann-ı fâsidde bulunan insanın sözünü beyan etmek üzere buyuruyor.
[İnsan «Birbiri -üzerine yığılmış çok malımı harcadııii» demekle iftihar eder.] .
Yani; «Benim üzerime kimse gelemez, benden ahz-i intikama kimse kaadir olamaz» diyen insan «Kat kat olmuş birbiri üzerine teraküm etmiş çok mal telef ettim» demekle insanlar arasında me-kârim-i âliye sahibi olduğunu izhar eder.
malın çokluğundan kinayedir. Yani «Tükenmesinden korkulmaz derecede çok» demektir. O malı ihIdkle rnurad; Arap indinde ma'ruf olan fukaraya ve müsafirlere yedirmekle ikram sahibi olduğunu beyan etmektir. Yahut Muhammed (A.S.) a o,davet uğrunda çok mal sarf ettim demektir. Çünkü; ?ue-sulullah'a adavet edenler Resuluîlah'ı itlaf ettirmek için birçok mal sarfettiler ve nur-u Kur'anı söndürmek için şairler beslediler, Re-sulullah'ıh aleyhine halkı teşvik için paralar sarfettiler ve etrafa adamlar gönderdiler. Akıbet bunlara kanaat etmeyerek (Bedir), (Uhud) ve (Hendek) vak'aları gibi muharebelere teşebbüs ettiler. Fakat Allahü Tealâ'nm yaktığı nurunu söndüremediler. Neticede hâib ü hâsir oldular.[3]
Vacip Tealâ insanın kendi üzerine kimsenin kaadir olamayacağını ve çok mal sarfetmesiyle iftihar ettiğini beyandan sonra insanın kendisini kimse görmez zann-ı fasidinde bulunduğunu beyan etmek üzere buyuruyor.
[İnsan zanneder mi kendini hiçbir kimse görmez?] Böyle zannetmek insan için muvafık değildir. Zira; Allahü Tealâ insanı ve işlediği işlerini görür, ameline göre cezasını verir. Çünkü; harcamış olduğunu niçin harcadı ve o malı nereden kazandı ve harca-mamışsa neden yalan söyledi? Bunları birer birer sorar ve herbiri mukabilinde intikamını alır. Şu halde insanın kimse görmez zannıyla birtakım günahlar işleyip de duçar-ı azap olması lâyık değildir.[4]
Vacip Tealâ insanın kendi üzerine kimse kaadir olamayacağını ve ef'âlini kimsenin görmeyeceğini zannettiğini beyanla, red ve inkâr ettikten sonra zat-ı ülûhiyetinin kudretini ve ilmini ispat etmek üzere buyuruyor.
[Biz Azimüşşân insan için görür iki göz, söyler bir lisan, ağzını Örter, yemesinde ve içmesinde yardım eder iki dudak yaratmadık mı, doğru ve eğri yolları göstermedik mi?]
Yani; biz insan için yeri ve gökleri ve kendine gelecek mazarrat ve menfaati görür ve bunlarla âlemin tagayyürat ve tebeddülatını görüp hudûsunu ispat edecek iki göz halketmedik mi? Böyle az zaman içinde birçok şeyleri seyr ü temaşa edecek âlet-i idraki kendine verdiğimiz halde kudretimizi neden inkâr eder ve niçin bu nimetlere şükretmez? Biz o insan için kalbinde gizli olan şeyleri haber verir ve bütün muamelâtında söylemeye âlet olan lisanını halketmedik mi, bu lisan olmasa insan bilûmum muamelâtında işaret veya kitabet gibi birçok müşkülâta tesadüf etmeyecek miydi, bu lisanla tevhide, imanını izhara ve zikr-i İlâhî'ye kaadir olmuyor mu? Şu nimetleri halkeden Hallâka neden iman edip kudretini niçin tasdik etmez? O insana söz söylemekte yardım eder iki dudak vermedik mi, hidayet ve dalâlet yollarını resullerimiz ve kitaplarımız vasıtasıyla göstermedik mi? Şu halde bu kadar acayip ve garaip üzerine şâmil olan azaları insanın vücudunda halkeden Allahü Tealâ insandan ahz-ı intikama kaadir olmaz mı ve işlediği a'mâlini görmez mi? Elbette görür ve kaadir olur.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile yüksek ve açık yoldur. Hayır ve şer yolları açık delillerle beyan olunduğu için necdeyn denilmiştir. Söze ihtiyaç göze nispetle az olduğuna ve faydasız sözün söylenmemesine işaret için göz iki olduğu halde lisan< bir halkolunmuştur.[5]
Vacip Tealâ kullarına kudret-i kâmilesine delâlet eden delilleri beyandan sonra kullarının kendilerine menfaat verecek tekâ-iif-i şâkkaya dahil olmadıklarım ve malını infakla iftihar edenlerin infakı mahalline sarfolunmadığmı beyan etmek üzere buyuruyor.
[Allahü Tealâ insana bu kadar ni'metler ihsan ettiği halde insan meşakkatli olan yola gitmedi ki kendine menfaat verecek te-kâlif-i İlâhî'yeyi ihtiyar etmedi ve ya Ekrem-er Rusül! Sana aka-benin neden ibaret olduğunu ne gibi şey bildirdi?]
Yani; o insan bir takım mal sarfettiğini söylüyor. Halbuki henüz o insan kendine menfaat verecek bir yola girmemiştir
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile iktiham ; müşkül bir işe girmektir. Akabe; sarp ve çıkılması güç dağ yoludur. Bu makarada akabeyle.murad; a'mâl-i saliha, nefisle ve şeytanla mücahidedir. Zira; nefse a'mâl-i salihayı kabul ettirmek ve şeytanla kavga etmek gayet müşkül olduğu için akabe denmiştir. Yani «Insatı bir takım mal sarf ettiğinden ve mezayasmdan bahsediyor. Halbuki o insan yokuş yollara benzeyen tekâlif-i İlâ-hî'yeye dahil olmadı» demektir.[6]
Vacip Tealâ akabeyi beyan makamında buyuruyor.
[Akabe; köle azad etmek veya borçluyu borcundan kurtarmak veya ihtiyaç ve açlık gününde akrabasından olan yetime taam yedirmek, karnını doyurmak yahut kemal-i fakır ve ihtiyacından dolayı her tarafı toprağa bulaşmış olan miskine taam yedirmektir.]
vİşte insan şu beyan olunan, güç.ve meşakkatli yollara benzeyen a'mâl-i salihayı ihtiyarla meşakkata dahil olmadı. Çünkü; kendinin medâr~ı hayati addettiği malından ayrılmak istemediği cihetle malını sarfedip esarette bulunan köleyi azad etmek, yetime ve miskine malından bir miktarını yedirmek gayet ağır olduğundan nefisle büyük mücahede olduğu cihetle bunları yapabilmek, yürümesi müşkül olan yokuş yola teşbih olunmuştur.
Fahri Fâzi'nin beyanı veçhile ekk irakabe ; köle azad etmek veyahut azadında, muavenet etmektir. Mesgabe ; açlık demektir, Makrabe ; akraba manâsına olduğu gibi metre fa-e; altına döşenecek ve üstüne örtünecek bulamadığından toprak üzerinde yatıp kalkrıiaİda her tarafı toprak olan miskin demektir.
Ayette köle azad etmek sair sadakat- üzerine takdim olunduğu cihetle îmanı-ı A'zam'm «Köle azadı sair sadakattan efdaldir» mealindeki sözüne bu âyet delâlet eder.[7]
Vacip Tealâ akabeyi tefsir ettikten sonra a'mâl-i saunadan in-tifâ'ın imanla olacağını beyan etmek üzere buyuruyor.
[Sonra şu a'mâl-i salihayı işleyen kimse şol kimselerden '"oldu ki onlar iman ettiler.]
Yani; yalnız köle azad etmek, yetime ve miskine taam yedir4 '• mekle güçlükte akabe mesabesinde olan tekâlife dahil olmuş olmaz; Zira: onları işlemekle beraber ehl-i iman zümresinden de olmak lâzımdır. Çünkü; iman olmayınca insan amelinden intifa edemezi Yahut manâ-yı âyet: [Şu beyan olunan amelleri hal-i küfrün} de işledikten sonra iman ederek müminler zümresine dahil olursa hal-i küfründe işlediği amelinden intifa' eder] demektir. Bu manâ1-yı te'yid eder haber-i resul de mevcuttur. Çünkü; Müslim'de riva--yet olunduğu veçhile ashaptan (Hakîm b. Hizam) Resulullah'tajı zaman-ı cahüiyede işledikleri hayır amellerinden intifa' edip. edemeyeceklerinden suâl etmesi üzerine Eesulullah buyurmuştur. Yani «Sen hayırdan takdim ettiğin şey. üzerine İslâm oldun. Şu halde a'mâl-i hayriyeniz zayi olmaz» demektir.[8]
Vacip Tealâ icrası suûbetli olan fekkü rakabe ve it'âm-ı taam gibi a'mâl-i salihayı işlemekle tekâlif-i İlâhîyeye tamamıyla dahil olmayıp mümin olması da lâzım olduğunu beyandan sonra sabır ve merhamet tavsiyesi lâzım olduğunu beyan etmek üzere buyuruyor.
[Şu a'mâli ve imam işledikten sonra §ol kimselerden olmalı ki onlar yekdiğerine taât-! İlâhî'yeden tesadüf edecekler! meşakkata sabırla ve Allah'ın kullarına merhametle tavsiye ettiler, işte şu ibadata devam eden müminler kıyamette amel defterleri sag tarafından verilen ashab-ı yemindirler.]
Yani; ibadâtı işlemekle meşakkata dahil ve iman edip müminler zümresinden olan kimseler yalnız bunlarla kalmayıp fe.raiz-i İlâhî'ye ve cemi-i evamir-i sübhaniyeyi yerine getirmek ve menhiyattan nefislerini menetmekte birbirlerine sabır ve mahlûkaat-ı İlâhî'yeye şefkat ve merhamet tavsiye ederler. îşte şu evsafı cami olanlar âhirette ashab-ı yemindirler.
Bu âyet-i celile Fahri Râzi'nin beyanı veçhile cemi-i hayratı ve insana lâzım olan bilûmum mehasini camidir. Çünkü cemi-itâât ; hakkın emrini kemal~i ta'zimle tutmak, rızasını tahsil etmek ve Allah'ın kullarına merhametle beraber hoş- geçinmek ve muhtaç olanlara muavenet etmekten ibarettir. Binaenaleyh; Ce-nab-ı Hak âyette her ikisini cemeden kullarını sena buyurmuştur. Bu âyette herkes üzerine ' mümkün olduğu kadar gayrıları doğru yola sevketmeye çalışmak ve eğri yollardan menetmek vacip olduğuna delâlet vardır, şu beyan olunan iman, fekk-i rakabe, it'âm-ı taam, sabır ve merhameti tavsiye gibi sıfatları cami olan kimseleri ashab-ı yemin olmalarını beyanla beraber fazl u şerefte derecelerinin pek yüksek olduğuna işaret için mertebenin en yükseğine delâlet eden lâfzı vârid olmuştur.[9]
Vacip Tealâ ashab-ı yemini beyandan sonra ashab-ı şimali beyan etmek üzere buyuruyor.
[Şol kimseler ki onlar bizim vahdaniyetimize delâlet eden Kur'an gibi âyetlerimizi ve delâil-i kafiyemizi inkârla kâfir oldular. Onlar ancak defter-i a'mâli sol taraflarından verilen ashab-ı şimal ve kötü kimselerdir. Onlar üzerine her tarafı kapanmış ateş vardır] ki o ateş her taraflarını çevirmiş, kapıları tamamen kapanmış içinden çıkamadıkları gibi taşradan içeriye de rahata dair hiçbir şey girmez.[10]
[1] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6452-6454
[2] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6454-6455
[3] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6455
[4] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6455-6456
[5] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6456-6457
[6] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6457-6458
[7] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6458
[8] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6458-6459
[9] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6459-6460
[10] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6460
İslami Okul Okulların En Önemlisi