Sure-İ Şems - Kuran - Konlayli Vehbimehmet Tefsiri - 91. Sayfa
SURE-İ ŞEMS
Mekke-i Mükerreme'de nazil olan sûreleri camidir.
[Güneşe ve güneşin ziyasına ve ziyasının parladığı kuşluk vaktine, ziyada ve gelmekte güneşe tâbi olan kamere ve güneşi aşikâr kıldığı zaman gündüze ve güneşi setredip örttüğü zaman geceye ve semaya ve semayı bu kadar ulüvv-ü şanla bina eden zat-ı ülûhiyete ve arza ve arzı döşeyen ve genişlettiren Zat-ı Azimüşşana ve nefse ve nefsi düz ve tâmmülaza halkeden Hallâk'a yemin ederim ki nefsini günahlardan pak eyleyen kimse fevz ü necata dahil oldu ve korktuğundan kurtuldu.}
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile d u h a yla murad; şemsin ziyası v'e gündüzün cemii veyahut şemsin öğle zamanına yakın gayet yükseldiği zamandır ki kuşluk vakti demektir. Gerek güneşin ve gerek güneşin yükseldiği kuşluk vaktinin insanlara çok menfaati olduğu cihetle kadri ve şerefi malûm olduğundan Vacip Tealâ bunları yemine alet kılmıştır. Yeminin cevabıysa cümlesidir. Binaenaleyh; manâ-yı nazım: [Âlemi ziyaya garkeden şemse ve şemsin ziyasının kemaline geldiği kuşluk vaktine, yemin ederim ki nefsini günahlardan temizleyen, kimse Cehennem'den kurtuldu] demektir.
kamerin televvi şemse tâbi olmasıdır. Çünkü; güneş indikten sonra kamer güneşin arkasına tâbi olur ve kamerin ziyasını güneşten almasıdır. Binaenaleyh; manâ-yı nazım,: [Ziyasını güneşten almakta güneşe tâbi olduğu zamanda kamere yemin ederim ki maâsîden nefsini pak eyleyen kimse muhakkak necat buldu.
tediye; izhar etmek ve açiklandırmakîır. Çünkü gündüz; şemsin ziyasından ibaret olduğundan gündüz ne kadar parlak zuhur ederse güneşin ziyası o nisp'ette zuhur ettiğinden keenne nehar güneşi aşikâr kılıyor. İşte güneşi izhar eden gündüze güneşi izhar ettiği zaman Vacip Tealâ yemine alet kılmıştır. Binaenaleyh; manâ-yı nazım: [Güneşi izhar eden gündüze yemin ederim ki nefsini günahtan tathir eden kimse felah buldu] demektir.
gasyan ; . setredip Örtmek manasınadır. Gecenin karanlığı güneşi ihata ettiği zaman geceye yemin olunmuştur. Çünkü; nasın uykuya varıp rahatını te'min ettiği için gecenin indennas mehabeti büyük olduğundan Cenab-ı Hak geceye yemin etmiştir.
lâfzı Vacip Teaîâ'dan kinayedir. Zira; semayı bina eden Vâcib-ül Vücud'dur.
tahâ ; döşemek manasınadır. Arzı döşeyen Allahü Tealâ'dır. Kezalik nefsi tâmmüla'za halkeden zat-ı ülûhiyettir. Ta'zim için nefis lâfzı nekre olarak varid olmuştur. Zira nefisle murad; Hz. Adem veyahut Adem'le evlâdının cümlesidir. Nefsin, tesviyesi yle murad; boynun itidal üzere ayıptan salim olarak ve kendine lâzım elan havass-ı zahire, ve batmayla beraber halkolunmasıdır.[1]
Vacip Tealâ nefsi tâmmüla'za olarak yarattığını beyandan sonra hayır ve şer yollarını nefse ilham ettiğini beyan etmek üzere buyuruyor.
[Nefsi azası müsavi, hayra ve şerre yarayışlı halk edince Vâcip Tealâ nefse günahmı ve sevabını bildirdi ki nebileri ve kitapları vasıtasıyla haysr ve şer yollarını gösterdi, onları işlemeye kudret verdi. Binaenaleyh; nefis kendi ihtiyarıyla arzu ettiği §eyi işler. Şu haîde kâfir olan fisk ı? fücuru ve mümin olan itaat ve takvayı ihtiyar ettiğinden bazı nefis mümin, bazısı da kâfir olmuştur.]
İlham; insanın kalbinde hirşeyin zuhuru manâsmaysa da bu makamda ilhamla murad; Ebussuud Efendi'nin beyanı veçhile iyi ve kötü olan şeyleri Cenab-î Hakkın kitapları ve nebileri vasıtasıyla ta*rif ve tefhim edip her iki ciheti işlemeye nefse kudret vermesidir. Binaenaleyh; mümin olan takvayı ihtiyar ettiğinden Cenab-ı Hak ona taâtı, kâfir olan fücuru ihtiyar ettiğinden ona ma'-siyeti tevfik eder.
Vacip Tealâ semaya, semayı bina edene, arza, arzı döşeyene, nefse, nefsi müsavi olarak yaratana yemin etmesiyle âlem-i ulvî olan semanın ve âlem-i süflî olan arzın ve mürekkebattan olan nefsin cümlesinin halikı ve müdebbiri olduğunu beyanla herşeyin zat-ı ülûhiyetinin iradesi, kaza ve kaderiyle olduğuna tenbih buyurmuştur.[2]
Vacip Tealâ zikrolunan yedi şeye yeminin cevabını zikretmek üzere buyuruyor.
[Muhakkak necat buîdu şol kimse ki o kimse nefsini günahlardan tathirle takvayı ihtiyar etti ve muhakkak zarar gördü şol kimse ki günah işlemek ve fücuru ihtiyar etmekle nefsini noksan laldı.] Ki nefsini 'ma'siyetleri işlemekle setreden ve menhiyatı ihtiyarla zatjm kemalâttân geri koyan kimse elbette helak olur.
Ebussuud Efendi'nin beyanı veçhile bu âyet; kaseme cenaptır. Cenab-ı Hak insanı kemâlâta terğib ve nevakıstan tenfirde mübalâğa için kendi vücud-u Ilâhî'sine delâlet eden eşyaya yeminin cevabını; insanın nefsinin günahlardan tathirle fevz ü necatını, günahlarla telvis edip hâib ü hâsir olacağını beyanla cevap kılmıştır ki esas-ı itikadiyat olan Vacip Tealâ'nm vücuduna imanın vacip olduğuna işaret' buyurduğu gibi yemin ettiği şeyler de kullarına birtakım nimetleri cami olduğunu beyanla kuvve-i ameliyenin müntehâ-yı kemalâtı olan şükrün vacip olduğuna dahi işaretle insanın kemalâtı tahsil yollarına delâlet buyurmuştur. Şu cümlelerin manâsına kemal-i dikkat lâzım olduğuna işaret için lâfzı tekerrür etmiştir.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile daki dess ; birşeyi diğer birşey içinde saklamaktır. Zira; ehl-i salâh ameli içinde nefsini izhar eder, amma ehl-i ma'siyet nefsini ma'siyetler içinde saklar, bazıları da riyakâr olan kimseler gibi riya üzere amelini izhar ederek nefsini sâlihînden göstermekle onlar, içinde saklar, halbuki onlardan değildir. İşte şu vesilelerle kendilerini ma'siyet içinde saklayan kimselerin hâib ü hâsir olacaklarını Cenab-r Hak yeminle beyan buyurmuştur ki zarar göreceklerinde asla şüphe yok demektir.[3]
Vacip Tealâ günah içinde nefsini saklayan kimsenin zarar göreceğini beyandan sonra bu makule kimselerin bilfiil helak olduklarını beyan etmek üzere buyuruyor.
[Semûd kabilesi tuğyanları sebebiyle peygamberleri Salih (A.S.) ı tekzib ettiler şol zamanda ki o zamanda Semûd kabilesinin şekavette ziyade olanı Salih (A.S.) in mu'cizesi olan deveyi öldürmeye kıyam etti.]
Yani; Semûd'un tuğyanı onları nebilerini tekzibe kadar aldı, götürdü şol vakitte ki o vakitte onların içinden ziyade günahkâr olanları deveyi itlafa kıyam ettiler.
Fahri Râzi ve Ebussuud Efendi'nin beyanları veçhile Salih (A.S.) m devesini katle kıyam eden şahs-ı muayyendir ki ismi (Kıdar b. Saaf) tir. Hatta kötü adam hakkında darb-ı mesel olarak
Araplar derler. Yani «Filân adam Salih'in devesini Öldürüp de kavminin başına azap yağdıran Kıdar'dan daha kötüdür» demektir. Yahut deveyi öldüren yalnız Kıdar değildi. Belki Kıdar'la beraber bir cemaattı. Lâkin kavm-i Semûd'un hepsi razı olduklarından cümlesi birden helak olmuşlardır,[4]
Vacip Tealâ Semûd kavminin peygamberlerini tekzib ettiklerini beyandan sonra onlara karşı Hz. Salih'in tenbihatmı beyan etmek üzere buyuruyor.
[Onlara Allah'ın resulü «Deveye taarruzdan ve suyuna mani olmaktan kendinizi uzak tutun» dedi.]
Yani; Semûd kavmi tuğyanları sebebiyle nebilerini tekzib edince nasihat olmak üzere onlara hitab olarak Allah'ın resulü Hz. Salih dedi ki «Koyuverin Allah'ın devesini kendi haline, mani olmayın su içmesine. Zira; deve Allah'ındır. Deveye dokunmak sizin için azabı muciptir».
Ebussuud Efendi'nin beyanı veçhile nâkayı Allahü Tealâ'ya muzaf kılmak devenin şanına ta'zim için olduğu gibi Semûd kavmini korkutmak da vardır. Çünkü; deve Allah'ın olunca Allah'ın azabından sakınmak lâzım olduğunu azıcık aklı olan bilir ve Salih (A.S.) a itaat vacip olduğuna ve itaat etmedikleri için kavm-i Samûd'un şiddet-i tuğyanlarına işaret olmak üzere Hz. Salih'ten * Allah'ın resulü» diye tâbir olunmuştur.[5]
Vacip Tealâ Hz. Salih'in kavmine vâki olan tenbihini beyandan sonra Semûd kavminin harekâtını beyan etmek üzere buyuruyor.
[Salih (S.A.) m nasihatini yalana hamlettiler, inanmadılar. Binaenaleyh; deveyi öldürdüler.]
Yani; Semûd kavminin Salih (A.S.) ı tekzibleri deveyi Öldürmelerini intaç etmiştir. Gerçi deveyi itlaf eden Kıdar olduğuna nazaran şahs-ı vahitse de diğerlerinin rızasıyla olduğu için cemime nispet olunmuştur. Çünkü: bir kavmin merzisi olan fiili, içinden bir tanesi işlese dahi mecmuuna isnad olunmak âdettir.[6]
Vacip Tealâ deveyi ihiâk ettiklerini beyandan sonra deveyi itlaf üzerine terettüb eden neticeyi beyan etmek üzere
buyuruyor.
[Günahları sebebiyle RaV'eri onlar üzerine azabını inzalle her taraflarını ihata ettirdi. Binaenaleyh; azap cümlesine müsavat üzerine erişti,] Zira; cümlesi tekzipte ve deveyi itlafa rızada hemfikir olduklarından azap cümlesine birden isabet etmiş ve birbirinden hiç farkı olmamıştır. Hatta mümin olanlardan maada hiçbir fert kalmaksızın Cibril-i Emin'in sayhasıyla helak olmuşlardır. Çünkü günaha rıza; her zamanda ayrı-ı günahtır. Binaenaleyh; kavm-i Se-mûd'un erkeğine, dişisine, büyüğüne küçüğüne azab-ı İlâhî şamil olmuştur. Zira; cümlesi razıydılar.
Demdem ihata edip üzerlerini örtmek manasınadır. Çün-| kir kavm-i Semûd'a gelen azap her taraflarını ihata etmiş ve ga-| zab-ı İlâhî altında kalmışlar ve azap cümlesine müsavi olarak tat-f bik olunmuştur ki zelzeleyle toprak altında kalmışlar, toprak uzer-j lerini örtmüştür.
[Salih (A.S.) bu ukubetin akıbetinden korkmaz.] Zira; HzJ Salih hakikat-ı hali bildiğinden endişe etmez, belki hasımlarımı ortadan kalkmasına ve fesatlarının izalesine memnun olmuştur] Yahut manâ-yı nazını: [Allahü Tealâ bu ukubetin akıbetinde! korkmaz] demektir. Zira; kavm-i Semûd'a vâki olan ukubet bihakl km olmuştur ve kendilerinin istihkakları icabıdır. Çünkü; işledil ği fiili bihakkın işleyen kimse o işin akıbetinden korkmaz. AncalS dünyada padişahlar bir kavmi kahreder ve lâkin akıbetinden korkusu kesilmez, daima endişe üzere bulunur. Halbuki Vacip Tealâ isyan eden kavmi ihlâk eder, asla akıbet endişesi olmaz.[7]
[1] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6461-6462
[2] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6462-6463
[3] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6463-6464
[4] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6464-6465
[5] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6465-6466
[6] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6466
[7] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6466-6467
İslami Okul Okulların En Önemlisi