Leyl Suresi - Kuran - Konlayli Vehbimehmet Tefsiri - 92. Sayfa
LEYL SURESİ
Mekke-i Mükerreme'de nazil olaB sûrelerdendir. Yirmi bir âyeti camidir.
[Karanlığı âlemi kapladığı zaman geceye ve ziyası âlemi nur-landırdiğı vakit gündüze ve erkeği ve dişiyi halkeden halika yemin ederim ki sizin sa'ymız dağınıktır.]
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile gecede her hayvanın mekânına çekilmesiyle ıztırabın sükûnet bulmasına ve uykunun ihâtasıyia bedene rahat ve ruha gıda olmasına ve gündüzde âlem ziyalanıp dünyanın karanlıktan kurtulmasına ve nâsm maişetlerini kesbede-ceği zaman olmasına binaen her ikisi de nâs indinde muhterem bir zaman olmalarından ve şeref sahibi olduklarından Cenab-ı Hak gece ve gündüze yemin etmiştir. Lâkin geceye yemini; karanlığı âlemi setrettiği zamana ve nehara yemini; ziyası kemaliyle zuhur edip âlemi ihata ettiği zamana tahsis buyurmuştur. Çünkü; herşe-yin kemali mu'teber olduğundan gecenin kemali karanlığında, gündüzün kemali aydınlığında olduğu cihetle bunlara yemin kemallerinin zuhur ettiği vakitlere tahsis olunmuştur. Geceyle gündüzün birbiri akibinde gelmeleri nâsm dünyada yaşayabilmesinde ve tarz-ı hayat ve maişetlerinde ayn-ı menfaattir. Çünkü; zamanın hepsi gece olsa emr-i maaş müşkül, hepsi gündüz olsa emr-i rahat muhtel ve maslahat fevtolmakla dünyanın harabına badi olurdu. Binaenaleyh; zamanın bazısı gece ve bazısı gündüz olarak birbiri arkasında devran edip durması nas hakkında büyük menfaat olduğuna işaret için Cenab-ı Hak ekser-i âyetlerde geceyle gündüzü birbiri arkasında zikreder.
da bulunna lâfzı Vacip Tealâ'dan kinayedir. Bir damla sudan bazısını erkek ve bazısını dişi olarak halket-mek hallâkın kudret-i kâmilesine delâlet eder. Zeker ve ünsayı halkla yemin; cümle hayvanata şamildir. Çünkü; hayvanatın her ferdi, erkek veya dişidir, hatta hunsa bile nefsinde erkek veya dişidir. Binaenaleyh; hunsanın müşkül olması bize nazarladır. Zira; indallah malûmdur. Hatta bir kimse bugün «Erkek veya dişiye tesadüf edersem zevcem boş olsun» diyerek yemin ettikten sonra hunsa-yı müşküle tesadüf ederse hareminin boş olacağı bazı kitaplarda mezkûrdur. Çünkü; hunsanın bizce erkek veya dişi olduğu malûm değilse de indallah o hunsa erkek veya dişidir. Zira; erkeklik, dişilik ayrı ayrı birbirine münafi sıfatlar olduğu cihetle şahs-ı vahidde cem'i mümkün olamaz. Binaenaleyh; zahirde .müşkülse de hakikatta şu iki sıfattan birisiyle muttasıftır.
Setit ; dağınık, perişan ve müteferrik demektir. Zira; Fahri Râzi'nin beyanı veçhile insanların amelleri birbirinden uzak ve ayrıdır. Çünkü; biri hidayet, diğeri dalâlettir, biri mezmum, diğeri memduhtur, bazısı sevap, cezası Cennet, bazısı günah cezası Cehennem'dir. Binaenaleyh; insanların sa'ylan muhtelif olduğu gibi cezaları da muhteliftir.[1]
Vacip Tealâ insanların sa'ylan muhtelif olduğunu icmalen beyandan sonra bu ihtilâfı tafsilen beyan etmek üzere buyuruyor.
[İnsanların sa'ylan müteferrik olunca şol kimse ki o kimse malını envâ'-i hayrata sarf etti, günahlardan nefsini sakındı, güzel olan tevhidi ve dini tasdik etti. İmdi biz o kimseye Cennet'imizi müyesser kılarız.]
Yani; insanların amellerinin müteferrik olduğu beyan olununca iftirakm keyfiyeti şöyledir : Amma sol kimse ki malını, esir azad etmekle, muhtacîne muavenet ve envâ'-ı hayrata ve asakir-i İslâ-miyeyi kuvvetlendirmek, düşmanlara galebeyi te'min etmek için cihadın esbabına sarfetmekle ve malının vacip olan hukukunu, bedeninin ibadât-ı İlâhî'yeye gayretle hukukunu eda eylemekle kudretini sarf etti, küçük, büyük günahlardan ihtiraz, kelime-i tevhidi, nübüvveti ve diyaneti tasdik etti. İşte o kimseye Biz Azimüşşân mükellef olduğu a'mâlin küllisini ve envâ-ı hayratı ve evvelce işlediği a'mâl-i salihayı tekrar işlemeyi ve bunların cezası olan Cen-
net'i müyesser kılarız.
Fahri Râzi ve Ebussuud Efendi'nin beyanları veçhile bu âyette i'ta ile murad; fisebilülâh fukaraya, cihada ve envâ-ı hayrata malını, malının hukukunu ve bedenini taâta sarfla bedeninin hukukunu vermektir. îttikaa ile murad; Allah'ın nehyettiği muharrematın cümlesinden nefsini sakınmaktır. Hüsna ile murad; iman, kelime-i tevhid, millet-İ İslâmiye ve haslet-i hamide-nin cümlesi ve bunların cezası olan derecat-ı Cennet'tir. Yüsra ile murad; envâ-ı hayrat ve mükellef olduğu ahkâmın cümlesine kolayca muvaffak olmak ve işlediği amelleri tekrar işlemeye nail olmaktır veyahut Cennet'tir.
Vacip Tealâ'nın yüsrâyı müyesser kılması yla murad; a'mâl-i hayriyeyi kuluna kolay kılması, mürai ve münafıklarda olduğu gibi keselân ânz olmamasıdır. Çünkü; rıza-yı Bariyi aramak hususunda sarf-ı mesai eden kulunun işlerini Cenab-ı Hak teshil buyurur.
[Ve amma şol kimse ki o kimse fisebilillâh malını sarfetmek-ten kaçındı. Emrolunduğu fersizi terkle ibâdat-ı maliye ve bedeni-yedcn buhîetti. Şchevat-ı nefsaniyesini tercih ederek nefsini âhi-rete üıtiyaçsız saydı, güze) dm-i mübini ve miİlet-i îsîâmiyeyi tek-zib etti. Böyle olan kimseye kendi iradesini şerre sarfla pek güe
olan Cehennem'! müye&scr kılarız.]
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile bu sûre-i celile Ebu Bekir (R.A.) Efendimiz hakkında nazil olmuştur. Çünkü; Hz. Ebu Bekir (Bilâl) Hazretlerini (Ümmiye b. Half) den satın alıp azad etmesi üzerine Cenab-ı Eak bu sûreyi inzal buyurmakla müşarünileyhi sena ile diğerlerini bu misilli hasenata terğib etmiştir. Bazı rivayette ensardan (Ebüddahdah) Hazretleri hakkında nazil olmuştur. Çünkü; ensardan bir kimsenin hanesinde olan hurmanın dalı fakir bir komşusunun avlusuna sarkmış, o daldan yere düşen hurma tanelerini fakirin çocukları aldığında hurma sahibi gider, ellerinden alır, hatta ağızlarına koyduklarını parmağıyla çıkarır. Biçare fakir hurma sahibinin şu çirkin muamelesinden üzüldüğü cihetle Re-sulullah'a şikâyet etmesi üzerine Resulullah hurma sahibine Cen-net'te bir hurma ağacı mukabilinde mezkûr ağacı fakire terketme-sine işaret buyurunca hurma sahibi razı olmaz. Bunun üzerine ensardan (Ebüddahdah) o hurma ağacını bir hurma bahçesi vererek satın alır ve Kesulullah'a gelir. «Ya Resulallah! Cennet'te bir hurma ağacıyla mezkûr hurma ağacını değişir misin?» deyince Resulullah «Evet! Değişirim» buyurur. Fakiri çağırır, hurma ağacını teslim eder. Bu sûrenin Ebüddahdah'ı metholarak nazil olduğu merviyse de sahih olan Hz. Ebu Bekir hakkında nazil olmasıdır. Çünkü hurma vak'ası Medine'de vâki olmuştur. Halbuki bu sûre ise Mekke'de nazil olmuştur.[2]
Vacip Tealâ insanların muhielif amellerinden malını hayra sarfedenleri ve etmeyenleri beyandan sonra sarfetmeyenlerin malları kendilerine menfaat vermeyeceğini beyan etmek üzere buyuruyor.
[Başı aşağı Cehcnnem'e atıldığa vakitte onun malı ondan azab-i Cehennemi defedemez. Belki malı azap üzere azap olur.]
Yani; dünyada buhlederek malını hayrata sarf etmeyip veresesine terkeden kimsenin malı Cehennem'e tepesi aşağı atıldığı zaman hiç menfaat vermez ve kendine gelen azaptan asla onu kurtaramaz.
bir çukura tepesi aşağı atılmak manasınadır. Burada Cehennem'e atıldığında demektir. Yahut helak manasınadır ki burada vefat manasınadır. Yani "Bahri olan kimse öldüğünde malı kendine menfaat vermez» demektir.[3]
Vacip Tealâ bahilin malı kendine menfaat vermeyeceğini beyandan sonra tarik-ı hakkı açıklamak lâzım olduğunu beyan zımnında buyuruyor.
[Kullarımıza yol göstermek muhakjkâk bizim üzerimize vacip menzilesindedir. ]
Yani; Biz Azimüşşân nâsı halkedince mukteza-yı hikmet nasa tarik-ı hakkı ve batılı göstermek adalettir. Zira; âhirette hiç kimsenin itizara mecali olmasın için hidayetin yolları olan akıl ve ha-vas-ı hamseyi vermek, aklî ve naklî delilleri anlatmakla matlûba İsal eder yolları göstermek vacip mesabesindedir.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile bu misilli âyetlerde kelimesini vücub manâsına hamlederek firak-ı dâlleden Mu'tezile «Allahü Tealâ üzerine abdin menfaatini işlemek vaciptir» demiş-lerse de ehl-i sünnet ezelde Allah'ın iradesi abdin lâyezalde olacak iradesini sarfına tabi olduğundan bu gibi makamda kelimesi mukteza-yı hikmet elbette vâki olacağını beyan kabilinden olmakla hakiki vücubu reddederler. Zira; Vacip Tealâ üzerine hiçbir şey vacip olmaz ve olamaz. Çünkü; Vacip Tealâ'dan daha büyük birJıakim yoktur ki, Allahü Tealâ üzerine birşey vacip kılsın.[4]
Vacip Tealâ kullarına doğru ve eğri yolları beyan etmek hikmete muvafık olduğunu beyandan sonra doğru yola gitmekte faydanın, eğri yola gitmekte zararın ancak kulların kendilerine ait olduğunu beyan etmek üzere buyuruyor.
[Muhakkak âhiret ve dünya ve onlarda olan şeylerin cümlesi ancak bizim içindir.] Zira; bizim mahlûkumuz ve mülkümüzdür. Binaenaleyh; bizim hidayetimizle ihtidayı terketmenizden hasıl olacak zarar ve ihtidanızla hasıl olacak menfaat size ait' olduğundan bize menfaat veya mazarrat yoktur. Çünkü; ihtidanız mülkümüzde ziyade ve ihtidayı terkiniz noksan hasıl edemez. Şu halde bize lâzım olan enbiya ve kitaplar vasıtasıyla menfaat ve mazarrat yollarım size göstermektir. Bundan sonra dünyada ve âhirette herkesin sa'yrna ve iradesini sarfına göre istediğimizi istihkakı nispetinde herkese vermektir.[5]
Vacip Tealâ kullarına saadet ve şekavet yollarını gösterdiğini, dünya ve âhiret kendinin olduğunu beyandan sonra hidayeti cümlesinden olarak Cehennemle kullarını korkuttuğunu beyan etmek üzere buyuruyor.
[Dünya ve âhiret bize mahsus olunca ben sizi alev sahibi ateşle korkuttum ki o ateşe girmez, illâ şekaveti ziyade olan kimse girer. Şekaveti ziyade olan şol kimsedir ki hakkı tekziple imandan i'raz etti.]
Vacip Tealâ'nın Cehennem'in halini beyan buyurması ateşten korkutmaktır, bu vesileyle inzar; Allahü Tealâ'nın kullarına lutf u ihsanıdır. Binaenaleyh; bu lutf-u İlâhî'den birçok kimseler istifade ederek Cehennem'i icab eden günahlardan kaçınmakla nefsini mehrtarır, maâsîyi terkle ebna-yı ;|insinin rahatım te'min lekeden eder.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile bu âyette manasınadır. Yani «Cehennem ancak ziyade şakı olan kâfire lâzım olur. Zira; ehl-i imandan fasıklar Cehennem'e girseler de günahları miktarı yanıp çıkacaklarından Cehennem onlara lâzım; onlar Cehennem'e mülâzım olmazlar» demektir.
Şu halde firak-ı dâlleden Müreie taifesinin «Cehennem kâfirlere mahsustur» demeleri, mümin-i fasıkın Cehennem'e girmeyeceğine bu âyetle istidlal ve bununla^ mezheb-i batıllarını ispat etmeleri doğru değil, yanlıştır. Çünkü âyette şekaveti ziyade olan kimsenin Cehennem'e mülâzemeti manâsına olunca mümin-i fasıkın Cehennem'e girmemesine delâlet yoktur. Binaenaleyh; mümin-i fasık da girer, ancak, ebeden mülâzım olmaz. Çünkü; ehl-i sünnetin itikacknca mümin-i fasık muazzab olur ve lâkin muhalled olup Cehennem'e lâzım olmaz. Şu halde nin lisan-ı Arapta manâ-yı aslisi; manâsına olduğu cihetle âyet-i celile ehl-i sünnetin mezhebini ispat ve Mürcienih mezhebini reddeder. Yahut nin manâsı, dahil olmaz demek olduğuna nazaran bu âyette beyan olunan ve kâfire mahsus olan Cehennem'in bir tabakasıdrr. Bu tabakanın kâfire mahsus olmasından mutlaka Cehennemin kâfire mahsus olması lâzım gelmez ki mümin-i fasıkın Cehennem'e girmemesine âyet delâlet etsin.[6]
Vacip Teaiâ Cehennom'e girecekleri beyandan sonra Cehen-nem'den uzak olacak kimseleri beyan etmek üzere buyuruyor.
[Dahi Ceheimcm'den uzak olur şol kimse ki şirk ve sair günahlardan sakındı ve nefsini günahlaıdan tathir eder^plduğu halde fisebilillâh malını sarfetti.]
Yani; şeriatın caiz görmediği şeylerden hazer edip çekilen ve nefsini mehlekeye ilkaa etmekten ziyadece sakınan ve nefsinin pak. olması için malını hayır yollara sarfedip riya ve sum'a gibi nameş-ru bir halde bulunmayan kimse Cehennem'den uzak olur.
Firak-ı dâlleden Şiî taifesi bu âyetin Hz. Ali hakkında nazil olduğunu iddia etmektelerse de yukarıda beyan olunduğu üzere Hz. Ebu Bekir hakkında nazil olmuştur. Çünkü; hadis kitaplarında beyan olunduğu gibi delil-i akli de Ebu Bekir (R.A.) hakkında nazil olmasını te'yid eder. Zira âyet; sebeb-i nüzulü olan zatın efdal-i ümmet olmasına delâlet ediyor. Efdal-i ümmet ise bilittifak Ebu Bekir (R.A.) tır.
Ebu Bekir Hazretleri servet sahibi olduğu cihetle din-i Mu-hammediye bedenen birçok hizmetler ettiği gibi servetini dahi din uğrunda sarfla bu âyetin sadık olduğu zat olmuştur. Binaenaleyh; bu âyette Cenab-ı Hak Cennetle tebşir ve meth ü sena buyurmuştur. Sebeb-i nüzulün hususuna itibar olunmayıp lâfzın umumu muteber olduğuna nazaran şu içinde bulunduğumuz zamanda dahi sa~ dakatla din-i Muhammediye malen ve bedenen hizmet eden -kimselerin de bu âyetin masadaki olacaklarında şüphe yoktur.[7]
Vacip Tealâ Ebu Bekir Hazretlerinin Cehennem'den uzak olduğunu beyandan sonra hiçbir kimsenin Ebu Bekir (R.A.) üzerinde mükâfatını gözetecek bir nimeti olmadığını beyan etmek üzere buyuruyor.
[Onun yanında hiçbir kimse için cezası taleb olunacak nimet yok ki o nimete mükâfat olmak kasdiyla mahnı sarf etmiş olsun.]
Yani; nefsini temizlemek kasdiyla malını sarfeden kimse Cs-hennem'den uzak olur. Halbuki onun ir dinde hiçbir kimsenin ona karşı geçmiş bir nimeti olmadı ki malını o nimete karşılık olarak sarfetmiş olsun. Şu halde her ne sarfetmiş olsa rıza-yı Bari için sarfetmiştir. Çünkü; Ebu Bekir Hazretleri Bilâl v.s. gibi İslâmi-yetle müşerref olan birçok köleleri satın alıp azad edince müşrikler «Bu kölelerin Ebu Bekir üzerinde birçok nimetleri vardır. O nimetlere mükâfat olarak azad ediyor» demelerini Cenab-ı Hak bu âyetle reddetmiştir.[8]
Vacip Tealâ Ebu Bekir Hazretle^pn malını sarfetmesi ancak rıza-yı Bari için olduğunu beyan etmek üzere buyuruyor.
[Sarfettiği malını hiçbir garaza mebni sarfetmez, ancak a'lâ olan Rabb'isinin rızasını taleb için sarfetmiştir, zat-ı ülûhiyetime yemin ederim ki Rabb'isi arzu ettiği nimetleri vermekle yakında onu.razı eder ve o da Rabb'isinin verdiği nimetlerden razı olur.]
Veyahut yakında Rabb'isi ondan razı olur.
Rızanın Vacip Tealâ'ya masruf olmasıyla «Rabbisi yakında ondan razı olur» demek ihtimali olduğu gibi Ebu Bekir Hazretlerine masruf olarak «Yakında Ebu Bekir Rabbisinin verdiği nimetlerden razı olur» demek ihtimali de vardır. Ancak Cenab-ı Hakkın âhirette Ebu Bekir'e vereceği nimetleri bizzat müşahede ederek razı olacağına delâlet için istikbale delâlet eden kelimesiyle varid olmuştur demek âyetin lâfzına daha muvafıktır. Çünkü; Cenab-ı Hakkın kulundan rızası zat-ı ülûhiyetince malûm ve muhakkak olduğu için rıza-yı İlâhî'yi beyanda istikbale delâlet eden elfazla tâbire hacet yoktur.[9]
[1] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6468-6469
[2] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6469-6471
[3] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6471-6472
[4] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6472
[5] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6473
[6] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6473-6474
[7] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6474-6475
[8] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6475-6476
[9] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6476
İslami Okul Okulların En Önemlisi