Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Sure-Î İnşirâh - Kuran - Konlayli Vehbimehmet Tefsiri - 94. Sayfa

SURE-Î İNŞİRÂH.. 2


SURE-Î İNŞİRÂH

 

Mekke-i Mükerre'de nazil olan sûrelerdendir. Sekiz âyeti d midir.

[Ya Ekrem-er Kusul! Biz senin için, göğsünü açıp genişletme­dik mi?]

Yani; bizim inzal ettiğimiz âyetleri kabule lâyık kalb-i nebe-j vini genişletmedik mi? Elbette genişlettik,

Ebussuud Efendi'nin beyanı veçhile bu makamda hemze nefyi inkâr içindir. Nefiy, inkâr olunca ispat muhakkak olur. Bina­enaleyh manâ-yı nazım : [Biz senin kalbini suret-i kat'iyede şerbet­tik] demektir. Çünkü; şerhetmemek inkâr olununca şerhetmels! kafidir. Şerh ir. manâsı; tevsi' yani genişletmektir. Zira; Ke-sulullah ins ü cinne resul olunca onlara tebligat ve mübahasat ile nübüvvetin levazun-ı sairesi; birçok ulûm, hikmet ve hidayetin es­babını, ahkâm-ı İslâmiyenin cemiini ve âyât-ı Kur'aniyenin hepsi­ni hıfza muhtaç olduğundan Resulullah'm kalbinin herkesin kal­binden âlî ve bol olması lâzım bulunduğundan Cenab-ı Hak lüzu­mu kadar tevsi ettiğini beyan buyurmuştur.

Resulullah'a emanet olarak tevdi olunan ulûm ve hikemi ve esrar-ı İlâhî'yeyi hiüzetmeye lâyık derece kalbini tevsi etmek zat-ı nebevileri hakkında büyük nimet olduğundan Vacip Tealâ nimet sırasında ta'dad buyurmuştur. Çünkü; kâfirlerin ta'nına ve dave­tine icabet etmemelerinden hasıl olan gumum ve humuma tahammül edecek kalbin gayet büyük olması elbette ResuluUah hakkında ayn-ı nimettir.

Fahri Râzi ve Ebussuud Efendi'nin beyanları veçhile Resulul­lah'm kalbinin şerhi; hal-i sahavetinde Cibril sadr-ı nebevilerini yarıp kalbini çıkarıp yıkayıp, bilûmum keder verecek ve fesad-ı ahlâka badî olacak şeyleri izale ve yerine ilm ü irfan iman ve ah-lâk-ı hamide doldurmak suretiyle vuku bulduğu mervidir ve bu misilli acibeler mu'cizat-ı nebeviye dendir ve ancak Resulullah'ın bi'setinden evvel olduğu cihetle irhas, yani bir nevi keramat kabi­linden olur. Binaenaleyh; bu gibi harikuladeleri inkâr etmek caiz değildir. Çünkü; Resulullah'm kalbi mahzen-i esrar-ı ilâhî ve me'-men-i vahy-i sübhanî olduğu cihetle kalb-i nebevileri avam-ı nasm kalplerine kıyas olunamaz. Binaenaleyh; Cenab-ı Hakkın esrarının hazinesi olan kalb-ı peygamberîyi günahlara meyilden tebrie ede­rek hâzırı, gaibi, ifade ve istifadeyi cami olacak derecede Cibril-i Emin vasıtasıyla yıkatmak, kuvvet-i kutsiyeyle te'yid ve kemalât-ı insaniyeyle tezyin etmek uzak addolunmadığı gibi Resulullah'm risaletine de pek büyük bir delildir. Nimetin azametine işaret için mün'im olan Vacip Tealâ'nm azametine delâlet eden mütekellim maalgayr sıygasıyla varid olmuştur. Binaenaleyh; Resulullah'm kalbinin şerholunmasında ukul-ü beşerin idrak edemeyeceği ni­metler mevcut olduğuna işaret olunmuştur.

Bu makamda insanın sadrı yani göğsü vesvese mahalli olduğu için sadrın şerholunduğu beyan olunmuştur. Çünkü; şeytan ma-hall-i iman ve ma'rifet olan kalbe dahil olamaz. Fakat sadra dahil olarak gumum ve humurnu, hırs u tama'ı ve sair müzahrefatı kalbe doldurmakla insanları kalp darlığıyla rahatsız eder ve bu gibi taz­yik altında bulunan kalp ibadetin lezzetini bulamaz. İşte Vacip Tealâ bu misilli manialardan resulünü mahfuz buyurduğunu bu âyetle beyan buyurmuştur.

Vacip Tealâ nâsm bu gibi şeytan'm vesvesesinden kurtulması için eûz ü besmeleyi ta'lim buyurmuştur ki eûz ü besmeleyle şey­tan tardolununca insan mükellef olduğu ibadeti edaya muvaffak olacağından şer'an beyan olunan bu misilli silâhı isti'mâle dikkat etmek lâzımdır. Bu makamda sadırla muradın kalb olması ih­timalden uzak değildir. Zira; kalbin mahalli sadır olduğundan zikr-i mahal irade-i hal kabilinden mecaz olarak kalp murad olun­mak caizdir ve Cibril-i Emin vasıtasıyla sadrın yarılmasına ve kalb-i nebevinin yıkanmasına dair olan rivayet de bu manâyı te'yid eder.[1]

 

Vacip Tealâ resulünün kalbini açık ve bol kıldığım beyândan sonra bazı ağırlıkları resulünün üzerinden kaldırdığını beyan etmek üzere buyuruyor.

[Biz Azimüssûıı senin arkanı ağırlaştıran sikletî senin üzerin­den indirdik.]

Yani; zanıan-ı cahiliyede sizden sudur eden zelleyi ve emr-i nübüvvetten hasıl olan ağırlığı biz senden izale ettik. Çünkü; Re­sulullah'm emr-i nübüvvette tahammül buyurduğu emanatı me'-mur olduğu veçhüzere edaya muvaffak kılmakla Vacip Tealâ teb­ligat cihetinden arız olan sikleti izale buyurmuştur.

Fahri Râzi'nin beyanı veçhile vizrin asıl manâsı; günah ise de bu makamda kavminin ezalarından ve Hz. İbrahim'in dinini tağyirlerinden ve ba'solunmazdan evvel kendine arız olan hayret­ten neş'et eden sıklettir. Cenab-ı Hak resulünün üzerinden bunla­rın cümlesini kaldırmıştır. Çünkü Vacip Tealâ nübüvvetle ba'sedip dinini ilânla, birçok ashab-ı kiramın iman etmeleriyle kuvvet ve şevket bularak kavminin ezalarından halâs ve âdât-ı kerihelerini kaldırmakla yerine âdât-ı hasene ve ahkâm-ı diniyesini koymak ve vahiyden evvel kendine arız olan hayret yerine itminan-ı kalple üzerinde olan bütün bu sikletleri izale buyurmuştur.

Yahut bu âyette yani «Biz seni günah­lardan hıfzettik» manasınadır. Buna nazaran manâ-yı âyet: [Ya Ekrem-er Rusül! Biz sana gayet güç ve arkanda bir ağır yük mesa­besinde olacak günahlardan seni muhafaza etmekle üzerinden sikleti kaldırdık] demektir. Şu manâya nazaran ResulullaVtan ufacık bir günah bile sâdır olmadığına âyet delâlet eder, bu manâyı te'yid eden birçok ahadis-i şerife de vardır. Ezcümle Resulullah ba'solun-mazdan evvel bir gece Mekke'de tef ve saire gibi çalgı bulunan bir düğün evine hazır olmak üzere giderken düğün evinin yakınma geldiğinde Cenah-ı Hak bir uyku verir, olduğu mahalle yatar. Hat­ta gün doğup hararet-i şems te'sir edinceye kadar uyanmaz. Re­sulullah (S,A.) Efendimiz bilâhare bunu hikâye ederek Cenab-ı Hakkın bu uykuyu çalgıyı dinlemekten muhafaza için halkettiğini beyan ederdi.

Yahut vizitle murad; ümmet-i Muhammedin günahlarıdır. Çünkü; Resulullah daima ümmetinin günahlarını düşünür ve ne yolda Cenab-ı Hakka iltica edip aflarını istirham, edeceğine dair esbab-j taharrisi kendi üzerine azîm bir yükken Cenab-ı Hak dün­yada geçmiş ümmetler gibi azab-ı âcille ürnmet-i Muhammedi ih-lâk etmeyeceğini ve âhirette şefaatinin kabulünü vaad buyurmasıy-la resulünün üzerinden bu hüznü kaldırdığını bu âyetle beyan bu­yurmuştur.[2]

 

Vacip Tealâ resulünün üzerinden ağırlık verecek şeyleri kal­dırdığını beyandan sonra ismini i'lâ ettiğini beyan etmek üzere buyuruyor.

[Biz Azimüşşân senin zikrini ref ettik.]

Yani; ey Habibim! Senin ismini ismime mukarin kılmakla şa­nını ilâ ve ismini âlem nazarında yukarı kaldırdım ki ezanda, ke-lime-i şehadette ve hutbelerde ismin ismimle beraber zikrolunmak-tadır.

Fahri Râzi'nin beyanı veçhile Resulullah'ın ismi arş-ı a'lâda yazılmıştır ve Kur'anda Resulullah'ın ismi Allah'ın ismiyle beraber zikrolunduğu gibi resulüne itaati Cenab-rHak kendine itaat kılmış, Kur'anda hitabı nübüvvet ve risalet unvanlarıyla vâki olmuş, kendisi ve melekleri resulüne salât ettikleri gibi cümle eh-li imana da salevat-ı şerifeyle ve dinini âleme ilân ve itaatia emretmiş, bia-tunı kendine biat kılmıştır. Binaenaleyh; vaizler vaazını tebliğ, mü-fessirler Kur*anın manâsını tefsir etmek, ulema ve padişahlar Rav-za-i Mutahhara'nm toprağına yüzlerini sürmek ve âhirette şefaa­tim rica etmekle   meşgullerdir ve şerefi ilâyevmilkıyam   bakîdir. Bunların cümlesi zikr-i nebevilerinin rıf'atıdır. Ümmetinin cümle enbiyanın ümmetlerinden çok olması, her yerde sünnet-i nebeviye-nin ihya olunması ve melekler indinde isminin yad olunması şan-ı Resulullah'ı i'lâ etmektir.[3]

 

Vacip Tealâ resulüne vermiş olduğu nimetleri ta'dad buyur duktan sonra o ta'dad olunan nimetleri takrir ve bu nimetlerde* daha âlî nimetler ihsan edeceğini vaadolmak üzere buyuruyor.

[Muhakkak güçlükle beraber kolaylık, zorlukla beraber sul let vardır.]

Yani; fakr u faka v.s. gibi ihtiyaç içinde hasıl olan meşakkat-larla beraber onların arkasında servet ü sâmân v.s. ile bir kolaylık vardır, muhakkak dünya ve din umurlarından hasıl olan hüzn ü kederle beraber onun arkasında ferah ve sürür verecek şeylerle bir suhulet vardır. Binaenaleyh; usrün devamı yoktur.    Elbette her usür bir yüsre tebeddül eder. Şu halde ya Ekrem-er Rusül!    Biz ma'rifet-i Ilâhî'yenin mahzeni olan kalbini genişlettik ve ağır olan şeyleri senden izaleyle etraf-ı âleme zikrini terfi' edince Kureyş'in senin hakkında söyledikleri kötü sözlerine mahzun olma. Zira; bir darlığa iki bolluk ve bir güçlüğe iki kolaylık vardır. Çünkü; sana bu kadar cesim nimetleri verince bir usre, iki yüsür vereceğimiz muhakkaktır. Bu âyette gerçi usür, yüsür gibi zikrolunmuşsa da usür ile beraber zikrolunduğundan ikinci usür evvel­kinin aynı olmak ve yüsür kelimeleri nekre olduğundan herbiri ayrı ayrı olmak kavaid-i Arabiye iktizasındandır. Binaenaleyh; bu âyet bir usre iki yüsürle tefsir olunur.

Ebussuud Efendi'nin beyanı veçhile usrün arkasında yüsrün pek çabuk geleceğine işaret için beraberliğe delâlet eden kelimesiyle varid olmuştur. Bu âyet nazil olduğunda Resulullah gülerek ashabına «Sizin için beşaret vardır. Zira; bir usür iki yüs-re galip olamaz» buyurmuştur. Yüsrün biri dünyada, diğeri âhiret-te olmak ihtimali varsa da âyet mutlaktır. Zira; Cenab-ı Hak bir usre iki yüsrünü vaad-i mutlakla vaad buyuruyor. Binaenaleyh; lutf-u İlâhF.yi her insan kendi nefsinde tatbik edebilir. Çünkü; her insan tesadüf ettiği azıcık musibet veya kedere Cenab-ı Hakkın birçok vüs'at ve sürür, halkettiğini her zaman görür ve bilir. Ba­zıları da usrü fakirle yüsrü gına ile tefsir etmişlerdir. Buna na­zaran manâ-yı âyet: [Bir fakra mukabil iki gına muhakkak] de­mektir. Çünkü âyetin sebeb-i nüzulü; Kureyş'in Resulullah'ı fakir­likle ta'yib etmeleridir. Onların ta'yibi üzerine Vacip Tealâ resu­lüne bu âyetle gınayı vaad buyurdu ve vaadi üzere vüs'at ihsan etmiştir. Hatta Resulullah'm yüz deveyi bir kimseye ihsan ettiği hadis kitaplarında mezkûrdur. Resulullah'a vaad; ümmetine de vaaddir. Çünkü; metbû'a nazil olan nimetten tâbi olan kimsenin daima^ müstefid olduğu şüphesizdir.[4]

 

Vacip Tealâ resulüne ihsan ettiği nimetlerini beyandan sonra beyan olunan nimetlerin şükrünü edayı emretmek üzere buyuruyor.

[Şu ta'dad olunan nimetler sana verilince ümmetine ahkâm-i dini tebliğden veya emr-i gazadan fariğ olduğunda ibadete nefsini nasbetmekle bu nimetlerin şükrünü eda ve cemi işlerinde ancak Kabbine iltica et, Rabbinden başka hiçbir kimseye müracaat etme.]

Zira; her istediğini vermeye kaadir ancak Rabbin Tealâ'dır. Bina-

enaleyh; her zaman her istediğini vermeye kaadir olan Vacip Te-alâ'ya müracaat et ki maksadına vasıl olasın.

Fahri Râzi ve Ebussuud Efendi'nin beyanları veçhile ( Ufe ^y ) gazadan ve ahkâmı tebliğden fariğ olduğunda, nimetlerin şükrünü eda etmek üzere ibadete gayret et ve ibadette olan meşakkata tahammül et veyahut farz olan namazlardan fariğ olunca duaya nefsini nasbet demektir. Binaenaleyh; ehl-i İslâm'ın namaz arkasında dualarının sünnet olduğu ahadis-i şerifeyle sabit olduğu gibi bu âyetle dahi sabittir. Yahut bir ibadetten kurtulunca diğer bir ibadete nasb-ı nefs et demektir. Şu halde insan için lâzım plan; daima bir emr-i hayırla meşgul olmaktır. Zira; insanın müh­ime! ve muattal olarak bulunması caiz değildir. Zira ibadetin birin­den ferağ akibinde diğer birine başlamakla emretmek; onun zıddı olan boş durmaktan nehyetmektir. Şu hikmete mebnidir ki Hz. Ömer (R.A.)

yani «Muhakkak ben sizden birinizi ya amel-i dünyadan veya amel-i âhiretten birisiyle meşgul olmayarak görmemi kerih görürüm» buyurmuştur ki ihsan için işsiz ve amelsiz bulunmanın fena birşey olduğuna delâlet eder[5]



[1] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6487-6489

[2] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6489-6490

[3] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6490-6491

[4] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6491-6492

[5] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6492-6493