Sure-I Zılzal - Kuran - Konlayli Vehbimehmet Tefsiri - 99. Sayfa
SURE-I ZILZAL
Medine-i Münevvere'de nazil olan sûrelerdendir. Sekiz ayeti
[Arz kendine mahsus şiddetli harekeyle hareket ettiği vakitte kıyamet kaim olacaktır.]
Yani; arzın şiddetle harekesini mucip emr i İlâhî arza gelince arz kendi azamet ve cesametine münasip bir harekeyle hareket edip kemal-i ıztırapla sallandığında kıyamet kopar ve herkes kabrinden kalkar, âsîler cezalarını görür, âbidler de rahatlarını bulurlar.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile bu sûrenin evvelinde cezanın zamanı ve bundan evvelki sûrenin âhirinde cezanın kendi beyan olunduğu cihetle evvelki sûrenin âhiriyle bu sûrenin evveli arasında kemal-i irtibat ve münasebet mevcuttur. Çünkü; evvelki sûrenin âhirinde ehl-i imanın ve ehl-i küfrün cezaları beyan olunca keenne bir sâil tarafından «Şu cezalar ne zaman olacak?» şeklinde bir suâl irad olundu. İşte o suâle cevap olarak «Arz şiddetle hareket ettiği zaman olacak» denmiştir. Yevm-i kıyamette arzın harekesinin muhakkak olduğuna işaret için kafi olunan mahalde istV-mal olunan kelimesi varid olmuştur. O günde hareket-ı arzın gayet şiddetli olacağına işaret İçin harekette şiddet ve dehşet manâsını ifade eden ziIzâI kelimesi varid olmuştur. Vuku bulacak harekenin fevkmda bir hareke mümkün olmadığına ve arzm iktiza ettiği hareke tamamıyla vaki olup hiçbir noksan kalmayacağına i.şaret için zılzal lâfzı arza râci zamire muzaf kılınmıştır. Şu beyan olunan tafsilâta nazaran manâ-yı âyet: [Vukuu kat'î olan hareke-i arz kiraren miraren kemal-i şiddetle mümkün olabildiği derecede vuku bulup asla noksan kalmayarak hareket ettiği , vaki t bilûmum insanların hayır ve şer cezaları vâki olur] demektir. Bu âyette beyan olunan harekenin İsrafil'in sûra birinci üfür-düğünde mi veya ikinci defa üfürdüğünde mi olacağında ihtilâf ,olunmuşsa da birinci defada hareket olmak ihtimali galiptir. Çünkü; ikinci vukuat] bayan olmak üzere |rid olmuştur. Bu âyette beyan olunan hareke ikinciye sarfoluns evvelkinden bahsolmamak lâzım gelir. Binaenaleyh; ekser-i müfessirîn âyet-i ûlânm birinci nejhaya ve âyet-i saniyenin ikinci nefhaya macîi-üi olmasıyla tevcihini tercih etmişlerdir.[1]
Vacip Tealâ kıyamette arzın şiddetle hareket edeceğini beyandan sonra o harekeden hâsıl olacak neticeyi beyan etmek üzere buyuruyor.
[Yevm-i kıyamette İsrafil sûra ü.fürünce arz, içinde olan defineleri ve mevtaları çıkarır, hiçbir şey kalmaz.] Hatta arz üzerinde
vuku bulan esrar bile meydan-; aleniyete dökülür, gizli hiçbir şey kalmaz.
Eşkal; esas itibarıyla hanenin eşyası manâsınaysa da bu makamda arz içinde mahfuz kalmış define ve sairelerdir. Eşkalini ihraç eden arz la murad; arz-ı dünya olduğuna işaret için zamir mevkiinde isın-i zahir olarak arz vârid olmuştur.[2]
Vacip Tealâ o günde insanın hayret ve dehşetinden söyleyeceği sözü beyan etmek üzere buyuruyor.
[Arzın şiddetle harekesini görünce insan kemal-i hayret ve dehşetinden taaccüb ederek «Arza ne oldu ki her zaman sükûnet üzere dururken sallanmaya başladı?» demekle hayretini izhar eder ve o günde arz haberlerini söyler.] Çünkü; Allahü Tealâ'mn ilha-mıyla arz kendi üzerinde olan haberlerini vukubulan havadisi insanlara ihbar eder.
Bu âyette beyan olunan arzın tekellümü; lisan-ı halle yani açıktan vukuata delâlet etmek suretiyle olduğu gibi tekellüm suretiyle olmakta da aklen ve naklen bir mani yoktur. Çünkü; tekellümde ehl-i sünnet indinde beyyine şart değildir. Zira Allahü Tealâ istediği zaman mahlûkatmm cümlesini söyletmeye kaadirdir, buna enbiya-yı ızamm taşı ve ağacı söyletmesi gibi bazı mucizeleri şahittir. (Ebu Hureyre) (R.A.) dan rivayet olunduğuna nazaran Re-sulullah arzın ahbarmı beyanda buyurmuştur ki: «Arz her şahsın kendi üzerinde işlediği amelice şehadet eder ve (filân oğlu filân benim üzerimde filân vakit şu işi işledi) demekle haber verince hayır işleyen kimse mesrur, şer işleyen kimse de me'yus ve mahcup olur. Hatta bu mahcubiyet üzerine kâfirler bir an evvel Ce-hennem'e gitmek isterler.»
Bu âyette insan; mümine ve kâfire şâmildir. Zira; mümin olan kimse her ne kadar şu şiddetin vukunu bilirse de vukuatı müşahede edince azamet ve dehşetine hayret ederek şu sözi söylemeye mecbur olur. Amma kâfir esasen hasrı ve kıyameti inkâr ettiğinden hayret edeceği şüphesizdir.[3]
Vacip Tealâ bu âyette arzın bazı vukuatı ihbar edeceğini beyandan sonra bu ihbarın Allah'ın emriyle vâki olacağını beyan etmek üzere :
[Arza Rabbin Tealâ vahyetmekle vukuatı haber verir.]
Yani; Cenab-ı Hak arza vukuatı haber vermesini vahiyle em-' reder. O emre imtisalen arz, üzerinde vâki olan vukuatı haber ve-; rir. ^
Bundan evvelki âyette beyan olunduğu veçhile Vacip Tealâ'-; nın arza hayat ve lisan vermesinde aklen ve naklen bir mâni olma-; ymca arza vukuatı haber vermesini emir suretinde vahyetmesinde^i dahi bir mani yoktur. Çünkü; bunların cümlesi mümkünattandır,] Mümkünattan hiçbir şey kudretullahtan hariç değildir ve ecsammj cümlesi eczada yekdiğerine müşabihtir. Şu halde birinin kabul ettiği şeyi diğeri de kabul eder, lâkin Allahü Tealâ herbirini birer] gûnâ hassayla mümtaz kılmıştır. Binaenaleyh; cism-i insana nutku veren zat-ı eceli ü a'lâ cism-i arza da nutuk vermeye kaadirdir. Amma bazı hakayik-ı şer'iyeyi tetkik edemeyenler tarafından bu misilli şeyleri uzak addetmeye mahal yoktur. Zira; bunları inkâr etmek küdretullahı bütün bütün inkâr olmazsa da kudretin kemalini inkâr olacağından mümin için caiz olamaz. Binaenaleyh; bu gibi âyât-ı beyyinâtı zahirinden ihraçla te'vile hacet yoktur.[4]
Vacip Tealâ kıyamette vâki olacak zelzeleyi ve arzın vukuatı -ihbar edeceğini beyandan sonra o günde insanların muhasebeden döneceklerinin keyfiyetini beyan etmek üzere buyuruyor.
[O günde nâs amellerinin rjzasını görmek için hesaptan dağınık bir surette dönerler.] Çünkü; onlardan bazıları beyaz yüzlü, güzel giyimli, bazıları da siyah yüzlü, yalın ayak, başı açık ve herkes kendine amelde emsal olan kimselerle sınıf sınıf müteferrik bir surette muhasebe mevkiinden dönerler. Zira amelden gaye; rıza-yı İlahVye nail olmakla eltaf-ı sübhaniyeden hisse-mend olmaktır. Günahın gayesi; gazab-ı İlahVye duçar olmaktır.
Bu âyette a'mâIle murad; a'mâlin neticesi olan cezadır. Şu cezayı görecek mahal, muhasebe mevkiinden başka Cennet veya Cehennem olduğundan evvelâ muhasebe mahalline gidip herkes amelinin muhasebesini gördükten sonra cezanın mahalline avdet
edeceklerine işaret için dönmek manâsını ifade eder lâf-zıyla tâbir olunmuştur. müteferrik manasınadır. Çünkü; nâs arsa-i kıyametten fırka fırka olarak döneceklerdir. Zira; Yehûd Yehûd ile, Nesârâ Nesârâ ile, zan: zaniyle, sarık sârikla, velhasıl herkes kendi emsalivle döneceğine işaret için denmiştir. Bu dünyada da hal böyledir. Zira; herkes kendi emsa-liyle görüşür ve onlarla ha sr olur.[5]
Vacip Teaîâ herkes kendi amelinin cezasını görmek için arsa-i mahşerden cezanın mahalline döneceklerini beyandan sonra cezalarım görmelerini tafsil etmek üzere buyuruyor.
[Herkes amelînin cezasını görmek için dönünce sol kimse ki zerre miktarı hayrr işlemişse onu görür. Zira; Cenab-ı Hak kulunun velev azıcık olsun amelini zayi etmediğinden elbette pek ufacık amelinin sevabını görür ve şol kimse ki zerre miktarı şer işlemişse onu da görür,] Zira; azlığına bakılmaz, ne kadar az olsa onun azabım görür.
Bu âyetler nazmında olan icmali tafsil ve amelin cezasını görmek nasıl olacağına dair keyfiyeti ve ne kadarın cezası görüleceğini beyan için vârid olmuştur. Bu âyetler adalet-i Ilâhî'yeye delâlet eden âyetlerin en ziyade adalete delâlet edenle-
rindendir ve Resulullah'm «sûresi Kur'anm nısfına muâdildir» buyurması da bu davayı te'yid eder. Çünkü Kur'anm esas itibarıyla ahkâmı; iki hısımdır ki birisi ; dünyaya, dİ9e TM âhirete mütealliktir. Bu sûre-i celile ise ahkâm-ı âhireti icmâlen beyan ettiği cihetle Kurbanın nısfına muâdil olduğu beyan olunmuştur.
Âyet, mümine ve kâfire şamildir. Şu kadar ki kâfir işlediği hayır amelinin cezasını dünyada görür. Zira; kâfirin küfrü âhiret-te hayır cezasını görmeye mani olduğundan eğer hayır işlerse ameli ükâfatsız kalmasın için dünyada onun mükâfatını görür. Çünkü; ünyada lutf-u İlâhî her kula şamildir. Bazı ulema kâfirin a'mâl-i hayriyesine mükâfat olarak âhirette azabının hafif olacağını beyan etmişlerse de bu beyan mecruhtur. Belki kâfirde iman olmadığı cihetle furu'-u a'mâli kabul olunmadığından dünya ve âhirette hiçbir mükâfata nail olamaz. Çünkü; dergâh-ı ülûhiyette kabul olunmayan amelden ecir beklenmez.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile bu âyetin sebeb-i nüzulü; iki kimse yemek yerken bir sâil gelip birisi ekmek kırıntısı ve bir hurma tanesi verince diğeri «Bu verdiğin şey sevaba değer birşey değildir;) demesi üzerine bu âyetin nazil olduğu mervidir. Binaenaleyh bu âyet; ehl-i hayrı hayra terğîb ve ehl-i şerri de serden ten-fir eder.
Hz. Âişe (R.A.) validemiz huzurunda bulunan bazı kadınlara bir miktar üzüm ikram ettiği bir sırada kapıya bir sâil gelir. Hz. Âişe'nin üzümden az bir miktarının sâile verilmesini emretmesi üzerine kadınlardan birisi güler. Hz. Âişe az bir şeyin sevabı olacağını beyan eder ve delil olarak bu âyeti okur. Çünkü âyette zerre; karıncanın yumurtası veyahut pencereden giren güneşin ziyası içinde görülen şeylerdir. Kâ'b-ı Ahbar Hazretleri »Hayırdan birşeyi az diyerek tahkir etmeyin. Zira; fisebilillâh komşusuna bir iğneyi ariyet verdiğinden dolayı bir recülün ve Beyt-i Mukaddes'in binasına bir taneyi iane verdiğinden dolayı bir kadının ehl-i Cennet'ten olduklarını» beyan buyurmuştur.
Hulâsa itibar; niyetedir. Çünkü; azıcık bir amel niyet-i hali-saya mukarin olursa bir çok ecre sebep olacağına ve niyette ihlâs olmazsa birçok amelin" zayi olacağına dair birçok ahaclis-i celile kütüb-ü ahadiste mezkûrdur. Binaenaleyh; âhirete iman eden her mümin âhiret için niyet-i halisayla sa'yetmeli velev az olsun azlığından çekinmemelidir.[6]
[1] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6534-6535
[2] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6535
[3] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6535-6536
[4] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6536-6537
[5] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6537-6538
[6] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6538-6539
İslami Okul Okulların En Önemlisi