Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Sure-Î Kaaria - Kuran - Konlayli Vehbimehmet Tefsiri - 101. Sayfa

SURE-Î KAARİA.. 2


SURE-Î KAARİA

 

Mekke-i Mükerreme'de nazil olan sûrelerdendir. On veya bir âyeti camidir.

[Kıyamet hangi büyük şeydir ve kıyameti hangi şey bildire­bilir sana, neden ibarettir?]

Yani; bütün kalpleri fezi' ve feryada düşüren ve şiddetiyle âlemi ihlâk eden hangi şeydir ve hangi şeyin haddi ki kıyameti sa­na bildirebilsin? Çünkü kıyamet; o derece büyük bir emirdir ki, şiddetlerin envâ'mı cami ve dehşeti ukul-ü beşerden hariçtir. Bi-' naenaleyh; onun künh-ü hakikatini sana bildirecek birşey olamaz. Zira; her ne kadar büyük şiddet tasavvur olunsa kıyametin şid­deti onun fevkındadif ki kıyamet şu görülen eesametleriyle yerleri, gökleri türlü türlü hallerle perişan edecek ayları, güneşleri ve sair yıldızları yıkacak, dökecek ve dağları pamuk gibi atacak, herbirini bir nevi şiddetle ihlâk edecek ve insanlara hayret verip ba'dehu helak eyleyecek bir gündür.

Fahri Râzi'nin beyanı veçhile kıyamette sûrun sadası kulakları döğüp akıllara hayret vereceğine binaen döğmek manâsına olan k'arıdan alınarak kıyamete kaaria   denmiştir. Kıyametin azamet ve dehşetine işaret için İbhama delâlet eden varid olmakla beraber zamir mevkiinde ism4 zahir olarak kaaria lâfzı tekrar zikrolunmuştur. Kıyametin dehşeti ukul-ü beşerden hariç olduğuna işaret için istijham-ı inkârı ve taaccüp manâlarını ifade eden lâfızlarıyla varid olmuştur. Kıyamet gününün şiddetine işaretten maksat o günden insanları korkutmaktır. Çünkü; kıyametin şiddetini işiten bir kimse o günde sebeb-i necatını aramak zaruretini nefsinde hissederek herşeyde adalet arar ve adaleti kendi nefsinde ve muamelesinde tatbike sa'yeder.[1]

 

Vacip Tealâ kıyametin maiyetini bildirecek birşey olmadığını beyan zımnında ancak mahiyet-i kıyameti kendinin bildireceğini vaadi mutazammm olduğundan 'kıyametten bir nebzesini zikirle o vaadini ifa etmek üzere

buyuruyor,

[Ya Ekrem-er Rusül! Zikret şol günü ki o günde nâs dağılmış pervaneler ve dağlar atılmış jün gibi olur.]

Yani; İsrafil'in sûra üfürmesiyle hasıl olan sadadan kulûh-u nâsm hayrete düştüğü günü hatırına getir ki o günde insanlar ateşe dökülen pervaneler gibi olurlar ve o günün kemal-i şiddetinden bütün dağlar havada sağa, sola uçar ve havada döner, atılmış yün gibi olur.

Fahri Râzi'nin beyanı veçhile feraş ; ateşe dökülen per­vanedir, Mebsus ; dağılmış demektir. Çünkü bu hayvanın âdeti bir cihete tevcih-i azimet edemeyip birbirine karışarak her­biri bir tarafa gidip galip havaya döşek gibi döşendiğinden firaş denmiştir. O günde insanların kemal-i hayret ve ıztıraplarmdan hangi semte gideceklerini bilemeyip bazılar bazılarını basarlar, birbirine karışırlar, herbiri bir tarafa gider, gelirler, âdeta perva­neler gibi olacaklarını beyanla insanların acz ü meskenetlerine de işaret olunmuştur.

Şu halde insanların hallerini pervaneye teşbih zili ü hakarette ve perişanlıktadır, yoksa cüssesinde değildir. O günde dağların havada uçacağına ve herbiri ayrı ayrı renk üzere bulunacağına işaret için dağlar atılmış yün parçalarına teşbih olunmuştur. O günün şiddetinden bu kadar salâbeti ve büyüklüğüyle beraber dağlar ha­vada gezip tahammül edemeyince insanların tahammül edemeye­ceklerine işaret için bu âyette insanlar dağlarla beraber zikrolun-muştur. Şu halde insana lâzım olan; yevm-i kıyametin dehşetini düşünerek o günde rahmet-i İlâhî'yeyi celbedecek a'mâl-i saliha tedarik etmektir. Zira;gazab-ı İîâhî'ye sebep olacak kibr ü azamet helaki dâîdir. Bu makam âsîleri korkutmak makamı olup tehdit makamında tekrarın te'siri ziyade olacağına binaen fiili­nin muzarii tekrar zikroluıımustur.[2]

 

Vacip Tealâ kıyametin bazı ahvalini beyandan sonra o güâsm iki kısma ayrılacağını beyan etmek üzere buyuruyor.

[Ve amma şol kimse ki onun sevaba müteallik olan mizanı ağır oldu. O kimse bir maişette olur ki o maişete onun kendisi razı olur.]

Yani; kıyametin şiddetlerinden ve ahval-i umumiyesinden sonra nâsm iki kısmından birincisi şu kimsedir ki amelinin sevabı günahına galip ve terazinin sevap tarafı ağır olarak razı olduğu rahat ve taayyüşe nail olandır.

Bu âyette    mevazinle murad; insanların amellerini tar­tan terazidir veyahut terazide tartılan ameldir. Gerçi a'mâl, a'raz kabilinden olduğu cihetle tartılmak şanından değilse de amel def-.erleri tartılır, yahut nefs-i a'mal bu dünyada a'raz kabilindense âhirette a'mâl-i saliha cism-i nur anî seklinde zuhur ederek tar­if tılacağı gibi a'mâl-i seyyie de kesif bir cism-i zulmanî suretinde zuhur ederek tartılacağı ,kütüb-ü kelâmiyede mezkûrdur ve Ibn-i

Abbas Hazretlerinin rivayeti de bunu te'yid. etmektedir. İbn-i Abbas Hazretleri: Çünkü;

buyurmuştur. Yani «Mizanda tartılmaz, illâ a'mâl tartılır. Binaen­aleyh;1 itaat eden kimsenin hasenatı bir güzel surette götürülür. Eğer hasenat tercih olunursa Cennet onun için» dernektir. İşte bu sözünde İbn-i Abbas hasenatın bir güzel surette götürüleceğini ve tartılacak şeyin nefs-i a'mâl olduğunu beyan buyurmuştur.

Her ne suretle olursa olsun a'mâlin tartılması bütün ahali na­zarında herkesin a'mâli meydana atılarak hasenat sahiplerinin mes­rur, seyyiat sahiplerinin hacîl, rüsvâ ve me'yus olmalarını ve hiç­bir kimsenin zerresi bile zayi olmadığım göstermekle adalet-i İlâ-hî'yeyi izhar ve mazeret kapılarını kapamak içindir. Çünkü herke­sin ameli; günü, saati, zamanı ve esbabıyla amel defterinde görü­lünce her ne söylese faydası olmaz.

kelimesi îşeye mensup olduğu cihetle merziye manasınadır. Yahut ism-i mensup manâsına demek zat-ı rıza demektir. Şu halde manâ-yı ııazım : [Hasenatı galip gelen kimse bir taayyüş içinde bulunur ki o taayyüş razı olunur bir taay­yüştür veyahut o taayyüşten sahibi razı olur] demektir. Herhangi manâ murad olunursa olunsun ehl-i Cennet'in kemal-i rahatını be­yandır. Yani «Ehl-i Cennet bir rahatta bulunurlar ki onlar o rahat­tan memnun ve hoşnud olurlar. Çünkü hiçbir veçhile noksan olma­dığından itiraz olunmaz] demektir.[3]

 

Vacip Tealâ insanların iki kısmından kısriı-ı evvelifi halini be­yandan sonra ikinci kısmın halini beyan etmek üzere buyuruyor.

[Amma şol kimse ki sevabı hafif oldu. Onun yeri (Hâviye) is­minde Cehennem'dh*.]

Yani; itina ve itimad olunacak sevabı olmamakla beraber gü­nahı ağır olan kimsenin mahalli gayet derin olan (Hâviye) isminde Cehennem'dir.

Fahri Râzi ve Ebussuud Efendi'nin beyanları veçhile çocukla-rm'analarını'an her ne kadar eza görseler dahi analarını kasdettik-leri gibi ehl-i Cehennem her ne kadar azab olunurlarsa da Cehen­nem'den ba.-:ka yerleri olmayıp daima mercileri ana gibi Cehennem olduğunda;; Cehennem'den ümm'le tâbir olunmuştur.[4]

 

Vâcip Tealâ Hâviye'yi tarif etmek üzere buyuruyor.

[Ya Ekıem-er Rusül! Şeylerden hangi şey ye neden ibarettir? O Hâviye; sıcak ateştir.]

Yani; ey Habibim! Hâviyenin künh ü hakikatinin neden ibaret olduğunu sana kim bildirdi? Kimse bildiremez. Çünkü; hiçbir kim­se bu dünyada onun hakikatim bilmez ki sana bildirsin. İşte hiçbir kimsenin bildiremediği Hâviye kızmış ateştir. Cehennemin bilûmum tabakalarının sıfatı hararet ve yakıcılık olduğu halde Hâ-viyeyi kıymış manâsına olan hamiye yle tavsif diğer tabaka­ların harareti haviyeye nispetle gayet hafif ve Hâviyenin pek şid­detli olduğuna işaret içindir. Çünkü birşeyi zatında mevcut olan bir sıfatla ayrıca tavsif etmek; o sıfatın kemal-i şiddetine delâlet eder. Binaenaleyh Cehennem'in zatında hararet mevcutken hara­rete delâlet eden hâmiyeyle tavsif etmek; o hararetin diğerlerinde bulunmaz bir derecede şiddetini beyan içindir.[5]



[1] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6547-6548

[2] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6548-6549

[3] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6549-6550

[4] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6550-6551

[5] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6551