Kuran - 102 - Konlayli Vehbimehmet Tefsiri
SURE İ TEKASÜR
Meltke-i Mükerreme'de nazil olal' sûrelerdendir. Sekiz âyeti camidir.
[Sizi mallarınız ve avenenizle iftiharınız meşgul etti ve siz ölüp de kabrinize defnohmuncaya kadar bu şuğlünüz devam etti.]
Yani; sizi değeri olmayan dünya nıetâ'ı, evlâd ü etbâ'ımzm kesreti meşgul etti. Hatta bu şuğlünüz kabrinize defnolununcaya kadar devam etti. Çünkü; dünyada bulundukça bu gibi şeylerle iftihar etmekten vazgeçemediniz.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile Cenab-ı Hak bu âyette mal, mansıb, akraba ve a'vân gibi şeylerle ve sair bilcümle lezzât-ı dünya ve şehevat-ı nefsaniye kabilinden olan umur-u hasiseyle tefa-huru zemmetmiştir. Çünkü insanın tefahur edeceği şeyler; ilim ve ahlâk-ı hamide ve mezaya-yı insaniyeden saâdet-i ebediyesine sebep olan şeylerdir. Bunlardan başka îaer neyle tefahur etse birtakım değersiz şeylerle tefahur olduğu cihetle âkil ve mükellef olan insana lâyık değildir. Amma başkalarının iktidasmı kasdederek insanın ahlâk-ı merziyesiyle tefahurunurc cevazına ayet-i celilesi delâlet ettiği mahallinde beyan olunmuştur. Binaenaleyh; Hz. Ali'nin şecaatıyla ve Hz. Abbas'm huccaca zemzem dağıtmasıyla tefahur ettikleri mervidir.
Bu âyette tekâsür lâfzı babının fc>inası veçhile iki kimse arasında olduğuna delâlet ve sebeb-i nüzulü de bunu te'yid eder. Çünkü; Fahri Râzi ve Ebussuud Efendi'nin beyanları veçhile (Benû Sehim) le (Benî Abdümenaf) aralarında «Siz çoksunuz, biz çoğuz gibi sözlerle vâki olan tefahur üzerine (Abdi Menaf) kabilesinin adetleri çok olduğu tahakkuk edince (Benû Sehim) «Bu ekseriyet hal-i hayatta bulunanlardadır, emvatımızı da sayalım» 4emeleri üzerine kabre gidip mevtalarını sayınca (Benû Sehm) in ziyade olduğu tahakkuk etmesi üzerine bu âyetin nazil olduğu mervidir. Şu halde âyet iki kavim arasında vâki olan vukuatı beyandan ibaret demektir. Buna nazaran manâ-yı âyet: [Sizin yekdiğerinize karşı adeden kesretinizle iftiharınız saadetinize sebep olan ibadetten sizi meşgul etti. Hatta kabirlerinize gidip ölülerinizi saymcaya kadar uğraştınız ve adet cihetiyle çokluğunuz da tahakkuk etti. Fakat fayda ne oldu. neticede ne kazandınız?] demektir. Çünkü kabri ziyaretten maksat dünyaya muhabbeti izaleyle ehl-i kabirden ibret alarak rikkat-ı kalp hasıl etmektir. Bunların aksine kabri ziyaretle beraber hubb-ü dünyanın ziyadelenmesi ve kasavet-i kalbin husulü taaccübe şayan bir haldir. Sebeb-i nüzulün hususuna itibar olun-mayıp elfazın umumuna itibar olduğundan umur-u dünyadan her şeyle iftihar bir maksad-ı haseneye mukarin olmadıkça mezmumdur.
Bu âyette insanları işgal eden tekâsür yani emval, evlât ve akraba zikrolundu da bunların, ne gibi şeyden meşgul edip, neye mani.oldukları zikrolunmamıştır. Çünkü makam; zem makar mı olduğundan akıl sahibi her ihtimali nazarından uzak tutmasın için mutlak zikrolunmuştur. Buna nazaran manâ-yı nazım: [Sizi kesretle iftiharınız Allah'ın zikrinden, vacip ve mendup olan şeylerden, kıyamet hakkında tefekkür ve teemmülden ve kabirleri ziyaret ettiğiniz halde ibret almaktan meşgul etti] demektir.
Tekâsürün bu âyette tekellüf manâsına olması ihtimali vardır. Çünkü; haris olan kimse mal cemetmek ve~ çoğaltmak sevdasıyla nefsini külfet ve megakkattan hiçbir zaman hali kılmaz ve daima meşakkat üzere bulunur. Buna nazaran manâ-yı âyet: [Mal cem'i-ne hırsınız* neticesi emvalinizin çok olması emeliyle ihtiyar ettiğiniz meşakkatiniz sizi ibadet-i İlâhî'yeden menetti] demektir.
(Mutarnf b. Abdullah) in pederinden rivayetine nazaran bu âyeti okuyunca Resulullah buyurmuştur. Yani ((Ademoğlu dünyada malım malım der, bununla iftihar eder. Ey Âdemoğlu! Senin malından senin için olmadı, ancak sadaka edip âhirete gönderdiğin veyahut yiyip itlaf ettiğin veyahut giyip eskittiğin şeyler vardır ve sen bunlara maliksin, bunun haricinde hiçbir şeye malik değilsin. Çünkü; kendini her neye maligim zannetsen vereseye intikal edecek» demektir.[1]
Vacip Tealâ dünya metâ'ıyla iftiharın mezmum olduğunu beyandan sonra umur-u dünyanın ibadete mani olması caiz olmadığını ve fenalığını insanların yakında idrak edeceklerini beyan etmek üzere buyuruyor.
[Hal ü şan sizin zannmız gibi değildir ve zannınız gibi olmadığını yakında bilirsiniz ve bundan sonra hal ü şan sizin vehminiz gibi olmadığını da tekrar bilirsiniz.]
Yani; siz rnüzahrefat-ı dünyeviyeyle ölünceye kadar meşgul olferak saâdet-i uhreviyeniz üzerine bu eşya-yı hasiseyi tercih ve onunla 'iftihar edersiniz. Halbuki işlerin, böyle sizin itikadınız gibi olmadığını yakın zamanda ölüm yakanıza çöktüğünde bilirsiniz ve öldükten sonra hakikat-ı hal sizin dediğiniz gibi olmadığını kabre defnolununca tekrar bilirsiniz.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile birinci kelâm mevt zamanına ve ikinci kelâm kabre masruf olup kelâmda tekrar yoktur. Zira manâ-yı nazım : [Adedin, emval ü evlâdın çokluğuyla iftiharın fayda etmeyeceğini sizin mevtiniz zamanında, kabrinizde Münkir, Nekir'in geldikleri zamanda bilirsiniz. Çünkü; ölürsünüz. Yalnız, kabre girersiniz. Yalnız iftihar ettiğiniz şeylerden hiçbirisi size refik olmaz] demektir.
Yahut kelâmdan birisi kabre diğeri Muhasebe -zamanına masruf olduğundan kelâmda tekrar yoktur. Yani «Ha] ü şan sizin itikadınız gibi olmadığını kabrinizde \?e sonra muhasebe zamanında bilirsiniz. Çünkü; vücuduyla iftihar ettiğiniz şeylerin hiçbirisinde ne kabrinizde, ne de muhasebe zamanında fayda görmezsiniz»- demektir. Zira; insan hal-i .hayatında birtakım itikat ve emeklerinden fayda ümid eder, lâkin vefatında ve muhasebe zamanında batıl itikat, ve şer'a mugayir emeklerin boşa gittiğini ve faydası olmadığını bilir, o zamanda bilmek de fayda vermez. Herhangi manâ mu-rad olunsa âyet kabir azabına delâlet eder. Çünkü; her surette fıkranın birisi kabre masruftur ve Hz. Ali'den rivayet de bunu te'yid eder. Zira; Hz. Ali'nin ( J&$\ f£$M ) sûresi nazil oluncaya kadar biz kabir azabında şekkederdik. Bu sûrenin nüzulü şekkimizi izale etti» buyurduğu mervidır.
Yahut âyetin mevzuu şiduet olduğundan tekrar zikrolunmuş-tur. Çünkü Arapların adetleri; sevilmeyen birşeyi tekrar zikretmektir. Meselâ kötü işlerle meşgul olan bir kimseye nasihat ederken «Ben şunu işlemem, bunu işlemem, filân yere gitme, filân yere gitme» demedim mi denir ki tekrar te'kid olduğu gibi yerine göre tel giz de olur. Binaenaleyh bu makam, te'kidle beraber gılzat icab ettiğinden aynı kelâm tekrar zikrolunmuştur. Çünkü insanların sanma lâyık olan ehemmi. mühim üzerine takdim olduğundan birtakım değersiz şeyleri, vazife-i mühimmesi üzerine takdim ve tercih, belki asıl vazifesi olan ibâdete mani addetmek tehdid ve tekdir icab ettiği cihetle Cenab-ı Hak tehdid buyurduğu gibi meselenin ehemmiyetine binaen tekrar tarikıyla teşdid de buyurmuştur. lâfzı bu makamda hafiften şiddete terakki içindir. Çünkü; gerek fıkra-i ûîâ mevte fikra-i saniye kabre veya fıkra-i ûlâ kabre ve fıkra-i saniye kıyamete mahmul olsun, her iki surette mevte nispetle kabir, kabre nispetle.kıyamet eşed olduğu cihetle sani evvelden şiddetlidir[2]
Tealâ insanların gerek kabirde ve gerek kıyijıet. Günün de hakikat-ı hali bileceklerine binaen onların gitmiş oldukları mesleklerini lafzıyla reddettikten sonra hakikati bilmeyerek sülük ettikleri cihetle dahi mesleklerini reddetmek üzere buyuruyor.
[Sizin itikadınız gibi dünya metâ'ı iftiharı değmez. Eğer siz değeri olmadığını bilmiş olsaydınız böyle hasis ve değersiz şeylerle iftihar etmezdiniz.]
Yani; sizin bunlarla iftiharınız bilmediğinizdendir. Halbuki hakikat-ı hal sizin zannmız gibi değildir. Eğer hakikat-ı hali ölüm zamanında bileceğiniz gibi hâl-i hayatınızda da bilmiş olsaydınız birtakım bâtıl yollara sülük etmez, değersiz şeylerle iftihar etmezdiniz.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile bu sûrede lâfzı üç defa zikrolunmuşsa da her mevzide dan sonra gelen hüküm başka olduğundan lâfızda tekrar gibi görünürse de hakikatta tekrar yoktur. Zira birinci fıkranın manâsı; hal ü şan sizin zu'm/anuz gibi değildir. Zira; zu'munuz gibi olmadığını kabrinizde bilirsiniz,. ikincinin manâsı; hakikat-ı hal sizin itikadınız gibi değildir. Zira; sizin itikadınız gibi olmadığını kıyamette bilirsiniz, üçüncünün manâsı; mesele sizin zanvanız gibi değildir. Zira; siz hakikati bilmez cahilsiniz. Eğer hakikati bilmiş olsaydınız haliniz, bu derece kötülüğe doğru git- % mezdi demektir. Binaenaleyh; bu misilli elfâzm tekrarında insana yorgunluk ve isteksizlik olmadığı gibi bilâkis letafet ve tatlılık da vardır. Şu halde bu gibi teki'arlar cümlece makbul ve merzî olan tekrarlardandır. Binaenaleyh; kesret tenafür değildir ve edebiyattaki (tekrir) e güzel bir misaldir.
Bu âyette ulemâ için tehdid-i azîm vardır. Çünkü; manâ-yı âyet: [Bu kötü itikat ve ameliniz bilmediğinizdendir. Eğer bilseydiniz fenalık yapmazdınız] demek olunca «Bilen fenalık yapmaz» demektir. Şu halde bilerek fenalık yapanların vebali bilmeyenlere mspetle daha büyük olacağında şüphe yoktur.[3]
Vacip Tealâ fena amelin cezası kabirde ve kıyamette görüleceğini ba'delbeyan kıyametten sonra vükû bulacak ahvali beyan etmek üzere buyuruyor.
[Zat-ı ülûhiyetime yemin ederim ki elbette siz Cehennem'i göreceksiniz. Bundan sonra elbette o Cehennem'i aynelyakin göreceksiniz.] Zira; o Cehennem size azab olunmak için hazırlandığı .cihetle elbette göreceksiniz ve gördükten sonra tekrar öyle bir gor-K mekle göreceksiniz ki asla şüpheniz kalmayacaktır. Çünkü; içine gireceğinizden dolayı ilm-i yakin hasıl olacağından kat'â şek olmaz.
Bu makamda kâfirleri tehdidi te'kid için ru'yet tekrar olunduğu gibi Cehennem'i görmeleri zaruri olduğuna işaret için de nun-u te'kid varid olmuştur. Yani «Siz Cehennem'i isteseniz de, istemeseniz de göreceksiniz» demektir. Yahut göreceklerinin tekrar zikrolunması her zaman görüp duracaklarına işaret içindir. Yani «Görürsünüz, siz tekrar görürsünüz. Zira; daima içindesiniz" demektir. Çünkü; Cehennem'de ebedi kalanların her vakit Cehennem'i aynelyakin müşahede edecekleri tabiidir. Yahut evvelki ru'-yetleri;.Cehennem'e girmeden uzaktan göreceklerini, ikinci ru'yet-leri de Cehennem'e girdikten sonra göreceklerini beyandır. Yahut evvelki; Cehennem'e yakın geldiklerinde göreceklerini, ikincisi; Cehennem'e girdiklerinde göreceklerini beyan olduğundan âyette tekrar yoktur.[4]
Vacip Tealâ umûr-u dünya ile iftihar ederek âhireti unutanları zemmettikten sonra herkesin nail olduğu nimetlerden suâl olun; c aklarını Joey an etmek üzere buyuruyor.
[Âhval-i âhiretten Cehermem'i göreceğinizi size haber verdikten sonra size sunu da haber veririm ki yevm-i kıyamette muhasebe zamanında elbette nail olduğunuz nimetten suâl olunursunuz.]
Bu sûrenin evveli kâfire mahsus olduğundan bu âyette kâfire mahsus olmak ihtimali varsa da esaia olan sûre mutlaka âsîler hakkında olduğu gibi bu âyet de mümine ve kâfire şâmildir. Zira; nimet her iki smıfa şâmil olduğundan suâlin de her iki sınıfa şâmil olması kaide-i adalete muvafıktır. Şu kadar ki kâfire suâl; tevbıll içindir: Çünkü; cümle nimetlerin esasına şükür kabilinden olan imana yabancıdır ve mümine suâl; ta'ziın ve lebrim içindir.. Zira; mümin ma'rifet-i Ilâhî'yeyle müzeyyen olup imanla vazife-i şükrü eda ettiğinden kâfir gibi yalancı olmayıp belki havassı bendogân-ı İlâhî'yeden olduğu cihetle ikram olunmaya şayandır. Suâlin-mahalli; arsa-i kıyamet, zamanı da muhasebe zamanı olsa gerektir.
Bu âyette naîm üzerine dahil olan EIif Iâm istiğraka delâlet ettiği cihetle nimetlerin cümlesinden suâl olunacağına âyet delâlet eder. Binaenaleyh; büyük nimetlerden suâl olunacağı gibi âdî nimetlerden dahi suâl, olunacaktır. Hatta emn ü amandan sıhhat ve afiyetten. me"kûlât meşrubat ve melbusattan, a'zâlarm cümlesinden, koyu gölgeden ve soğuk sudan bile suâl olunacaktır.[5]
[1] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6552-6554
[2] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6554-6555
[3] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6555-6557
[4] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6557
[5] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6557-6558
İslami Okul Okulların En Önemlisi