Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Asr Suresi - Kuran - Konlayli Vehbimehmet Tefsiri - 103. Sayfa

ASR SURESİ. 2


ASR SURESİ

 

Mekke-i Mükerreme'de nazil olan sûrelerdendi Üç ây

[Bütün zamana yemin ederim ki muhakkak irij dedir.]

Yani; dünyanın acayip ve garaibi kendisinde zuhur eden za­mana yemin ederim ki cins-i insan muhakkak hüsrandadır. Şu ma­nâya nazaran Asır; mutlaka zaman manasınadır. Dünyanın nîk ü bedi, hastalığı, sağlığı, şâir ahvâli, dünyevî.ve uhrevî insa­nın kâr u zararı, her türlü hâdisat zaman içinde olduğundan Arap­lar indinde zamanın bir mevki-i azîmi bulunduğu cihetle Vacip Tealâ insanın kârını ve zararını beyanda Arabm itibar ettiği za­mana yemin etmiştir.

.Asır lâfzı ikindi namazının vaktine denildiğine nazaran nıa~ nâ-yı âyet; [ikindi nama::<nm vaktine yemin ederim ki insan şa­nına lâyık olan ibadeti terkle ömrünü birtakım yaramaz şeylere sarfettiği cihetle ticaretinde ve sair mesâisinde büyük zarar için­de] demektir. İkindi vakti herkesin ticaret için gittiği mahalden geri dönüp karargâhına gelmekte kıyamete ve ikindi vakti nehârın nihayetinde olmak itibariyle ticaretin ve zararın taayyün edeceği bir zaman olduğu cihetle ticaret etmişse mesrur, zarar etmişse, me'-yus olmak itibariyle dahi kıyamete benzediğinden nâs indinde bir kadr-i azîm sahibi olmasına binaen Cenab-ı Hak ikindi vaktine ye­min etmiştir.

Yahut asrla murad; ikindi namazıdır. Zira; ikindi nama­zının vakti meşguliyetli bir zaman olduğundan ecri çok ve fazileti ziyade olduğu cihetle kendisine yemin olunmuştur.

Yahut asrla murad; zaman-ı saadettir. Zira; zaman-ı -saa­det efdal-i enbiyanın zamanı ve kütüb-ü semâviyenin efdalı olan Kur'anm nüzulü "zamanı olup efdal-i zaman olduğu cihetle şânma yemin olunmaya lâyık olduğundan Cenab-ı Hak zaman-ı saadete yemin etmiştir.

Fahri Râzi'nin beyanı veçhile insan lâfzının evvelinde bulu­nan ahdiçin olmak ve insan-ı ma'hudla muradın (Ebu Cehil), (As b, Vâil), (Velid b. Mugire) ve (Ebu Leheb) gibi eşhası ma'hude-i muayyene olması ihtimali vardır ve sebeb-i nüzule muvafık olan da budur. Çünkü; Ebu Cehil ve emsali kâfir­lerin Resulullah'a lâyık olmadık sözlerde bulunmalar^ üzerine bu sûrenin nazil olduğu mervîdir. Lâkin âyette istisna ve lâfzın mut­lak olması, lâfz-ı âyetin insanların bazısına şamil olup diğerlerine şamil olmaması tercihbilâmürecceh olduğu cihetle lâfzın umumu üzere istiğraka hamliyle müstesna olanlardan maada bilcümle insanlar murad olunmak kavaid-i Arabiyeye daha muva­fıktır. Binaenaleyh rnanâ-yı nazım: [Muhakkak cemi-i efrad-ı in­san hüsrandadır,, ancak iman edip amel-i salih işleyenler müstes­na] demektir.

Bu âyette hüsran; noksan olmak ve asil sermayenin zayi olmasıdır. Şu halde insanın hüsranı; amelinin derece-i iktidarından noksan ve ömrünün zayi olmasıdır. Binaen­aleyh; insanlar ömürlerini ekseriyetle faydasız şeylere sarf etmekle zayi ettikleri gibi geçirdikleri saatları günaha sarfettikleri cihetle sermaj^eden zarar ettikleri muhakkaktır. Hatta mubah olan şeylere sarfettikleri zamanlarda bile Ömürlerini zayi etmiş olurlar. Çünkü; mubahın âhirete müteallik eseri baki karmaz.

Bu âyette Ömürlerini beyhude zayi eden insanların hüsranları gayet büyük olup künh ü hakikatini Allahü Tealâ'dan başka kim­senin bilmediğine işaret için lâfzı azamete delâlet eden tenvinle vârid olmuştur.

Hüsranın kemaline bu âyette üç cihetle tenbih vaki olmuştur ki te'kide mevzu olan ve lâm-ı te'kid ve 'cemi-i cevanibini ihataya delâlet eden lâfızları varld olmuştur. Şu tafsilâta nazaran manâ-yı âyet; [İkindi namazının vaktine- yemin ederim ki ömürlerini hava ve heveslerine sarf eden cümle insanlar her ci­hetlerini ihata eden hüsran içinde bulunucular] demektir.

[Ancak şol kimseler hüsranda olmazlar ki iman ettiler ve amel-i salih işlediler ve yalnız iman etmek ve amel-i salsh işlemek­le de iktifa etmediler, belki o müminlen1 birbirlerine Hakk'ı kabulü ve sabra müîâzemeti tavsiye ettiler.] Çünkü; bunlar ömürlerini mükellef oldukları imana ve -amele sarfettikleri cihetle ömürleri­nin ticareti olan a'mâli tahsil ettiklerinden zarar ve ziyandan kur­tulmuşlardır. Nasıl ki asıl vazife-i dimyelerini ifa etmekle hüsran­dan halâs oldularsa onlar sarf nefislerini ıslahla iktifa etmeyip baş­kalarının ıslahına da çalıştılar ki birbirlerine dünyada ve âhirette zeval ihtimali olmayan Hakk'ı kabulü vasiyet ettikleri gibi tekâlif-i İlâhî'ye-nin meşakkatma sabırla, dahi vasiyet ettiler ve kendi cins­lerini irşadda bulundular. Çünkü tekâlif-i İlâhî'yeyi kabulde va­cip, olan;- herşeyi eda etmek lâzım olduğundan birçok külfet ve me-şakkata tesadüf olunacağı cihetle sabır lâzımdır. Binaenaleyh; şu lüzumu nazar-ı itibara alarak müminler yekdiğerine sabrı vasiyeti vazife-i asliyeden addetmişlerdir. Kezalik günahlardan nefsi me­netmek dahi birçok sabra muhtaçtır. Çünkü; birçok ma'siyetler nefsin arzu ve iştihasıyla olduğundan herbirinden nefsi reddet­mek büyük mücahedeye muhtaç olduğundan çok sabır lâzımdır. Ge­rek Hakk'ı ve gerek sabrı her ikisini tavsiye; hüsrandan halâsın şartları cümlesindendir. Şu halde hüsrandan halâsın şartlan; dört­tür ki onlar da iman, amel, hak ve sabırla tavsiyedir. Lâkin esası itibarıyla ikidir: Birincisi; nefsini ikincisi; ebna-yı cinsinden gay-nlan ıslahtır. Şu halde insanın sebeb-i selâmeti ancak kendi nefsini ıslahla iktifa etmek değildir, belki kendi nefsini ıslahla beraber mümkün olduğu kadar başkalarının ıslahına da çalışmaktır. Ancak şu evsafı cami olan insan-ı kâmil az olduğundan insanların ekseri­yetle hüsranda oldukları beyan olunmuştur. Şu kadar ki hüsran muhteliftir. Çünkü; imanı olmayan kâfirin hüsranı imanı olup da ameli olmayan fâsıkm hüsranından şiddetlidir. İmanla beraber amel-i salihi olup ancak gayrilarm ıslahına s a'yetm ey enlerin yal­nız nefislerini İslahla iktifa ettiklerinden gayrilarm ıslahına çalı­şanlara nispetle kusurdan hali olmadığı cihetle hüsrandan salim değillerdir. Şu halde bu sure-i celile; kâfir ve fâşıkları tehdid etti­ği gibi mümin-i kâmilleri de hüsrandan halâs olup saha-i selâmete çıkacaklarını beyanla tesliye etmiştir.[1]



[1] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6559-6562