Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Sure-İ Hümeze - Kuran - Konlayli Vehbimehmet Tefsiri - 104. Sayfa

SURE-İ HÜMEZE.. 2


SURE-İ HÜMEZE

 

Mekke-i Mükerreme'de nazil olan sûrelerdendir. Dokuz âyeti camidir

[Âhara ta'm ve istihzayı âdet eden her kimse için helâk-i vardır.]

Yani; Vacip Tealâ'nm gazabı kendi kusurunu görmeyip gayrın kusurunu görerek yüzüne ta'n ve arkasından gıybet eden her kimse. içindir. Yahut açıkta ve gizlide ta'n ve gıybet eden her kimse için büyük helak vardır.

Fahri Râzi ve Ebussuud Efendi'nin beyanları veçhile helâk-i azîm, yahut Cehennem'de bir vadidir. Veyahut bir dağdır. Şu manâlardan hangisi murad olunursa olunsun gazap manâsından hâli değildir. Hümeze ; nâsm ırzını kesretmek, hümeze; ta'netmekür. Yahut hümeze ; gıybet, hümeze ; ta'yib etmektir. Yahut hümeze ; bir kimsenin yüzüne, hümeze ; arkasından ta'netmekür. Yahut hümeze ; eliyle, kd-şıyla ve gözüyle işaret etmek, lüm ez e ; lisanıyla zemmetmek­tir. Yahut hümeze ; nâsın sevmediği lakabıyla çağırmak,' hümeze ; iki kimse arasında söz getirip götürmekle koğuculuk eylemektir. Şu manâların her cümlesi âhara ta'netmek ve ayıbını izharla gıybet etmekte cem'olabilir. Bu manâlar ebna-yı cinsine hakareti mutazammm olduğundan kavaid-i temeddünü ihlâl ve in­sanlar arasında matlub olan. aheng-i intizamı bozduğu cihetle bu gibi ahlâk-ı faside erbabını helâk-i azimle Cenab-ı Hak tehdit bu­yurmuştur.

Bu âyetin (Velid b. Mugire) ve (Ümiyet b. Half) gibi bazı eş­has hakkında nazil olduğu rivayet plunmaktaysa da bu misilli ma­kamda kavaid-i şer'-i şerife muvafık lâfzın şamil olduğu her şahsa hükmün şamil olmasıdır. Çünkü bir vasıf üzere terettüb eden hü­kümde asıl olan; o vasıfla muttasıf olan her fert üzerine o hükmün terettüb etmesidir. Binaenaleyh; «.hümeze ve lümeze sıfatları kim­de bulunursa helâk-i azîm ve azab-ı Cehennem o kimse içindir» demek olur.[1]

 

Vacip Tealâ zem ve gıybetin azab-ı Cehennemdi îcab ettiğini beyandan sonra insanın aharı zem ve gıybet etmesinin esbabını be­yan etmek üzere buyuruyor.

[Azab-ı Cehemıem'e ve helâk-i azîme müstehak olan şoî kimse ki malı topladı, belâya için saydı, hazırladı. O malı cemeden kim­se zanneder ki, mal kendini ebeden yaşatır.]

Yani; başkalarının kusurunu görüp ta'yib, zem ve gıybet eden şol kimsedir ki birçok mal toparladı, o malı kendine gelecek be-iâyâya karşılık olarak saydı, hazırladı ve o malının çokluğuna ba­karak kendine arız olan ucüp sebebiyle her fezaili kendinde gördü­ğü cihetle gayrılan noksan görerek, onların ayıbını söylemeye baş­lar ve zanneder ki o mal kendini muhalled kılar. Çünkü; malına nazar eder ve birtakım hülyalara dalar ve cemetmiş olduğu malı kendisini ebediyen öldürmez sanır ve bu zannı malına mağrur ola­rak güvenmesinden ileri gelir. Zira; insanlarda güvenmek meşrebi olduğundan pek çok kimseler kendine gelecek belâyâyı malıyla karşılarım zannederek malına son derece itimad eder ve bu itima­dına binaen ebeden dünyada kalacak gibi muhkem binalar yapar, büyük emeller taşır. Halbuki insanı dünyada ve âhirette ebediyen yaşatacak şey; amel-i sâlihtir. Çünkü; amel-i sâlih işleyen kimse dünyada zikr-i cemil bıraktığı cihetle maddeten ölmüşse de manen hayatta gibi iyiliği herkesin lisanında söylenir, rahmetle yad olu­nur ve âhiretteyse ameli sayesinde derecât-ı âliyâta nail olarak ebe­den nimetler içinde kalır.

Bu âyet bundan evvelki helak hükmüne illet olarak sevkolun-duğundan mutlaka mat cemetmek -mezmum olmasına delâlet et­mez, belki başkasını ta'yibe ve zemme sebep olan rnaim cem'i mez-mûm olduğuna delâlet eder. Binaenaleyh; mal cemetmek; iki kı­sımdır : Birincisi; vıaksad-ı fasid üzerine cem3 olup fesad-ı ahlâka sebep olandır. Bu kısım mal cümlece mezmumdur. İkin­cisi; maksad-ı sahih üzere toplanır, birçok hayrat ü müberrata sebep olur ve sahibinin ihtiyacını defeder. Bu kısım mal cümlece memduhtur.[2]

 

Vacip Tealâ malına itimatla başkalarını zem ve gıybet eden­lerin helak olacaklarını beyândan sonra o misilli mal sahiplerinin itimatları ve zanları. yanlış olduğunu beyan etmek üzere buyuruyor.

[Hal ü şan insanın zannı gibi değildir. Zira; insanın malı zan­nettiği gibi onu muhalled kılamaz. Zat-ı ülûhiyetime yemin ederim ki o zann-ı fasid sahibi o!an kimse elbette (Hutame) isminde olan Cehennem'e atılır ve hangi şey bildirdi ya Ekrem-er Küsül, sana Hutame neden ibarettir?]

Yani; malına mağrur olarak gayrın ırzına ta'n ve namusunu hetkeden, malına itimatla ölümünü unutan ve kendini muhalled zanneden kimsenin zannı gibi değildir. Zat-ı ülûhiyetime yemin ederim ki o zan sahibi (Hutame) denilen Cehennem'e kemal-i iha­netle atılır ve hangi şey Hutame'nin neden ibaret olduğunu sana bildirdi? Hiçbir şey hutamenin mahiyetini sana bildiremez. Zira; bu dünyada onun künhünü bilmek ukul-ü beşerden hariç olduğundan Allah'tan başka onun künhünü bilen yok ki sana bildirebilsin. Çünkü; herkes âhara bildiğini bildirebilir, yoksa bilmediği birşeyi hiçbir kimse âhara bildiremez ki Hutamemn mahiyetini sana anla­tabilsin. Bu misilli kimselerin kemal-i ihanetle Cehennem'e atılacaklarına işaret için ihanete delâlet eden lâfzı varid ol­muştur. Çünkü; hutame isminde olan Cehennem'e girecekler, gıy­bet ve istihza ile kendi cinslerinden olan insanlara ihanet ettikle­rinden «Ceza amel cinsinden olmak» kaidesine tevfikan bunlarm Cehennem'e ihanetle atılacakları beyan olunmuştur.

Hutame; kırmak manasınadır ve Cehennem'in ikinci ta-bakasıdır. Bu Cehennem'e girecekler başkalarının namusunu kes-rettiklerine mukabil ona gireceklerin kemiklerini kıracağına işaret için Cehennem'in bu tabakasına hutame denilmiştir. Hutamenin şiddetine delâlet için ibhama delâlet eden lâfzı varid ol­muştur.[3]

 

Vacip Tealâ ilmini kendi zatına hasretmiş olduğu Cehennem'in tabakatmdan hutame denilen tabakayı ta'rif etmek üzere buyuruyor.

[Hutame Allah'ın alevlenmiş ateşidir ki o ateş hutamenin içi­ne girenlerin kalplerinin üzerine vasıl olur.]

Yani; o hutame Allah'ın büyük bir ateşidir ki alevlenmiş, ebe­den sönmez, kemâl-i şiddetinden ehl-i Cehennem'in azaları içinde itikad-ı batıl ve amel-i fasidin mahalli olan ve her uzuvdan ziyade nazik ve müteessir olan kalpleri üzerine kadar vasıl olur. Kalbe vasıl olunca azanın cümlesine sirayet edeceği zaruridir. Çünkü; kalp cümle azanın ortasında olunca kalbe sirayet eden ateşin kal­bin etrafında olan azalara sirayet edeceği aşikârdır.

Zem ve gıybet edenler gıybet ettikleri kimselerin kalplerini kesrettiklerinden ve kalpleri kötü itikat ve niyetlerinin   mahalli olduğundan kalpler manâsına ef'ide sair azalar içinden sa­rahaten zikrolunmuştur.[4]

 

Vacip Tealâ o ateşin kalplerine kadar vasıl olacağını beyandan sonra her taraflarını ihata edeceğini beyan etmek üzere buyuruyor,

[O ateş ehl-i Cehennem üzerine uzun direklere Demeyen dukalar içinde oldukları halde kapanmıştır.]

Yani; ehl-i Cehennem ateşten içi boş uzun direkler içine konur ve onların üzerine kapıları kapanarak bağlanır, hatta nefes alacak mahalli kalmaz. Çünkü; caninin cinayetine göre tazyik âdettir. Ka­pıları kapandıktan   sonra tekrar uzun direkler içinde olduklarım beyan etmek; azabın şiddetine işaret içindir. Yahut manâ-yı âyet: [Cehennem'in hücrelerine girdikten sonra kapılan bağlanır, kapı­ların arkaları uzun direklerle takviye olunur] demektir. Velhasıl hangi manâ murad olunsa tazyik üzerine tazyik, azap üzerine azap olduğunda şüphe yoktur. Çünkü; kilit üzerine kilidin şiddet üzeri­ne şiddet olduğunda hiç kimse tereddüd etmez.[5]



[1] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6563-6564

[2] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6564-6565

[3] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6565-6566

[4] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6566-6567

[5] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6567