Sure-İ Hümeze - Kuran - Konlayli Vehbimehmet Tefsiri - 104. Sayfa
SURE-İ HÜMEZE
Mekke-i Mükerreme'de nazil olan sûrelerdendir. Dokuz âyeti camidir
[Âhara ta'm ve istihzayı âdet eden her kimse için helâk-i vardır.]
Yani; Vacip Tealâ'nm gazabı kendi kusurunu görmeyip gayrın kusurunu görerek yüzüne ta'n ve arkasından gıybet eden her kimse. içindir. Yahut açıkta ve gizlide ta'n ve gıybet eden her kimse için büyük helak vardır.
Fahri Râzi ve Ebussuud Efendi'nin beyanları veçhile helâk-i azîm, yahut Cehennem'de bir vadidir. Veyahut bir dağdır. Şu manâlardan hangisi murad olunursa olunsun gazap manâsından hâli değildir. Hümeze ; nâsm ırzını kesretmek, hümeze; ta'netmekür. Yahut hümeze ; gıybet, hümeze ; ta'yib etmektir. Yahut hümeze ; bir kimsenin yüzüne, hümeze ; arkasından ta'netmekür. Yahut hümeze ; eliyle, kd-şıyla ve gözüyle işaret etmek, lüm ez e ; lisanıyla zemmetmektir. Yahut hümeze ; nâsın sevmediği lakabıyla çağırmak,' hümeze ; iki kimse arasında söz getirip götürmekle koğuculuk eylemektir. Şu manâların her cümlesi âhara ta'netmek ve ayıbını izharla gıybet etmekte cem'olabilir. Bu manâlar ebna-yı cinsine hakareti mutazammm olduğundan kavaid-i temeddünü ihlâl ve insanlar arasında matlub olan. aheng-i intizamı bozduğu cihetle bu gibi ahlâk-ı faside erbabını helâk-i azimle Cenab-ı Hak tehdit buyurmuştur.
Bu âyetin (Velid b. Mugire) ve (Ümiyet b. Half) gibi bazı eşhas hakkında nazil olduğu rivayet plunmaktaysa da bu misilli makamda kavaid-i şer'-i şerife muvafık lâfzın şamil olduğu her şahsa hükmün şamil olmasıdır. Çünkü bir vasıf üzere terettüb eden hükümde asıl olan; o vasıfla muttasıf olan her fert üzerine o hükmün terettüb etmesidir. Binaenaleyh; «.hümeze ve lümeze sıfatları kimde bulunursa helâk-i azîm ve azab-ı Cehennem o kimse içindir» demek olur.[1]
Vacip Tealâ zem ve gıybetin azab-ı Cehennemdi îcab ettiğini beyandan sonra insanın aharı zem ve gıybet etmesinin esbabını beyan etmek üzere buyuruyor.
[Azab-ı Cehemıem'e ve helâk-i azîme müstehak olan şoî kimse ki malı topladı, belâya için saydı, hazırladı. O malı cemeden kimse zanneder ki, mal kendini ebeden yaşatır.]
Yani; başkalarının kusurunu görüp ta'yib, zem ve gıybet eden şol kimsedir ki birçok mal toparladı, o malı kendine gelecek be-iâyâya karşılık olarak saydı, hazırladı ve o malının çokluğuna bakarak kendine arız olan ucüp sebebiyle her fezaili kendinde gördüğü cihetle gayrılan noksan görerek, onların ayıbını söylemeye başlar ve zanneder ki o mal kendini muhalled kılar. Çünkü; malına nazar eder ve birtakım hülyalara dalar ve cemetmiş olduğu malı kendisini ebediyen öldürmez sanır ve bu zannı malına mağrur olarak güvenmesinden ileri gelir. Zira; insanlarda güvenmek meşrebi olduğundan pek çok kimseler kendine gelecek belâyâyı malıyla karşılarım zannederek malına son derece itimad eder ve bu itimadına binaen ebeden dünyada kalacak gibi muhkem binalar yapar, büyük emeller taşır. Halbuki insanı dünyada ve âhirette ebediyen yaşatacak şey; amel-i sâlihtir. Çünkü; amel-i sâlih işleyen kimse dünyada zikr-i cemil bıraktığı cihetle maddeten ölmüşse de manen hayatta gibi iyiliği herkesin lisanında söylenir, rahmetle yad olunur ve âhiretteyse ameli sayesinde derecât-ı âliyâta nail olarak ebeden nimetler içinde kalır.
Bu âyet bundan evvelki helak hükmüne illet olarak sevkolun-duğundan mutlaka mat cemetmek -mezmum olmasına delâlet etmez, belki başkasını ta'yibe ve zemme sebep olan rnaim cem'i mez-mûm olduğuna delâlet eder. Binaenaleyh; mal cemetmek; iki kısımdır : Birincisi; vıaksad-ı fasid üzerine cem3 olup fesad-ı ahlâka sebep olandır. Bu kısım mal cümlece mezmumdur. İkincisi; maksad-ı sahih üzere toplanır, birçok hayrat ü müberrata sebep olur ve sahibinin ihtiyacını defeder. Bu kısım mal cümlece memduhtur.[2]
Vacip Tealâ malına itimatla başkalarını zem ve gıybet edenlerin helak olacaklarını beyândan sonra o misilli mal sahiplerinin itimatları ve zanları. yanlış olduğunu beyan etmek üzere buyuruyor.
[Hal ü şan insanın zannı gibi değildir. Zira; insanın malı zannettiği gibi onu muhalled kılamaz. Zat-ı ülûhiyetime yemin ederim ki o zann-ı fasid sahibi o!an kimse elbette (Hutame) isminde olan Cehennem'e atılır ve hangi şey bildirdi ya Ekrem-er Küsül, sana Hutame neden ibarettir?]
Yani; malına mağrur olarak gayrın ırzına ta'n ve namusunu hetkeden, malına itimatla ölümünü unutan ve kendini muhalled zanneden kimsenin zannı gibi değildir. Zat-ı ülûhiyetime yemin ederim ki o zan sahibi (Hutame) denilen Cehennem'e kemal-i ihanetle atılır ve hangi şey Hutame'nin neden ibaret olduğunu sana bildirdi? Hiçbir şey hutamenin mahiyetini sana bildiremez. Zira; bu dünyada onun künhünü bilmek ukul-ü beşerden hariç olduğundan Allah'tan başka onun künhünü bilen yok ki sana bildirebilsin. Çünkü; herkes âhara bildiğini bildirebilir, yoksa bilmediği birşeyi hiçbir kimse âhara bildiremez ki Hutamemn mahiyetini sana anlatabilsin. Bu misilli kimselerin kemal-i ihanetle Cehennem'e atılacaklarına işaret için ihanete delâlet eden lâfzı varid olmuştur. Çünkü; hutame isminde olan Cehennem'e girecekler, gıybet ve istihza ile kendi cinslerinden olan insanlara ihanet ettiklerinden «Ceza amel cinsinden olmak» kaidesine tevfikan bunlarm Cehennem'e ihanetle atılacakları beyan olunmuştur.
Hutame; kırmak manasınadır ve Cehennem'in ikinci ta-bakasıdır. Bu Cehennem'e girecekler başkalarının namusunu kes-rettiklerine mukabil ona gireceklerin kemiklerini kıracağına işaret için Cehennem'in bu tabakasına hutame denilmiştir. Hutamenin şiddetine delâlet için ibhama delâlet eden lâfzı varid olmuştur.[3]
Vacip Tealâ ilmini kendi zatına hasretmiş olduğu Cehennem'in tabakatmdan hutame denilen tabakayı ta'rif etmek üzere buyuruyor.
[Hutame Allah'ın alevlenmiş ateşidir ki o ateş hutamenin içine girenlerin kalplerinin üzerine vasıl olur.]
Yani; o hutame Allah'ın büyük bir ateşidir ki alevlenmiş, ebeden sönmez, kemâl-i şiddetinden ehl-i Cehennem'in azaları içinde itikad-ı batıl ve amel-i fasidin mahalli olan ve her uzuvdan ziyade nazik ve müteessir olan kalpleri üzerine kadar vasıl olur. Kalbe vasıl olunca azanın cümlesine sirayet edeceği zaruridir. Çünkü; kalp cümle azanın ortasında olunca kalbe sirayet eden ateşin kalbin etrafında olan azalara sirayet edeceği aşikârdır.
Zem ve gıybet edenler gıybet ettikleri kimselerin kalplerini kesrettiklerinden ve kalpleri kötü itikat ve niyetlerinin mahalli olduğundan kalpler manâsına ef'ide sair azalar içinden sarahaten zikrolunmuştur.[4]
Vacip Tealâ o ateşin kalplerine kadar vasıl olacağını beyandan sonra her taraflarını ihata edeceğini beyan etmek üzere buyuruyor,
[O ateş ehl-i Cehennem üzerine uzun direklere Demeyen dukalar içinde oldukları halde kapanmıştır.]
Yani; ehl-i Cehennem ateşten içi boş uzun direkler içine konur ve onların üzerine kapıları kapanarak bağlanır, hatta nefes alacak mahalli kalmaz. Çünkü; caninin cinayetine göre tazyik âdettir. Kapıları kapandıktan sonra tekrar uzun direkler içinde olduklarım beyan etmek; azabın şiddetine işaret içindir. Yahut manâ-yı âyet: [Cehennem'in hücrelerine girdikten sonra kapılan bağlanır, kapıların arkaları uzun direklerle takviye olunur] demektir. Velhasıl hangi manâ murad olunsa tazyik üzerine tazyik, azap üzerine azap olduğunda şüphe yoktur. Çünkü; kilit üzerine kilidin şiddet üzerine şiddet olduğunda hiç kimse tereddüd etmez.[5]
[1] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6563-6564
[2] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6564-6565
[3] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6565-6566
[4] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6566-6567
[5] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6567
İslami Okul Okulların En Önemlisi