Süre-İ Kevser - Kuran - Konlayli Vehbimehmet Tefsiri - 108. Sayfa
SÜRE-İ KEVSER
Mekke-i Mükerreme'de nazil olan sûrelerdendir. Üç âyeti camidir.
[Ya Ekrem-er Rusül! Biz Azimüşşân muhakkak hayr-ı kesifi sana verdik.]
Yani; biz sana lutf u kerem ve fazl u ihsanımız olarak Cen-net'te etrafından ırmaklar akar havuz ve dünyada mertebe-i nübüvvet ve ulema-yı ümmet, evlât ve ahfâd verdik.
Fahri Râzi'nin ve Ebussuud Efendi'nin beyanları veçhile kevser ; Resulullah'm Cennette havuzudur. Veyahut kevsetle murad; Kur'andır. Zira Kur'an ; hayr-ı kesiri camidir. Yahut kevsetle murad; din-i İslâm'dır. Çünkü İslâm; saâdet-i dareyn üzere şâmil olduğundan bilûmum hayrat ve menfaati camidir. Yahut kevserle murad; etbâ'ın çokluğudur. Çünkü etbâ' ve a'vanın kesreti; celâlet-i kadri ve azamet-i şanı müs-teîzimdir. Yahut kevserle murad; amelle "beraber hüsn-ü ahlâktır. Çünkü amel-i salihle beraber ahlâk-ı hasene; cümle mezâ-yâ-yı insaniyeyi, dünya ve âhiretin rahat ve saadetini celbeder. Zira insan için hulk-u hasen; her türlü hayratın esası ve envâ'-ı fe-zaiiin menşei ve camiasıdır. Şu tafsilâta nazaran manâ-yx âyet: [Biz Azimüşşân muhakkak sana Kur'anı, din-i İslâmı, ümmetin ulemasını ve envâ'-ı hayratın menşei olan ahlâk-ı haseneyi verdik! demektir.
Bu sûre-i celile; gaibden haber verdiği cihetle gayet kısa ol-,? makla beraber birkaç veçhile mucizedir. Çünkü kevser ; et-bâ' ve evlâdın kesreti manâsına olduğuna nazaran Resulullah'ınü ümmeti cümle enbiyanın ümmetinden çok olduğu gibi evlâdının! dahi âyette haber verildiği veçhile çok olarak zuhur etmesi ayn-ı| mucizedir. Çünkü; zaman-ı saadette haber verilen birşeyi bugün^ bu vukuatın haber verildiği veçhüzere onu te'yid etmesi gaibden haber olduğu cihetle mucizeden başka birşey olamaz.
Nesl-i Resulullah'm kesretine gelince; Emeviler zamanında ehl-i beyt Resulullah'tan birçok zevat-ı kiram şehit edildiği, hatta katliamlar icra olunduğu halde bugün dünyada evlâdı sayılmaz ve tükenmez bir haldedir. Kezalik Vacip Tealâ bu sûrede lâfz-ı şerifiyle fakrin zevaline de işaret buyurdu. Çünkü; kurbanın şartı servettir ve öylece de oldu. ResuluUah'a buğzedenlerin ebter olacaklarım haber verdi ve haber verildiği veçhüzere vâki oldu. Çünkü; Mekke'de bu sûrenin nüzulüne sebep olan müşriklerin dünyada nesilleri kalmamış ve külliyen münkariz olup, gitmiştir.[1]
Vacip Tealâ resulüne ihsan etmiş olduğu nimetini icmalen beyandan sonra o nimet üzere lâzım gelen şükrü beyan ve emretmek üzere buyuruyor.
[Ey Resuî-ü Mükerrem! Biz sana kevseri verince sen Rabbin Tealâ için namaz kıl ve kurban kes.]
Yani; biz sana hayr-ı kesiri verip birçok nimetlerle mütena'inı kılınca o nimetlerin şükrünü eda etmek üzere sana eda-yı salâtı vacip kıldık. Binaenaleyh; sen namaz kıl ve Rabbin Tealâ'nm rızası için kurban kes.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile nimetin şükrünü eda nimeti vusulünden sonra olduğuna ve nimete nail olduğunda vakit fevtet-meksizin şükür vacip olduğuna işaret için jevre yani aceleye delâlet eden lâfzı varid olmuştur. Şükür; kalple ta'zim, lisanla sena ve aza ile amel etmek olup bu manânın cümlesini salât lâfzı cami olduğu cihetle makamında varid olmuştur. SaIâtla murad; mutlaka namaz olmak ihtimali varsa da kurbanla emir manâsına olduğuna nazaran bu âyette salâtla murad; bayram namazı olmak ihtimali galiptir. İbadette makbul olan; Allah'ın rızası için olup Allah'ın gayrıya gösteriş yapmak suretiyle vuku bulan ibadet makbul olmayacağına işaret için hususiyete delâlet eden varid olmuştur. Daima lutf-u Ilâhî'nin Resulullah üzerine geleceğine ve her zaman terbi-ye-i İlâhî'yeyle tekemmül edeceğine işaret için esma-i hüsna içinden Rab ism-i şerifi varid olduğu gibi ziyade-i mahabete delâlet etsin için zamir mevziinde ism-i zahir gelmiştir. Çünkü; yerinde denilse manâ doğru olabilirdi, lâkin şu beyan olunan dakikalara işaret hasıl olmazdı.
Bu âyette nahirle murad; namazın müîeallikatından kıbleyi istikbal, iftitah tekbirinde ellerini kulağına kaldırmak, göğsü-. ne elini bağlamak, duada ellerini göğsüne kaldırmak ve duadan sonra elini yüzüne sürmek gibi manâlara ait olmak ihtimali varsa da ekser-i müfessirînin beyanları veçhile nahir ; kurban /ces-mek manasınadır. Zira nahiv; deveyi göğsünden kesmek manâsında meşhur olduğundan Kelâmullah'ı manâ-yı meşhur üzerine hamletmek evlâdır. Binaenaleyh; İmam-ı Azam Hazretleri kurbanın vücubuna bu âyetle istidlal etmişlerdir. Arapların en kıymetli malları deve olduğu cihetle kurbanları ekseriyetle deve olacağına binaen deveye mahsus olan nahiv zikrolunmuşsa da maksat; mutlaka kurban kesmektir.
Bu âyette salât la murad; bayram namazı, nahirle murad; kurban olduğu surette bayram namazının kurban üzerine takdimi vacip olduğuna delâlet eder. Zira; Resulullah buyurmuştur. Yani «Allah'ın Kur'anda bed'e ettiği şeyle başlayın» demektir. Şu halde Cenab-ı Hak bu âyette namazla iptida buyurduğu cihetle bayram günü evvelâ namazdan başlamak vaciptir. Binaenaleyh; bayram namazı kılman yerde bayram namazı kendine vacip olan kimsenin kurbanı bayram namazından evvel kesilmiş olsa caiz olmadığından Hanefiye indinde kurbanın
iadesi lâzımdır.[2]
Vacip Tealâ bu sûrede resulünü birçok nimetlerle tebşir ettikten sonra o nimetten hâsıl olacak rahatın, hasmın makhûr ve zelil olmasıyla daha ziyade olacağına binaen resulünün hasmına kajırmı beyan etmek üzere buyuruyor.
[Ey Nebiyy-i Muazzam! Muhakkak sana buğzedici olan kimse ancak ebterdir.] Yoksa sen ebter değilsin. Zira; âlemde senin sıyt-i cemilin, şeriatın, evlâd ü ensalin ilâyevmilkıyam baki kalacaktır. Amma senin zatına, nübüvvetine ve nail olduğun devletine buğ-zeden düşmanın arkasında zikr-i cemili ve hüsn-ü sıytı kalmayacağı gibi nesli dahi külliyen münkariz olacağından ancak ebter odur. Fahri Râzi ve Ebussuud Efendi'nin beyanları veçhile bu sure-i celile (Âs b. Vail) hakkında nazil olmuştur. Çünkü; birgün (As) kapıdan girerken Resulullah çıkıyor bulunduğu cihetle kapıda vaki olan sözlerini orada bulunan Kureyş'in süfehası ne konuştuklarını ve kimle konuştuklarını sormaları üzerine (Âs b. Vâil) «Şu ebterle konuştum» demesi üzerine bu sûreyi inzalle Cenab-ı Hak resulünün incinmiş olan kalbini ta'mir ve tesliye buyurmuştur. Çünkü ebter: oğlan evlâdı olmayan kimseye denildiğinden Resulullah'm Hz. Hatice'den dünyaya gelen (Abdullah) isminde mahdum-u mükerrem-leri vefat edince Kureyş kavmi Resulullah hakkında kalb-i nebevilerini rencide edecek sözleri söylemekten çekinmezlerdi. Bu su re-i celile Resulullah'ı ne kadar mesud ettiyse düşmanlarını da i kadar ye's ü fütura garketmiştir. Zira düşmanların birinci iftihar lan; servet, saman, etbâ' ve a'van sahibi olup Resulullah ve etbâ'~ mda bunların bulunmamasıyken Vacip Tealâ bu sûrenin iptidasında hayr-ı kesiri ve birçok nimetleri verdiğini muhakkak olarak beyan buyurunca düşmanın Resulullah'a karşı iftihar edecek birşeyi kalmadığı gibi hasedinden kendi kendine kahrolup gitmeye başlamıştır. Çünkü; hasudun hasedi daima nefsini mühlik olduğundan Resulüllah'm gün be gün etbâ'ı çoğalıp şerefi halk nazarında arttıkça düşmanları rezil, rüsvâ ve makhur olup gittiler.
Resulüllah'm düşmanlarının ibadetleri, nimetlerini ihsan eden Vacip Tealâ'nın gayrı putlara olduğuna ta'riz için resulüne «Sen Rabbin Tealâ'ya ibadet et, namaz kıl ve kurban kes» buyurmuştur. Daima muaveneti resulüne olacağına işaret için cümle âlemin Rabbisi o) duğu halde resulüne hitabını tahsis ederek «Senin Rabbin» buyurmuştur. Çünkü; mevki-i ta'rizden hitabım Resulullah'a tahsis «Muavenetim ancak sanadır, başkasına değildir» demek olur ve şu ta'siz hasma tahkiri mutazammm olduğundan hasm-i Resulullan'ı ye's ü fütura garkeylediği gibi düşmanın Re-sulullaha medar-ı ta'n addettiği ebter sözünü de düşman üzerine kalbetmekle me'yus ve makhur etmiştir. Zira Resulullah'a hasmın isnad ettiği neslin ve asarı- cemilinin munkati' olacağını hasra delâlet eden zamir-i fasılla hasmın kendinde vâki olacağını beyan buyurması; hasmın bütün ümitlerini kat'ettiği gibi neslin inkıtaı-nm kendine münhasır kalacağını beyanla düşmanı bir ıztırab-ı ebedîye ilka etmiştir.
Bu sure-i celile; gayet kısa olmakla beraber sayılmaz ve tükenmez eltaf-ı İlâhî'yesiyle Vacip Tealâ resulüne vaad buyurmuş ve tesliye etmiştir. Resulullah'ı bu minval üzerine taltif, husama-sını tahkir ve tezlildir. Çünkü; türkçemizde «Dost tarafından dostu cevap verir» dedikleri gibi Resulullah'm hasmına kargı cevabı Ce-nab-ı Hak bizzat kendi iltizam ederek bir sure-i mahsusayla taltif, muavenetini vaadle ta'zim ve düşmanlarım tahkir ve terzille resulünün cevabını vermiştir.
Bu sure-i celilenin cümle-i letaifinden birisi de bundan evvelki sûreye mukabele gibi olmasıdır. Çünkü; bundan mukaddem o]an sûrede Vacip Tealâ münafıkı dört şeyle zemmetmistir ki buhulj terk-i salât, riya ve hukuk-u ibâda riâyet etmemekten iba[3]
[1] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6586-6587
[2] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6587-6589
[3] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6589-6591
İslami Okul Okulların En Önemlisi