Sure-1 Kâfirûn - Kuran - Konlayli Vehbimehmet Tefsiri - 109. Sayfa
SURE-1 KÂFİRÛN
Mekke-i Mükerreme'de nazil olan sûrelerdendir. Altı âyeti camidir.
[Ya Ekrem-er Rusül! Sana muâraza eden kâfirlere hitaben sen «Ey kâfirler! Sizin ibadet ettiğiniz putlara ben ibadet etmem» de ki kâfirler kendi emellerine seni tabi' kilamayacaklarini bilsinler.]
Yani; ey Habibim! Sen kâfirlere hitaben «Ey kâfirler! Sizin ve babalarınızın cehalet ve hamakat neticesi olarak ma'bud ittihaz ettiğiniz taştan ve ağaçtan yapılmış menfaat ve mazarrat elinden gelmeyen şeylere ibadet ediyorsunuz. Sizin bu ibadet ettiğiniz putlara ben ibadet etmem» demekle kâfirlerin putları ibadete şayan birşey olmadığını kendilerine tefhim et.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile Vacip Tealâ'nın sûrenin evvelinde kelimesiyle emri; Resulullah'ı kâfirler tarafından vâki olacak ezadan vikaye içindir. Çünkü; insanlar-kendilerine emsal addettikleri kimseden sevmedikleri sözü işitmek istemedikleri gibi işitirlerse tahammül etmezler. Binaenaleyh! kelimesiyle Resulullah'a emir suretiyle varid olmamış olsaydı doğrudan doğruya ResuluUah «Ey kâfirler!» şeklinde hitab etmiş olacak ve bunu da kâfirler çekemediklerinden burudetin şiddetini mucip olacak ve belki arbede olmak ihtimali mevcut olduğundan Kureyş'in asabi-| yetlerini teskin için Vacip Tealâ bu hitabın zat-ı ülûhiyeti tarafından olduğunu kelimesiyle tasrih etmekle müşriklerin bıij hitaptan müteessir olarak resulüne vukuu muhtemel olan ezaların defi' ve şu hitapla muayyen olan kimselerin davet-i resule icabe etmeyeceklerine işaret için sûrenin evvelinde kelimesiyl
emir suretinde bizzat Vacip Tealâ zemmettiğini ve resulünün vazi fesi ancak tebliğ olduğunu beyan buyurmuştur. Şu halde Resulul-! lah Allah'ın hitabını hikâye ve tebliğ ettiği cihetle kâfirlerin Rel sulullah'a karşı bir diyecekleri kalmamıştır. Zira; hakiye suâl tej veccüh etmez. Binaenaleyh; bu hitapla ResuluUah'tan müteesshf olmadıkları için ezaya kıyam etmezler. Bu hitap Resulullah'm me'-§ mur olduğu rıfıkla muameleye ve suret-i hasenede mücadeleye ma? ni değildir. Zira hitap; taraf-ı İlâhî'dendir, taraf-ı risaletten değil^ dir ki rıfıkla muamelenin hilâfında bir muamele olsun.
Bu sûrede kelimesi bir valinin menşur-u cedidi mesabesinde olduğundan taraf-ı İlâhî1 den resulüne ta'zimdir. Çünkü; hükümdar tarafından bir vilâyete gönderilmiş olan valiye ara sıra hükümdarın hususi iltifatı o vali hakkında ta'zim olduğu cihetle halk nazarında valinin kadrini terfi, kuvvetini tezyid ve şerefini arttıracağında şüphe yoktur. Binaenaleyh; kelimesinin şan-ı Resulullah'ı terfi, kâfirler nazarında kadrini i'lâ ettiğine ve izzetini arttırdığına şüphe yoktur.
Kureyş'ten şu hitaba muhatap olan kimselerin kemal-i inat ve temerrüdlerine binaen dünyada en ziyade zemme delâlet eden küfür lafzıyla hitab ederek zem ve şanlarını tahkir etmiştir. Çünkü; rivayet-i mevsukaya nazaran sûrenin sebeb-i nüzulü şöyledir: Kureyş'in büyüklerinden (Velid b. Mugire), (Ebu Cehil), (Ümmiye b. Half) ve (As b. Vâil) gibi muayyen birtakım kimseler Resulullah'a «Sen bir sene bizim ma'budiarımıza ibadet et, bir sene de biz senin ma'buduna ibadet edelim. Eğer senin ma'budun hayırlıysa biz ondan nasibimizi alalım, eğer bizimki hayırlıysa sen ondan nasibini almış olursun» suretinde vuku bulan teklifleri üzerine Resulullah'm Cenab-ı Hakkın şeriki olmadığı gibi şirketmek kafiyen caiz olmadığını beyan etmesi üzerine bu sûrenin nazil olduğu mervidir.
Bu hitaptan Yehûd ve Nasârâ hariçtir. Çünkü; onlar Allah'ı bilip, Allah'a ibadet ettiklerinden onlara hitab ederek «Ben sizin ibadet ettiğiniz ma'buda ibadet etmem» demek 'caiz olmayacağına binaen Yehûd ve Nasârâ bu âyetin hitabından hariçtirler. Şu halde bu âyette hitap; beyan olunduğu veçhile ya kavm-i muayyenedir veyahut müşrik, mecusi veya tabiiyyun gibi Allahü Tealâ'yı tanımayan kâfirlerin cümlesinedir. Çünkü; onlar Allah'ın gayrıya ibadet ettiklerinden «Ben sizin ibadet ettiğiniz şeylere ibadet etmem» demek caizdir.
Resulullah'm Vacip Tealâ'dan kâjirûn unvanıyla hitabı, hikâyesi, kâfirleri insafa davet olmak ihtimali vardır. Çünkü; Resulullah'm sıdkını tamamen bildikleri cihetle kendi zatlarına tescil olunan küfrü izaleye sa'yetmelerine irşad olabilir.
Resulullah cemi-i nasa meb'ûs olduğu cihetle mükellef olan insanların cümlesine din-i İslâmın gayrı bilcümle edyandan teberri etmelerini emrettiği gibi kendisi, de din-i Muhammedi'den başka cümle edyandan ve Allahü Tealâ'nm gayrı bilûmum kâfirlerin rna'~ bud ittihaz ettikleri şeylerden sarahat-ı lisaniyeyle teberri ettiğini beyan için buyurmuştur.[1]
Vacip Tealâ, Resulullah kâfirlerin ma'buduna ibadet etmediğini beyandan sonra kâfirler de Resulullah'm ma'buduna ibadet etmediklerini beyan etmek üzere buyuruyor.
[Ey kâfirler! Sis ibadet edici olmadınız benim ibadet ettiğim ma'buduma ve ben de ibadet edici olmadım sizin ma'budunuza ve siz de ibadet eder olmadınız benim ma'budııma.} Çünkü; sizin babalarınızı ve dedelerinizi taklide inhimak ve şehevat-ı nefsaniye-nize tebaiyet, tabiatınıza çakılmış bir çivi mesabesinde olduğundan çıkmak ihtimali olmadığı cihetle delâile nazar ederek Hakk'a istidlal edip ma'budünbilhak olan Vâcib-ül Vücud'a ibadet etmeniz uzaktır. Şu halde bâtıl ma'budlarmıza ibadete devam edersiniz. Binaenaleyh; ben sizin ma'budunuza ibadet etmem. Çünkü; hayr ü serden âciz birtakım eşya-yı hasise olduklarından ibadete istihkakları yoktur ve onlara ibadetten Cenab-ı Hak beni nehyetmiştir. Menhi olan birşey ma'budünbilhak olamaz. Şu halde benden ümidinizi kesin. Zira; sizin davetinize icabet etmek ihtimali yoktur.
Müşrikler de Ailahü Tealâ'ya ibadet etmediler. Çünkü Allahü Tealâ'ya ibadet; hak olup hakkı görmek ise âkilâne tetkik etmek, nazar-ı ibretle bakmak ve hakkı aramakla olacağından ve kâfirler-se kemal-i hamakat ve cehalet üzere bulundukları cihetle nazarları hakkı görmekten uzak olduğundan hakka ibadet müyesser olmaz.
Bu âyette tekrar yoktur. Zira; zahirde tekrar görülürse de evvelki âyet zaman-ı istikbale ait, ikinci âyet; zaman~ı hale ait veyahut bilâkis olduğu cihetle hakikatta tekrar yoktur. Çünkü manâ-yı âyet: [Ben ileride sizin ma'budunuza ibadet etmem ve siz de ileride benim ma'buduma ibadet etmezsiniz ve ben şimdiki halde dahi sizin ma'budunuza ibadet etmem ve siz de şimdiki halde benim ma'buduma ibadet etmezsiniz] demektir.
Yahut kâfirlerin Resulullah'ı bâtıl ma'budlarma ibadete davetleri tekrar vuku bulduğu cihetle onları red hususunda cevap da tekrar varid olmuştur. Zira; garaz-ı fâsid üzerine bir söz tekrar be tekrar söylenir durur ve ısrar olunursa cnun kelâmını ona hakaret ve ihanet olmak üzere reddetmek de tekrar âdettir. Bu misilli tekrar Arap indinde fesahattan ma'dud olduğu, cihetle âyette tekrar fesahata mani değildir. Türkçede de muhavere esnasında bu usul câridir. Meselâ fasid bir garaza mebni bir kimse diğer bir kimseye «Filân şeyi yap» diye tekrar be tekrar söyleyince muhatabın mizacına ve maslahatına muvafık olmayan şeyi tekrar tekrar teklifine hiddet ederek «Bilmediğin şeyi söyleyip durma, yapmayacağım, yapmayacağım» der ve hiddetini teskin edinceye kadar tekrar eder, ne kadar tekrar ederse muhatabı o kadar tahkir olduğu gibi sözün makamı da tekrar icab ettiğinden ne kadar söylense fazla söylenmiş addolunmaz. Binaenaleyh; onların Resulullah'ı tekrar be tekrar davetlerine kargı Resulullah da «Ne ben sizin ma'budunuza ibadet ederim ve ne de siz benim ma'buduma ibadet edersiniz» dedi ve tekrar sözlerini reddetti.
Yahut Kur'an hâdiseye göre nazil olduğundan bir zamanda vâki olan davetlerini red için âyetin birisi nazil olmuş, diğer zamanda vaki olan davetlerini red için diğer bir âyet nazil olmuştur. Çünkü; bir kimse tarafından bir söz söylenir, ona göre bir cevap verdikten sonra diğer zamanda aynı söz iade olununca aynı cevabı iadede suâl ve cevabın tekerrüründe bir mani yoktur ve bu sûrede tekrar da bu kabildendir.
[Sizin dininiz var, benim de dinim var.]
Yani; ey müşrikler! Şirkten ibaret olan din-i batıl size münhasırdır, bana tecavüz etmez ve sırf tevhidden ibaret olan dinim bana ve etbâ'ıma münhasırdır. Binaenaleyh; sizin dininizden hasıl olan zarar size, benim dinimden hasıl olan menfaat da bana aittir. Şu halde benim sizin davetinize icabet etmek ihtimalim yoktur. Ümidinizi kesmelisiniz. Zira; size ittibâ' benim için muhaldir. Şu halde muhal olan birşeyi ümid etmekte bir fayda yoktur.
Bu âyetin kıtal âyetiyle mensuh olmak ihtimali varsa da esah olan ehl-i tefsirin muhakkıkiarınm beyanı veçhile mensuh değildir. Ancak âyetten maksat; kâfirleri tehdid etmektir. Yani manâ-yı âyet: [Haydi, dininize sâhib olun bakalım. O din sizin sebeb-i ne-catmız çlabilir mi? Belki o din sizin sebeb-i helakiniz olacaktır. Şu halde istediğiniz kadar sebeb-i helakiniz olan batıl dininize sa-hib olun] demektir. Şu manâya nazaran kâfirler için küfre izin verilmiş olmaz.
Yahut âyette din; hesap manasınadır. Buna nazaran manâ-yı âyet: [Sizin hesabınız size, bizim hesabımız da bize aittir. Binaenaleyh; hiç birimizin hesabından ahar mes'ûl olmaz. Biz size nasihat ediyoruz. İster dinler, ister dinlemezsiniz] demektir.
Yahut din; ceza manasınadır. Buna nazaran manâ-yı âyet: [Sizin dininizin cezası size, benim dinimin cezası bana ait] demektir. Şu manâların cümlesinde kâfirleri tehdit manâsı mevcut olduğundan küfre izin verilmek manâsı yoktur.[2]
[1] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6592-6594
[2] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6594-6597
İslami Okul Okulların En Önemlisi