Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Sure-İ Ebî Leheb — Tebbet - Kuran - Konlayli Vehbimehmet Tefsiri - 111. Sayfa

SURE-İ EBÎ LEHEB — TEBBET.. 2


SURE-İ EBÎ LEHEB — TEBBET

 

Mekke-i Mükerreme'de nazil olan sûrelerdendir. Beş âyeti ca­midir.

[Ebi Lehebin nefsi helak oldu ve dünyada işlediği ameli de helak oldu] ki bütün sa'ylan ve kurduğu hileleri zayi oldu, emelle­ri boşa gitti. Binaenaleyh; hüsran-ı ebedîyle hâib ü hâsir oldu.

( cŞ ) helak oldu manasınadır. Bu makamda Ebi Leheb'in eli zikrolunmuşsa da zikr-i cüz irade-i kül kabilinden Ebi Leheb'in şahsı muraddır. Ebi Leheb Resulullah'm amcasıdır. Lâkin hakk-ı karabete riâyet etmeyerek Resulullah'a çok eza eder ve kalb-i ne­bevilerini rencide edecek sözler söylerdi. (Leheb) isminde oğlu ol­madığı halde kendisi Cehennemi olduğuna işaret için (Ebi Leheb) le çağırılmıştır. Çünkü bazı rivayete nazaran (Abdül'uzzâ) ve (Ebi Leheb) gibi birçok isimleri varsa da bunlardan Ebi Leheb ismiyle çağırılmasmı sevmezmiş. Lâkin Resulullah'a reva gördüğü ezaya mukabil Cenab-ı Hak bu sûrede sevmediği ismiyle zikretmiştir ki âhirette muazzab olacağı gibi dünyada dahi azab-ı kalple muazzap olsun, öyle de olmuştur. Zira Leheb; Cehennemin alevi ma­nâsına olduğundan Ebi Leheb in manâ-yı lûgavîsi; Cehen-•nem ateşinin babası demek olduğu cihetle Ebi Leheb bu ismiyle ça-gırılmaktan müteezzî olduğu gibi Kur'anda isminin böyle gelmesi de kendine çok keder vermiştir. Ebu Leheb Resulullah'm pederi ma­kamına kaim, amcası olduğu halde amcasının sevmediği ismiyle zikretmesi Resulullah'm umur-u dinde hiçbir kimseye müdahene ve bir kimse hakkında müsamaha etmeyeceğine delâlet eder. Çün­kü; müsamaha etmiş olsaydı amcasına müsamaha ederdi. Amcasına müsamaha ve müdahene etmeyince din-i Muhammedînin doğru bir din olduğuna herkes için bu sûre kanaat vermiştir. Binaena­leyh; emr-i dinde her ferd-i müslim için müdahene caiz olmadığına delâlet yönünden bu sûre kâfidir.

Sûrenin sebeb-i nüzulü;    birgün Resulullah  (Safa üzerinde) Kureyş'in büyüklerini davetle din-i Islama dahil olmalarını teklif edince onların içinde bulunan Ebu Leheb «Bizi bunun için mi da­vet ettin? dedi.   Yani «Helak senin içindir» demekle kalb-i nebevilerini rencide edince Cenab-ı Hak resulünün kalbine arız olan kederi izale ve tesliye için bu sûreyi inzal buyurmuştur. Yahut birgün Resulullah yalnız amcalarını hane-i saadetine davet edip azıcık bir taam hazırlayınca onlar «Bu kadar   taam bize ne olur?   Bizim herbirimiz bir koyunla doyarız» diyerek kendilerine hazırlanan taamı gayet az gördüler ve yemeye başladılar. Hepsi doydukları halde taam halâ olduğu gibi durup noksan tarî olmadı­ğını görmeleri üzerine Resulullah'a «Bu ne haldir? Bizim az gördü­ğümüz taam bizi doyurduktan sonra olduğu gibi bakîdir» dediler. Resulullah da bu halin mucize ve kendisinin tarâf-ı İlâhî'den gön­derilmiş resul olduğunu beyanla onları İslama davet edince Ebu Leheb'in şan-ı risâlete yakışmayacak sözler söylemesi üzerine bu sûrenin nazil olduğu mervidir.

Bu âyette lâfzı iki kere zikrolunduğu cihetle zahirde tekrar gibi görülürse de hakikatta tekrar yoktur.    Çünkü;    ev­velki dua, ikinci   haberdir. Buna nazaran manâ-yı âyet; [Ebu Leheb'in şahsı helak olsun ve helak de oldu] yani «Dua kabul olundu ve matlub   olan helak de husul buldu» demektir.   Yahut evvelki yle murad; kendinin ve    ikinci yle murad; ameli­nin helakidir. Yani «Ebu Leheb'in kendi ve ameli helak oldu» de­mektir. Zira; Sbu Leheb Resulullah hakkında çok hileler düşündü ve çok fenalıklar yapmak için çalıştı, lâkin hiçbirine muvaffak ola­madığından bütün amelleri boşa gitti. Binaenaleyh; hâib ü haşir olmuştur. Dünyası ve âhireti harab olduğuna işaret için ellerinin ikisinin de helâk olduğu beyan olunmuştur. Yahut elinin biri celb-i menfaata diğeri def-i mazarrata işaret olduğundan «Ebu Leheb'in celb-i menfaat ve def-i mazarrat cihetleri, her ikisi de helâk oldu» demektir. Çünkü Resulullah'a iman etmediğinden celb-i menfaat olmadığı gibi âhiret azabından kurtulmayacağı cihetle def-i mazar­rat da yoktur. Şu halde e Ebu Leheb'in elleri bütün hayrattan mah­rum oldu» demektir.

Yahut evvelki helâk hakkullahı tanımadığından, ikinci helâk de Resulullah'ın hakkım tanımadığından-dır. Buna nazaran manâ-yı âyet: [Ebu Leheb Allah'ın hakkını ta­nımadığı için helak olduğu gibi Resulullah'm hakkını tanımadığı cihetten dahi helâk oldu] demektir.[1]

 

Vacip Tealâ Ebu Leheb'in   zatının helâk olduğunu beyandan sonra malının dahi menfaat vermeyeceğini beyan etmek üzere buyuruyor.

[Ebu Leheb'in malı ve ameli kendinden belâyı defedemedi.]

Yani; Ebu Leheb'e helâk nazil olunca pederinden mevrus olan malı ve kendi kesbettiği ameli nazil olan helaki defedip Ebu Le-heb'i muğni kılamadı. Halbuki Ebu Leheb malının her nevi belâ­dan kendini kurtaracağını iti'kad ederdi. Hatta Fahri Râzi'nin be­yanı veçhile bu âyet Ebu Leheb'in bu gibi zannım red için varid olmuştur. Çünkü Ebu Leheb «Eğer Muhammed (S.A.) in dediği doğruysa ben onun beyan ettiği azap ve belâyanın cümlesine ina­lımla mukabele ederim» demesi üzerine Cenab-ı Hak bu âyetle onu reddetmiştir.

Ayette beyan olunduğu veçhile Ebu Leheb'in malı ve kisbi hiçbirisi Ebu Leheb'e fayda vermemiştir. Hatta mevsuk rivayete nazaran Bedir yakmasından birkaç gün sonra (Adese) denilen ma­halde Ölür, leşi üç gün yabanda kalır ve oğlanları bakmazlar. İşte birçok koyunu, devesi ve sair emvali mevcut olduğu halde hiçbi-j risi Ebu Leheb'e gelen âfetleri def edemediği gibi leşinin ortada kalmasına bile mani olamadı. Günlerce habis cesedi meydanda kalmış, üç gün sonra oğlanları bazı siyah Arapları ücretle gönderip cenazesini ortadan kaldırmışlardır. Şu halde Ebu Leheb'in pek kat'î güvendiği malından dünyada menfaat göremediği gibi âhir et­te dahi bir menfaat göremeyeceği şüphesizdir.

Bu âyet-i celile gaipten haber verdiği cihetle mucizedir. Çün­kü;   vukuat   âyette  beyan   olunduğu   veçhüzere   zuhur   etmiştir. MaIla murad; sermaye ve kisible murad; sermaye üzerine . terettüb eden ticarettir. lâfzının edat-ı istifham olduğuna göre manâ-yı nazım: [Ebu Leheb'in asıl sermayesi ve o sermaye­den hasıl olan ticareti kendisinden bel ayayı defi' zımnında hangi hususta te'sir edebilir ve te'sir etmek   mümkün müdür?] demek olur. Çünkü istifham;   inkâr için olduğundan dahil olduğu cümlenin mazmununu inkâr içindir. Yahut maIla murad; elin­de mevcut olan sermayesi ve kirible murad; her nevi sa'yla hasıl olan amelidir. Hatta tdavet ve hasedinden naşi Resulullah'a yapmış olduğu hile ve huri.'alan dahi 'kisbinde dahildir. Şu halde Ebu Leheb için ne malı ve can ve mansıbı» ne a'van ve etbaı ve; ne de Resulullah'a adaveti ve husumeti ve tedarik ettiği hilelerinden hiçbirisi menfaat vermemiştir.[2]

 

Vacip Tealâ   Ebu Leheb'in geçmişte olan ahvalini beyanjd sonra gelecekte göreceği azabı beyan etmek üzere buyuruyor.

[Yakında Ebıs Leheb alev sahibi ateşe girer.]

Yani; Ebu Leheb dünyada duçar olduğu azaptan sonra âhirette dahi büyük bir ateşe dahil olur ki o ateş kemâl-i şiddetle alev sahibi olur.

Fahri Râzi ve Ebussuud Efendinin beyanları veçhile Ebu Leheb'in gireceği ateşin şiddetine ve büyüklüğüne işaret için lâfzı azamete delâlet eden tenvirile nekre olarak varid olmuştur. O ateşin daima alev sahibi olduğuna işaret için musahdhet manâsına olan zât ikizi alev manâsına olan Iehebe muzaf olarak varid olmuştur ki «Ebu Leheb bir büyük ateşe dahil olur ki o ateş daima alev sahibi» demektir.[3]

 

Vâcip Tealâ Ebu Leheb'in halini beyandan sonra Ebu Leheb'in inin halini beyan etmek üzere dun götürücü olduğm lıalde Ebu Leheb'in zevcesi de Cehennem Ebu Leheb'in haremi dahi küfürde, Resulullah'a ada­vette^1' eza ve cefa yapmakta kocası olan Ebu Leheb'e müşterek ol­duğundan karı, koca her ikisi beraber Cehennem'e dahil olurlar.

Ebu Leheb'in haremi Resulullah'a giddet-i. adavetine binaen dağdan Muğaylan dikeni ve sair dikenli çalıları arkasında getirir, Resulullah'm yolunun üzerine saçardı ki bundan maksadı; Rs-sulullah'm o dikenler üzerine basarak müteezzi olmasıdır. Halbuki Cenab-ı Hakkın sıyanetiyle Resuluîlah o .dikenler üzerinde ipekten döşeme üzerinde yürür gibi gezer, hiçbirisi vücud-u Resuluîlaha te'sir etmezdi. İşte bu hatun mefsedet niyetiyle arkasında odun ta­şıdığı için yani odun götürücü denmiştir.

Yahut bu hatun dünyada nâs arasında koğuculukla ateş-i fit­neyi alevîeyip, onun fiili nar-ı fitnenin odunu menzilesinde oldu­ğundan kabilinden kıyamet günü Cehennemi olarak arkasında zakkum ağacı yüklü Cehennem'e gideceğine işa­ret için denildiği mervidir. Ebu Leheb'in bundan| başka iki haremi dahi bulunduğundan onlardan tefrik için Muğayi lan dikeni getirip Resulullah'm yoluna döken haine bu unvanM yad olunmuştur. İşte bu hatun Ebu Süfyan'm hemşiresi ve MuâvH ve'nin halası olup ismi Ümmü Cemil'dir^

[O hatunun boynunda hurmadan yapılmış ip vardır.]

Yani; Ebu Leheb'in haremi Resulullah'a eziyet etmek üzer' dağdan getirmiş olduğu odunu hurmanın lifinden yapılmış ipi boy-i nuna takarak getirirdi. Binaenaleyh; onun boynunda hurma dalm| dan ip bulunurdu. Şu halde o hatunun birinci sıfatı odun getirmek olduğu gibi ikinci sıfatı da boynundS takılı ip getirmek olduğu beyan olunmuştur.                   

Fahri Râzi'nin beyanı veçhile bu âyette gerek o hatunu ve gei rek kocası olan Ebu Leheb'i tahkir vardır. Zira; boyun eşref-i azadan olduğu halde lâfzında bulunan tenvin, tahkir için olduğu cihetle hakir bir ipin eşref olan boynunda takılı olduğunu beyan her ikisinin.de hakaret ve zilletlerini beyan etmektir ki ke-mâl-i denaetlerini meydana koymaktır. Çünkü; Ebu Leheb Ku-reyş'in eşrafından ve beytül'izzetten olduğu halde hareminin boynunda bir iple odun getirmesi âdî fakirlerin irtikâb edemeyeceği bir mezellettir.

Cad  ; boyun manasınadır. Mesed ; mutlaka Uf yani örülmüş ip demektir. Fakat bu ipin hurmadan veya deve derisin­den veya Yemen'de mevcut bir ağacın dalından veya koyun yünün­den örülmek ihtimali mevcut olduğundan mesedi bu manâlarla tef­sir etmişlerse de mutlaka lif manâsına olup bir kayıtla mukayyed olmamak tercih olunur. Çünkü; herhangi manâ murad olunsa mat-lub hasıl olduğundan bir kayıtla takyide ihtiyaç yoktur.

Ebu Leheb, din-i İslânıın âleme dağılmamasına ve Resulul­lah'm davasının akim kalmasına-herkesten ziyade çalışanlardandırisidir. Lâkin hiç birşeye muvaffak olmaksızın canını Cehennem'e ısmarlamış, gitmiştir. Çünkü; Ebu Leheb kavminin şeyhi ve reisi olduğu cihetle sît-i Resulullah'ı işitip hakikati anlamak üzere Mek­ke'ye gelenler hal-i resulü teftiş için kavmin reisi ve Resulullah'm amcası olmak münasebetiyle evvelâ Ebu Leheb'i gördüklerinde Ebu Leheb Resulullah'ı zem ve şan-i nebevilerine yakışmadık bir­çok şeyler isnad etmekle tenfir ederdi. Binaenaleyh; Ebu Leheb'i gören Resulullah'ı görmeden döner, mahalline giderdi. Bu suretle hareketi neticesi olarak din-i İslâm'ın Ceziret-ül Arab'da suret-i seriada intişarına mani olurdu. Ebu Leheb'in Resuluüah'a adave­tini açıktan ilân etmesi Kesulullah'ın din-i İslâm'a halkı davetim teshilin esbabından olacağına binaen Cenab-ı Hak bu sûrenin ev­velinden âhirine kadar Ebu Leheb'le haremi Ümmü Cemil'i zem­medince Ebu Leheb bu zemme tahammül edemeyip husumetini alenen ilâna başlaması üzerine herkes Resulullah'a olan hasedini ve garazını anladığı cihetle Ebu Leheb'in Resulullah hakkında beyan ettiği nâlâyık sözleri hiç kimseye te'sir etmemeye başladığı gibi kendi hakkında herkesin buğz u adaveti de artmıştır ki ondan son­ra Ebu Leheb'in günden, güne nâs indinde kadri noksanlaşmış ve herkesin nefretini kazanmıştır. Hakka karşı sell-i seyfedip iptale çalışanlar işin bidayesinde parlak ve işi ravaç bulur gibi görülürse de tedricen işin hakikati anlaşıldıkça kıymetten düşer ve hak olan şeyse yükselir ve binnetice hakka karşı batılın kafiyen ehemmiyeti kalmaz.[4]



[1] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6606-6608

[2] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6608-6609

[3] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6609-6610

[4] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6610-6612